Biraz da kalkınmasak?


28.5.2018 - Bu Yazı 283 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Eğer 24 Haziran-8 Temmuz sonrasında gerçekten yeni bir Türkiye’ye uyanabileceksek, ekonomik çöküş o gün önlenmiş, durmuş yahut yavaşlamış dahi olmayacak. Buna karşılık, yön değiştirdiğimizin, yeni bir deneyime giriştiğimizin göstergelerinin ilk günden belirmesini isteyebiliriz. Önerelim öyleyse...

Babam (1930-2000) bildiğiniz kalkınmacıydı. Sanırım II. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD’nin refahı ve önce ’46 sonra ’50 seçimleri onun siyasi bakışını temelden biçimlendirmişti. Menderes’in karayollarını (ki inşaat makineleri üreten bir ABD şirketinin pazarlama bölümünde çalışırmış o dönem), Demirel’in barajlarını, Özal’ın elektronik altyapı atılımını hayırla yad ve hatta çok daha sonraları (alnı secde görmemiş bir akşamcı olsa da) Erdoğan’ın belediyeciliğini de kendince takdir ederdi.

Benim memur olmama çok içerlemişti. “Mesela bir tamirhanen olsa, gün boyu kir pas içinde gezersin belki ama akşam evine gider, duşunu alır, en güzel kıyafeti giyer, en gözde gece kulübüne gidersin, cüzdanın iç cebinde ‘çocuk kundağı gibi’ dolgun olur, sırtın ısınır, yürüyüşün değişir” derdi. Soğuk Savaş döneminin insanıydı, kütüphanesinde görüp görmediğimi anımsamıyorum ama çizdiği resim Ayn Rand’ın ünlü “Atlas Silkindi” romanının Türkiye uyarlaması gibi bir şeydi. Ve hayal ürünüydü tabii.

Ben de kalkınma odaklı bir iktisat anlayışına sahip olageldim. Devlet aygıtının küçük dişlilerinden biri olarak yıllarca görev yaptıkça ve ara sıra Adana, Gaziantep gibi illere yolum düştükçe ‘Ankara’yı şu ülkenin sırtından kaldırmanın’, memur sayısını azaltmanın, bürokrasiyi etkinleştirmenin, serbest girişimin önünü açmanın öncelik olduğu düşünceleri kafamda iyice yerleşikleşti. “Sosyal devlet” isteyenlerin, “cehennemin yollarının iyi niyet taşlarıyla döşendiği” yanılsamasına kapıldıklarına inancım pekişti.

Daha sonraları herkes, hepimiz gibi ben de itildim, kakıldım, tökezledim, düştüm, kalktım. Kürt meselesine kafa yorar oldum. Daha çok okudum. Hep dekorasyonu söküp, yapının kendini arama yaklaşımıyla tek ve büyük önceliğimi “bireysel özgürlük” olarak belirledim. Sol-sağ ayrımı çizgisinin iki ucunun birbirine taban tabana zıt iki kutba sahip olmaktan ziyade bükük biçimde birbirine yanaşan “anarşist” (İspanya İç Savaşı’ndaki cumhuriyetçi POUM gibi) ve “liberter” (ABD cumhuriyetçilerinin aynı adlı kanadı gibi) iki ucu bulunduğunu düşünür oldum.

 

Antik Helen uygarlığının kent-devletleri deneyimi, ABD “istisnasının” kuruluşu, AB üyesi Fransa ve İspanya gibi üniter devletlerin yerinden yönetime yönelik reformları, ABD’li bazı doğa ve özgürlük tutkunu yazarların (Jim Harrison, Gary Snyder vb.) kitapları, Gramsci, Polanyi gibi düşünürlerin öğretilerinin yeniden moda olması, demokrasinin kökleri ve güncel tıkanıklığı, çağımızda bireyin yalnızlığı, ülkemizde bir türlü ne birey ne yurttaş olamayışımız, derken ceberrut devletin olanca hantallığıyla üzerimize çökmesi, eskiyen ne varsa köhne addedilip yıkılması, her toplum katmanına yayılan sonsuz bir tüketim şımarıklığı ve çevre düşmanlığı kafamı kurcalar oldu.

Neden söz ediyorum? Şimdi, bugün derin bir ekonomik bunalıma belki yıkıma, güle oynaya, hoplaya zıplaya, ulusça Hababam Sınıfı havasında gidiyoruz. Züğürt tesellisi midir bilemem ama belki bu musibetten bir hayır devşirebiliriz diye düşünüyorum. Ekonomik çöküş yaşamış Madrid, Atina gibi kentlere yolunuz düşerse bu bölüşme, dayanışma, tevazu havasını soluyabiliyorsunuz. Bizim barışmaya da gereksinimimiz var, oralarda nüfus artışı yok, ayrıca onlar AB üyesi, bunlar tamam ama yine de.

Şu yedi düvele duman attıracak III. Havalimanı tam da bu örüntüye iyi oturuyor. Bu havalimanını yapmak için Kuzey Ormanları’nın önemli bölümü yok edildi. Orman bu. Var olan Atatürk Havalimanı ise alelacele 30 Ekim’de kapatılıyor. Yerine “Millet Bahçesi” yapılacakmış. Ormanı kazıyıp, eski havaalanı yerine bahçe yapmak. Çukur kazıp, çukur doldurmak gibi. Hani “akıl tınne” diyesim var. III. Köprü ha keza. Arnavutköy’den geçse işe yarayacak ama pahalı olacaktı, onun içinde Kuzey Ormanları’na dalındı. Üzerinden geçen de, İstanbul trafiğine hiçbir olumlu etkisi de yok. Orman da yok oldu.

Eğer 24 Haziran-8 Temmuz sonrasında gerçekten yeni bir Türkiye’ye uyanabileceksek, ekonomik çöküş o gün önlenmiş, durmuş yahut yavaşlamış dahi olmayacak. Buna karşılık, yön değiştirdiğimizin, yeni bir deneyime giriştiğimizin göstergelerinin ilk günden belirmesini isteyebiliriz. Önerelim öyleyse: Beştepe Külliyesi’nin TÜBİTAK’a devri. Yıldız Külliyesi’nin saray binaları ve tüm arazisiyle YTÜ’ye devri. Milletvekili maaşlarının yarı yarıya azaltılması. Tüm makam araçlarının satılması. Diplomatik misyonlarda azaltma. Tunceli (Dersim) ve Artvin’i mevcut vilayet sınırları içinde ulusal doğal park ilan etmek. Tüm Ege ve Akdeniz kıyılarında, yarımadalarında inşaat moratoryumu.

“Şantiye” deyince biz inşaat anlarız. Fransızlar ulusal dönüşüm konularına da “grand chantier” diyor. Ademimerkeziyetçi idare reformu, katılımcı demokrasi, çoğulculuk reformları bizim yeni şantiyelerimiz olabilir. İnsancıl ölçek de yeni yaşama odağımız. Yönetilenin yönetene yakın olduğu, kendi temsilcisini tanıdığı, karar alma süreçlerine etkin ve doğrudan katılabildiği çok katmanlı bir yönetsel yapı. Devletin dış siyaset, savunma, eğitim, sağlık, denetim, altyapı gibi alanlara geri çekildiği, “biraz da bırakalım dağınık kalsın” yaklaşımıyla, yurttaşa özgürlüğü soluma olanağı tanıyacağı ferah ve müreffeh bir ülke tasarısı benimki.

Oturduğumuz yerlerden de başlayabiliriz. Bahane üretmeden küçük ama görünür atılımlarla: Her kesilen ağacın yerine on eşdeğer ağaç dikmek zorunluluğu. Kurtuluş’taki Ergenekon Caddesi’ne Hrant Dink adını vermek. Kadıköy Salı Pazarı’nı park yapıp, Kurbağalıdere üzerinden sahile, Yoğurtçu Parkı’na bağlamak. Rıhtıma dev cami yerine saçma sapan balon kalıntısı yerine Şemsipaşa’yı andıran bir mücevher cami. O dev cami kondurulacak otoparkı da ağaçlandırmak. Tüm ışıklı tabelaların sökülmesi.

“Hele dur bakalım”, “aman şekerim, teenniyle tedricen hareket edelim” rehavetine kapılmadan, hemen altı ay içinde doğru adımları peş peşe atalım. Kamu İhale Yasası’nı çağdaş bir metinle sabitleyelim. Suriye’deki askeri maceralara son verelim. Tüm örtülü ödenekleri kaldıralım. Biraz da yol, beton anlamında kalkınmayalım. Kafaca, insanca, alçak gönüllü kalkınalım. Yatırımı çocuklarımızın güleç yüzlerine, insan gibi yaşamaya yapalım. Kaynak mı? Kaynak sensin, kaynak benim, kaynak biz hepimiziz.

*İngilizce bilen okurlara bir kitap önerisi: “Orwell & Churchill: The Fight For Freedom”, Thomas Ricks, 2017, Penguin Press.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8