Ayşe HÜR /Taraf yazıları



Bookmark and Share

Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı


26.02.2012 - Bu Yazı 9196 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı

Birleşmiş Milletler, 1999 yılında 21 Şubat gününü “Uluslararası Anadil Günü” ilan etti. Neden 21 Şubat derseniz kısa hikâyesi şöyle: 1947’de Hindistan’dan ayrılarak kurulan Pakistan’da hükümet Batı Pakistan bölgesinde yaygın olan Urducayı resmî dil olarak kabul edince, Bengal dilini konuşan Doğu Pakistanlılar (Bengalliler) buna büyük tepki göstermişlerdi. Dakka Üniversitesi öğrencileri, 21 Şubat 1952’de hükümeti protesto etmek için büyük bir gösteri düzenlediler. Polisin müdahalesi üzerine meydana gelen ölümler, ülkenin başka bölgelerinde de benzer gösterileri tetikledi. Hükümet yıllarca direndi, nihayet 1956 yılında Bengalceye Urduca gibi resmî dil statüsü verildi. Birleşmiş Milletler (BM), kültürel çoğulculuk politikaları uyarınca birden fazla dilin konuşulduğu ülkelerde, çok dilliliği teşvik için özel bir gün seçmeye karar verdiğinde, halen Pakistan’da milli bayram günü olan 21 Şubat’ı seçti.

 


Dilkırımının sonuçları

BM’nin Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü UNESCO, 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü nedeniyle bir dil atlası yayımladı. Bu atlasa göre dünya genelinde konuşulan yaklaşık altı bin dilin yarısı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Atlas, dünya genelinde tehlikede olan dilleri, “güvensiz” (yok olmaya eğilimli), “tehlikede”, “ciddi tehlikede”, “kritik” ve “ölü” kategorilerine ayırıyor. Atlasa göre Kapadokya Yunancası, Mlahso dili (Lice-Kamışlı civarında konuşuluyor) ve bir Kafkas dili olan Ubıhça “ölü” diller kategorisinde yer alıyor. Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romani (Çingene dillerinden biri), Suret (Süryaniceye benziyor) ve Ermenice “tehlikede”.

Gagavuzca ve İspanya kökenli Yahudilerin konuştuğu Ladino ve Mardin-Midyat bölgesinde konuşulan Turoyo dilleri “ciddi tehlikede”. Midyat bölgesinde kullanılan bu dil 2008’deki konuşanların sayısı 50 bin olarak belirtiliyor. Siirt-Pervari’de konuşulan Hervetin dili “kritik durumda” yer alırken, Abhazca, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca) “güvensiz” diller kategorisinde bulunuyor.

Bu durumun esas nedeni, ulus-devletlerin kültürel olarak “homojen” bir ulus yaratmak amacıyla “dilkırım”a varan zorba politikalar gütmesi. Sevindirici haber ise şu: Cumhuriyet tarihi boyunca ağır asimilasyona tabi tutulmasına rağmen Kürtçenin hâlâ ayakta kalması. Türkçenin bugünkü hegemonik statüsüne nasıl kavuşturulduğunun hikâyesini 8 Haziran 2008 tarihli Taraf’ta yayımlanan “Haydi, hep birlikte: Kürtçeye özgürlük!” başlıklı yazımda anlatmıştım. O yazıda yer almayan bir olayı da bu hafta anlatmak istiyorum.


Şark Ekspresi’nin mirasçısı

Türkiye’de yataklı vagonları Osmanlı döneminden beri, La Compagnie des Wagons-Lits (kısaca “Vagon Li” denirdi) adlı bir Belçika şirketi işletirdi. Filmlere ve romanlara konu olan efsanevi Şark Ekspresi’nin ve 1895’ten 1923’e kadar Pera Palas’ın da sahibi olan şirket 1924 yılının ağustos ayından itibaren, Mustafa Kemal’in izniyle, İstanbul-Ankara arasında yataklı ve yemekli vagon seferleri başlamıştı. Karayollarının henüz gelişmediği bu yıllarda Vagon-Li trenleri İstanbul-Ankara arasında tüccarlar, politikacılar, henüz Ankara’ya taşınmamış elçilik mensupları gibi pek çok önemli kişiyi taşıyordu. Başlangıçta, İstanbul-Ankara arası haftada iki gün (salı ve cumartesi) bir yataklı ve bir yemekli vagonu servis koyan şirket, daha sonra sefer sayısını haftada üçe çıkardı. 1926′da Mustafa Kemal’in isteğiyle, şirkete yeni kurulan TCDD’nin yataklı ve yemekli vagonlarını 40 yıl boyunca işletme ayrıcalığı tanındı. İşte devlet katında böyle itibarlı bir şirket olan Vagon-Li’nin Beyoğlu Acentesi’nde 22 Şubat 1933 günü yaşanan bir olay tarihe “Vagon-Li Olayı” olarak geçti.

 


Türkçe telefon konuşması

O gün, Tokatlıyan Hanı’nın alt katındaki acenteye gelen bir müşteri, memurlardan Naci Bey’e akşam kal­kacak Ankara treninde, ya­taklı vagonda yer olup olma­dığını sormuş, yer bulunmadığı­nı öğrenince talebinde ısrar etmişti. Naci Bey de yardımcı olmak için şirketin Galata’daki acentesini aramıştı. Naci Bey’in telefonda Türkçe konuşması, şirkete yeni atanmış olan Belçikalı müdür Gaetan Jannoni’nin dikkatini çekmişti. Türk tarafının iddiasına göre müdür önce diğer memurlara Naci Bey’in hangi dille konuştuğunu sormuş, onlardan “Türkçe” yanıtını alınca Naci Bey’i yanına çağırarak “Burada resmî lisa­nın Fransızca olduğunu bilmi­yor musunuz? Size sopa ile mi davranmalı!” diye bağırmıştı. Naci Bey’in yanıtı da şöy­le olmuştu: “Ben Türk’üm. Ül­kemde resmî lisan Türkçedir. Hatta siz bile Türkçe öğrenmelisiniz.” Bu cevaba çok sinirlenen Mösyö Jannoni, “Size on lira para cezası veriyorum” demiş, Naci Bey’in Fransızca olarak “Niye ceza vereceğim, kabahatim nedir? Memleketimde Türkçe konuşmak hakkımdır” demesi üzerine çileden çıkarak “Sizi 15 gün için kovuyorum” diye bağırmıştı. Bu konuşmalara şahit olan diğer memurlar, müdüre hareketinin doğru olmadığını söyleyerek arkadaşları hakkında verilen kararın geri alınmasını istemiş­lerse de müdürden “Ya ben giderim yahut da o!” cevabını almışlardı. Elbette müdür değil, Naci Bey gitmişti.

 


Gazetelerin kışkırtıcı yayınları

Dönemin yarı resmî gazetesi Cumhuriyet’in olayı “Vagon-Li şirketinde çirkin bir hadise”, “Türkçeyi istemeyenin Türkiye’de yeri yoktur”, “İki gün evvel Vagon-Li şirketinin Beyoğlu acenteliğinde milli haysiyetimize bihakkın tecavüz telakki edilebilecek teessüfe şayan bir hadise olmuştur” şeklindeki başlıklarla vermesiyle “milli hisleri galeyana gelen” Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) üyeleri ve Darülfünun öğrencileri 25 Şubat 1933 günü üniversitenin arkasındaki arsadan topladıkları taşları gazete kâğıtlarına sararak üçerli, beşerli gruplar halinde Galatasaray ile Parmakkapı arasında toplanmaya başlamışlardı. Göstericiler, bir öğrencinin “Arkadaşlar Türkiye’de Türk dili hâkimdir” diye bağırmasının ardından sloganlar atarak, kapıları, camları kırarak acenteye girmişlerdi. Acenteyi tahrip eden göstericiler, “Bu müessese bu resmi asmağa layık değildir” diyerek duvardan indirdikleri Mustafa Kemal fotoğrafı ve Türk bayraklarıyla Vagon-Li Şirketi’nin Karaköy bürosuna gelmişlerdi. Aynı tahribatı burada da yapan göstericiler ardından İstanbul Valiliği’nin önüne gelip, bir süre daha gösteriyi devam ettirmişler ve ellerindeki Mustafa Kemal fotoğrafını Eminönü Halkevi’ne teslim ettikten sonra Cağaloğlu’ndaki AkşamCumhuriyetMilliyet ve Vakit gibi gazetelerinin önünde sloganlar atmışlardı. Gençlerin gazetelere kızgınlığının nedeni, gazetelerin o günlerde yapılan güzellik yarışması seçmelerine gösterdikleri ilgiyi Vagon-Li Olayı’na göstermemesiydi. Gençlerin bir türlü yatışmadığını gören polis gruba müdahale etmiş, 30 kadar elebaşını Galatasaray Karakolu’na götürmüştü.

 


Mustafa Kemal’in tavrı

Olayların içinde bulunan Adnan Ötüken adlı bir tanığın iddiasına göre, bunlar olurken, Vagon-Li Şirketi’nin Beyoğlu acentesinin yakınlarında Diş Hekimi Sami Günzberg’in muayenehanesinde dişlerini yaptırmakta olan Mustafa Kemal (6-26 Şubat 1933 arasında İstanbul’da kalmıştı) gürültünün nedeni sormuş, olayı öğrendikten sonra “Oradan polisleri, jandarmaları çekin. Çocuklardan da birinin başına en ufak bir şey gelmesin” demişti.


Cumhuriyet 
gazetesi başyazarı Yunus Nadi, 26 Şubat 1933 tarihli yazısında olayı aktardıktan sonra özetle şunları dile getiriyordu: “Türkiye’de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. Bu, kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran) Türkiye’ye mahsus bir hâl değildir. Bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir hâldir. Medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. O kadar. Yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette, değil böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartımanında dahi, kendisine mahsus bir hakimiyet iddia edilmesine asla ve kat’a müsamaha olunamaz. Yataklı Vagonlar Şirketi’nde Fransızca da konuşulabilir. Fakat orada Türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını) farz etmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır...”

 


Yalnız Türk kültürü

Buraya kadar sorun yoktu. Gerçekten de bir ülkede, bir kişinin anadilini şu veya bu türdeki bir iletişimde kullanamamasının saçmalığı ortadaydı. Ancak ahmak ve kibirli bir şirket müdürünün densizliğinin böyle büyük çapta şiddet olaylarını tetiklemiş olmasını anlamak kolay değildi. Esas çelişki ise anadilini konuşamamayı aşağılanma olarak gören bir toplumun üyelerinin başka anadilleri gayet rahatlıkla aşağılaması ve yasaklamasıydı.

27 şubat tarihli Cumhuriyet’te, şiddet olaylarını yorumlayan Edebiyat Fakültesi’nden Adnan Bey ve Meliha Hanım adlı öğrencilerin sözleri olaylara katılanların duygu ve düşüncelerine tercüman olacak nitelikteydi: “Hadise Türklüğe ve Türk lisanına tecavüzlerin gençlik tarafından nasıl karşılanacağını, nasıl cezalandırılacağını çok iyi gösterdi. Bu hadise La Jeunnes, Parisien, Gloria vesaire gibi isimler taşıyan müesseselere de ders olmalıdır. Türkiye’de yalnız Türkçenin, yalnız Türk kültürünün hâkim olmasını istiyoruz.... Milli hudutlar dahilinde en küçük gayrımilli bir harekete tahammül göstermeyen gençlik bilhassa Türklüğe karşı yapılan en küçük bir hareket karşısında coşacak vaziyette bulunmaktadır. Eğer bu hareketi hukuki esaslara aykırı bulanlar varsa yanılıyorlar. Onlara deriz ki: Heyecan ve halecanlar (titreme, çarpınma) hayati kaidelere sığmaz. Halecanların hususi (özel) bir mantığı ve şuuru (bilinci) vardır. Nitekim Fransa’da ve Almanya’da hiçbir hukukçu, talebe hareketlerini tenkit etmez ve edemez. Her hareket aynı sertlikteki mukabilini doğurmak zaruretindedir. Gazi’nin içimize akıttığı milli heyecanları bulaştırmalarına gene Gazi’nin kafalarımıza aşıladığı fikirlerle isyan ettik. Ana vatanda her şey milli Türk dili ile yazısı ile olacaktır. Türkçe olmayan her şeyin akıbeti (sonu) budur.”

 


Jannoni Türkçe öğreniyor

Olayların yatışmasından sonra ortaya çıkan Bay Jannoni, kendisini şu sözlerle savundu: “Mevzubahis memuru bir müşteri ile sert bir tavırla konuşurken gördüm. Müşteri hoşnutsuzluğunu izhar edi­yordu. O zaman meseleyi ba­na anlatmasını söyle­dim. Memur şu ceva­bı verdi: ‘Burası Tür­kiye’dir; ben Türki­ye’de başka lisanla konuşmam.’ Bunun üzerine, memura 10 lira ceza verdim. Ba­na bu cezayı verme­yeceğini söyledi. Bu­nun üzerine kendisi­ne 15 gün muvakkat mezuniyet (geçici izin) verdim. Fakat çalışkan bir memur olduğu için, cezayı bir haftaya indirdim. Memur şapkasını giydi ve gitti. Hadise bundan ibarettir. Be­nim Türkleri sevme­diğimi söylüyorlar. Tamamen asılsızdır. Nitekim şimdi Türk­çe öğreniyorum.”

Ancak Müdür Bay Jannoni’ye Türk­çeyi öğrenmek nasip olmadı. Şirketin Paris’teki merkezinden gelen müfettişler, yaptıkları soruş­turma sonucu davranışlarını hatalı buldukları Müdür Jan­noni’ye işten el çektirdiler, yerine bir Türk müdür atadılar. Şirket Naci Bey’i de işe başlattı. Ayrıca, Vagon-Li kadrosunun tamamen değiştirilmesi ve Türk memurların sayısının arttırılması gündeme geldi.

 


“Vatandaş Türkçe Konuş!”

Olaydan sonra aynen 1928’de olduğu gibi ateşli bir “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyası başlatıldı. Bursa, Diyarbakır, Adana, Ankara, Edirne, Kırklareli Yahudileri Türkçeyi “öz dil” ilan ettiler, cemaatin mekânlarına “Türkçe konuş!” levhaları astılar. İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni, Yahudilerden bir grup, Beyoğlu Halkevi’nde biraraya gelip Türk Dilini Yayma Birliği adı altında bir cemiyet kuracaklarını açıklamak zorunda kaldılar.

Ancak 18 Mayıs 1933 tarihli Uyanış dergisinde Reşat Feyzi (Yüzüncü) “Dil İnkılâbının Mana ve Ehemmiyeti” başlıklı yazısında şöyle şikâyet edildiğine bakılırsa henüz hedefe ulaşılamamıştı: “Hâlâ Beyoğlu’nda, Polonya, Venedik, Lamartin daha bilmem ne sokakları var. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında olduğumuzu bize bu isimler mi hatırlatacak? (...) Milli dil davası hepimizin davasıdır. Türklüğün hâkim olduğu bir memlekette yalnız Türk hâkimdir. Dil inkılâbının gayesi bu topraklarda yaşayan her mefhumun söylenişini Türkçeye çevirmek olmalıdır.”

 


Dört gün mühlet veriyoruz!

Aradan beş ay geçmişti. 25 Ekim 1933 günlü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan (güya) bir okur mektubu azınlıklardan beklenenler bir kez daha hatırlatılıyordu:

“Yurttaş,

Cumhuriyet Bayramı’na kadar:

1) Enstitü dö Bote, Bazar dö Lövan, Rejans, La Jönes... gibi Türkçe olmayan levhaların Türkçeye çevrileceğini;

2) Otel Balkan, Otel Turan gibi Türk gramerine uymayan adların Turan Oteli, Balkan Oteli şekline konulacağını;

3) Türk topraklarında yaşayan her adamın Türkçe bilmesi icap ettiğine göre Türkçe yazıların yanında yabancı dilden tercümelerinin konulmasında faide olmıyacağı cihetle bunların da atılacağını kuvvetle umarız.”

Bu mektup üzerine azınlıkların ve gayrımüslimlerin yoğun olarak yaşadığı Pera civarında birçok yabancı şirket Türkçe isimler kullanmaya başladı. Aralık ayında MTTB, Avrupa mallarının kullanılmaması için bir kampanya başlattı. Vagon-Li ise daha sonra Osmanlı döneminden kalan birçok yabancı şirket gibi devletleştirildi ve o tarihten sonra Türkiye’de faaliyet göstermesine izin verilmedi.


Loryan nasıl Baylan oldu

Bu dönemde ismini değiştiren işletmelerden biri de Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Loryan Pastanesi idi.Lezzetli pasta, turta ve çikolatalarıyla, kakao ve krema esaslı Batı tipi tatlılarıyla meşhur olan Loryan Pastaneleri’nin kurucusu Arnavutluk’un Epir bölgesinden gelmiş Philippe Lenas’tı. Osmanlı ülkesine göç ettiğinde 16 yaşında olan Lenas’ın kuzeni Yorgi ile Beyoğlu’nda Deva Sokak’ta kurduğu ilk pastanenin adı Fransızca L’Orient (Doğu) sözcüğünün okunuşundan geliyordu. İlk pastane 1923’te Beyoğlu’nda açılmıştı, kısa zamanda Markiz, Nisuaz, Lebon, Petrograt ve Moskova gibi ünlü pastanelerin klasmanına girmişti.

1933’te İstiklal Caddesi’ndeki yerine taşınan ve edebiyatçıların, sanatçıların uğrak yeri haline gelen pastane, Vagon-Li Olayı vesilesiyle yükselen “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası sırasında sanat tarihçisi Burhan Toprak’ın önerisiyle Loryan olan adını, Çağatay Türkçesinde “kendi alanında kusursuzluk, mükemmellik” demek olan “Baylan” ile değiştirdi. Bu yıllarda pastane o kadar popülerdi ki, 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında, pek çok kişi kendine soyadı olarak bu adı aldı, aileler yeni doğan çocuklarına Baylan adını verdiler. Ailenin büyük oğlu Harry, Viyana, Luzern ve Solingen’de pastacılık eğitimi aldıktan sonra Türkiye’ye döndü ve 1954’te Tünel’in Karaköy çıkışına yakın yerdeki şubeyi açtı. Ailenin Türkiye’de iktisat okuyan küçük oğlu Michael ise Kadıköy’deki şubeyi açtı.

Baylan’ın Beyoğlu şubesine uğramayı adet edinmiş Fahir Önger, Peyami Safa, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Orhan Arıburnu, Salah Birsel, Sait Faik, Orhan Kemal, Haldun Taner, Atilla İlhan, Fethi Naci, Hilmi Yavuz, Ferit Edgü, Cemal Süreya, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi ünlülere “Baylancılar” adı takılmıştı.

1967’de Beyoğlu’ndaki pastane ekonomik zorluklara dayanamayarak kapandı ancak, Kadıköy ve Karaköy şubeleri günümüze kadar devam etti. 2009 yılında Altınkılıç Ailesi’ne devredilen ve Türkiye’nin en eski pastanesi olan Baylan’ın “mousse au chocolat”, “truffe”’ ve dünya literatürüne giren kendi spesiyalitesi “coupe grille”si hâlâ çok ünlü. Türkiye ise zaman zaman ırkçılığa varan milliyetçiliği ile...


Özet Kaynakça:
 Hakan Uzun, “Cumhuriyet Gençliğinin Misyonu Çerçevesinde 1933 Yılı Vagon-Li ve Razgrad Olayları”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 6, S. 3 (Eylül 2009), s. 57-81; Rıfat Bali, “Vagon-Li Olayı ve Yeni Bir Türkleştirme Kampanyası”, Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945), İletişim Yayınları, 2005; Ertan Ünal, “Wagon-Lits Olayları”, Popüler Tarih Dergisi, S. 30, Şubat 2003, s. 70-75; “Baylan Pastanesi”, (İstanbul imzalı), Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı ortak yayını, 1994, C.2, s. 98.

hurayse@hotmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
09.09.2012
1922’de Güzelim İzmir’e Kimler Kıydı?
20.05.2012
Okurlara açıklama metni
22.04.2012
Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü
15.04.2012
1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı
08.04.2012
Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti
01.04.2012
Ali Şükrü Bey ve Topal Osman
25.03.2012
‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri
18.03.2012
Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz
11.03.2012
Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi
04.03.2012
Milli Görüş Hareketi ve Erbakan
26.02.2012
Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı
19.02.2012
Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid
05.02.2012
Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe
29.01.2012
Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı
22.01.2012
Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’
15.01.2012
Halide Edip ve Ermeni yetimleri
08.01.2012
Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e
01.01.2012
Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba
25.12.2011
Nisan 1915’te Van’da neler oldu?
18.12.2011
Franz Werfel ve Musa Dağ’da Kırk Gün
11.12.2011
Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen
04.12.2011
Kimyasal silahların kısa tarihçesi
27.11.2011
Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği
20.11.2011
150. Yıldönümünde Abdülmecid
06.11.2011
Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler
30.10.2011
Göçük altında Cumhuriyet Bayramı
23.10.2011
Tek eksik ‘Sakallı Nureddin Paşa’
16.10.2011
Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)
09.10.2011
Fitne, CIA, Jakobenlik, bilimsel şüphecilik
02.10.2011
Gidelim serv-i revanım Sadabâd’a
25.09.2011
Ege ve Akdeniz’de garip savaşlar
18.09.2011
1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik
11.09.2011
‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’
04.09.2011
Erken İslam tarihinin kaynakları
28.08.2011
Ama hangi Kuran’ı esas alacağız
21.08.2011
Türkler nasıl Müslüman oldu
14.08.2011
Cemal Paşa ve Arap milliyetçiliği
07.08.2011
1934 İskân Kanunu ve Kürtler
10.07.2011
Bomba Olayı ve ‘Bir anlık gecikme’
03.07.2011
Resmî tarihin hainleri: 150’likler
26.06.2011
‘Modern Methuselah’ Zaro Ağa
12.06.2011
Müzmin muhalif Osman Bölükbaşı
05.06.2011
Melek Tavus’un halkı Ezidiler
29.05.2011
Atatürk mü, İnönü mü, Bayar mı sorumlu
22.05.2011
Bizantion, Konstantinopolis, İstanbul
15.05.2011
Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!
08.05.2011
Garbiyatçılık: Frenkistan’ın Frankeştayn’ı
01.05.2011
1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı!
17.04.2011
Meclis yine gayrımüslimsiz
10.04.2011
Küllerinden doğan Kürt basını
03.04.2011
Milli cellatlar, cellat mukallitleri
27.03.2011
Bir kaç ‘Fahrenheit 451’ hikâyesi
20.03.2011
‘Güneş Ülkesi’ Japonya’ya sevgilerle
06.03.2011
‘Dünya Okuma Günü’nüz kutlu olsun!
27.02.2011
Siyasi sürgünler diyarı Trablusgarp
1 0
Muhammet Nur kutun 30.10.2012 - 22:05:57
Vagon olayında ,paşanın tavrına hayran oldum.ona olan saygimi pekistirdiniz.tesekkur ederim.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,92
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive