Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?


22.3.2017 - Bu Yazı 936 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Marx ve Engels 1848'de Komünizmin ilk bildirgesini kaleme aldılar.

Komünist Manifesto olarak tarihe mâl olacak metnin girişinde, Komünizmi tüm Avrupa'nın korktuğu bir hayalete benzeterek şöyle dediler: "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti. Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler.”

İki savaş arası dönemde ise Faşizm, Avrupa'da bir hayalet olamayacak kadar gerçekti. Hitler, Mussolini, Franco gibi liderleri ile ete kemiğe büründü.  Kaba taslak bir okuma II.Dünya Savaşı'nın neticelerinden birisini Faşizmin Avrupa'dan sökülüp atılması olarak değerlendirebilir. Fakat derinlikli bir okuma tarihî, felsefî ve siyasal arka planı görmeyi mümkün kıldığında, bunun acele ile yapılan bir yorum olduğu ortaya çıkar.

Nitekim Frankfurt okulunun simge isimlerinden Max Horkheimer 1939'da yukarıdaki genel kabulden daha rafine bir görüşü dillendirmekteydi. Horkheimer kısa ama etkili bir şekilde şöyle söylüyordu : “kapitalizmi eleştirmeyen faşizm hakkında sussun”.

Bauman ise Horkheimer'in hükmünden çok daha kapsayıcı olan bir yargıya ulaşmıştı. Bauman, ‘soykırım' uygulamaları da dâhil olmak üzere Faşizmin esasında moderniteye içkin olduğunu söylüyordu.

II.Dünya Savaşı'nın galipleri her ne kadar Nazileri birkaç çıldırmış adam olarak resmetmekten hoşlansalar da Nazilerin modern bilimin izini sürerek kendilerinden önce Batı felsefesine içkin olan bir fikirler kümesinden epeyce beslenmiş oldukları ortaya döküldü. Hatta bu ortaya dökme faaliyeti yine Batı'nın düşünürlerince yapıldı.

II.Dünya Savaşı'nın sonunda su yüzünde kalan iki ideoloji Marksizim ve Liberalizm olurken Soğuk Savaş'ın sona ermesi Liberalizmin, dereyi görmeden paçayı sıvamasına neden oldu. Fukuyama ‘tarihin sonu' diyerek zafer için erken bir kutlama yaptı. Nihayetinde birkaç on yıl sonra varılan yerin; zaferden çok masadaki her şeyi yere çalmaya mukadder, tüm birikimi, teamülü bir çırpıda gözden çıkarmaya namzet, toplumları için için kaynatan, ezberlerle anlaşılmaya karşı ise son derece dirençli yeni durumdan başkası olmadığı anlaşıldı. Öte yandan Batı'da nükseden eski hastalıklar, Batılı liberal demokrasilerin gerçek bir kültürel karşılaşmaya karşın dayanıksız olduklarını ortaya çıkardı.

Batı'nın hayaletleri, Batı'nın hikâyesi…

Peki, biz bu tekinsiz yolda kendi hikâyemizin ne olduğunu biliyor muyuz?

AB ülkeleri  ile yaşanmakta olan kriz bir dizi tartışmayı başlatmakla birlikte kendi hikâyemizi sorgulamamız için bir imkân sunabildi mi? 

Bu noktada, Almanya başta olmak üzere, Hollanda, Avusturya, Danimarka ilaveleriyle AB çapında Türkiye karşıtı ittifak ile yaşamakta olduğumuz kriz, yorum kışkırtıcı bir işlev görüyor. Son gelişmelerden hareketle; ‘AB'nin bittiği', genel olarak ‘Batı'nın çökmekte olduğu' tezleri sıklıkla dillendiriliyor. Yaşanmakta olan krizin esasında Batı'nın kendisiyle alakalı olduğu, kendi referans değerlerine ihanet ettiği, küresel sahada ise yeni ittifakların karşısında çaresiz kaldığı söyleniyor. Hatırlamaktan hoşlanmadığı geçmişini, yükselen ırkçılık ve İslamofobinin yeniden canlandırdığı ifade ediliyor…

Bütün bu değerlendirmeler bir isabet yüzdesine sahip olabilirler. Hatta çok doğru tespitler olarak kabul görebilirler. Avrupa'nın şu an içine hapsolduğu fotoğraf karesi, kendi hikâyesinin dramatik bir anını yansıtıyor da olabilir. Eğer denildiği gibi Avrupa için böyle bir bitişe, tükenişe tanıklık ediyorsak buna sevinmeli miyiz? AB'nin bitişi, Batı'nın çöküşü, Avrupa için sonun başlangıcı olarak değerlendirilen Faşizme göz kırpan uygulamaları bizim için bir irtifa mı müjdeliyor?

Peki, Avrupa'nın bu çöküşünde, tükenişinde Bat-dışı toplumların bir katkısı var mı?

Entelektüel bir meydan okuma ile onu bozguna mı uğrattık mesela. Ya da sosyal ve siyasal düzlemde onda ve orada olmayan bir açılım ile köşeye mi sıkıştırdık onu? Onun vadettiğine karşılık daha insanca bir teklif ile mi çıktık ortaya?

Avrupa'nın halsizliği bizim canlılığımızın mı sonucu?

Batı'nın bir kriz yaşadığı muhakkak! Ancak unutulmamalıdır ki o, bu krize başarısızlıkları yüzünden değil tam da aksi bir biçimde başardıkları ile geldi. 200 yıldır meftunu olduğumuz değerleri, kurumları, teknolojisi ile geldi. Bugün onun gibi bir ekonomimiz, onun gibi bir teknolojimiz, onun gibi şehirlerimiz olsun istiyoruz. Avrupa kalkınmış ekonomi, geniş ve düzgün otobanlar, AVM'ler, modern teknoloji, güzel yapılı binalar, göz kamaştıran şehircilik ile ne kadar da özenilesiydi değil mi? Aslında bizler de onların sahip olduklarına talip değil miyiz?

Avrupa'nın hayaletlerini ve Avrupa'nın hikâyesini kendimize bakmamanın mazereti kılamayız. Bu sorumluluktan kaçış ve Avrupa sahnesinde gördüğü nahoşlukların aynı hedeflerle ve aynı istikamet üzere olduğu için bir sonraki durakta karşılaşacağı kendi nahoşlukları olduğunu bilmemek olur.

Küresel müesses nizamın belini bükecek ekonomik hamlelere, ona meydan okuyacak entelektüel- kültürel donanıma, müstesna bir sosyal vasatın örnekliğine, zehirlenmiş insan ilişkilerine şifa olacak yeni ilişki biçimlerinin tesisine, tahrip edileni imara, cansız bırakılanı diriltmeye talip olduğumuzu söyleyemediğimiz takdirde Avrupa'nın akıbetinden bizim için umabileceğimiz bir iyilik de yok demektir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8