Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Gözyaşı vadisinden çıkmak


2.8.2017 - Bu Yazı 912 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Şükrü Hanioğlu “İki Türkiye” nasıl ayrıştı ve kutuplaştı?, başlıklı yazısında Fransa'da 1789 sonrasında şekillenen ve II.Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam eden kutuplaşma için kullanılan “iki Fransa” adlandırmasına atıfla Türkiye'de her türlü birlik söyleminin aksine varlığı inkâr edilemez bir olgu olan kutuplaşmanın tarihinin ve nedeninin izini sürüyor. Hanioğlu yazısında, Türkiye'ye ilişkin tespitine geçmeden önce Fransa tarihinde kalan kutulaşmayı hatırlatmak için şu bilgiyi veriyor:

“Karşılaştırma yapmamıza imkân veren örneğimizde, Amiens piskoposunun 1895'te "İki Fransa var, bizimkisi 'iyi' diğerlerininki ise 'kötü' olandır" ifadesiyle dile getirdiği kutuplaşma yaygın biçimde vurgulanıyordu. "İşte düşman!" nidasıyla ruhban sınıfını işaret eden Léon Gambetta kısa süreli başbakanlığı sırasında bu ayrımdaki "iyi" ve "kötü" sıfatlarını farklı kesimler için kullanmış, buna karşılık, o da "İki Fransa"nın varlığını kabullenmişti. Charles Maurras da ülkenin "Laik Resmî Fransa" ve "Katolik Gerçek Fransa" biçiminde ikiye bölündüğünü iddia ediyordu.”

Hanioğlu'na göre bu örneğe Türkiye'yi yaklaştıran Erken Cumhuriyet dönemi lider kadrosunun Fransa Üçüncü Cumhuriyetini rol model alması.  Buna göre bu kadro şedit laiklik yorumunu devletin resmi ideolojisinin zırhı kılarak tıpkı Fransa örneğinde olduğu gibi din ile ilişkisini onunla çatışma ve sıkı bir biçimde kontrol altında tutma olarak belirledi. Hanioğlu bu durumun ezeli olmadığını ne var ki bugün dahi süren ucu açık bir hal olduğunu vurgulayarak “Bir Türkiye” olamadığımızı belirtiyor.

Bu yönelimin sonucu olarak ülkenin sosyolojik olarak ana damarı hüviyetinde olan dindar ve muhafazakâr kitleler inanç, kültür ve yaşam biçimleri itibariyle merkezden püskürtülmüş devletin tüm ideolojik aygıtları seferber edilerek makbul görülen ideolojiye göre dönüştürülmek istenmiştir. Bu süreci mekanik bir mühendislik olarak gören kadrolar eliyle arzu edilen “değişim”  için zor kullanmakta beis görülmemiş ve “makbul vatandaş” tanımlamasına terfi edemeyenler için devlet-toplum arasındaki ilişi sürekli bir olağanüstü hal havasında cereyan etmiştir. Resmi ideolojiyi içselleştirenler merkeze taşınırken devlet bir cemaat gibi davranarak ideolojisine itikadı tam olanları ayrıcalıklı kılmıştır. Vesayet sistematiği ile ayrıcalıkları garanti altına alınanlar ile çevreye püskürtülen kitleler arasındaki yarılma Türkiye'deki çok parçalı kutuplaşmayı sürekli kılmıştır.

Demokrat Parti'ye teveccüh halkın geniş bir kesimince istinasız biçimde Resmî Türkiye'nin yegâne temsilcisi olarak görülen CHP'ye karşı konumlanış ile anlamını buldu. Ak Parti'nin 2002'de iktidara gelişi ve halktan 16 yıldır kesintisiz aldığı destek bu hikâyeden bağımsız değildi. 

Bu işin bir tarafı. Ne var ki ben nedeninin ve tarihinin izini sürebildiğimiz kutuplaşmanın taraflar üzerindeki dönüştürücü etkisinin üzerine düşünülüp konuşulmasının bugün için çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle birkaç hususu belirtmemizde zaruret var.

Başlangıcı bilinse de zamana yayılan ucu açık bir kutuplaşma kendisi bir amaç haline gelerek taraflar için bir amok koşusuna dönüşüyor. Bu koşu bilindiği gibi kişiyi dışarıya karşı tahripkâr kılarken sonunda kendi kendisinin ölümüne neden olacak noktaya kadar sürüyor.

İkincisi sürekli bir kutuplaşma hali, kendi üzerine düşünmenin önüne set çekerken içeriyi sıhhatli kılacak eleştirelliği boğuyor. Kendi üzerine düşünmeye kısa devre yaptıran bu tür bir vaziyet, elzem olanı lüzumsuz görmeye varacak kadar yanılsamalar yaratabiliyor.

Türkiye'de karşıtınızı muhatap almanın bir bedeli var maalesef. Muhatap alma girişiminiz her seferinde kendiniz için bir irtifa kaybına neden oluyor. Eğer muhatabınızın söylediklerini ve yaptıklarını veri alıp kendi yaptıklarınızı savunacak duruma düştüyseniz vay halinize! Kendi ilke ve değerleriniz ile rabıtanız çoktan kopmuş demektir. Oysaki karşıtınızın ne yaptığı değil sizin ne yaptığınız önemli. Kutuplaşmanın sürekliliği tam da bu tavırla garanti altına alınıyor. Bu kısır döngüyü kıracak olan yapılageleni tevarüs etmek değil, sizi öldürmeye gelenin bile sizde dirileceği bir anlayışı, hali tesis edebilmek. Bunu yapmanın söylemekten daha zor olduğunun farkındayım. Ne var ki bu bilhassa bu ülkede Müslümanlığını ciddiye alanların bir mesuliyetidir.   

Habermas bir yerde, gözyaşı vadisinden ne zaman çıkılacak?, diye soruyordu. Yaşanılan acı hatıralar olmamız gereken noktanın uzağına savruluşumuzun bir mazeretine dönüşmüşse kendi elimiz ile kendimize operasyon çektiğimiz bir yere varmışız demektir. Onların bizlere ne yaptığından çok daha önemli olanı bizim ne yaptığımızdır. Ömer Muhtar'ın düşmanlarını kastederek söylediği, “Onlar bizim öğretmenlerimiz değil!” sözündeki hikmete talip olunmalı. “Tek Türkiye” olmanın da gözyaşı vadisinden çıkmanın da yegâne yolu budur. Diğer yol dipsiz karanlık bir kuyuya ebedi mahkumiyete çıkıyor.  Kutuplaşmanın şehvetine kapılarak hak, hukuk, adalet ve ahlak davamızdan firar edemeyiz, erteleyemeyiz, öteleyemeyiz.  İnsan olarak kalabilmenin imkânını korumak mecburiyetindeyiz.  Aksi durumda bunu ne tarih ne de Allah affeder!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
1.06.2019
Kapılar ardında değil, kamusal alanda!
22.05.2019
Yeni ortaöğretim modeli hakkında ilk izlenimler
19.05.2019
Bir savaş terimi olarak eğitim
14.05.2019
Belgeselde izleseniz ağlardınız, ne bu gaddarlığınız?
26.4.2019
Özgür eğitim sohbetleri
11.4.2019
Eğitim hepsine papatya çizdirmek için var zaten!
31.3.2019
Eğitimde sorunu bilmeden çözümü bulmak!
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
26.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8
Emlak8.Net