Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Seçim tartışması bu şartlarda biter mi?


27.10.2020 - Bu Yazı 187 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İktidar aksini istese de, galiba seçim tartışmaları kolay kolay sonlanmayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, memleketin mevcut gidişatından rahatsız olup, erken seçime gidilmesi gerektiğini dile getirenlere karşı, konuyu kabile devleti alışkanlığına bağladı ve tartışmayı görünürde bitirdi.

Görünürde diyorum, çünkü tartışması kesilse ve bu ihtimal ortadan kalksa bile, ülkenin aciliyet kazanmış mevcut sorunları ağırlaşarak devam ediyor.

Bu dönemde sık sık yapılan kamuoyu araştırmaları da, hem kendi geleceği, hem de ülkenin geleceği için endişe duyanların sayısının durmaksızın arttığını gösteriyor.

Gerçeği perdelemek

Bugün, sadece muhalif partiler değil, neredeyse her kesimden, her meslekten büyük bir yurttaş topluluğu “Bu gidişatın sonu nereye varacak” sorusunun cevabını arıyor.

Ak Parti iktidarı ve destekçisi MHP ise, bir hayli vahim ülke gerçeğini perdelemekte ve olan biten her şeyle ilgili pembe bir tablo çizmekte ısrar ediyorlar.

‘Seçimle gelenin seçimle gitmesi’ ilkesinin sınırları içinde bakacak olursak, bu ısrarın sebebinin önümüzde kalan 2,5 yıllık iktidar süresini kullanmak, eğer başarabilirlerse ağır ekonomik ve siyasi sorunlardan bazılarını kısmen çözmek, bazı yeni vaatlerde bulunmak ve nihayet yeni bir dönem için halkın rızasını almak olduğunu düşünebilirdik.

Eğer olağan demokratik siyasal bir sistemin normal akışı içinde yaşıyor olsaydık, hepimizin aklına bunlar gelirdi.

Ama mevcut durumun temel karakteristiklerine bakınca, meselenin iktidarın karşı çıkışındaki kadar basit olmadığı, gelişmelerin yönünün haklı olarak endişeye yol açtığı daha iyi anlaşılıyor.

Gelenin gideni aratması

Başkanlık rejiminden önceki parlamenter sistemin de Batılı demokrasilerle kıyaslanabilecek bir durumunun olmadığını yaşayarak gördük. Her yönüyle ciddi eksiklikler, aksaklıklar ve sorunlar barındırıyordu. Evrensel kriterler göz önüne alındığında, kurumları olgunluk ve yetkinlik bakımından hayli zayıftı. Ağır aksak bir demokrasiydi söz konusu olan.

Ancak, yine de demokrasinin temel prensibi olan güçler ayrılığı ilkesinin az çok gerçekleştiği, belirli periyotlarda serbest seçimlerin yapıldığı, darbe dönemleri hariç iktidarın seçimlerle değiştiği bir ülkeydi. Düşünce, örgütlenme ve basın özgürlüğü belli bir mesafe almıştı.

Artık bunlardan eser kalmadı.

Son yıllarda bu alanların neredeyse tamamında, ülke büyük değişikliklere ve gerilemelere sahne oldu.

Ekmek, adalet ve özgürlük askıda olursa…

Ak Parti iktidarı, sanki seçimlerde hiç hesap vermeyecekmiş gibi, son aylarda artan hızla, demokrasi kırıntılarını, teamülleri, kurum ve kuralları hiçe sayan, inanılmaz bir keyfilik sergiliyor.

Adaletin tecellisinde toplumun sırtını dayayacağı kurumlar, ya iktidar eliyle birer birer yıkılıyor, ya da AYM gibi, iktidar güdümüne girinceye kadar örseleniyor.

Düşünce ve demokratik mücadele özgürlüğü alışılmadık bir kısıtlama, baskı ve kuşatma altına alınırken, iktidar ideolojik ve kültürel hegemonyasını henüz kuramadığından şikâyet ediyor.

İşsizlik, Türkiye’nin yakın tarihinde gördüğü bütün rekorları kırdı. İktidarın reklamını yaptığı her istihdam kampanyasının içinin boş bir paketten ibaret olduğu kısa sürede ortaya çıkıyor.

Ekonominin durumunu “askıda ekmek” kampanyalarına, yoksulluk yardımı kuyruklarına, İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun  önünde bekleyenlere bakarak anlamak mümkün.

Covid-19 pandemisi şartlarında ülkenin sorunları daha da ağırlaşmış durumda ve mecburi kısıtlar bütün sektörleri her gün biraz daha etkiliyor.

Öte yandan Türkiye, son dönemde düşmanı bol dostu az, savruk bir emperyal heves ve şişirilmiş milliyetçi söylemlerle belirsiz bir geleceğe sürüklenen ülke görüntüsü içinde.

Geri dönüş eşiği geçildi mi?

Bu kadar ağır problemin yaşanmakta olduğu bir Türkiye’de, popülist vaat, umut ve söylemlerle kitleleri etrafında tutmaya çalışan baskıcı ve otoriter başkanlık rejimi iktidarının çözüm üretme imkânı çok az.

Bu bakımdan, Ak Parti iktidarının yarattığı ekonomik ve siyasal tahribatı onarmak ve yeniden demokratik bir sürece yönelmek için son virajı da artık geçmiş olduğunu düşünenler haksız sayılmazlar.

Buna rağmen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu aşamada art arda iki çağrı yapması dikkat çekicidir. Özellikle ilk çağrısı, muhatabı itibariyle anlamlıdır.

Kılıçdaroğlu, yakın tarihimizin kritik eşiklerinde aldığı tavırlarla, siyasal hayatımızda önemli değişikliklerin yaşanmasına vesile olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenerek, iktidar sağırlığının alanı dışına çıkmaya çalışmıştır.

Kılıçdaroğlu “Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan, çık kardeşim yarın sabah, de ki ‘yeter artık’ Türkiye’yi seçime götür” dedi.

Bahçeli çağrıyı anlamak istemedi

Bunun sıradan bir çağrı olmadığı, iktidara yönelik bir alarm anlamı taşıdığı aşikâr. Üstelik, seçme çok da hazır olmayan bir muhalefet bu çağrıyı yapmıştı. Lakin ne Bahçeli, ne de Ak Parti iktidarı bu uyarıyı anlamak istemediler, kabile devleti alışkanlığı gibi afaki benzetmelere girişip, girdikleri yoldan dönmeye niyetli olmadıklarını gösterdiler.

CHP’nin iktidara gelme hevesinden çok, demokratik siyasetin ilkeleri arasında bulunan iktidarı uyarma hususunda sergilediği bu tutum önemliydi.

Şuursuz ve kontrolsüz bir şekilde giden iktidarı frenlemek istedi. Çünkü, olanlar ve olacakların zararı bütün ülkeyeydi ve zaman giderek daralıyordu.

Başkanlık rejimine geçtikten sonra, erken seçimin gerçekleşmesinin kolay olmadığı, meclis ve/veya cumhurbaşkanlığı düzeyinde mutabakata bağlı olduğu şüphesiz muhalefet partilerince de biliniyordu.

Ama mevcut yasal kısıtlar bir yana, sıfırı tüketinceye kadar bu çizgisini sürdürmekte kararlı bir iktidarın, zamanı gelmiş seçimlerde de normal davranışların dışına çıkması ve seçimde kaybetmesi halinde iktidarı teslim etmekte gönülsüz davranması ihtimal dışı değildi.

İktidar demokratik siyasete sadakatini gölgeledi

Bunun ilk işaretleri yerel seçimler sırasında görülmüş, kaybeden iktidar ayak sürümüş, ancak muhalefet lehine farkın olağanüstü büyüklüğü sonunda caydırıcı olmuştu.  

Bugün, özel aflara mazhar olan bir ayağı siyasette karanlık mafya babalarının, bin operasyon yapmakla övünen bir zamanların derin devlet simalarıyla verdikleri pozların medyanın başköşelerini işgal ettiği bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Bugün, alt mahkemelerin AYM’nin kararını takmadığı, pandeminin üstesinden gelmek için canları pahasına çalışan tabiplerin örgütlerinin etkisiz hale getirilmesi için iktidarın gün saydığı bir Türkiye’de yaşıyoruz.

İktidarın, oturduğu koltuktan kalkmamak için her şeyi yapabileceğine dair ürkütücü işaretler verdiği bir algı giderek yaygınlık kazanıyor.

Bu şartlarda muhalefet, kendisinin kazanıp kazanmayacağı bir yana, erken seçim için çağrı yapmasın da ne yapsın!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
24.11.2020
Hedefteki lider: Kemal Kılıçdaroğlu
16.11.2020
İktidar yeni bir sayfa açabilir mi?
3.11.2020
Muhalif partiler olmasa memleket ne güzel…
27.10.2020
Seçim tartışması bu şartlarda biter mi?
11.10.2020
İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor?
29.09.2020
Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu
25.09.2020
“Samimi demokrasi” buysa…
17.09.2020
İçişleri Bakanı böyle davranamaz!
11.09.2020
Atlamayalım… Bahçeli bu defa idam istedi!
6.09.2020
Barış Atay’a saldırı geçiştirilemez!
30.08.2020
Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli
14.08.2020
‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!
9.08.2020
Bugün CHP’den ayrılma ne anlama gelir?
24.07.2020
AK Parti’yle nereye kadar?
16.07.2020
Muteber iş adamı ve durmaksızın patlayan fabrikası
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive