A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş


16.11.2014 - Bu Yazı 2692 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hayatın kelimelerin toplamından daha büyük olduğuna inanan bir yazarın edebiyata böyle açık ama kapalı bir 'yazı defteri' hediye etmesi has edebiyat severin şansıdır

Yazı…diye başlayan her cümlenin binlerce farklı devamı olabilir. Ne kadar yazar varsa o kadar çok yazma biçimi, algısı ve ifadesi vardır çünkü. 

Yazı deyince benim ilk aklıma gelen huzursuz sorular ve onların neden olduğu kesif bir yalnızlık duygusudur nedense. Yazar gündelik, sıradan olanın dışına çıkıp o ‘berbat’ sorularla baş başa kaldığında hayattan sıvışamayandır bana göre. Huzursuzluğunu yüksek sesle dillendirmenin ağır bedelini ödeyeceğini bildiği halde merakına, kışkırtıcı dürtülerine, yakıcı tutkularına ihanet edemediği için hayatı her yerinden bıçaklayarak deşendir. 

Yazamadığını sezen yazar, bir gün tekrar yazabileceği ümidiyle uçurumun eşiğinde yaşar. En beğenmediği kitabı bile bir gün mutlaka gün ışığına çıkmalı ve bağımsızlığını ilan etmelidir. Ama o özgürlük çığlığına kadar sadece onun buyruğuna girmeli, onun kölesi olmalıdır. Eğer edebiyata dair kaygıları hakikiyse toplumun muhtemel yorumlarına, beğenilerine o aşamada pek aldırış etmez. Eserinin kalıcılığı ‘başka bir zamanın’ konusudur zaten. 

Kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığında, umutları büsbütün tükendiğinde, her anlamda yalnızlığın çürük kokusuyla kıvrandığında bile oturup yazar. Hiç değilse dener. Defalarca uzayın karanlık boşluğuna gönderdiği taslakların ne olmayacağını bilir ama tuhaf bir şekilde içine sinenlerin ne olacağını da bilir. 

Yazarın yazıyla ilişkisi kaotiktir. Çok boyutlu, değişken, bilinmez, acıtıcı, sıkıntılı olmasına rağmen sürprizli çelişkiler de barındırır ruhunda. İnsan ilişkilerinin çaresizliği kadar ‘imkansızdır’. Gecenin ıssızlığında arzuladığı cümleye sahip olmanın derin hazzını yaşarken tarifsiz bir eksiklik, olmamışlık hissiyle ürperebilir. Sadece bedenen, kalben güçlü olmak yetmez masa başında, yazdığına boyun eğmeyecek kadar güçlü ama ona itaat edecek ölçüde uysal olmalıdır bazen. Yazar, gecenin koyu ıssızlığında konuşan kahramanlarının, vahşi hayvanlar misali bağıran düşüncelerin başını okşarken onlarla mesafesini korumak ister. Acı biriktiren taş gibi susmasını da, dünyanın büyük uğultusunu da dinlemesini de bilendir o. Yazarak müphem kaderine doğru ilerlerken kendini keşfedip sonra yine kaybolmayı göze alır. Tehlikenin kokusunu aldığı halde yerinden kıpırdamayan ‘av’ da olur çoğu zaman. 

Ama siz böyle ‘dir’le, dır’la’ biten keskin cümleler kurduğuma bakmayın. Başında söyledim ya; her yazar parmak izleri misali farklıdır nasılsa. Bakışları, iç çekişleri, kayboluşları, yenilgileri, tortusu dibe çekmiş duyguları kelimelerle yıkama cesaretleri, başka başkadır. Esnettikleri, durdurdukları sonra yeniden başlattıkları ‘zamanı’ kendi hünerlerine göre kesip biçer, ondan benzersiz elbiseler dikerler. 

Okur kelimelerin tılsımıyla yazarlarına merakla, tutkuyla, özlemle dokunur. Hikayelerini kurcalar. Anlamaya çalışır ama onların yalnızlık çemberinden içeri kolayına giremez. Yazar yazma sürecinde, yalnızlığının özüne, en dibine varana kadar daima yalnızdır. Oraya varıp ‘dünyaya’ dönerken daha da yalnız.



‘YAZMAK BELKİ DE KALABALIK BİR TENHALIK HALİDİR’

Hemen her kitabını edebiyat hazzıyla okuduğum Hasan Ali Toptaş’ın yazarlık serüvenini anlattığı söyleşilerden oluşan kitabı ‘Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız’ önce başlığıyla kışkırttı. İfade edilmesi fevkalade güç ‘yazar/yazı’ ilişkisini, o kozanın içinde büyüyen yalnızlığı böyle çarpıcı bir başlıkla ifade edebilme pırıltısını da kıskandım doğrusu. Yazarın kendisine, eserlerine, yazma sürecine dair hissettiklerini ifade etmesi hiç kolay değildir. Anlatmak istediklerinin, maksadının dışına savrulma riskini taşır. Hasan Ali Toptaş, kimi zaman cevaplamakta zorlandığı söyleşileri bir kitapta toplayarak okurlarına kıymetli bir miras bıraktı. 

Kendisini ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya ait hissedebildiğini söyleyen bir yazarın vatanı kelimelerden başka ne olabilir ki? Bu aidiyetsizliği, onun dilin mucizesiyle örülmüş romanlarında yaşarsınız. Belki o ‘hiçbir yer’ adlı coğrafyadaki yalnızlığını sezersiniz ama tam olarak kavrayamazsınız. Ama yazar size “nihayetinde ben içinde yürüdüğüm bir sokağı ancak kağıdın üzerine eğildiğimde görebiliyorum” diyorsa bilinçli sıkışmışlık hissinin artık sizde de bir karşılığı var demektir. O vakit onun kelimelerin arasında güvende hissettiğini, oradan çıkınca üşüdüğünü kavrayabilirsiniz. Bir romanı bitirmek istemekle, bitirmekten ödü kopan bir yazarın arafta yaşadığı yürek çırpıntılarını ancak böyle cümleler ulaştırabilir size çünkü. 

“Yazmak belki de kalabalık bir tenhalık halidir” diyen yazar, bir öyküsünde ne yaptığını on yıl sonra fark edip sarsıldığını itiraf ediyor. O Hasan Ali’nin gölgesi olduğuna inanıyor çünkü. Hayatın içinde solgun solgun dolaşmak, hem herkese dokunmak hem de kimseye dokunmamak istiyor. Bundan daha koyu bir yalnızlık olabilir mi? 

Bu tavrın bilinçli bir tercih olduğunu olduğunu anlatmak zordur işte. Böylesine medcezirli bir süreci hakkıyla ifade edebilmek için yine dilini seven bir yazar olmak gerekiyor sanırım. Latife Tekin’le yaptığı söyleşide, sesindeki müzik duygusundan bahsediyor: “Yazma biçimimin çocukluğumda sesleri algılayış biçimimle ilgisi olabilir. Belki o sırada kulağıma gelen çam odunun yanarken çıkardığı har sesiyle, kozalakların çıtırtısıyla, kedinin mırıltısıyla; onların ruhumda şekillenişiyle…Babaannemin konuşma ritmiyle de ilgili olabilir ama bu tür bir algıyı nasıl edindiğimi tam olarak bilmiyorum”. 


ISSIZLIĞI HÜCRELERİNDE TAŞIYAN ÇOCUK HASAN 


‘Yazı tenhalığı’ biraz da yazıya dair hiçbir şeyi tam olarak bilmemektir belki. Eğer bir yazar, ‘harflerden yarattığı cehennemi kendine cennet kıldığını’ söylüyorsa tarifsiz yalnızlığına bir de onun penceresinden bakmak gerekir. ‘Kayıp Hayaller Kitabında’, “Hasan’ın yalnızlığını, hiçbir yere sığamayışını, kuşları boşluğa çivileyen o sessizliği ve ıssızlığı hücrelerimde taşıyorum” diyor Hasan Ali. Hatırlattığı gibi karakterlerin yazınsal gerçekliği yaşamsal gerçekliğinden farklı olsa da ıssızlık, yalnızlık çok içerden bir yerden mağarasının çıplak duvarlarında yankılanıyor. Yazar gidemediği, göremediği yerleri, tanıyamadığı insanları, bilemediği halleri ‘yazı yalnızlığıyla’ keşfediyor haliyle. 

Böyle anlatılınca biraz buruk, epeyce huzursuz mu görünüyor oradan. Siz yine de yazarların bu çocuksu mızırdanmalarına aldırış etmeyin. Bazı istisnalar haricinde mutluluğu hüznüyle beraber o yalnızlığın kuytusunda buluyorlar. Yazmanın ‘vecd’ halini başka hiçbir şeye değişemeyeceklerini bildiklerinden varoluşlarını anlamlı kılan ‘yalnızlığa’ tutunmaları boşuna değil. Tam da bu yüzden hayatını kelimelerin hakikatiyle romanlarına tercüme edebilen usta bir yazar, “Bir şiire, bir öyküye, bir romana başlarken yalnızsın, bitirdiğinde daha da yalnız” diyor. 

Kendisini yeryüzüne susmaya gelenler sınıfına dahil eden Hasan Ali Toptaş, iki kelime arasındaki boşlukları duygularının terazisinde tartarken aklın sınırlarını aşıp ‘varlığından bile haberdar olmadığı’ ücra yerlerde yazıyor sanki. Sesinin taklidini imkansız kılan sadece ‘şiiri’, müziği, üslubu değil. ‘İnsanını’ yazmadığında kendini işe yaramaz hissettiren o biricik yalnızlığı. 

Hayatın kelimelerin toplamından daha büyük olduğuna inanan bir yazarın edebiyata böyle açık ama kapalı bir ‘yazı defteri’ hediye etmesi has edebiyat severlerin şansı olsun. Benim payıma düşen binlerce yıldır masallardan, hikayelerden, efsanelerden süzülen ‘yazı yalnızlığını’ onun düş aynasında seyre dalıp kendi yalnızlığımı sezebilmek. Bir de cümlelerin arasından geçmişin, geleceğin bilinmezine doğru kaybolup gidebilmek. Hepsi bu!

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
20.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
13.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
22.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
15.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
8.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
11.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net