A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali


21.09.2014 - Bu Yazı 1757 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bizler manayı arayan varlıklardık. Hayatın tılsımlı ve kıymetli olduğu hissini veren hikayeler uydurmak varoluşumuzu daha anlamlı kılıyordu.

Onu dinlerken biraz evvel yürüdüğüm toprak yolun kenarına dizilmiş karabiber ağaçların dünyanın bütün dertlerinden habersiz mağrur salınışını düşünüyordum. Yumuşak sonbahar ışığının camlara vurduğu akvaryum gibi bir odada toplanmış ‘insanlığın’ milyonlarca yıllık garip yolculuğunu konuşuyorduk. Bana göre klasik bir arkeologdan çok daha fazla olan İsmail Gezgin, “İnsan bildiğini bilen tek varlıktır” diyordu. İki buçuk yıl önce ilk aleti yapan insanın hayvanlarla, tabiatla ilişkisiyle, ölümlü olduğunun bilinciyle ‘hikaye eden’ arasındaki bağı kavramayı çalışıyorduk. Bizler manayı arayan varlıklardık. Hayatın tılsımlı ve kıymetli olduğu hissini veren hikayeler uydurmak varoluşumuzu daha anlamlı kılıyordu. Mantık çerçevesinde açıklayamadığımız somut gerçekleri sınırların ötesine geçip tahayyül edebilme becerisine sahiptik ve doğrusu bu yeteneğimizi iyi kullanıyorduk. 

İsmail diyar diyar gezip çocuklara sırlı hikayeler üfleyen bir ‘masal anlatıcısı’ gibi kendini arayan insanın maceralarını anlatıyordu. Belki de söylediği gibi kendi yorumlarıyla hikaye ediyordu aslında. Hikayelerimizi sürekli gözden geçirip değiştirdiğimiz, günün gerçeğine uygun hale getirdiğimiz gerçeğinin canlı kanıtıydı sanki. Üst üste yığılan hikayeler çağlar boyu ruhumuzda derin katmanlar oluşturmuştu. Bizlerse ritüellerin, dinlerin, binlerce yıllık mağara resimlerinin, sembollerin, masalların, kalıntıların arasında kendimize aydınlık bir yol bulmaya çalışıyorduk. Anlatıcımız, “mitoloji toplumsal bütün bilinç dışı unsurları toplar” derken, kim bilir hangi antik kentten ziyaretimize gelen kelebek (ruh) camdan odanın içinde ahenkle dans ediyordu. Roma tanrılarından gen araştırmalarına, evrimsel psikolojiden psikanalize, şamanlardan Neolitik devrime, buğday uygarlığından ilkel insanın küçümsenmesine uzanan geniş bir coğrafyanın içinde dolaşıp duruyorduk. 

Hayallerim çağlar arasında tedirgin serçeler misali sıçrıyordu. Bir an Atinalı bir erkeğin su katılmamış şaraba ekmeğini banarak kahvaltı edişini, kadının kızılcık otuyla süslenişini görüyor sonra ani ışık kırılmasıyla elli bin yıllık mezarda cenin şeklinde gömülmüş bir çocuk iskeletiyle ürperiyordum. İsmail büyük dinlerin temellerini anlatırken mitolojiyle olan ilginç bağlantılarından bahsediyordu. Bütün hikayeler uzak-yakın akrabaydı. İnsanlık tarihinin en ünlü mitlerinin toplu ölümlere neden olan mitler olmasına nedense hiç şaşırmamıştım. 

MİTOLOJİK BİR HAYAT SÜRÜYORUZ 

Hemen hepsinde de insanın tanrıya karşı işlediği suçlardan, cinsellikle ilişkilerinden bahsediliyordu. Çok sonradan yazılmış kutsal kitaplarda da bunlar vardı. Sanatla aynı ihtiyaçtan doğan mitosları, yazılı kültürle ve öncesinde mağaralara kazıdığı mitolojik resimlerden nasıl beslendiğini ve geliştiğini iyi yazılmış, kurgulanmış, yönetilmiş ‘tanrısal’ bir film gibi izliyorduk. Aslında mitolojik bir hayat sürdüğümüzü bilgiyle ve belki daha çok sezgiyle kavrıyorduk. Ve işin tuhafı mitosların dinsel geleneklerden ayrı tutulamayacağını, asırlardır hep aynı hikayeler üzerine kurulan ‘yeni mitlerden’ ibaret olduğu gerçeğine vararak idrak etmiştik. Sözcükler yetersiz kaldığında mitlerin, masalların, hikayelerin yüreğindeki sessiz öğretilere bakarak önümüzü görebiliyorduk. 

Tanrılar dünyasının ‘felsefe bahçesinde’ toprak altından çıkardıkları buluntularla oynayan çocuklar gibiydik. Mitlerle öte dünyaya uzaktan endişe ve merakla bakan bütün ölümlü, kırılgan insanlar gibi ‘tanrısallığa’ ulaşmanın şifrelerini arıyorduk sanki. Her daim sorunlarla baş edebilmesi için insanlığa elini uzatan mitoloji, bizi zamansızlığın geniş çemberine dahil olan hakikatin özüne bakmaya zorluyordu. Sahipsiz, kimliksiz kalan insanı farklı ‘mucizevi’ tecrübelere taşıyan sanat, psikoloji, felsefe ve din gibi bir işlevi vardı sanki. Nesnel gerçeklerle ilgilenmiyordu, tarihi belgeleme çabası ve imkanı yoktu ama kaotik, parçalanmış duygu dünyamızın trajik yanını besliyordu. O kadim soruyu hep yeniden başka biçimlerde sorduruyordu belki hepimize; “Ya görebildiklerimiz, bildiklerimiz bu dünyanın somut gerçeğiyle sınırlı değilse”. İnsanlık tarihi boyunca sorulan bu yakıcı soru herkesin zihnini meşgul ediyordu. 

İNSAN HİÇ DEĞİŞMİYORDU 

Gümüşlük Akademisi’nin ışıklı salonunda İsmail’in deyişiyle insanlık tarihinin kültürlenme sürecinin miti olan meşhur ‘Gılgamış’ı dinlerken Mezopotamya hikayelerinin kendini yenileyen sihrini de düşündüm. Yazısız dönemde başlayan ve yazılı dönemde yaşamaya devam eden bu büyük ‘kahramanlık destanının’ geçmişteki izlerini sadece Neolitik ve Paleolitik çağlarda değil, Sümerlerde ve onlardan sonra gelen kültürlerde de görmek mümkün. Ve biz bütün bu farklı kültürlerin, pagan inanışların, mitosların, semavi dinlerin farklı dönemlerdeki görkemli tecrübelerine tanık olan Mezopotamya’nın kucağında yaşıyoruz. 

Bunu biliyorsunuz elbet ama size daha iyi bir haberim var! Uygarlık tarihinin mihenk taşlarından biri olan, farklı kültürlere dair derin izler bırakmış Mardin’de bu yıl 17 Ekim – 19 Kasım arasında düzenlenecek olan Bienalin teması ‘Mitolojiler’. 3. Mardin Bienali’nin öncekilerden farkı bölgede yaşayanların yani bir bakıma yerel kültürün, kadim geleneklerin, kente dair hikayelerin, mitosların güncel yaşamla birlikte etkin bir rol oynayacak olması. 

Mardin deyince ben ruhu dinginleştiren geniş Mezopotamya Ovasını, masalların diline tercüman olan taşın evrensel dilini, labirentimsi loş sokakları, evleri birbirine bağlayan tünelimsi ‘Abbaraları’ ve farklı dini sembollerle insanlığı aydınlatan ortak kültürü düşünürüm. Bir efsaneye göre oradan yolu geçen, en az yedi kez daha gidermiş o kızıl şehre. Saymaya korkuyorum ama her defasında beni oraya çeken gizemli bir bağ olduğunu biliyorum. Senelerdir zor koşullarda uluslararası, alternatif bir sanat etkinliği gerçekleştirmek için mücadele veren arkadaşım Döne Otyam’la bir şafak vakti ovanın üzerinde yükselen kırlangıçların gök kubbede sema edişlerini izlediğimizi hatırlıyorum. Sevinçle keder yan yana durmuş, kayısı rengi bulutların arkasından göz kırpıyordu. O an böyle düşünmemiştim ama artık anlıyorum. Yaşadıklarımız, beş bin yıllık kil tabletler aracılığıyla bize ulaşan Gılgamış mitindeki hikayelerin her çağın kendi kültürüyle yenilenip dönüşmesinden başka bir şey değildi. Her bakış onu kendi aynasında istediği gibi algılıyordu. İnsan hiç değişmiyordu. Yasak aşk, cinselliğin neden olduğu söylenen günahlar, ihanet, intikam, ‘ölümsüzlük’ arayışı, gurur, savaşlar, korku, iktidar mücadelesi, tutku, bilgeliğin sırrı yani bugünün modern edebiyatında, sanatında ne varsa görüp bildiğimiz hepsi ilk yazılı metinde vardı zaten. Bize düşen mitlerin ışığında bugünü, hayatımızı, inançlarımızı anlamlandırmaktı. 

Bu defa Mezopotamya Ovası’nın beşiği Mardin’e gittiğimde, arkeolojik kalıntılarda, tapınaklarda, kiliselerde, camilerde, evlerde, dükkanlarda, atölyelerde birikmiş olan tılsımlara, muskalara, ikonlara, sembollere, giysilere, kitaplara, resimlere, bütün nesnelere mitolojinin zamansız hakikatiyle bakmayı deneyeceğim. Pazardaki bir tezgahta parlayan geleneksel bakır tasın pırıltısıyla, kilisenin vitraylı camlarından sızan mavi huzmenin arasındaki gizli bağı artık daha iyi görebiliyorum. En temel arzularımızın, ihtiyaçlarımızın, insanı büsbütün melankolik kılan fanilik korkusunun orada, tam da ‘mitolojilerin’ merhametli koynunda saklandığını biliyorum çünkü. 

• Gümüşlük Akademisi’nde yazıda bahsi geçen atölye çalışmasında konuştuklarımız detaylı olarak Sanatın Mitolojisi başlıklı kitapta var. (İsmail Gezgin / Sanatın Mitolojisi – Sel Yayınları ) 
 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
21.10.2019
Ferrante’yle hayatı ve yazıyı sorgulamak: ‘Tesadüfi Buluşlar’
7.10.2019
'Ötekilerin yolculuğu' ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
14.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
10.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
20.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
13.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
22.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
15.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
8.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
11.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive