Aydın Ünal

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Biz buraya nasıl geldik?


15.11.2018 - Bu Yazı 223 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çok çabuk unutulmuş olabilir; ayrıca gençler değerini tam olarak kavrayamamış da olabilir: Son 16 yılda Türkiye’de devrim niteliğinde reformlar yapıldı.

Örneğin 10 yıl önce üniversitelerde başörtüsü yasağından şikâyet ediyorduk; bugün TSK’da, Jandarma’da, Emniyet Teşkilatı’nda, mahkeme kürsülerinde başörtülü çalışanlar var.

Dün “Kürt” kelimesini bile telaffuz etmek rahatsızlık oluşturuyordu; bugün devlet Kürtçe kitap basıyor.

Dün imam hatip okulları, üzerlerindeki baskı nedeniyle kapanma noktasına gelmişlerdi; bugün imam-hatipler Türkiye’nin en prestijli eğitim kurumlarına dönüştüler.

Dün örneğin Dersim’e Dersim demek imkânsızdı; bugün Dersim’e Dersim demek bir yana, orada yaşanan katliamı serbestçe konuşabiliyoruz.

Dün ilkokul çocuklarına okul bahçelerinde 1940’ların faşist atmosferinden kalma ırkçı, ayrıştırıcı, ötekileştirici sözlerle format atılıyordu; Türkiye bugün bunu dahi aştı.

Türkiye’de harflerin, kelimelerin, kavramların üzerlerindeki yasaklar kalktı, düşünceye vurulan prangalar kırıldı, ifade özgürlüğünün önü açıldı, vesayet geriletildi, statüko sarsıldı.

Yapılan tüm bu reformları, “sessiz devrimleri” toplumun büyük kesimi de anlayışla karşıladı, onayladı. Türkiye rahatladı. Türkiye daha fazla huzura, daha fazla özgürlüğe, daha fazla kardeşliğe kavuştu. Türkiye normalleşme yolunda önemli mesafe katetti.

Bu sessiz devrim sürecinin, vesayeti besleyen diğer alanlara da yayılmasını bekliyorduk. Örneğin “resmi tarihin” daha fazla sorgulanacağını umuyorduk. Bir el tarafından yazılıp ders kitaplarına yerleştirilmiş ve ezberletilen tarih yerine gerçeklerin bütün çıplaklığıyla ortaya dökülmesini arzuluyorduk. Tarihi figürlerin “insanüstü” varlıklar, kutsal dokunulmazlar gibi anlatılması yerine hatalarıyla sevaplarıyla, oldukları gibi anlatılacağı, konuşulacağı, tartışılacağı, eleştirileceği bir özgür zemin oluşmasını arzu ediyorduk. Resmi tarihe, o tarih içindeki yasal kalkanlarla korunan figürlere, o figürlere atfedilen ideolojilere sığınmak suretiyle, varlığını idame ettiren vesayet kırıntılarının da zayıflatılacağını bekliyorduk.

Önümüze tam tersi bir tablo çıktı. Bütün o reformlara, bütün o sessiz devrimlere rağmen, Türkiye döndü, dolaştı, az gitti, uz gitti, dere tepe düz gitti, gece gündüz yol gitti ve vesayetin bizatihi kaynağı olan anlayış ve ideolojinin gölgesi altına yeniden girdi.

Provokasyon olması muhtemel hadiseleri bir kenara bırakıyorum; ancak örneğin “Ant” tartışması, örneğin (hiçbir kitabını okumadım, hiçbir sohbetini dinlemedim, üslubuna ve bazı fikirlerine de karşıyım) Kadir Mısıroğlu’nun ve yaptığı ziyaret nedeniyle Diyanet İşleri Başkanımızın linç edilmesi, bunların doğurduğu tartışmalar ve alınan pozisyonlar, açık söyleyelim, 16 yıl sonra 1 arpa boyu yol gittiğimizi gösteriyor.

Şimdi bunu söyleyince fırsatçılar ortaya dökülüp siyasi iktidarı suçluyorlar. İyi de, Türkiye’nin 16 yıl sonra dönüp dolaşıp kürkçü dükkânının önüne gelmesi, Kemalizm dükkânı önünde gezinmesi, siyasi iktidarın suçu mudur, siyasi iktidarın meselesi midir?

(Sağ) siyasi iktidarlar toplumu dönüştürmek gibi bir misyona sahip değillerdir; onlar toplumun yansımasıdırlar. Toplumu siyasi iktidar dönüştürmez. Ülkenin sanat ve fikir iklimini siyaset şekillendirmez. Tam tersine, toplumu değiştirecek olan, siyasete de istikamet çizecek olan ülkenin cesur sanatçısıdır, mütefekkiridir, münevveridir.

16 yıl sonra ülke gelip vesayeti besleyen bir ideolojiye güzelleme yapıyorsa, hatta tarihi ve müktesebatı bu ideoloji karşıtlığı üzerine inşa edilmiş yazarlar bile keskin bir dönüş sergiliyorsa, bu, siyasetin, siyasi iktidarın kusuru asla değildir.

Şimdi çıkıp, “aman efendim iktidar şöyle yapıyor, böyle yapıyor” diyerek mazeret üzerine mazeret üretenler olacaktır. Kimse kusura bakmasın. Sanatçı, mütefekkir, münevver önce cesur olacak. Sonunu düşünen kahraman olamaz. Korkaklar zafer anıtı da dikemezler, toplumu da dönüştüremezler. Tefekkürünü cesarete değil de ulufeye bağlayan, mütefekkir değil “paralı kalem” olur.

Ha, evet, sorunlar var. Özellikle de içimize sızmış yanaşmalardan yönelen bir “linç etme” ya da “hain ilan etme” sorunumuz var. Özeleştiriyi “ihanet” olarak görme sorunumuz var. İyi de, sanatçının, mütefekkirin, münevverin kavgası dışardan ya da kendi mahallesindeki yanaşmalardan gelecek saldırıya rağmen cesaretle doğruyu söyleme, iyi iş yapma kavgası olmalı değil midir?

Bakınız; ülkenin muhalif simsarı içi zırva dolu kitap yayınlayıp hem malı götürebiliyor, hem de istismara açık kitleleri peşinden sürükleyebiliyor. Savcı öldürüp Yunan’a kaçanı, Komünistlerin kucağına sığınanları muteber gören bir zihniyetin, öyle ya da böyle, fikirlerinden ve eserlerinden başka hiçbir şeyi olmayan Kadir Mısıroğlu’nu ve onu ziyaret edenleri linç etmesi, buna cüret edebilmesi, siyasi iktidarın değil, senin, benim, hepimizin kusurudur. Bu zihniyete karşı verilecek mücadele ağlamakla, şikâyet etmekle, mazeret üretmekle olmaz; teşvik almadan, ihale kovalamadan, en önemlisi de linçten, “hain” damgası yemekten korkmaksızın, çekinmeksizin, ortaya fikir koymakla, eser koymakla olur.

Ne yani, Recep Tayyip Erdoğan, o kadar işinin gücünün arasında bir de çıkıp roman mı yazsaydı, hikâye mi yazsaydı, film mi yönetseydi, ülkenin fikri, tarihi meselelerini ele alan kitaplar mı telif etseydi? Bu işleri de ona havale etmek yerine, mazeretlere sığınmadan, onun kadar cesur olunsa, bugün Kürkçü dükkânının, Kemalizm dükkânının önünde geziniyor olmazdık. 16 yıl sonra 1 arpa boyu yol gittiysek, sağa sola değil, aynaya bakalım.

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.12.2018
Kara yazı
6.12.2018
Heybetli hikmetli hâkim
29.11.2018
Magazin terörü
26.11.2018
Aday belirlemek artık kolay değil
22.11.2018
Aday çok, ya vizyon?
20.11.2018
Yerel seçim ve riskler
15.11.2018
Biz buraya nasıl geldik?
12.11.2018
“Yakarsa dünyayı garipler yakar”
8.11.2018
Dikkat, PKK dönüşüyor
1.11.2018
Tarih-resmî tarih
30.10.2018
100. yıldönümünde Mondros Mütarekesi
22.10.2018
Osmanlı’nın son savaşı
18.10.2018
Medine’de son Cuma (2)
15.10.2018
Şanlı Medine Direnişi - 1
11.10.2018
Hicaz’ı nasıl kaybettik?
8.10.2018
Yeter ki Enver gitsin!
4.10.2018
Büyük Nablus bozgunu
1.10.2018
Kara Ekim
28.9.2018
Yerel seçime doğru – 2
24.9.2018
Yerel seçime doğru – 1
20.9.2018
Hiç yazasım yok…
13.9.2018
Aman dikkat!
10.9.2018
İdlib ve Srebrenica
6.9.2018
Buhara
3.9.2018
Sarı Kosor
30.8.2018
Adalet mülkün temelidir
27.8.2018
Reformları sağlam kazığa bağlamak
23.8.2018
100 yıl önce bir Kurban Bayramı günü…
20.8.2018
Çocuk ve kurban
16.8.2018
AK Parti kongresi, seçim, ekonomi
13.8.2018
AK Parti 17 yaşında
9.8.2018
Kahrolası piyasa!
2.8.2018
Kabadayı devlet
30.7.2018
Sorundan daha büyük sorun: İnkar
26.7.2018
Evdeki büyük tehlike: Youtuberlar
23.7.2018
Siyaset davadan uzaklaşmadan…
16.7.2018
Sıkıcı bir filme dair
12.7.2018
15 Temmuz ve Hakan Fidan
9.7.2018
15 Temmuz: Hepimizin zaferi
5.7.2018
Yeni kabine, yeni MYK
28.6.2018
Seçmenin AK Parti’ye mesajı
26.6.2018
Muhalefetin kampanya hatası
21.6.2018
Vicdan terazisi
18.6.2018
24 Haziran direniştir!
14.6.2018
Hedef 1 milyon
11.6.2018
Muhalefete vaat önerileri
7.6.2018
Prompter bozulursa
4.6.2018
Rezzan el Neccar
31.5.2018
Muhalefet ve hitabet
28.5.2018
Faşizm lekesi silinmez
24.5.2018
Muhasebe
14.5.2018
Kürt meselesi ve 24 Haziran
10.5.2018
İşte böyle! Çok güzel! Devam!
7.5.2018
İnChe
3.5.2018
Doğmamış çatı adaya ağıtlar
30.4.2018
Erken zafer duygusuna dikkat
26.4.2018
Adamlık sınavı
23.4.2018
Çift pusula propagandasına dikkat
19.4.2018
Aday adaylarına tavsiyeler…
16.4.2018
İktidar ve iktisat
12.4.2018
İnsana dokunmak
9.4.2018
Hülâgû gelmeden…
5.4.2018
Fransa yeniden Suriye’de
2.4.2018
Hiçbir FETÖ’cü emniyette değil
29.3.2018
AB’nin anlamadığı…
26.3.2018
“Din Uğruna”
22.3.2018
Bu PKK’lılar neden öldü?
15.3.2018
Yüzsüzlüğün bu kadarı!
13.3.2018
Büyük cihada hoş geldiniz!
8.3.2018
Dindarlara baskı mı yapılıyor?
5.3.2018
Nerede o eski troller!
1.3.2018
‘Allı Turnam’
26.2.2018
28 Şubat ve FETÖ
22.2.2018
FETÖ tamam, ya Fetullahçılık?
19.2.2018
Şantajın hesabı sorulur
15.2.2018
HDP faşizmi çöküyor…
12.2.2018
CHP dış politikada ne söylüyor?
8.2.2018
CHP: Kaos içindeki düzen
5.2.2018
Jin, jiyan, feryat, figan
1.2.2018
PKK’nın kadınları: Jin, jiyan, tecavüz!
29.1.2018
Terörü kaynağında kurutmak
25.1.2018
Kürtler, PKK ve Afrin
22.1.2018
10 soruda Afrin harekâtı
15.1.2018
Necip Fazıl-Nihal Atsız ittifakı
4.1.2018
Vefa
28.12.2017
CHP’nin gazına gelmek…
25.12.2017
Fahreddin Paşa: Biz unuttuk Araplar unutamadı
21.12.2017
Selçuklu Towers Miraç Asansör Hicret Turizm
18.12.2017
Burj el Barajne
11.12.2017
Kudüs: Şimdi ne olacak?
7.12.2017
Korkmayın, titreyin…
4.12.2017
“Akıllı” Fetullahçılar
27.11.2017
Zarrab davasının sonuçları ne olur?
20.11.2017
PKK solu da kaybetti
13.11.2017
Ekim Devrimi: Ölmeseydi 100 yaşında olacaktı
9.11.2017
Karamsarlığa dikkat
7.11.2017
Seçim yok, ekonomi büyüyecek
2.11.2017
Seçimle gelen diktatör yoktur
30.10.2017
Narcos
26.10.2017
Bahtı kara Ankara
23.10.2017
Kavala’ya devrimsel bir dokunuş
19.10.2017
Tezgâh
12.10.2017
McDonald’s, Starbucks, Burger King ve FG
9.10.2017
Bahar temizliği başladı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8