Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Hınçla ters takla?


19.4.2017 - Bu Yazı 924 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 80 milyon nüfuslu ülkemizde, 50 milyon seçmenin oy kullandığı referandumda, yalnızca 750.000 oy farkla 200 yıllık parlamenter sistemimizi bırakmış ve dünyada eşi benzeri eğer Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan gibi herhalde demokrasi sayılamayacak kimi Türk cumhuriyetlerini dikkate almazsak olmayan bir “demokratorluk” rejimine geçmiş sayıldık.

Başkanlık rejimi referandumu sonucu toplumun ikiye yarıldığını kapkalın bir çizgiyle tescil etti. Yalnızca İstanbul’un (oranları yuvarladım) Kadıköy (yüzde 81), Beşiktaş (yüzde 83), Şişli (yüzde 72), Bakırköy (yüzde 78), Ankara’nın Çankaya (yüzde 78) ilçelerindeki ve İzmir’in (yüzde 69) toplam HAYIR oyu oranına bakmak bile bize yeni rejimin sekülerler tarafından reddedildiğini gösteriyor. Trakya Bölgesini ve hatta İç Ege’yi dahi bu kategoriye katmak mümkün.

Yerleşim birimlerinde yıkıma yol açan terörle mücadele harekatlarının yürütüldüğü ve geleneksel olarak HDP’nin güçlü olduğu Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Kürt nüfus yoğunluklu illerindeki HAYIR oyu oranlarına baktığımızda, Kürtlerin de blok halinde yeni rejimi reddettiğini görüyoruz. Dersim/Tunceli’yi de kendine özgü yapısıyla bu gruba dahil edebiliriz. Buralardaki 1 Kasım 2016 seçimleriyle karşılaştırma yapıldığında Kürtlerde görülen EVET’e teveccüh eğrisi, bu gerçeği değiştirmeye yetmiyor.

GSMH’nin illere, dağılımına bakılırsa, yüksek refah düzeyiyle HAYIR arasında da doğrudan bir ilişki olduğu anlaşılıyor. Buradan “tuzukuru” olanlar yeni Türkiye’ye direniyor gibi çarpık bir sonuca varılmasın. Üreten, okuyan, vergi veren, çalışan, en az EVET oyu veren kadar ülkesini seven ve bu toprakları vatan bellemiş yurttaşlar da demek çoğunlukla HAYIR diyor.

Neredeyse bütün büyük kentlerde HAYIR önde geldi. Sayalım: İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır, Mersin, Antalya, Eskişehir, Edirne, Manisa, Denizli.

Bu yazının yazıldığı 17 Nisan günü itibarıyla YSK web sayfasında referandum sonuçlarına dair bilgi yoktu. Ama Sayın Cumhurbaşkanı defalarca kamuoyu önüne çıkarak sonucu ilan etmiş ve yeni rejime geçtiğimizi bizlere duyurmuştu.

Referandum, OHAL devam ederken ve TBMM’de temsil edilen üçüncü büyük partinin iki eşbaşkanı ile onun üzerinde milletvekili hapisteyken yapıldı. Resmi rakamlara göre yukarıda sözü edilen Kürt illerindeki terörle mücadele operasyonları nedeniyle yerlerinden edilmiş ve yeniden nüfus kayıtlarını yaptırıp yaptıramadıkları belli olmayan yurttaş sayımız 350.000’in üzerindeydi.

YSK, referandumun yapıldığı gün mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılacağını açıkladı. 1 Ağustos 1975’te Helsinki Nihai Senedi’ni imzalayan 35 ülkeden biri sıfatıyla kurucusu olduğumuz AGİT gözlemcileri ise YSK’nın bu kararını da örnek vererek, referandumun demokratik standartlara uygun yapılmadığını raporladı. Muteber Venedik Komisyonu raporlarını onayan, keza kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi, bizi yeniden, 2004’te AKP hükümeti dalaletiyle çıktığımız “gözetim altındaki ülke” statüsüne almak üzere.

Burada, daha önceki yazılarımda belki çoğu zaman satır aralarına saklayarak, sizlere acizane bir şeyler anlatmaya çalıştım. Aksiyon başladığında, zaman hızlı akar dedim. İç Savaş süreçlerinde görev yaptığım Irak ve Cezayir’den olumsuz örnekler verdim. Ülkesini 1958 bunalımından çıkaran Fuad Chehab’ın “ne galip, ne mağlup” çağrısını aktardım. Hukuk devleti, laiklik, çoğulculuk, ademimerkeziyetçilik kavramlarıyla demokrasinin yaşamsal ilişkisine dair görüşlerimi paylaştım.

Oysa geldiğimiz aşamada, yukarıda ana hatlarıyla eskizini çizmeye çalıştığım tablo ortadayken, referandumun ardından Sayın Cumhurbaşkanı “AGİT diye bir örgüt var Avrupa’da. Kendilerine göre bir rapor hazırlıyorlar.” diyor. “Şimdi Avrupa Birliği görüşmelerini dondurmakla tehdit ediyorlar. Bu onların vereceği bir karar değil. Bizim için bu çok da önemli değil.” diyor. “Fırat Kalkanı bizim son değil, ilk operasyonumuzdur. Nereye ve ne kadar operasyon gerekiyorsa hepsini yapmakta kararlıyız.” diyor. İdam cezası için “Parlamentodan geçti, benim önüme geldi, ben bunu onaylarım. Eğer olmadı, bir halk oylaması da onun için yaparız.” diyor.

Şeamet tellallığı yapmak istemem ama bu gidiş, iyi gidiş değil. Bu freni patlamış bir kamyonun, yokuş aşağı tehlikeli gidişi. Dünyanın en yetenekli sürücüsü bile oturuyor olsa o direksiyonda, durumu toparlaması artık çok zor hatta olanaksız. Evet, EVET oylarının tamamına yakınını belki Sayın Erdoğan’ın kendi aldı. Evet, muhtemelen bugün de bir seçim yapılsa, İstanbul ve Ankara’da, oy kaybına rağmen yine birinci parti AKP. Ama Sayın Erdoğan’ın en güçlü olduğu yer, aynı zamanda en zayıf noktası. Zira, kendinden başka kimse kalmadı. Parti, devlet ve rejim onun şahsında birleşti.

Oysa bakınız insanlar yeniden sokaklara çıkma ihtiyacı hissetti. Çoğul, rengarenk ve sivil HAYIR kampanyası yeni siyasetin filizlerini içinde barındırıyor. Doğru, bu delege yapısıyla, Sayın Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel Başkanlığı’ndan oynatmak imkansız. Ayrıca ana muhalefette ne değişim ne dönüşüm emaresi var. Ama sözünü ettiğim bundan büyük, derin ve yaygın bir şey. Hatta gelecekteki büyük demokrasi uzlaşısının doğum sancılarını da bize yaşatıyor.

Sonuç olarak, 80 milyon nüfuslu ülkemizde, 50 milyon seçmenin oy kullandığı referandumda, yalnızca 750.000 oy farkla 200 yıllık parlamenter sistemimizi bırakmış ve dünyada eşi benzeri eğer Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan gibi herhalde demokrasi sayılamayacak kimi Türk cumhuriyetlerini dikkate almazsak olmayan bir “demokratorluk” rejimine geçmiş sayıldık.

Korkarım, ileride bugünleri tarihsel, toplumbilimsel açılardan açıklayan değerlendirmeler yapıldığında, “hınç” kavramı merkezi önem arz edecek. Hınçla, ite kaka, zorla Türkiye gibi gecekondu statüsünde addedilemeyecek bir ülkeye 200 yıllık bir ters takla attırılabileceğine ben inanmıyorum. Ortak çatımız cumhuriyetin taşıyıcı sütunlarına hınçla saldırmanın, ülkenin damarlarındaki alyuvarlar olan her kesimden aydınları, sekülerleri hınçla ötekileştirmenin, hakkını arayan Kürdü, Aleviyi yine hınçla kriminalize eden yaklaşımın çatıyı başımıza göçerteceğinden ciddi biçimde kaygı duyuyorum. Tam demokrasinin yollarını akılla, özenle, inatla ama hep barışçıl biçimde aramaya devam etmeliyiz diyorum.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Kutupsuz dünyanın kuralsızlığı
15.10.2018
Papaz kaçtı, Osman kaldı
11.10.2018
Kürtler, terörle mücadele, isyan bastırma
7.10.2018
Türkiye-ABD ilişkileri zorda
4.10.2018
Bakalım neymiş şu Irak Kürdistanı?
30.9.2018
Erdoğanland
26.9.2018
Erdoğan'ın Çin modeli
23.9.2018
Idlip'te Türk-Rus mutabakatı
19.9.2018
Irak'ta ABD-İran mücadelesi
17.9.2018
Idlip, saha ve masa
12.9.2018
Tahran vodvili ve sonrası
10.9.2018
Idlip'in galat-ı meşhuru
6.9.2018
Idlip'in isimsiz şehidi
3.9.2018
Al Idlip'i ver Tel Rifat'ı
29.8.2018
Irak Türkmenleri dosyası
27.8.2018
Memleketin birinde Kürtler yaşarmış
22.8.2018
Diplomata çelebilik yaraşır
19.8.2018
Dışişleri işini yapabilmeli
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8