Aydın Ünal

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Reformları sağlam kazığa bağlamak


27.8.2018 - Bu Yazı 224 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AK Parti 16 yıl boyunca özgürlükleri genişleten tarihi reformlar yaptı. Tek bir örnek verirsek, 10 yıl önce başörtülü öğrencilerin üniversitelerde okuması imkansızken, bugün başörtülü kadınlar kamuda çalışıyor, hakim-savcı olabiliyor, jandarma teşkilatında, polis teşkilatında görev alabiliyor hatta subay yetiştiren okullarda öğrenci olabiliyorlar.

İnanca, düşünceye, ifadelerin açıklanmasına ilişkin tüm reformlar kuşkusuz Türkiye’yi normalleştirdi.

Ancak Türkiye’nin normalleşmesini kabullenemeyen hala ciddi bir kesim bulunuyor. Şunu biliyoruz ki, Erdoğan ve AK Parti karşıtı kesim, iktidarı bir şekilde ele geçirebilirse, 16 yıl içinde yapılan reformların hepsi çöpe atılabilir.

Meseleyi sadece başörtüsü, ya da daha geniş manada inanç özgürlüğü merkezli ele almak yanıltıcı olabilir. 24 Haziran seçimlerini hatırlayalım: Ya beklenmedik bir sonuç çıksaydı? Ya Erdoğan ve AK Parti kazanamasaydı? ABD ve AB ile daha “uyumlu” olacak bir yeni iktidar, kaçınılmaz olarak PKK ve FETÖ ile mücadeleyi esnetecekti. Vesayetle mücadele rafa kalkacaktı.

Türkiye’de solun kolay kolay iktidara gelemeyeceğini biliyoruz; iyi de, sağ iktidara gelse bile, AK Parti ve Erdoğan’ın reformlarını korur mu?

Hatta AK Parti ve Erdoğan’ın kazanamadığı bir tabloda, o meş’um senaryo işleyip, Abdullah Gül’ün bir şekilde iktidara geldiğini tahayyül edin. Buna da “ehveni şer” olarak bakın. FETÖ ile mücadele devam eder miydi? Vesayete karşı bir cesur mücadeleden söz edilebilir miydi? ABD ve AB ile kurulacak “iyi” ilişkilerin ardından PKK’ya ya da PYD’ye karşı bugünkü gibi sert bir tutum izlenebilir miydi? Yine başörtüsüne dönersek, üniversitelerde serbesti devam ederken, kamuda, Jandarma’da, Emniyet’te, askeri okullarda başörtüsü barınabilir miydi?

Hepimizi rahatsız etmesi gereken bir gerçekle karşı karşıyayız: Gücü, yani iktidarı kaybedersek, kazanımlarımız tehdit altında olacak, mücadelelerimiz kesintiye uğrayacak. Bunu anlamak da çok zor değil. Eski Türkiye’nin hayaliyle yanıp tutuşanlar, özlemlerini her fırsatta dile getirmekten zaten kaçınmıyorlar.

Bu tabloyu iki şekilde okumak mümkün: Karşımızda, yaptığımız reformlara, genişlettiğimiz özgürlüklere, verdiğimiz bağımsızlık mücadelesine “düşman” bir kesim varsa, biz de AK Parti çatısı altında ve Erdoğan’ın liderliğinde birbirimize daha fazla kenetlenelim.

Aslında uzun süredir yaptığımız bu.

Ne var ki, Erdoğan’ın fani olduğunu, AK Parti’nin de ilelebet siyasetin başat partisi olarak kalamayacağını biliyoruz. Erdoğan’a Allah uzun ömürler versin, AK Parti de hiç kuşkusuz daha uzun yıllar Türkiye’nin birinci partisi olacak. Ancak karşımızdaki tabloyu “kutuplaşma” penceresinden okumaya devam edersek, AK Parti’nin kendi içinde son derece haklı gerekçelerle artık reform yapma zorluğunu da eklersek, er ya da geç, bizi olmasa bile çocuklarımızı tatsız bir son bekleyecek.

16 yıldır yapılan ve daha da yapılacak reformları sağlam kazığa bağlamak zorundayız. Anayasa’nın da, yasaların da “sağlam kazık” olmadığını biliyoruz.

O zaman tabloyu şöyle okumak gerekecektir: Yapılmış ve yapılacak reformlara muhalif kesimleri de ortak etmek. Bu bir ham hayal gibi görünebilir. Siyasetin sembollerle, kutuplaşmayla ve gerilimle yapıldığı, birinin “ak” dediğine diğerinin sorgusuz sualsiz “kara” dediği bir atmosferde böyle bir ortaklığı sağlamak kolay değildir.

Kolay değildir ama önümüzde başka bir seçenek de bulunmuyor.

Gerilim ve kutuplaşmanın bu kadar yüksek olduğu bir ortamda demokratik ve şeffaf olmasına rağmen her seçim akşamını adeta bir darbe gecesi gibi yaşıyoruz: Kaybedersek her şey bitecek, bütün kazanımlar kül olacak, bütün reformlar buharlaşacak. Muhalif kesim ise her seçime bir “kurtuluş savaşı” gibi bakıyor; kazanırsa her şey eskiye dönecek, kazanamazsa toprakları işgal altında kalacak. Bu doğal olabilir mi? Bu sürdürülebilir mi?

Örneğin, Dolar yükseldikçe muhalif kesim, “iktidar zora düşecek” diye neredeyse sevinçten havalara uçuyor. Bu sağlıklı bir ruh hali değil. Bu ruh halinin nedeni de elbette genetik, eğitim, ideoloji ya da siyaset de değil.

Hepimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın istikbali adına bu sağlıksız ruh halinden bir an önce çıkmamız gerekiyor. Artık daha bütünleştirici, birleştirici, gerilimi düşürücü, kucaklayıcı bir dile ihtiyacımız var.

Görünen o ki, Türkiye olarak hiç bitmeyecek bir savaşın içindeyiz. Bu savaşı sadece iktidarın vermesi mümkün değil. Öyleyse iktidarın mücadeleyi vatan sathına yayması, herkesi bu direnişin içine katması gerekiyor. Muhalefet direnecektir, ama Erdoğan ve AK Parti bunu da başarabilir. Bu başarıldığında ancak reformlar sağlam kazığa bağlanmış olur. Bu başarıldığında ancak gelecek kaygımız ortadan kalkar.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Medine’de son Cuma (2)
15.10.2018
Şanlı Medine Direnişi - 1
11.10.2018
Hicaz’ı nasıl kaybettik?
8.10.2018
Yeter ki Enver gitsin!
4.10.2018
Büyük Nablus bozgunu
1.10.2018
Kara Ekim
28.9.2018
Yerel seçime doğru – 2
24.9.2018
Yerel seçime doğru – 1
20.9.2018
Hiç yazasım yok…
13.9.2018
Aman dikkat!
10.9.2018
İdlib ve Srebrenica
6.9.2018
Buhara
3.9.2018
Sarı Kosor
30.8.2018
Adalet mülkün temelidir
27.8.2018
Reformları sağlam kazığa bağlamak
23.8.2018
100 yıl önce bir Kurban Bayramı günü…
20.8.2018
Çocuk ve kurban
16.8.2018
AK Parti kongresi, seçim, ekonomi
13.8.2018
AK Parti 17 yaşında
9.8.2018
Kahrolası piyasa!
2.8.2018
Kabadayı devlet
30.7.2018
Sorundan daha büyük sorun: İnkar
26.7.2018
Evdeki büyük tehlike: Youtuberlar
23.7.2018
Siyaset davadan uzaklaşmadan…
16.7.2018
Sıkıcı bir filme dair
12.7.2018
15 Temmuz ve Hakan Fidan
9.7.2018
15 Temmuz: Hepimizin zaferi
5.7.2018
Yeni kabine, yeni MYK
28.6.2018
Seçmenin AK Parti’ye mesajı
26.6.2018
Muhalefetin kampanya hatası
21.6.2018
Vicdan terazisi
18.6.2018
24 Haziran direniştir!
14.6.2018
Hedef 1 milyon
11.6.2018
Muhalefete vaat önerileri
7.6.2018
Prompter bozulursa
4.6.2018
Rezzan el Neccar
31.5.2018
Muhalefet ve hitabet
28.5.2018
Faşizm lekesi silinmez
24.5.2018
Muhasebe
14.5.2018
Kürt meselesi ve 24 Haziran
10.5.2018
İşte böyle! Çok güzel! Devam!
7.5.2018
İnChe
3.5.2018
Doğmamış çatı adaya ağıtlar
30.4.2018
Erken zafer duygusuna dikkat
26.4.2018
Adamlık sınavı
23.4.2018
Çift pusula propagandasına dikkat
19.4.2018
Aday adaylarına tavsiyeler…
16.4.2018
İktidar ve iktisat
12.4.2018
İnsana dokunmak
9.4.2018
Hülâgû gelmeden…
5.4.2018
Fransa yeniden Suriye’de
2.4.2018
Hiçbir FETÖ’cü emniyette değil
29.3.2018
AB’nin anlamadığı…
26.3.2018
“Din Uğruna”
22.3.2018
Bu PKK’lılar neden öldü?
15.3.2018
Yüzsüzlüğün bu kadarı!
13.3.2018
Büyük cihada hoş geldiniz!
8.3.2018
Dindarlara baskı mı yapılıyor?
5.3.2018
Nerede o eski troller!
1.3.2018
‘Allı Turnam’
26.2.2018
28 Şubat ve FETÖ
22.2.2018
FETÖ tamam, ya Fetullahçılık?
19.2.2018
Şantajın hesabı sorulur
15.2.2018
HDP faşizmi çöküyor…
12.2.2018
CHP dış politikada ne söylüyor?
8.2.2018
CHP: Kaos içindeki düzen
5.2.2018
Jin, jiyan, feryat, figan
1.2.2018
PKK’nın kadınları: Jin, jiyan, tecavüz!
29.1.2018
Terörü kaynağında kurutmak
25.1.2018
Kürtler, PKK ve Afrin
22.1.2018
10 soruda Afrin harekâtı
15.1.2018
Necip Fazıl-Nihal Atsız ittifakı
4.1.2018
Vefa
28.12.2017
CHP’nin gazına gelmek…
25.12.2017
Fahreddin Paşa: Biz unuttuk Araplar unutamadı
21.12.2017
Selçuklu Towers Miraç Asansör Hicret Turizm
18.12.2017
Burj el Barajne
11.12.2017
Kudüs: Şimdi ne olacak?
7.12.2017
Korkmayın, titreyin…
4.12.2017
“Akıllı” Fetullahçılar
27.11.2017
Zarrab davasının sonuçları ne olur?
20.11.2017
PKK solu da kaybetti
13.11.2017
Ekim Devrimi: Ölmeseydi 100 yaşında olacaktı
9.11.2017
Karamsarlığa dikkat
7.11.2017
Seçim yok, ekonomi büyüyecek
2.11.2017
Seçimle gelen diktatör yoktur
30.10.2017
Narcos
26.10.2017
Bahtı kara Ankara
23.10.2017
Kavala’ya devrimsel bir dokunuş
19.10.2017
Tezgâh
12.10.2017
McDonald’s, Starbucks, Burger King ve FG
9.10.2017
Bahar temizliği başladı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8