Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu


9.4.2017 - Bu Yazı 1271 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 ABD’yi kızdırmak istemezsiniz. Söylemese de burnunuzdan fitil fitil getirebilir. Silah yarışına girmeye kalkarsanız, sizi batırabilir. ABD’yi yanınızda tutar, karşınıza almazsanız işiniz rast gider. Özellikle Türkiye gibi orta sıklet bir ülke iseniz.

Haklı olarak pek çoğumuz ABD’nin Doğu Akdeniz’deki Porter ve Ross destroyerlerinden 7 Nisan Cuma sabaha karşı 3:40’da ateşlediği 49 Tomahawk seyir füzesiyle Suriye’de Humus’un güneyindeki Şayrat Hava Üssü’nü vurması ve bu müdahaleye yol açan İdlip civarındaki Han Şeyhun beldesinde 4 Nisan Çarşamba günü gerçekleşen kimyasal silah saldırısı konularındaki “hakikati” öğrenmek istiyor. Aşağıda, kendi acizane diplomasi esnaflığı deneyimime ve varsa birikimime dayanarak, meselenin siyasi yorumuna dair düşünceyi tahrik edebilecek bazı hususları öncelik sırası izlemeden alt alta koymak, ayrıca salon ile sahanın farklarını öne çıkarmak istedim.

Kimyasal saldırıyı kimin yaptığı önemli değil. Sorumluyu muhtemelen tam kesinlikle hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz. Ortadoğu’da insan hayatının maalesef tavuk kadar kıymeti yok. ABD’nin Esat’a mesajı: “Ben kuşlardan kargayı tanırım, sen yapmış olsan da olmasan da, bir daha kimyasal saldırı yok. Bu darbeyle, sahadaki askeri dengeyi değiştirmeyi hedeflemedim. Ama dilersem hava kuvvetlerini imha edebilir veya yerden kalkamayacak hale getirebilirim. Seni elimden ağabeyin Rusya da alamaz.” Dikkat edilirse, ABD’nin Şayrat’ı cerrahi biçimde vuruşu, depoları yıkıp, pisti olduğu gibi bıraktı ve bu saldırıdan sonra dahi oradan Suriye Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları havalandı.

Caydırıcılık önemli. Eğer belimde silahla masaya oturursam ve siz silahsızsanız, müzakerede elim daha güçlü demektir. Belimde silah olduğunu size ceketimi hafifçe sıyırıp gösterirsem bu bilgi sizin tutumunuzu ve müzakerenin seyrini etkiler. Ya sizin silahsız olduğunuza dair bilgim yanlışsa? İstihbarat bunun için önemli. Pekiyi, silahlı olduğum halde, hiçbir koşulda elim belime gitmiyorsa veya silahı çekip ateşlemeden tekrar yerine koyuyorsam? Muhataplarım “kalıbının adamı değilmiş” diye düşünmeye başlar. Bu da müzakerede istediğim sonucu almamı güçleştirir.

Coğrafi konum önemli. Mutena bir semtte oturan başarılı bir avukatsınız. Oturduğunuz apartmanın önüne çektiğiniz spor arabanızı sabah boydan boya çizilmiş buluyorsunuz. Karakola başvurursunuz. Ya kenar mahallede oturan ve karanlık işlerle uğraşana belalı bir tipseniz? Aynı durumda, karşıdaki 24 saat açık bakkala sorarsınız “çizeni gördün mü?” diye. Cevap alamazsanız, doğruyu söylemiş de olsa belki günahsız bakkalı iyice benzetirsiniz, diğer araçların camlarını kırarsınız.”Bulup getirin o terbiyesizi” diye nara atarsınız belki. Aksi takdirde, namınız yara alır, bir daha o mahallede saygı görmezsiniz, “işiniz” etkilenir. Kolluk gücü o kenar mahalleye erişememektedir.

Diplomaside iletişim dostluk demek değil. II. Dünya Savaşı sonunda Patton ile Jukov Berlin’e yarış halinde eşanlı girer. Seremoni sırasında, kadehleri ellerindeyken Patton tercümana “ona bir o.ç. olduğunu söyle” der. Tercüman kekeler, Patton ısrar eder, tercüman çeviriyi yapar. Jukov’un suratı asılır, sert tonda Rusça yanıt verir. Öfke patlamalarıyla tanınan Patton “ne dedi” der. Tercüman yutkunarak “o da sizin bir o.ç. olduğunuzu düşünüyormuş” der. Patton’un gülümsemesi yüzüne yayılır. “O zaman iki o.ç. bir arada bu işi halledelim” der. Doğru diplomatik iletişimin temeli tam da budur.

Zarar verme kapasitesi önemli. ABD tek küresel güç. Yaklaşık olarak, askeri harcamaları, tüm kamu harcamalarının yüzde onbeşinin üzerinde ve bu meblağ ardından gelen yedi ülkenin toplam harcamasından fazla (Kaynak: SIPRI). Tüm dünya ülkeleri birikimini ABD Doları olarak tutuyor. Ekonomik gücü, istihbarat faaliyetinin yaygınlığı belli. ABD’yi kızdırmak istemezsiniz. Söylemese de burnunuzdan fitil fitil getirebilir. Silah yarışına girmeye kalkarsanız, sizi batırabilir. ABD’yi yanınızda tutar, karşınıza almazsanız işiniz rast gider. Özellikle Türkiye gibi orta sıklet bir ülke iseniz.

Senaryo dışına çıkmamak. Buna (benim “guru” kabul ettiğim lisedeki muhterem edebiyat hocam Mişel Tagan’ın tabiriyle) “tablonun üzerine işememek gerekir” de diyebiliriz. Yazılı senaryo içinde doğaçlama hakkınız vardır. Ama senaryoyu yırtıp atmaya kalkarsanız, “master plana”a aykırı hareket ederseniz, bir el er veya geç kulağınıza yapışır. Yahut o tiyatro kumpanyasını beğenmiyorsanız terk edebilirsiniz. Ama o zaman Broadway’de değil “off” hatta “off-off” Broadway’de rol bulursunuz artık kendinize.

Saha ve salonun saatleri farklı hızda işler. De Gaulle, Cezayir’i gözden çıkarmış ve bu adımı ancak kendinin atabileceğine kanidir. Evian’da Fransa hükümeti ve Cezayir direnişi barış için uzlaşır. Ama Cezayir’de çatışmalar belki bir yıl daha devam eder ve karşılıklı kayıplar verilir. Sahada aksiyon devam ederken zaman hızlı akar. Salonda ise bu kez Mitterand’ın deyimiyle “zamana, zaman tanımak” gerekir. Değerli Fatih Yaşlı’nın “apolitik hümanizm en büyük alçaklıktır” sözünü o bunu çok farklı bir bağlamda kaydediyor olsa da burada anımsatmak isterim. (Fizikten azbuçuk anlasaydım, bu bölümde uzay/zamanın bükülmesi üzerine de ahkâm keserdim. “Interstellar” filmini önermekle yetineyim.)

Mide ve bağırsak meselesi. Diplomaside bazı işleri burnunuzu tutarak yaparsınız. Yani mide bulandırıcı konulardır bunlar. Yasadışına çıkmaktan ve hesap vermeme kültüründen söz etmiyorum. Kamu yararını gözetmekten ve ulusal çıkarları korumaktan bahsediyorum. Askerlikte ise bazı hamleler ancak bağırsakları tutarak yani korkudan altınıza etmeden yapılabilir. Ancak askerliğin asıl ödevi diplomasiyi desteklemek olmalıdır. Bizdeyse hariciye, askeriyenin oldu-bittilerine kılıf uydurmak, izahat üretmekle uğraşır. Önden yürümez, arkadan gelir.

Bilinen bilinmeyenler ve bilinmeyen bilinmeyenler. GWB başkanlığındaki ABD kabinesinin Savunma Bakanı Rumsfeld’in Irak hakkındaki sözüydü bu hatırlayacaksınız. Sahadaki olaylar, hele çatışma varsa, çoğu zaman denetim dışına çıkar, öngörülemez, hep hızlı çekim akar. Bu denli güçlü istihbarat teşkilatlarının, küresel ölçekteki hariciye kançılaryalarının, derin bilgi sahibi akademya ve sivil toplum kuruluşlarının bugüne dek herhangi bir önemli olayı önceden kestirebildiği görülmemiştir. “Bilmiyorum” demek de büyük insanlara ve herhalde diplomatlara has bir erdemdir. (Bkz. değerli Bağış Erten’in “Cruyff’ün Naçiz Vücudu” başlıklı Cumhuriyet yazısı.)

Çoktaraflı meşruiyet. Diplomaside bir odanın zeminini boyarken kapıya doğru gerilemek, kendinizi bir köşeye hapsetmemek esastır. Manevra alanı bırakmak hayatidir. Özellikle bizimki gibi orta sıklet ülkelerin hariciyeleri bunun için askeri müdahalelerde öncelikle uluslararası örgütlerden karar veya destek arar. “Uluslararası Camia” denildiğinde çoğunlukla akla münhasıran ABD gelir, doğru. Ama bakın Fransa, ABD’nin Şayrat’ı vurmasına desteğini açıklarken, bu tür müdahalelerin “ABD başkanının tepesinin atmasına değil, çoktaraflı meşruiyete dayanması gerektiğine” de dikkat çekti. Manevra alanını, Şark kurnazının kıvırma payıyla da karıştırmamak gerekir.

Dış politikanın iç siyasetin uzantısına dönüşmesi. Irak’tan alınan başlıca dersin “devleti yıkmadan, rejimin değiştirilemeyeceğinin anlaşılması” olduğunu bir önceki yazımın sonunda belirtmiştim. Bu ders, küresel güç ABD için bile genel eğilimi liberal müdahelecilikten yeniden Vestfalyacı klasik diplomasiye geri getirdi. Halkla ilişkiler (“PR”) modern diplomasinin bir unsurudur. Ama bizdeki gibi omurgasına dönüşmemelidir. Dış politikanın hesabı demokratik ülkelerde meclise verilir. Buna karşılık ideolojik saplantılı, “ben öyle inanıyorsam öyledir” yaklaşımı başarısızlığa mahkumdur. İslamcı hatta İhvancı Ortadoğu siyasetinin, ergen neo-Osmanlı hülyalarının gelip duvara tosladığı yer de galiba burasıdır.

İşkembeden yorum yapmak bir yanda, teknik ayrıntı otizmi beri yanda. Mangalda kül bırakmayan yorumları o denli kanıksadık ki, teknik/askeri ayrıntıya, harita okumaya, sahayı bilenle konuşmaya o denli gereksinim hisseder olduk. Ancak bu diplomasinin aslının siyaset olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bizde hariciyeciye bunun için “siyasi memur” denilirdi. Siyaset zemini üzerine konuşmadan, sadece askeri ayrıntılara veya enerji konusunda ticari olarak hangi projenin uygulanabilir olduğuna saplanmak yanıltıcı olur. Siyaset konuşuyoruz, masabaşında “Gizli Hedef” oyunu oynamıyoruz, çarıklı erkaniharpliğe soyunmuyoruz.

Her gördüğünüz sakallı babanız olmayabilir. ABD’de yeniden cumhuriyetçiler iktidarda. Mevcut yönetimde aşırılıkçı sağcı Bannon gibi isimler var. Ama bunlar GWB döneminde iktidardakiler değil. Bu dönemde hiç bir neo-con karar alıcı konumunda yok. Çünkü neo-con, aşırı sağcı demek değil. Veya İran’daki Kum Şiiliğin havzalarından biri. Herkes kara cüppeli, sarıklı olabilir, ama aralarında öyle reformist, derin bilgeler var ki Batı’nın önde gelen üniversitelerinden birine taşıyın, teoloji veya felsefe profesörü olabilir. Öyle de oluyor zaten. Yani renkler kadar tonları ayırdedebilmek diplomasi için vazgeçilmezdir.

Basit olan güzeldir. Öküzün altında her zaman buzağı aramamak gerekir. Banttan görmek ince iştir, ayrıca acemi bilardocu pike çekmeye kalkarsa çuhayı yırtar, maliyeti cebi yakar. İşin esası topların nasıl dizildiğine iyi bakmak ve kendi kabiliyetinizi muhatabınıza bunu açık etmeseniz bile kendinizin dürüstçe bilmesidir. Oyunu basit oynamak zor iştir. O topu ona, bunu banttan şuna derken, bir bakarsınız masanın hesabı size kalmış.

Umarım düşünmenize mütevazı da olsa katkı sağlayabildim. HAYIR’lı Pazarlar dilerim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.06.2019
Dış politikada uçmak ve konmak üzerine
10.06.2019
B planı: Kürtlerle birlik?
5.06.2019
Futbolda ve dış politikada başarı
3.06.2019
Bankocudan dış politika kuponu
29.05.2019
Diyarbakır'da barışı konuşmak
27.05.2019
Elliden görünen...
20.05.2019
Ateş çemberinde, fay hattında Türkiye
16.05.2019
Öcalan'ın çağrısı: Onurlu barış
13.05.2019
Karadeliğin olay ufkunda Türkiye
8.05.2019
Her şey çok güzel olacak
6.05.2019
İçeride, dışarıda, ekonomide karar mevsimi
2.05.2019
Bıkkınlık veren Irak ve Kürt ezberlerimiz
29.04.2019
Devlet bunalımda, diplomasi çıkmazda
24.4.2019
Notre Dame'dan Çubuk'a
22.4.2019
Kaftancıoğlu savundu, İmamoğlu kazandı
15.4.2019
Belediyeyi kazanıp cumhuriyeti yitirmemek
10.4.2019
Mazbata'dan öteye, gidelum yali yali...
8.4.2019
Dış politika laubalilik kaldırmıyor
2.4.2019
İmamoğlu'nun nefesi, Demirtaş'ın hatırı
31.3.2019
Çokboyutlu bir Kürt çözümü önerisi*
27.3.2019
Pazar günü oy verelim
25.3.2019
Newroz piroz be?
20.3.2019
Yeni Zelanda: Din, şiddet, siyaset
18.3.2019
Yeni Zelanda, eski cehennem
10.3.2019
Cezayir: İstikrarlı hayal hakikat olabilir
6.3.2019
Dış politika ve savunma açmazları
4.3.2019
Özgürlüğün tadı
1.3.2019
Karga tulumba diplomasiyle Suriye
25.2.2019
Senin ben yapacağın dış politika analizini...
20.2.2019
Yerkürede Türkiye, Soçi, Münih ve ıslahat
18.2.2019
Suriye'den bıkanların diplomasisi
13.2.2019
İflastan konuşsak mı canım?
11.2.2019
ABD'nin Kürt siyaseti ve Türkiye
6.2.2019
Suriye'yi banttan görmek
3.2.2019
Doğan görünümlü Şahin diplomasi
30.1.2019
İşgal, mevcudiyet, meşruiyet
28.1.2019
Fırat'ın doğusunda Kuzey Irak
23.1.2019
Komşuda yeni sahneler, eski oyunlar
21.1.2019
Şol muhalafatın halları
16.1.2019
Suriye'de alacalı çözüme doğru
14.1.2019
ABD çekilir, Rusya kalır, Türkiye ne yapar?
10.1.2019
Tek kusurunuz Suriyeliler kaldı
6.1.2019
Anti-Kürt vizyon
3.1.2019
Suriye'de bir gaz, bir fren...
31.12.2018
Status quo ante bellum
27.12.2018
Suriye mi değerli, Zeki-Metin mi?
24.12.2018
Trump'tan hepimize bay bay...
20.12.2018
İrem, Ceren, Bertrand, Murat ve bizim büyük çaresizliğimiz
17.12.2018
Fırat'ın doğusuna harekat
13.12.2018
Siyasetin sonu
10.12.2018
Irak Kürdistanı'nda yeni dönem
5.12.2018
Sözün bittiği belde
3.12.2018
İsyan günlerinde G-20
29.11.2018
Kaotik dış politika
26.11.2018
Fındık, Boğazkere, soğan, Erdoğan
22.11.2018
Buralarda bitmeyen I. Dünya Savaşı
20.11.2018
Ebedi çatışma hali
17.11.2018
Arkadaşım Betül Tanbay
14.11.2018
Erdoğan'ın diplomasi oyunu
12.11.2018
Suriye'de müdahalenin takvimi ve bağlamı
7.11.2018
Barış değil kış geliyor
5.11.2018
Türkiye, Kürtler, Suriye
31.10.2018
Yetmez ama evet
29.10.2018
Kaşıkçı öldü, takkeler düştü
25.10.2018
Dış politikada hafıza
22.10.2018
İstanbul'da ölüm
18.10.2018
Kutupsuz dünyanın kuralsızlığı
15.10.2018
Papaz kaçtı, Osman kaldı
11.10.2018
Kürtler, terörle mücadele, isyan bastırma
7.10.2018
Türkiye-ABD ilişkileri zorda
4.10.2018
Bakalım neymiş şu Irak Kürdistanı?
30.9.2018
Erdoğanland
26.9.2018
Erdoğan'ın Çin modeli
23.9.2018
Idlip'te Türk-Rus mutabakatı
19.9.2018
Irak'ta ABD-İran mücadelesi
17.9.2018
Idlip, saha ve masa
12.9.2018
Tahran vodvili ve sonrası
10.9.2018
Idlip'in galat-ı meşhuru
6.9.2018
Idlip'in isimsiz şehidi
3.9.2018
Al Idlip'i ver Tel Rifat'ı
29.8.2018
Irak Türkmenleri dosyası
27.8.2018
Memleketin birinde Kürtler yaşarmış
22.8.2018
Diplomata çelebilik yaraşır
19.8.2018
Dışişleri işini yapabilmeli
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8
Emlak8.Net