Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Büşra Nur Çalar, Tayfun Atay ve herkes aynı gemide mi?


27.11.2019 - Bu Yazı 567 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Neil Postman 17.yüzyıla kadar bir aletin bir kültüre girişinin iki sebebe bağlı olduğunu söyler. İlki bir ihtiyaca cevap vermek. İkincisi sanatın, politikanın, efsanelerin, ayinlerin ve dinin sembolik dünyasına hizmet etmek. Postman, her iki durumda da aletlerin kullanımına sunuldukları kültürün itibarına ve bütünlüğüne saldırıda bulunmadıklarını belirtir. Fakat bu durumun epey bir zamandır kültürün aleyhine değiştiğini söyler. Bu durumun modern dönemde vardığı trajik eşikte ise bizleri uyarır. Postman'ın ikazı şudur: Yeni bir teknoloji ne bir şey ekler ne bir şey çıkarır. Her şeyi değiştirir.

Televizyon ile birlikte internetin de dâhil olduğu teknoloji ile etkileşimimizde ilişkiyi; bir +1 ya da -1 görme eğilimindeyiz. Postman ise dikkatimizi başka yöne çekiyor. Bunun basit bir toplama çıkarma hadisesinden ibaret olmadığını, daha büyük bir anlamı olduğunu söylüyor.

Televizyonun üst-ideolojisinin eğlence olduğunu söyleyen Postman, televizyonun herhangi bir içeriği, ayrıma gitmeksizin “eğlencelik”  kılarak forma soktuğunu ve ancak o şartla sunduğunu belirtir. Televizyonun da parçası olduğu teknolojiye dair başka bir yerde yaptığı değerlendirmede ise şunu söyler: “Yeni bir teknoloji ne bir şey ekler ne bir şey çıkarır; her şeyi değiştirir.”

Postman, “Teknopoli” isimli çalışmasında yeni teknolojilerin 3 şeyi temelden değiştirdiğini iddia ediyor: Birincisi; İlgilerimizin yapısını (hakkında düşündüğümüz şeyleri) değiştirmektedir. İkincisi; Sembollerimizin özyapısını ( düşünce vasıtalarımızı değiştirmektedir) değiştirmektedir. Üçüncüsü; Toplumun doğasını (düşüncelerin geliştiği arenayı ) değiştirmektedir.

Postman, teknolojik araçlar sayesinde kaç kişiye ulaşacağı ile zihnini meşgul eden din adamının asıl soruyu es geçtiğini düşünür. Soru şudur: Yeni bir teknolojik araç, din, mabet ve hatta Tanrı kavramlarıyla kastettiğimiz şeyleri hangi anlamda değişikliğe uğratacaktır?

Öte yandan bu simülasyonda gündelik haberler de tarihin yok olmasına hizmet eden en etkili tezgâhtır. Ekonomi-politik nasıl değer yaratmaya yarayan devasa bir tezgâhsa haber sisteminin tamamı da gösterge niteliğine sahip olay üretmeye yarayan bir düzendir…

Baudrillard'ın haberler üzerinden kurduğu hat genel olarak televizyon ve internet ile ilişkilendirilebilir. Birbiri ardına ekrandan akan haber programları, şovlar ve sayısız görüntü sahneye konulması ve kodlanmış bir görüntü silsilesine indirgenmesi mümkün olmayanı da sunma vaadindeler. Göstergelerin fütursuzca salındığı televizyon ve internet gerçeklik kaybını derinleştirdi.

Büşra Nur Çalar’ın çok konuşulan, üzerine yazılar yazılan ve sosyoloji dersleri verilen mevlidine gelince... Yukarıda çerçevesi ve kaidesini anlatmaya çalıştığımız cangılın içinde bir toz zerreciği mesabesinde esasında.

Burada problem, dindarlığın üst –ideolojisi “eğlence” olan başta televizyon ve internet olmak üzere teknoloji ile etkileşimi neticesinde ortaya çıkan manzara. Manzara “gösterişçilik” ile birleştiğinde rahatsız ediyor haliyle.  Evet, Ahmet Hakan’ın dediği gibi ortada “rüküşlük” var.

Fakat “rüküşlük” dindar çevreye mensup birisi tarafından icra ediliyorsa kamusal alanda tarife farklı uygulanıyor. Burada da bir ikiyüzlülüğün olduğu aşikâr.

Başka türlü değerlendirmelere de konu oldu söz konusu mevlit.

Mesela Tayfun Atay’ın T24’te yayımlanan yazısını okudum.

 “Büşra’nın 'mevlit-şov'u”, başlıklı bir yazı.

Baudrillard üzerinden bir okuma yapıyor Atay. J. Baudrillard’ın “simülasyon” kavramıyla gerçeklik kaybını, Büşra’nın görüntüleri üzerinden detaylı biçimde yorumluyor. Hatta görüntüleri mevcut siyasi aktörler ile ilişkilendiriyor. Popüler kültür üzerine eleştiri yazıları ile tanıdığımız Atay’ın müktesebatını bilmesem “gerçeklik kaybı”nın yükünü getirip iki kişiye yıkacağını düşünürdüm.

Gerçeklik yitimi filan güzel kavramlar da… Habere konu olan değerlendirmeye esas alınan program ile ilgili bazı temel bilgiler de gerçek değil bu arada...

Mesela, bahse konu olan görüntüler yeni değil. Oysa ki sanki dün olmuş gibi tüm bir medya aygıtı üzerinden servis ediliyor.

Gerçek değil bu…

Öğrendiğim kadarıyla görüntüler 1,5 yıl öncesine ait.

Programın gerçekleştiği yer ile ilgili olarak bir haber sitesi şunları yazmış mesela: “İstanbul'un tarihi mekânlarından Ihlamur Kasrı'nda düzenlenen bebek mevlidi…”

Bu da gerçek değil mesela….

Programın gerçekleştiği yer İstanbul’daki meşhur Ihlamur Kasrı değil, Ankara’nın orta halli ilçesi Keçiören’deki bir düğün salonu. Düğün salonun ismi “Ihlamur Kasrı”

İşte, “gerçek yitimi”ni anlatırken örnek olarak verdiğiniz olay hakkındaki en temel yer, zaman bilgileri bile gerçek olmayabilir. Ve siz uzun uzun analizlerinizle gerçekliğin daha derine gömülmesi için kazma sallayabilirsiniz bir anda. Ortam böyle bir ortam maalesef….

Ben bu vesileyle Tayfun Atay’a şunu sormak isterim aslında:

Sayın Tayfun Atay,  J.Baudrillard açısından sizin T24’ün siber âlemdeki kanalında yaptığınız “Gerçek Gridir” isimli program ile Büşra’nın mevlidi arasında bir fark mıdır? Baudrillard aygıtı mahkum ettiği için bildiğim kadarıyla sizin programınız da onun kanaatinden yara almadan çıkamazdı.

Sayın Tayfun Atay, benim de referans verdiğim Neil Postman açısından sizin televizyon ve internette yapmış olduğunuz programlar içeriği haber-yorum dahi olsa nasıl karşılanırdı? Haber-yorum programlarının katılımcılarına yönelik onun “konuşan kafalar” tabiri vardı hatırladığım kadarıyla.

Sayın Tayfun Atay, bu konularla ilgili analizleri olan Sosyolog Pierre Bourdie’ya göre sizin ve tüm medyadaki haberci, gazeteci ve köşe yazarının yaptığı tam olarak nasıl tanımlanırdı?

Baudrillard gibi söylersek; gerçekliğin simüle edildiği olay olmayan-olayları bir banttan akar gibi ileri doğru hareket ettiren ve diğerlerinden bu yönüyle farksız olan yazı yazdığınız sitede, sizin yazılarınızla “simgesel şiddet uyguladığınızı” muhtemelen size söylerdi. Öte yandan belki de Baudrilar aradan şu soruyu sorardı: Gündelik haberlerle tarihin yok olmasına sizin de verdiğiniz bir katkı yok mu?

Eğer düşünürlerden gideceksek o zaman…  Onlara göre;  Tayfun Atay, Büşra Nur Çalar ve hatta herkes aynı gemide mi?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
15.06.2020
MEB liselerde yıl sonu işlemlerini nasıl kaotik hale getirdi?
11.06.2020
MEB'in tereddüt gidermeyen mütereddit yazısı
4.06.2020
‘Nefes alamıyorum!’ yahut ‘dünyanın zenci geleceği’
22.05.2020
Merkez-çevre hikâyesine ne oldu?
2.03.2020
Nietzsche, eğitim istatistikleri ve yüz yıllık koşu
18.02.2020
Gözümüzün önündeki ünlem: Genç işsizler!
12.01.2020
Bilinmeyen adanın öyküsü
23.12.2019
PISA sıralaması bize ne söylüyor/söylemiyor?
14.12.2019
Toplumlar nasıl ölürler?
29.11.2019
Ontolojinin valisi, öğretmeni, vatandaşı…
27.11.2019
Büşra Nur Çalar, Tayfun Atay ve herkes aynı gemide mi?
15.11.2019
Mahallenin Kemalizm tartışmasına katkı
9.11.2019
Ziya Selçuk Detachment’ı izlemiş midir?
1.11.2019
Eğitimdeki anlam boşluğu ve yanılsamalar
22.10.2019
Barış Pınarı Harekâtı, filtresiz diplomasi ve yansımalar
27.09.2019
Hafize Ana, Beethoven ve yeni zil sesi
26.07.2019
Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği
1.06.2019
Kapılar ardında değil, kamusal alanda!
22.05.2019
Yeni ortaöğretim modeli hakkında ilk izlenimler
19.05.2019
Bir savaş terimi olarak eğitim
14.05.2019
Belgeselde izleseniz ağlardınız, ne bu gaddarlığınız?
26.4.2019
Özgür eğitim sohbetleri
11.4.2019
Eğitim hepsine papatya çizdirmek için var zaten!
31.3.2019
Eğitimde sorunu bilmeden çözümü bulmak!
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
26.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive