A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Yüzleşmenin ınsanı katmanları


06.04.2015 - Bu Yazı 1412 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Evet, herkesin bir hikâyesi vardır elbet ama insanı bütünlüklü kılan ‘iç hikayelerdir’.  Hayat sadece aktarabildiğimiz tecrübelerimizden, hatıralarımızdan, resmi veya gayri resmi tarihin öğrettiklerinden ibaret değildir.

Başkalarına anlattıklarımızla kendimize sakladıklarımız arasındaki mesafe epey geniş. Zaaflarımız ve kaotik duygu çatışmalarımız orada gizleniyor. O mahcup bölgede saklanan insan önce kendini aldatmaya yatkın sanki. Davranışlarından ve kelimelerinden ördüğü duvarın arkasında hikayesiyle, ötekinin tecrübeleriyle, iç sesiyle ‘yüzleşmenin’ acısından uzak, nispeten daha rahat bir hayat sürdürmeyi tercih ediyor. Derin bir kırılmayla birlikte muhtemel bir travma da gün ışığına çıkabiliyor ve bunu kaldırmak sahiden zor.

Hakiki bir yüzleme çabası, iyileşmek için önemli bir adımdır. Ertelendiği sürece sadece acının, utancın ve korkuların üzerine biraz daha kalın bir battaniye örtmüş oluruz. Bireysel ve toplumsal yüzleşmelerin dinamikleri farklı olsa da nihayetinde sorun aynı; hafıza kaybına izin vermemek. Dünyada seksenli yıllardan itibaren daha çok duyulmaya başlanan ‘geçmişle hesaplaşma/yüzleşme’  çalışmaları, Türkiye’de son on yıldır yüksek sesle konuşulur oldu. O evrensel yüzleşme dili, diktatör yönetimler, savaşlar, kıyımlar yüzünden insan hakları ihlallerine, soykırıma maruz kalmış olanlara geçmişle başa çıkabilmesi için yeni çözümler öneriyordu. Daha sonraki gelişmeler itibarıyla  ‘hatırlama kültürünün’ bir parçası olan geçmişle hesaplaşma ve yüzleşme, sadece akademik çalışmaların değil aynı zamanda psikoloji, antropoloji ve sanat gibi farklı disiplinlerin de konusu haline geldi.

Peki bugün müzakere sürecinde veya ‘soykırım’ tartışmalarında sıkça konuşulan anlaşmalar, arşiv belgeleri, hakikat komisyonları daha ‘insanî’ bir yüzleşme için yeterli midir? Dünyada önemli örnekleri olan hakikat komisyonları, bilhassa bizimki gibi hem hukuki sorunlar hem de bireysel zaaflar nedeniyle saklanan gerçekleri aydınlatması açısından elbette önemlidir. İnsanlık suçlarına dair hakikatin ortaya çıkarılması için en sık başvurulan yöntemlerden biridir. Ancak somut delillere dayalı hakikat kavramının ötesinde bir de ‘kişisel hakikat’ algısı var ve bana kalırsa hikaye edebilmek veya hikayeleri edebiyatın diline dönüştürmek insanî boyutun kavranmasını kolaylaştırıyor. Travmaları hafifletmiyor belki ama acının dilini daha geniş kitlelerle paylaşma imkanı sunarken meseleleri ‘kağıt parçalarına’ sıkışmaktan büyük ölçüde kurtarıyor.

Yazı vicdanla sorgulayan zihni uyandırır

Türkiye ne yüzleşme, ne de hesaplaşmayı geçmişte ve hâlâ edebiyatın diline hakkıyla tercih edebilmiş bir ülke değil maalesef. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi yazarlarına baktığımız vakit sorunların (katliamlar, savaşlar, azınlıklar, Ermeni meselesi, Kürtlerle çatışmalar vs.) neredeyse hep etrafında dolaşmışlar ya da yok saymayı tercih etmişler. Hatta yüzleşmek bir yana sorunları ideolojik açıdan değerlendirip kendi eserlerine de kısmen zarar vermişler. 1915’in yüzüncü yılında, çözüm sürecinde siyasetçiler, kendi dillerinde  ‘savaşmaya’ devam ederken, meselenin insana dokunan yanına bakmakta fayda var. Sağlam bir gelecek tasavvuru ancak samimi bir yüzleşme çabasıyla mümkün çünkü.

Son yıllarda siyasetin tuzaklı dilinden uzak, sorunların üstünü örtmeden , edebiyatın imkanlarını kullanan kitaplar yayımlandı. Haydar Karataş, ‘Gece Kelebeği’nde bu topraklarda yaşarken ölenlerin birbirlerini affedememe körlüğünü, yoksulluğa, yurtsuzluğa, kimsesizliğe rağmen hayatta kalma çabasını uzun bir ağıt yazarak aktardı. Dersimli Kürt bir kız çocuğunun bakışıyla resmi rakamlarla bilinen bir trajedinin karanlıkta kalan yanlarını, Ermenilerle birlikte verdikleri mücadeleyi, muhacirleri, korkudan kaynaklanan kesif bir öfkeyle birbirlerini ‘ötekileştirmelerini’ anlattı. O romanda çiçeğe durmuş yalnız ağaçların arasında dolaşan okur, ‘bağışlayarak’ yüzleşmenin kıymetini daha iyi kavradı bana kalırsa.

Murathan Mungan’ın yayına hazırladığı ‘Bir Dersim Hikayesi’ne katkıda bulunan yirmi üç yazar, tarihi edebiyatla buluşturdu. İnsanın vicdanla sorgulayan zihnini uyandırdılar. Kelimelerin hafıza tazelemek, geçmişle yüzleşmek, hakikat perdelerini açmak ve her şeye rağmen gerçekleri kabullenebilme gücü vermek için gerekli olduğunu hatırlattılar. Katliamları, kıyımları halkların yapmadığını, yüzleşmek için felaket hikayelerinin örtüsünü kaldırıp uçurumdan aşağıya korkmadan, cesaretle bakmamız gerektiğini gösterdiler.

Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Yaşar Kemal, acıları maskeleyerek yaşamak zorunda olmadığımızı dilinin zenginliğiyle, içtenliğiyle en iyi anlatan yazarımız. Toprağa gömdüğümüz dilleri, farklı kültürleri, varoluş hallerini, bozulmamış gerçekleri Anadolu’nun efsanevi hikayeleriyle buluşturdu. Dağ rüzgarlarından,  şırıl şırıl akan derelerden, göçmen kuşlardan, taze ot kokularından, rengarenk çiçeklerden, toprağın bereketinden ördüğü Türkçeyle, unutturulmak istenenleri yaşatmak için ömrü boyunca yazdı. Onun adaletli, vicdanlı bakışıyla can bulan etnik kimlikler, halklar, masallar geçmişle yüzleşmek için tılsımlı bir kıvılcım bekleyen herkese ayna tutacak muhakkak. ‘Ötekinin’ kimliğine, yaşam biçimine, geleneklerine, diline bakma arzusu biraz da onun umuduyla yeşerecek.

Geçtiğimiz haftalarda yayımlanan ‘Sessizin Payı’ adalet, merhamet, kutuplaşma, vicdan gibi kavramlar edebiyatın içinden bakıyor. Çok yönlü bakışıyla okuru edebiyatın labirentimsi sokaklarında dolaştıran Nurdan Gürbilek, Dostoyevski hakkındaki denemesinde, ‘Türkiye’de devletin otuz yıl önce işlediği suçlar nedeniyle bir kez daha ‘Suç ve Ceza’yı konuşuyoruz” diyordu.

Edebî yaklaşımın gücü

Bu anlamda toprağın altındaki insanî katmanlarına inebilen yazarların, sinemacıların, belgeselcilerin, müzisyenlerin sanat aracılığıyla geniş kitlelere ulaşmasını  ‘resmi mutabakatlardan’ daha çok önemsiyorum. Muhtemel bir yüzleşmenin sonunda ihtiyacımız olan ‘bağışlama’ bir erdem olarak böyle hatırlatabilir, hak ettiği anlamı ancak bu türden bir yaklaşımla kazanabilir diye düşünüyorum.

Herkül Millas, Sait Faik üzerine yazdığı makalesinde onu böyle tarif emiş: “S. Faik, yoksulları, sıradan insanları, ezilmişleri, toplumun horladığı insanları sevmiştir, onları dillerine, dinlerine, ulusal köklerine göre ayırmadan. Herhalde S. Faik için Türkiye anayasasına göre en saygılı yurttaş demek yerinde olur: “Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım göstermeksizin…”.

Yaşadığımız coğrafyadaki çalkantılar, vahşi katliamlar, savaşlar ve bugünkü yönetim zihniyeti ne yazık ki barışa ve geçmişle yüzleşmeye dair pek umut vermiyor. Ama bugünlerin tozu, kirli dumanı elbet bir gün dağılır. Geriye içtenlikle yüzleşebildiğimiz kişisel hakikatimiz, bu çabayı anlatan hikayeler, edebiyat ve yazının gücü kalır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
20.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
13.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
22.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
15.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
8.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
11.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net