Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Böyle gider mi?


21.12.2018 - Bu Yazı 1344 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen haftaki yazımda, iki olay üzerinden “Türkiye çok âlem bir ülke” demiştim.

Olan bitene bakılırsa, Türkiye daha da âlem bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.

Geçtiğimiz günlerde kimsenin aklına gelmeyecek bir şey oldu. Sözcü gazetesi yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru hakkında “FETÖ’ye yardım” iddiasıyla dava açıldı.

Azıcık aklı, mantığı ve adalet duygusu bulunan herkesten ”Yok artık, bu kadarı da olmaz” itirazları yükseldi.

Emin Çölaşan’dan söz ediyoruz! İnancı, ideolojisi, politik tercihi, yaşam tarzı bakımından herkesin yakından tanıdığı biri -- ve böyle birinin FETÖ’ye yardım iddiasıyla suçlanması herkese haliyle çok saçma göründü. Çölaşan’a böyle bir kulp takıyorlarsa, sıradan muhaliflere neler yapmazlar psikolojisi yayılmaya başladı. Bu psikoloji,  çoğunluğu OHAL şartlarında geçen son iki yılın nice haksız uygulamalarının hafızalardaki çok canlı imgesiyle birleşince, toplumda zaten var olan suskunluk ve kasvet daha da koyulaştı.

Emin Çölaşan ve Necati Doğru hâlihazırda Türkiye’nin en çok satan gazetelerinden birinin yazarları. Yıllardır bu mesleği yapıyorlar. Doğal olarak ülkede ve dünyada yaşanan bütün önemli gelişmelerle ilgili görüşlerini kamuoyuna yansıtıyorlar. Bu görüşlerin bazen iktidarla, bazen muhalefetle, şu ya da bu örgütün görüşleriyle paralel olması ve çakışması mümkün olabiliyor. Bu durum gazeteciler için değil, yazarlar, bilim insanları, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar ve sivil toplum mensupları için, hattâ siyasi partiler ve yöneticileri için de söz konusu olabiliyor.

Gazeteler geriye doğru şöyle bir taransa, emin olun rejimin ve demokrasinin vazgeçilmez unsurları sayılan  iktidar ve muhalefet partilerinin bazı görüşlerinin, en olmadık örgüt ve kişilerin görüşleriyle çakıştığı ve paralellik gösterdiği sayısız olay bulunur.

Bu türden benzerliklere dikkat çekerek, aşırı bir yorumla söz gelimi FETÖ’ye, PKK’ya veya DHKP-C’ye destek ve yardım gibi iddialar ileri sürmek, ne düşünce ve basın özgürlüğüne, ne de adalet anlayışına sığar.

Fatih Portakal da “korkuyorum” diyorsa…

Son dönemde iktidarda ve ona yakın medyada böylesi benzerlik ve yakınlıkları, ya da doğrudan muhalif yaklaşımları etiketleme, suçlama ve ardından savcılıklara çağrıda bulunma haline çok sık rastlar olduk.

FOX TV ana haber spikeri Fatih Portakal’ın başına gelenleri de bu gelişmeler kapsamında görmek gerekir.

Portakal, geçtiğimiz günlerde Paris’te Sarı Yelekliler’in protestolarında yaşananlardan hareketle, Türkiye’de hak arama amaçlı barışçı gösteri yapmanın hiç de kolay olmadığını ifade etmek üzere, bir iki varsayımsal cümle kullandı ve iktidar yanlısı medyadan işitmediği hakaret, suçlama kalmadı. Hakkında suç duyurusunda bulunmak için savcılıklara koşan koşana. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, Denizli’deki toplu açılış töreninde yaptığı konuşma sırasında savcılara talimat verdiği yönünde haberler medyaya yansıdı.

Erdoğan bir gün sonra sözlerini daha da sertleştirdi ve tehlikeli sonuçlara yol açabilecek cümleler sarf etti:

“Birileri çıkmış portakal mıdır, mandalina mıdır, narenciye midir sokağa çağırıyor. Haddini bil, bilmezsen haddini bu millet patlatır enseni.”

2000’li yılların ikinci yarısında, Ermeni tehciri hakkındaki fikirlerini bahane ederek çok sayıda aydın, gazeteci ve yazar hakkında TCK’nın 301. maddesini ihlâl ettikleri gerekçesiyle dâvâlar açılıyordu. Ülkenin siyasal atmosferi bir karabasan gibiydi. Sonrasında yaşanan vahim gelişmeleri hepimiz hatırlıyoruz.

Hakkında söylenen ve yazılanlardan sonra Fatih Portakal’ın hayatından endişe etmeye başlamasını iktidarın ve medyasının umursamaması, kabul edilebilecek bir şey değil. Portakal’ın, sözleriyle Gezi benzeri bir eylem için çağrıda bulunduğunu ileri sürmek fazlasıyla zorlama bir iddia. O sözlerde böyle bir içeriğin olmadığı ortada. Fransa ile Türkiye arasında hak arama özgürlüğü bakımından kıyaslama yapmak istediği görülüyor. Paris’teki Fransız polisinin protestoculara sert mukabelesi nedeniyle bizim iktidar sözcüleri ve destekçisi medya organları da iki ülke arasında böyle karşılaştırmalar yapmadılar mı?

Her eylemin içinde Gezi özlemi aramak, her konuşmadan yeni bir Gezi çağrısı çıkarmak, artık fazla geliyor. Her konu Gezi benzeri eylemlere yol açmaz, haber spikerlerinin ağzından çıkan bir iki söz de on binleri, yüz binleri harekete geçirmez. Her an bir Gezi olayının patlak vereceğini sanmak sağlıklı bir düşünce ve değerlendirmenin işareti gibi görünmüyor. Bunu da herkesten daha iyi bilmesi gerekenler iktidarlar, onlar adına dâvâ peşinde koşan savcılar, özetle adalet ve yargı dünyamızdır.

Ancak bunun idrak edileceği günlerin henüz çok uzakta olduğunu gösteren bir başka dâvâ zinciri, bir süredir skandal kararlarla devam ediyor.

Prof. Dr. Gençay Gürsoy hakkında skandal karar

Hatırlanacağı gibi, Barış ve Çözüm Süreci çöküp çatışmalar başlayınca, Kürt yurttaşların yoğun olarak yaşadığı bazı il ve ilçelerde özyönetimler ilan edilmiş; asker ve polisin sert müdahalesinin ardından hendekli ve barikatlı savaş, direniş, ağır yıkım ve ölüm günleri yaşanmıştı.

Çok sayıda üniversite mezunu,  “Bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla devlet müdahalesini eleştiren ve çatışmaların durdurulmasını isteyen bir bildiri yayınlamıştı. Siyasî bakımdan doğru veya yanlış olması bir yana; bu “1128’ler bildirisi”ni imzalayan bilim insanlarına, bildiri hiçbir suç unsuru içermediği halde, “tek yanlı” olduğu gerekçesiyle suçlu muamelesi yapılmıştı. KHK’lar yoluyla işlerinden olmuş, yurt dışına çıkışları yasaklanmış, haklarında ”terör örgütü propagandası” suçlamasıyla dâvâlar açılmıştı.

İşte o dâvâlar şimdilerde sonuçlanmaya başladı. İstanbul Tabib Odası eski başkanı ve Türkiye Tabibler Birliği eski genel başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy da bu dâvâların birinde yargılanıp 2 yıl 3 ay ceza aldı ve cezası ertelenmedi.

Türkiye, Gençay Hoca’yı sadece tıp alanındaki yetkinliği ve seçkin kişiliğiyle  tanımadı. Gürsoy, özellikle 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden bugüne istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü ilkeli ve tutarlı insan hakları ve demokrasi mücadelesiyle de öne çıktı, saygı gördü. Türkiye onu, bu alandaki nitelikli bütün sivil çabaların içinde ihtirassız, sade ve her eşikte toplumsal uzlaşma arayan bir sözcü olarak tanıdı.

Kürt meselesi ve barış dahil, çok önemli sorunların çözümü için devlet ile toplum arasında oluşan diyalog platformlarının olmazsa olmazı, toplumsal vicdanın temsilcisi ve taşıyıcısıydı. Onu 1980’li yılların ikinci yarısında tanıdım ve bugüne kadar da demokrasiden, toplumsal meşruiyetten, insan haklarından, şiddet karşıtlığından, barış ve adalet duygusundan milim saptığını görmedim.

Ülkesinin yaşadığı ağır bir sorunun sona ermesi için, (kendi anladıkları şekliyle) aydın sorumluluğuyla devlete bazı şeyleri (gene kendi anladıkları şekliyle) hatırlatmayı amaçlayan bir bildiriye imza attı diye, seksenine dayanmış, ülkenin yüz akı bu bilim ve düşünce insanını cezaevine göndermekte tereddüt edilmiyor. Mahkemede oturma isteği bile kabul edilmeyip ayakta tutuluyor ve cezası ertelenmiyor.

Ben olsam o konudaki derdimi belki o bildirideki gibi anlatmazdım. Ama neticede görüş açıklamaktan söz ediyoruz. Niyeti de hendek ve barikatlar etrafında süren çatışmanın bir an önce durmasına katkıda bulunmak. İmza atanlardan hiçbirinin barikatların arkasına geçmediğini biz bildiğimize göre herhalde savcı ve mahkeme de biliyordur.

Barış istemek ve çatışmadan uzak durulmasını önermek, aslında son derece insani bir şey. Bunu “terör örgütünün propagandası” olarak tanımlamak da, yukarıda anlatmaya çalıştığım örneklerdeki gibi zoraki, haksız ve adaletsiz. Umarım istinaf mahkemesi bu durumu düzeltir.

Fakat sonuç olarak, adaletin, düşünce ve basın özgürlüğünün kaybolduğu, nefes almakta zorlandığımız bir ortam içinde debelenip duruyoruz.

Bu durumun sürdürülebilirliği yok; iktidar bunu görmeli artık.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive