Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Değerler eğitiminin şansı var mı?


28.01.2015 - Bu Yazı 1381 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Heidegger, varsayımlarımıza karşı meydan okumaların olduğu, bir şeylerin yanlış gittiği, iflasın eşiğine sürüklenildiği, alışık olmadığımız şeylerin gerçekleştiği bir aralıkta; ‘şeyleri’ ancak gördüğümüzü, onların farkına ve bilincine vararak bütün dikkatimizi yoğunlaştırabildiğimizi ve maksatlı eylemlerin bir amacı haline getirebildiğimizi söyler.

Çoğu zaman insanı harekete geçiren ve eylemlerini güdüleyen şey zaferden çok bozgun, kahkahadan çok gözyaşı, umuttan çok hayal kırıklıklarıdır. Birisi bir şeylerin muhakkak yapılması gerektiğini söylediğinde, kazanımlardan çok kayıpları konu etmek gerekir. Bu tür bir çağrıyı, ele geçenin hazzından çok yitip gidenin geride bıraktığı yoksunluğun tetiklediği söylenebilir. 

Küreselleşen dünya, nimetlerini dağıtırken seçici riskleri pay ederken ise son derece cömert davranıyor. Küresel sorunlar, yerel çözümlerin üstesinden gelemeyecekleri karmaşıklıkta ve hızda yayılıyor. Eklemlenmek için can atılan bütün, sizi parça parça edecek olanı da bünyesinde barındırıyor. Toplumlar tek biçimli modern yaşamın farklı katmanları ile muhatap kılınsalar da baş etmeleri gereken sorunlar aynı yaşam tercihleri tarafından önlerine konuluyor.

Max Weberkapitalizmin yarattığı ilk kırılmanın işin evin dışına çıkarılması ile başladığını söyler. Böylece ekonomi ev, aile, mahalle gibi kontrol birimlerinden sıyrılarak ahlak dâhil her şeyden azade kılınmıştı. Modern toplumlar için ise ev, modern ulus-devletlerdi. Küreselleşme ile ikinci kırılma yaşandı ve ulus-devletler küresel olana adapte olmanın dışında fazlaca bir tercih hakkı bulunmayan yerel düzeneklere indirgendi. Yeni teknolojilerin ayartıcılığı ve küreselleşmenin basıncı statik olan her şeyi takatten yoksun bırakırken ‘kültür’ Ulrich Beck ‘in kavramını ödünç alarak söylersek bir ‘zombi terim’ haline geldi. Yani sözcük olarak var; lakin gerçekte bir karşılığı yok.

Değer için membaı olan kültürün çaptan düşen, iş göremez bu hali bugün ‘değerler eğitimi’ tartışmasında yankılanıyor. Görüldüğü kadarıyla endişe ve kaygının paylaşımında hemen hemen toplumun tüm kesimlerinin ittifakı var. Çocukların ve gençlerin kötücül karakteri baskın olan mevcut insanlık durumu içerisinde nasıl bir insan olacakları belirsiz bir cevap olarak kaldıkça başta anne-babaların ve eğitimcilerin tedirginlik düzeyi artıyor. Kuşkusuz devletler de çok endişeli.

Şimdi, endişenin mevcudiyeti her şeyden önce bir sıhhat belirtisi. Yani yanlış giden, ters giden bir şeylerin olduğu görülüyor tedbir ve çare üzerinde düşünülüyor. En azından burada sözünü ettiğimiz ‘endişe’ elimizden kayıp gittiğini düşündüğümüz değerlerin aktarımı ile ilgili oldukça sahici ve anlamlı bir duruma karşılık geliyor.  Ne var ki sahici ve anlamlı durum çelişkileri ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Mesela Milli Eğitim Bakanlığı devletin bu husustaki endişesi üzerinden değerler eğitimi ile ilgilenmeye çalışıyor. Ancak bu ilgiye neden olan ve bu ilgiyi zorlayan koşullar Milli Eğitim Bakanlığının hem kurumsal hem kuramsal içeriğinin baş edebileceği türden değil.

Tüm dünyada Eğitim Bakanlıkları birer ‘Hakikat Bakanlığı’ olarak kuruldular ve faaliyet gösterdiler. Prusya’dan Rusya’ya Avrupa’dan Türkiye’ye durumları bu oldu. Lakin bu düzeneğin kurumsal ömrü sona erdi. Uzatmaları oynuyor ve bu gerçeğin ortaya çıkardığı açmaz daha fazla ders, daha fazla sınıf, daha fazla öğretmen ile de çözülecek değil.

Bireylerin ve toplumun kolektif bir sorumluluk hissi ve yaratıcılıkları ile şekillenecek her türden girişimlerine muhtacız. Hâl böyleyken sanki karşımızda lokal, arızi, teknik bir sorun varmış gibi hareket edemeyiz. Meseleyi bir hizmetçi eğitim, müfredata iliştirilen birkaç ders mesabesinde ele almak hakikaten içinde olunan durumdan bîhaber olmak anlamına gelir.

Italo Calvino Marco Polo’nun ağzından şunları kaydeder,  “Yaşayanların cehennemi ileride olacak bir şey değil; eğer bir cehennem varsa, bu cehennem zaten burada, her gün içinde yaşadığımız, bir arada bulunuşumuzla oluşturduğumuz cehennem. Bu cehennemin ıstırabını çekmekten kurtulmanın iki yolu var. İlk yol pek çok kişiye göre basit: cehennemi kabullen ve onun öyle bir parçası haline gel ki artık cehennemi göremez ol. İkinci yol riskli ve sürekli ihtiyatlı ve tedirgin olmayı gerektiriyor: cehennemin göbeğinde kimler ve neler cehennem değil araştır ve bunları tanımayı öğren, sonra da yaşamalarını sağla, onlara alan ver. “

Eğer mevcut insanlık durumu kötücül karakteri baskın ve çocuklarımız için endişe ve korkunun kaynağı olarak görünüyorsa gözümüze, çocuklarımıza aktarmak istediğimiz değer ve kazandırmak istediğimiz davranışların televizyon ve internetin sabotajına açık olduğunu görüyorsak, sorunumuz nasıl ki bize özgü değil çözümü de birilerinin sandığı kadar basit değil. Öncelikle bunu görmemiz gerekiyor. Cehennemim bir parçası olmak istemiyorsak eğer.

aliaydin505@gmail.com

twitter: @­_aydinali

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8