Temiz kırık mı, direnç hattı mı?


7.4.2017 - Bu Yazı 1088 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Durum gerçekten kritik. Dediğim şu: Önümüzde EVET de çıksa HAYIR da çıksa, var olan ve görülebilir gelecekte yerinde durmaya devam edecek bir hukuksuzluk, adaletsizlik heyulası duruyor.

Ülkemizin geleceğini belirleyecek karar anına bir hafta kaldı. Bir zamanların yersiz ve esasen devletin kurulu düzeni içinden pompalanan “Türkiye, İran olmayacak” sloganını hatırlayın. Şimdi o slogan tersten yerini buldu. Şimdi o kovboy filmlerindeki, “yolun geri kalanını katırlarla devam edeceğiz” denilen bölüme geldik. Buradan öteye yol var, ucu İran’a çıkıyor. Hem de çeşitli toplumsal güçlerin bir araya gelip Şah’ı devirdiği 1979 İran’ına değil, Humeyni’nin kendi düzenini oturttuğu, başbakanı Beni Sadr’ı, Halkın Mücahitleri lideri Recavi’yi sürgüne gitmeye mecbur bıraktığı 1981 İran’ına.

İran usulü “rehberlik” sistemiyle mi yönetilmek istiyoruz, oylayacağız. Muktedirin referandumdan beklentisi 200 yıllık modernleşme geçmişiyle “temiz kırık” (“cleanbreak”). Bir kopuş, kırılma anı. Tatlı bir geçiş, yeni bir evreye geçmenin devamsallığı değil. Bu aşamaya dek demokratlar içinde yüzdükleri akvaryumdaki oksijen azlığından yakınıyordu. 16 Nisan’da EVET çıktığı takdirde, Türkiye’nin demokratları kendilerini akvaryumun dışına alınmış ama yine akvaryum hakkında görüş bildirmeye zorlanır olmak gibi absürd bir konumda bulacak.

Bu bağlamda, Sayın Tayfun Atay’ın 2 Nisan Pazar günkü Cumhuriyet’te yayımlanan “Kaç on yüz bin milyon kişi geberecek” başlıklı makalesinin ilgili bölümünü aşağıya alıntılamak istedim:

“(…) Prof. Şerif Mardin’in 1980’lerin sonunda, geleceğin Türkiye’sine ilişkin tehlikeli bir kehanet olarak önümüze koyduğu şu iddianın bugün doğrulandığını, yani ‘geleceğin geldiği’ni düşündürüyor:

‘Hiç kimse Türkiye’de biri seküler [laik] diğeri İslâmi, iki ‘ulus’un ortaya çıkma ihtimalini kesinkes reddedemez. Bu ikisinin şiddetli şekilde karşı karşıya gelme durumu şimdilik uzak görünüyor ama bu, gelecekte gerçekleşebilir.’ (Ş. Mardin, “Culture and Religion towards the year 2000” başlıklı makale, 1989).”

Saygın bilim insanı Mardin’in kehaneti ürpertici. Doğrusu acizane bendenizin de o “geleceğin” 16 Nisan gecesi başlayacağına dair derin kaygılarım var. Hatta o “geleceğin” EVET de çıksa, HAYIR da çıksa referandum gecesi başlayacağına dair kaygılarım derin demek daha yerinde. Şeamet tellallığı mı yapıyorum? Olumlu gelişme hiç mi yok? Var, ama bunlar o denli kırılganlar ki önce yakın ve somut tehlikeyi kazasız belasız atlatabilmemiz lazım. HAYIR kampanyalarının çoğulluğundan söz ediyorum. Belki değerli Bekir Ağırdır’ın “çoban ateşleri” bunlar.

Batı’nın kurumsallaşmış demokrasileri, popülizme kendi özgün ve ulusal yanıtlarını üretti. Fransa’da daha hiç bir konuma seçimle gelmemiş 39 yaşında bir bankacı Macron Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı seçiminin güçlü adayı. Lise mezunu Schulz, sosyal demokratların lideri olunca, partinin popülaritesi on yıldan fazla zamandır ilk kez Merkel’i aştı. İspanya’da Ciudadanos ve Podemos iktidar ortağı olamasalar da yelpazeyi değiştirmeyi başardı. İtalya’da Cinque Stelle, beş büyük kentin dördünün belediyelerini kazandı. ABD’de bağımsız yargı ve hür medya denge/denetim görevlerini yapıyor.

Bizde de HAYIR kampanyasına sivil toplumun kendiliğinden etkin katılımıyla yaktığı “çoban ateşleri” umudumuzu artırıyor ama Batı’yla önemli bir farkımız var. Popülizmle hukuksuzluk ortamında mücadele ayrı, hukuk devletinde mücadele ayrı. Ayrıca sekülerlik o ülkelerde tartışma konusu değil. Unutmayalım haklarında trajikomik bir iddianame ancak hazırlanan, başta dostlarım Kadri Gürsel ve Ahmet Şık, Cumhuriyet yazarlarının FETÖ suçlamasıyla adeta esir tutulduğu; TBMM’nin üçüncü partisinin eşbaşkanlarının ve on bir milletvekiliyle tutuklu bulunduğu, tüm seçimle işbaşına gelmiş belediyelerine kayyum atandığı; 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali Gül’ün kendi olanaklarıyla çektiği basit bir HAYIR videosu nedeniyle hapse atıldığı bir ülke burası.

Benzer biçimde, örnekse 1920’lerin, 30’ların Almanya’sıyla bugünün Türkiye’sini karşılaştırmayı da yersiz buluyorum. O dönemde de bugün olduğu bir teknoloji ve sanayi devi olan Almanya’da, avangard sanatın en uç ürünleri ortaya konulur, Berlin’de tarihin ilk trafik sıkışıklıkları yaşanırken, biz henüz çivi yapamıyorduk. Yahut bugün Trump hakkında zevksizlik boyutunda her türlü hiciv ve eleştiri ABD’de kovuşturmaya mahal vermeden yapılabilirken, o popülizmi bizim durumumuzla benzeştirmek bence abesle iştigal. Bundan ötürü İran örneğini hem coğrafya hem tarih bakımından daha yakın buluyorum.

Benim siyasal/toplumsal eylem geçmişim neredeyse sıfıra yakın olsa da kara kalabalıkların efsununun, özgüveninin çekici ama o denli tehlikeli olduğunu tribüncülük zamanlarımdan da biliyorum. Bir ara yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaş tribününde “kapılar açılsın/çatışmalar başlasın, tesisler basılsın/gereken yapılsın” diye bir tezahürat vardı. Maça gidenler bileceklerdir, bu tür çağrılar esasen ruh yelpazelemek içindir. Bizim Galatasaray kapalısında da, hem de Heysel Faciası (29 Mayıs 1985) yaşanmışken, ondört yıllık çile döneminin getirdiği yılgınlığın ateşlediği ve ezici kalabalık desteğinin de yarattığı itici güçle “sığmıyoruz” diye bağırıp, konuk taraftarın Yeni Açık’a doğru sıkıştırılarak, tel örgülerin üzerinden atlamaya zorlandığı kimi maç günlerini hatırlıyorum. O ondört yıllık şampiyonluk hasretinin sonuna yaklaşılan dönemde, koltuklar konulunca kapasitesi 22.000 olan Ali Sami Yen’den 35.000 taraftar boşaldığında, Mecidiyeköy’de arabaların kibrit kutusu gibi havaya kalkıp, ters döndüğüne de tanıklık ettim. Her ikisinde de iç savaş zamanı görev yaptığım Irak ve Cezayir deneyimlerim de mevcut karamsarlığımı artırıyor.

Bunları içten birer uyarı kabilinden anımsatıyorum. Amacım kimseyi kine ve şiddete tahrik değil. Aksine bu ülke hepimizin. Her sözümüzü tartmalı, her eylemimizin barışçıl olmasına özen göstermeli, vazonun çatlamaması için elimizden geleni yapmalıyız. Durum gerçekten kritik. Dediğim şu: Önümüzde EVET de çıksa HAYIR da çıksa, var olan ve görülebilir gelecekte yerinde durmaya devam edecek bir hukuksuzluk, adaletsizlik heyulası duruyor. Bununla mücadele etmek için de elimizde çoğulcu HAYIR kampanyasıyla oluşturduğumuz bir ilişkiler ağımız var. MHP’li muhalifler ile HDP’lilerin HAYIRları herhalde örtüşecek değil. Bununla birlikte, demokrasiyi ülkemizin varkalmasının ön koşulu olarak içselleştirmiş, dinamik bir siyasal direnç hattını korumak da istersek mümkün. HAYIR kampanyasının çoğulculuğu, ülkemizde yeni siyasetin filizlerini barındırıyor olabilir. Ayakta kalmak için önce 16 Nisan’da HAYIR diyelim, sonrasında da kafa kafaya verip demokrasimizi yeniden inşa edelim.

*Konuyla ilgilenenler aşağıdaki iki makaleyi de okumak isteyebilir:

Alphan Telek, 22.03.2017, Cumhuriyet Akademi eki, “İran’da siyasal yapı ve toplumsal yansımaları” (internet linkini bulamadım)

Metin Münir, 21 Şubat 2017 , T24, “Erdoğan’la Türkiye’yi ölüm ayırır” (http://t24.com.tr/yazarlar/metin-munir/erdoganla-turkiyeyi-olum-ayirir,16638

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Siyasetin sonu
10.12.2018
Irak Kürdistanı'nda yeni dönem
5.12.2018
Sözün bittiği belde
3.12.2018
İsyan günlerinde G-20
29.11.2018
Kaotik dış politika
26.11.2018
Fındık, Boğazkere, soğan, Erdoğan
22.11.2018
Buralarda bitmeyen I. Dünya Savaşı
20.11.2018
Ebedi çatışma hali
17.11.2018
Arkadaşım Betül Tanbay
14.11.2018
Erdoğan'ın diplomasi oyunu
12.11.2018
Suriye'de müdahalenin takvimi ve bağlamı
7.11.2018
Barış değil kış geliyor
5.11.2018
Türkiye, Kürtler, Suriye
31.10.2018
Yetmez ama evet
29.10.2018
Kaşıkçı öldü, takkeler düştü
25.10.2018
Dış politikada hafıza
22.10.2018
İstanbul'da ölüm
18.10.2018
Kutupsuz dünyanın kuralsızlığı
15.10.2018
Papaz kaçtı, Osman kaldı
11.10.2018
Kürtler, terörle mücadele, isyan bastırma
7.10.2018
Türkiye-ABD ilişkileri zorda
4.10.2018
Bakalım neymiş şu Irak Kürdistanı?
30.9.2018
Erdoğanland
26.9.2018
Erdoğan'ın Çin modeli
23.9.2018
Idlip'te Türk-Rus mutabakatı
19.9.2018
Irak'ta ABD-İran mücadelesi
17.9.2018
Idlip, saha ve masa
12.9.2018
Tahran vodvili ve sonrası
10.9.2018
Idlip'in galat-ı meşhuru
6.9.2018
Idlip'in isimsiz şehidi
3.9.2018
Al Idlip'i ver Tel Rifat'ı
29.8.2018
Irak Türkmenleri dosyası
27.8.2018
Memleketin birinde Kürtler yaşarmış
22.8.2018
Diplomata çelebilik yaraşır
19.8.2018
Dışişleri işini yapabilmeli
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8