Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!


29.11.2017 - Bu Yazı 720 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Demokrat Parti’nin kurulduğu CHP’ye muhalefetin ise giderek arttığı yıllardı.  O yıllarda patlak veren Ankara cinayeti davası beklenmedik bir şekilde ilerliyordu. Devrin en ünlü bürokratı, gerçek katili sakladığı ve suçu üstlenmesi için başka bir şahsa baskı yaptığı yönündeki iddialar sebebiyle Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade vermek zorunda kalmıştı. Dahası, “tanık” olarak çağrıldığı mahkemede “sanık” durumuna düşmüştü. Bu onun için kolay hazmedilebilir bir şey değildi. Sürekli hakkında çıkan olumsuz yayınlar artık gözden düşen bir bürokrat olmasının getirdiği hayal kırıklıkları ile birleşerek 9 Temmuz gününe gelindi. O gün bir zamanların kudretli bürokratı için bu dünyadaki her şey sona erdi. Canına kıymış, kendi evinde intihar etmişti.

9 Temmuz 1946’da canına kıyan o isim, tam 17 yıl Ankara’yı yöneten Nevzat Tandoğan’dan başkası değildi. Siyaset bilimci Orçun İmga onun 17 yıl boyunca şehri Tek parti ideolojisine bağlı olarak ‘demir yumrukla’ yönettiğini anlatır. Halkla kurduğu ilişkiyi ise ‘velayet-vesayet’ilişkisi olarak tanımlar.

Kaynaklarda dönemin zihniyetinin gereği olarak Tandoğan’ın bir ‘halk terbiyecisi’ olduğundan bahsedilir. Oysaki adam sirkte çalışmıyordu, şehir yönetiyordu! Tek başına bu tabir bile Tandoğan zihniyetini ve dönemin yönetme usulünü anlamak için kâfidir. Yasakların keyfiliğini ve saçmalığını örneklemek için kullanılan “Çimlere basmayınız!” türünden uygulamalar da ilk kez onun tarafından hayata geçirildi. Ama ona yıllar sonra bile silinmez bir ün bahşeden asıl şey bunlar değildi.

Tandoğan’ın tarihe mâl olmuş kimi şahsiyetlerle yaşadığı diyaloglar ve bilhassa kılık-kıyafet hususunda takıntıya varan uygulamaları, sahip olduğu ünde büyük pay sahibiydi. Said Nursi’ye zorla şapka giydirmeye çalışması kaynaklarda geçer. Şehirde estirdiği kıyafet terörünün mağdurlarından birisi de Âşık Veysel’di. Âşık Veysel Ankara’ya gelmiş, kıyafeti sebebiyle Ulus Meydanı’na alınmamıştı. Final diyebileceğimiz anekdot ise Osman Yüksel Serdengeçti’ye hitaben sarf ettiği sözdür: “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek; ikincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”

Bu söz, Türkiye’de devlet-toplum ilişkisinin tarihi yazılırken ‘referans vecize’ olarak literatürde müstesna bir yer işgal edecektir.

Tandoğan 1946’da intihar etti. Onun ölümü zihniyetinin öldüğü anlamına gelmiyor. Bugün inancı, düşüncesi, ideolojisi ne olursa olsun devlet-toplum ilişkisinde  ‘velayet-vesayet’ilişkisini savunan, kendisini ‘halk terbiyecisi’ olarak gören her kişi ve kurum Tandoğan’ın varisidir. Hep öyle anılacaklar ve bu tıpkı Tandoğan’da olduğu gibi arkalarında bıraktıkları silinmez bir iz olarak kalacaktır.

O varisler son 30 yılda kanun, yönetmelik ikmalinde bulunan organ 12 Eylül askeri darbesinin ardından kurulan Milli Güvenlik Konseyi cuntası olmuştur. Kendi tarihlerinden haberdar olmaları için bu hatırlatmaları yapıyorum. Kimlerle kardeş olduklarını bilsinler!

1982 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile düzenlenen Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik bahsi geçen cunta marifetiyle çıkarıldı.

Egemen Bağış konuyla ilgili 2013 yılında Bakanlar Kuruluna bir rapor sundu. Bağış, raporda hem bunu hatırlattı hem de Fransa hariç 26 Avrupa Birliği üyesi ülkede devlet memurları için herhangi bir kılık kıyafet zorunluluğu ya da yasağı bulunmadığını belirtti. Egemen Bağış’ı böyle bir rapor hazırlama mecburiyetine sokan durum ise 2013 yılında bile devam eden başörtüsü zulmüydü. Hükümet bu zulme son vermek için formül arayışındaydı. Nihayet aranan formül bulundu ve 2013 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile ilgili yönetmelikte değişiklik yapılmasına karar verildi. Ak Parti özellikle toplumun bir kesimi tarafından yıllarca mücadele edilen bir zulmü böylece sonlandırmış oldu.

Bu yazıyı niye yazdım? Bu nahoş tarihi niye hatırlatıyorum?

Birkaç yıldır kılık-kıyafete ayar veren vali haberinden geçilmiyor. Özellikle bazı illerde öğretmenlere yönelik ortaya çıkan;  parmak sallayan, rencide eden uygulamalar bunlar. 

2015’te dönemin Yalova Valisi Selim Cebiroğlu, 2016’da dönemin Siirt Valisi Mustafa Tutulmaz ve 2017’de onların arasına yeni katılan Ordu Valisi Seddar Yavuz… Bu istikrar endişe verici boyutlarda! Merak edenler internetten haber taraması yapabilirler. Ak Parti gibi kılık-kıyafet zorbalığına son veren bir partinin bürokratları, bu haberlerde boy göstermemeli. Bu kendi bürokratları tarafından Ak Parti’ye yapılan büyük bir haksızlıktır.

Kardeşlerim! Dostlarım! Sevgili okurlar!

Kazanılmış hiçbir hak ilelebet kazanılmış manasına gelmez. O hakların muhafazası her gün verdiğimiz imtihana bağlıdır. Haklar, özgürlüğü yalnızca kendimiz için alıkoyman ilkeli bir duruşla mukayyettir. Müslümanlığımız, herkese Müslüman olduğumuzda anlamlıdır. Yoksa deyişlere konu olan kendine Müslümanlardan oluruz.

NOT: İsmi geçen üç vali de Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenciler için uygulanan kılık- kıyafet yönetmeliğinde değişiklik yaptığını bilmiyor. Öğretmene kılık-kıyafet uyarısı yaparken“öğrenciye kötü örnek” olmaktan söz ediyorlar. Oysaki MEB yaptığı yönetmelik değişikliği ile öğrenciler için serbest kıyafet uygulamasını 2012 yılında başlattı. Öğrenci için kıyafet zaten serbest. Mesele çocuklar ve gençler için bile serbest olan en tabii şeyin öğretmenler için yasak olması ve bu yasaktaki ısrar. 

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8