Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi


29.06.2019 - Bu Yazı 790 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hepimiz için bir dönemi kapatan, çok gerilimli ve yorucu bir seçim sürecini geride bıraktık.

Partiler ve siyasetçiler, üniversiteler ve bilim insanları, medya ve gazeteciler, anket ve siyasal kampanya yapan reklam firmaları için altın kıymetinde derslerle dolu inanılmaz günler ve aylar yaşadık.

Neyse ki artık bitirdik. Demokrasinin en önemli ve en keyifli boyutunu teşkil etse de, kimse uzunca bir süre seçim lâfını duymak bile istemiyor.

AK Parti ile Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP bütün bir seçim döneminde hatâ üstüne hatâ yaptı, kendinden uzaklaşmaya yüz tutmuş seçmeni iyice uzaklaştıracak adımları akıl almaz bir öngörüsüzlükle attı ve İstanbul seçiminden bariz bir hezimetle çıkan taraf oldu.

 Bir dönem kapanıyor

Hatırlanacaktır, AK Parti kuruluşunu takip eden ilk birkaç yılda bir merkez partisi gibi davranıp geniş bir destek bulmuştu. Ama birkaç yıl sonrasından itibaren, İslamcı muhafazakâr geleneğin taşıdığı değerlerde büyük deformasyon yaratan uygulamalara imza atıp, bambaşka bir mecraya girdi.

Girdiği bu mecrada yaklaşık beş yıldır metamorfoz (başkalaşma) yaşayan AK Parti için bir devrin kapandığını; kolay geçmeyeceğine dair bütün alâmetlerin belirdiği zorlu bir dönemin başladığını söyleyebiliriz.

Muhalefet için de yeni bir sayfanın açıldığı ortada. Öncesini bir yana bırakalım; özellikle mahalli idareler seçimlerinin genel havası ve başarılı sonuçları, toplumsal süreçleri etkilemede ve rıza üretmede ciddi mesafe alındığını gösteriyor.

Bu minvalde gidilir ve aksi yönde ters bir gelişme olmazsa, bundan böyle siyasette başat rolün muhalefette olacağını kestirebiliriz. Ama bu yazının konusu daha çok AK Parti ve Cumhur İttifakı’nı bu başarısızlığa sürükleyen nedenler olacağı için, muhalefete dair değerlendirmeleri daha sonraya bırakıyorum.

Başarısızlığı hazırlayan adımlar

Yerel yönetimlerde 25, merkezi yönetimde ise 17 yıldır iktidarda bulunan AK Parti için havanın değişmeye başladığını, aslında ilk kez 7 Haziran 2015 seçimlerinde gördük.  Çözüm sürecinin sonlandırılması, özyönetim ilânları, hendek ve barikat savaşlarının yarattığı tepkiler nedeniyle 1 Kasım 2015 seçimlerinde kısmen oyunu yükseltmesi ve MHP ile birlikte TBMM’de çoğunluğu sağlamaları, partinin güç kaybetmekte ve seçmen tabanının daralmakta olduğunun görülmesini bir süreliğine erteledi.

Kanlı 15 Temmuz 2016 darbe girişimine karşı toplumda demokratik meşruiyete sahip çıkma ve ulusal dayanışma havası doğmuştu. Ama AK Parti tam tersi yönde adım atarak OHAL ilan etti  ve fütursuz KHK uygulamalarını devreye soktu. İki yıl süren bu dönem yakın tarihimize kitlesel bir haksızlığın ve hukuk ihlâllerinin yaşandığı, yüz binlerce kişinin dayanaksız soruşturmalarla işsizliğe, açlığa ve çaresizliğe mahkûm edildiği yıllar olarak kaydedildi.

Tüy diken Cumhur İttifakı

Demokratik ülkelerden ve dünya kamuoyundan Türkiye’yi hızla koparan AK Parti, ülkenin geleceğini ırkçılığın kıyısında dolaşan taşra milliyetçisi MHP’yle kurduğu Cumhur İttifakı’nda aramakla, kuruluş döneminde dillendirdiği değerlerden iyice uzaklaştı.  Böyle bir milliyetçilik ile aslî değerlerini terketmiş bir muhafazakârlığın oluşturduğu tuhaf politik ortaklık ve “vizyon,” AK Parti’yi geleneksel dindar kitlesinden ve toplumdan giderek koparıp, her türlü mutabakata sırtını dönen bir noktaya savurdu.

16 Nisan 2017’deki Anayasa değişikliği referandumuna böyle gidildi. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edildiği, yargının yürütmenin kontrolünde olduğu, bütün iplerin tek kişinin elinde toplandığı otoriter “Türk tipi başkanlık modeli”ne, toplumun yarısının açıkça karşı çıkmasına rağmen böyle geçildi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk kabinesi bu zihniyetle oluşturuldu ve dikiş tutmayan politikalara bu anlayış yön verdi.

31 Mart mahalli idareler seçimi bu şartlarda yapıldı; iktidarın ve ortağının tercih ettiği politik hattın, Türkiye’ye rengini veren kentlerdeki halk tarafından tasvip görmediği açık bir biçimde ortaya çıktı.

Demokrasi şuurundan bihaber hamleler

Ne var ki bundan yeterli ders alınmadı; seçim iptal ettirildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı mazbatası Ekrem İmamoğlu’nun elinden alındı. AK Parti böylece tarihinin en büyük hatâsını yaptı ve seçmenden, etkileri önümüzdeki döneme sirayet edecek çok ağır bir cevap aldı.

AK Parti ve Cumhur İttifakı, İstanbul belediye başkanlığı seçimini kazanmak uğruna akla gelen ve gelmeyen, siyasi etik ve geleneklere sığmayan, sınırları zorlayan her türlü “koz”u adım adım devreye soktu. Ama bütün bunlar İstanbul seçmeninin vicdanına, ahlâkına ve sağduyusuna çarpıp dağıldı.

Seçimin son aşamalarında yeniden sahaya dönen ve “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sansasyonel metotlarla gündeme sokulan o siyasî “koz”ların, bumerang gibi dönüp partisini ve kendisini vuracağını kestiremediği anlaşıldı.  İstanbul, netice itibariyle 81 vilayetten biriyken, sonuçta belediye başkanlığını kazanan Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında yüzde ona yaklaşan bir farkla seçimi almış gibi oldu. Bu da uzun yıllara dayanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yenilmezlik efsanesinin galiba sonunu getirdi.

İktidarı zor aylar bekliyor

Bu girizgâhı takiben bir iki küçük öngörüde bulunup, ardından yenilginin sebeplerini sıralamaya çalışacağım.

Önümüzdeki seçimler yaklaşık dört yıl sonra, 2023’te olacak. AK Parti bu süreyi durumunu toparlamak için değerlendirmek isteyecektir. Lâkin iktidar tıkanan ekonomi, işsizlik ve pahalılık, çöken yargı ve adalet sistemi, krizlere boğulmuş dış ilişkiler gibi çok sayıda zorluğu göğüslemek zorunda. Halkın bu partiye yeniden teveccüh göstermesi şüphesiz artık kolay değil. Bazı reformların devreye sokulacağının işaretleri veriliyor ama seçmenin kanaatini değiştirmesi sadece bu partinin kendi çabasına değil, diğer gelişmelerin seyrine de bağlı olacak.

Başta CHP olmak üzere Millet İttifakı partilerinin de yerel yönetimlerde projelerini hayata geçirmek ve AK Parti’den daha nitelikli ve yaygın hizmet verebildiklerini gösterebilmek için zamana ihtiyacı var.

İktidar ve muhalefet için en az bir iki yıllık seçimsiz yoğun çalışma dönemi gerekiyor. Buna halkın seçim yorgunluğu da eklendiğinde, 2021 baharına kadar seçimsiz bir dönem öngörmek mümkün. Zaten bütün partilerin erken seçimin sözünü etmekten sakınması bunlardan kaynaklanıyor. Ülkeyi erken seçime götürme konusunda ilginç bir sicili olan Devlet Bahçeli’nin zaman ayarını kestirmek ise o kadar kolay görünmüyor.

Erken seçim yok ama ‘Başkanlık Rejimi’ böyle gider mi?

Muhalefet liderleri her ne kadar erken seçimin lâfını etmekten sakınsalar da son günlerde üzerinde durdukları bir husus var ki, bu da en az erken seçim istemek kadar kritik bir niteliğe sahip.

Hatırlanacaktır; önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu son grup toplantısında “partili cumhurbaşkanı modelinin referanduma götürülmesi” önerisini getirdi. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da aynı konu üzerinde durdu.

Bundan hareketle muhalefet, başkanlık rejiminin referanduma götürülmesi için bir TBMM çoğunluğu sağlayabilir mi, kestiremeyiz. Ama bu konunun iktidar blokuyla muhalefet arasında önümüzdeki dönemin önde gelen anlaşmazlık noktalarından birini oluşturacağı çok açık görünüyor.

AK Parti’nin hatâlar fihristi

Bir devri kapatan yenilginin sebeplerine gelince, şüphesiz birçok şey sıralanabilir.

* AK Parti sergilediği ciddi hataların dışında, zaten ciddi bir iktidar yorgunluğu gösteriyordu. Metal yorgunluğu diyerek suçu belediye başkanları, il ve ilçe yöneticilerine yüklemenin pek doğru olmadığı ortaya çıktı.

* AK Parti’nin Türkiye’ye sunabileceği yeni ve anlamlı bir vizyonu kalmadı. Kuruluş dönemi kadrolarının çok büyük bir bölümü sahneden çekilmiş durumda. Halk, partinin tekrara dönen söylemlerini artık kanıksadı.

* İktidar belediyeleri bazı çok önemli alt yapı yatırımlarını gerçekleştirdi, ama zamanın ruhuna uygun, yeni kent ve katılımcı bir kent yönetimi konusunda adım atılmadı. Patinaj algısı yaratan faaliyetlerle gün geçiriyorlar. 

* Eş, dost, akraba, yandaş vakıf, şirket kayırma ve kollamalardan, şişirme istihdamlardan ve partizanlıktan ise hiç söz etmeyelim.

* AK Parti demokrasiden ve savunduğu değerlerden uzaklaştı.

* Düşünce ve medya özgürlüğü her alanda kısıtlama ve baskıyla karşı karşıya kaldı. Ülkenin aydınları, akademisyenleri, farklı düşünenleri cezaevlerini doldurdu. Milliyetçi MHP dışında kalan her kesime karşı bir tür savaş açıldı.

* AK Parti devletle iç içe geçti. Türkiye içeride ve dışarıda parti devleti olarak görüldü.

* TBMM etkisiz bir onaylama organı haline geldi. Güçler ayrılığı ilkesi rafa kaldırıldı. Yargı iktidarın güdümüne girdi.

* 31 Mart İstanbul Seçimi’nin YSK’ya baskıyla iptal edilmesi, “seçimi kaybetseler de gitmeyecekler” algısı yarattı ve ardından güçlü bir seçmen tepkisine neden oldu.

 * Seçimi iptal ettirmek için AK Parti temsilcilerinin ipe sapa gelmez gerekçeler ileri sürmesi ve her türlü aracı kullanması seçmeni vicdanıyla karşı karşıya bıraktı. Seçmen oyunun gasp edilmesine izin vermedi.

* AK Parti Cumhur İttifakı’nın oluşumundan itibaren toplumun çok geniş bir kesimine yönelik ötekileştirici, aşağılayıcı, suçlayıcı, düşmanlaştırıcı ve kutuplaştırıcı bir siyasal dil kullanmayı alışkanlık haline getirdi.

* Dindar çoğunluk yıllar boyunca jakoben laisizmin toplum mühendisliğiyle karşı karşıya kalmış ve bu durum ülkede büyük siyasal gerilim ve mağduriyetlere yol açmıştı. Bu mağduriyetin sözcüsü olarak iktidara gelen AK Parti, bir süre sonra seküler hayat tarzına müdahale, gençliği endoktrine etme, devlet ve belediye kadrolarını kendi ideoloji ve inanç grubundan olanlarla doldurma vb yollardan aynı şeyi yapmaya çalıştı. Ama toplum bu kez de kabul etmedi.

*  Ülkenin ve devletin bekası meselesini seçim kazanmak için kullandı. Bu amaçla, meseleye kendisi gibi bakmayanları düşmanlaştırmada sınır tanımadı. Zillet, ihanet, terör ve terörist, hain vb. kelimelerle ağır hakaretamiz ve suçlayıcı bir dil kullandı. Kandil, PKK ve HDP ile gizli ittifak iddiasını ileri sürdü. Kürtlere Kuzey Irak’ı gösterdi ve oraya gidin dedi. Başı sıkışınca da Öcalan’dan mektup getirdi, kardeşi Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkardı. Ama bunun gelinen aşama itibariyle artık HDP ve Kürt seçmen üzerinde umulan etkiyi göstermeyeceğini tahmin edemedi.

* Seçimlerde adayların düşünce ve projelerinin seçmene ulaştırılmasında medya araçlarının (gazete, televizyon, radyo, vb) az çok adil davranması beklenir. Türkiye’de yapılan operasyonlarla medya büyük ölçüde iktidarın kontrolüne girdiğinden, iktidar ve Cumhur İttifakı’nın adayları kazansın diye fütursuzca yayın yapan bir medya zihniyeti görüldü. Hakaretler, aşağılamalar, belden aşağı vuruşlar,  kutsal olan her şeyi kullanma bu medyada günlük olağan işler haline geldi. İktidar medyası yalan üretim merkezi gibi çalıştı ve çok sert bir seçmen tepkisine neden oldu. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive