Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır


12.7.2017 - Bu Yazı 1326 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugün Türkiye’de hukuk devleti değil, hatta kanun devleti bile değil, kendinden menkul bir keyfi baskı ve şiddet devletinin hâkim olduğu aşikâr. Her hafta katmerleşiyor. Dalga dalga yayılan bu keyfi devlet şiddeti, bir merkezden yönetiliyor. Bu da rejimin otokrat niteliğiyle bütünüyle uyumlu. Otokratın sadece devletin, hükümetin, iktidar partisinin ya da tek partinin başı olması yetmez. Aynı zamanda başyargıç, başsavcı olması da gerekir. Ordu ve din ise, otokratın himaye ve güdümünde olmalıdır.

Türkiye’de bugün, iktidar partisinin genel başkanı aynı zamanda cumhurbaşkanı olduğu için, siyasal olarak bütünüyle sorumsuz. Ama yaptıkları ve söyledikleri, sadece hükümetin icraatlarını, iktidar partisi üye ve yandaşlarının neyi söyleyip ne söylemeyeceklerini belirlemiyor. Yargıya da doğrudan ve açık biçimde yön veriyor. Son yapılanmasıyla artık HSK, başyargıcın emirlerine riayet etmeyenleri cezalandırmakla yükümlü bir parti devletinin iktidar organıdır.

İnsan hakları savunucularının gözaltına alınmasını izleyen günlerde bir kez daha yaptığı gibi, daha gözaltı süreleri dolmadan, savcılar ifadelerini almadan, zanlıların ne tür bir suç işlediklerini otokrat ilan ediyor. Bundan sonra hangi savcı, elde suçlayacak suç delili kırıntısı bile olmasa, soruşturmaya gerek olmadığı kararı verebilir? Hangi hâkim tutuklama kararından başka karar alabilir? Tutuklu milletvekilleri için terörist damgasını siyasal sorumsuzluk zırhıyla korunmuş başyargıç ilan ettikten sonra, hangi hâkim, kovuşturulamaz değil, dokunulamaz olan bu milletvekillerini serbest bırakabilir? Bugün kâğıt üzerinde yazılı olan “yargı bağımsızlığı”, Reis’in yabancı bir gazetecinin tutuklu kişiler hakkında sorduğu soruya, mostralık cevap verebilmesi için duruyor. Zaten böyle bir soruyu sorma olanağı yerli gazeteciye hiçbir şekilde tanınmadığı için, bu mostralık ilkeyi en fazla senede birkaç kez, sarılıp sarmalandığı kutusundan otokrat çıkarıp gösteriyor.

Türkiye’de yargı bağımsızlığı gerçek anlamda hiçbir zaman olmadı. Ama bugünkü kadar, iktidar partisinin ve doğrudan onun başkanının bu denli aleni, yaygın ve sistemli biçimde yargıyı yönettiği bir dönem de olmadı. Bugünün Türkiyesi, bu açıdan, Nazi Almanyası’nın ceza hukuku felsefesiyle Stalin yönetiminin yargı terörü pratiklerinin bir sentezini el yordamıyla gerçekleştirmiş gibi. Bu sentez, bir yandan, Meclis İçtüzüğü değişikliğinde olduğu gibi, faşizan milliyetçi kadrolarla pekişen ittifakın açık izlerini taşıyor. Diğer yandan, 2000’li yıllarda Tayyip Erdoğan hükümetinin Gülen cemaatine teslim ettiği polis istihbarat ve özel yetkili savcıların geliştirdikleri pratikleri aynen sürdürüyor. Lağımcı gazeteciliğin en parlak örneklerini şimdi yandaş basın vermeye devam ediyor.

O dönemde düşman ceza hukuku pratikleri uygulanırken, kendini “savcı” ilan eden başbakanın, şimdi aynı şeyi her kesime doğru ve neredeyse her gün cumhurbaşkanı olarak yapması, bu sürekliliği yeterince aydınlatıyor. Zaten bu nedenle, Gülen cemaati üyelerinin işledikleri suçlar kovuşturulurken son derece seçici davranılmıyor mu? Bu suçlar işlenirken, “iltisaklı” olan kişilerin, açık biçimde yardım ve yataklık yapanların kovuşturulmasından şeytandan kaçar gibi yargı kaçmıyor mu? Bu konu bugün iktidarın en büyük tabusudur.

İktidarda kalmak için her şeyi göze aldığı artık açıkça ortaya çıkan otokratın korkuları, saplantıları ve paranoyasının iniş çıkışlarıyla, yandaş mobilizasyonu yöntemlerinin gerekleri bugün iktidarın baskı, sindirme ve şiddet politikasını belirliyor. Bu, fren mekanizması olmayan, her gün yeni şüphelilerin bulunmasını gerektiren, kapsama alanı sürekli genişleyen bir zulüm ve şer politikasıdır. Bir motorun ambale olması gibi, şiddet, kibir ve korku karmaşasında iktidarlar da ambale olurlar.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive