Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

'Evveli Şam, ahiri Şam!'


07.10.2012 - Bu Yazı 4872 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 'Emeviye Camii'nde namaz kılma' hayalleri görenlere, 20. Yüzyılın başından iki savaşı hatırlatmak istiyorum

Başlık, Müslümanların bir zamanlar Şam’dan çıktığı ve bir gün Şam’da toplanacağı inancını ifade eden çok eski bir halk deyimi. Bu deyimi icat edenlerin aklına gelen bir şey midir bilmem ama ne yazık ki Suriye ile savaşın eşiğine geldik. TBMM, 320 oyla Suriye’ye müdahaleyi olanaklı kılan tezkereyi kabul ettikten sonra, internette başlıktaki deyimin “Fitnenin evveli Şam, ahiri Şam” haline döndüğünü gördüm. Birileri Başbakan Erdoğan’ın ‘Şam Fatihi’ olmasından, “Şam’daki Emeviye Camii’nde cuma namazı kılmanın yakın olduğundan” söz ediyor. “Hazır ol cenge, sulh-u salât istiyorsan!” diyen Başbakan, tezkereye karşı çıkanların tarih karşısında vebal altında olduğunu söyledi. Ben bu kişilerden biriyim çünkü dünya yüzündeki bütün anlaşmazlıkların iyi niyetli ve ısrarlı müzakerelerle halledileceğine inanıyorum. Savaşın sorunları çözmek bir yana, daha çok sorun, daha çok kan, daha çok gözyaşına neden olacağını tarihten biliyorum.  Ancak Ruanda, Bosna, Kosova örneklerinden biliyorum ki, katliamlar, soykırımlar gibi durumlarda sırf insani nedenlerle, ulus-devletlerin içişlerine müdahale etmek gerekebiliyor. Ama yine Afganistan, Irak, Libya örneklerinden de biliyorum ki, ‘müdahale gücü’nün niteliği çok önemli. Bu güç, uluslar üstü olmalı, dürüst, adil, tarafsız, hesap verebilir olmalı; müdahalenin her aşaması dikkatle planlanmalı. Dünyada maalesef bu kriterlere uyan bir müdahale gücü yok. “O zaman (Suriye özelinde) bu işi Türkiye üstlenmeli” diyenlere, şunları hatırlatmak isterim: Türkiye’nin kendi insan hakları sicili gayet bozuk. Başta 40 bin cana mal olmuş Kürt meselesi olmak üzere, Alevi, gayrimüslim,  vb. bir dizi meselesini halledememiş bir ülkenin, başka ülkelere insan hakları dersi vermesi inandırıcı değil. Nitekim Türkiye, bugüne dek İran, Bahreyn, Suudi Arabistan gibi insan hakları ihlallerinde tescilli ülkelere kayıtsız kaldı. Dahası, Türkiye, Suriye’deki iç savaşı kışkırtanların arasında, belki de başında. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi iç savaşın daha da şiddetlenmesine, hatta bölgeyi de kapsayan Sünni-Şii çatışmasına çevrilmesine neden olabilir. Kaldı ki, rejimin değişmesinden sonra ortaya demokratik bir Suriye çıkacağı da çok şüpheli. Bu yüzden Türkiye’nin Suriye politikasını desteklemiyorum. Vebali neyse razıyım. Bu hafta “Emeviye Camii’nde namaz kılma” hayalleri görenlere,  20. yüzyılın başından itibaren “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduğumuz” iki savaşı hatırlatmak istiyorum.

Osmanlı İmparatorluğu için ‘sonun başlangıcı’ olan Balkan Savaşları’nın işaret fişeği 1912 yılının mart ayında Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar arasında oluşturulan ‘Balkan Ligi’ne Karadağ’ın katılmasıyla atılmıştı. Aynı yılın ağustos ve eylül aylarında Balkanlar’daki Müslüman ahaliye yönelik komitacı saldırılarına Osmanlı İmparatorluğu çok sert karşılık verince, İtalya ve Karadağ’ın tahrikleriyle Arnavutlar ayaklanmıştı. İstanbul’da yayımlanan gazetelerde 1 Ekim 1912’den beri “Harp istiyoruz”, “Artık söz silahlarındır”, “Osmanlı demek asker demektir”, “Yaşasın ordu, yaşasın harp”, “Arş Osmanlılar Tuna hattına” başlıklı haberler yayımlanıyordu. İttihatçı asker ve sivil gençler Ziya Gökalp’in “Önde bayrak, elde süngü, kalpte Tanrı, biz/Dünyaya hâkim olmak isteriz/Mabedimiz Türk Ocağı, Kâbe’miz de yüce, parlak/Turandır hep ancak” türünden dizelerini okuyarak aşka geliyorlar, Darülfünun öğrencileri Babıâli ve Saray önlerinde savaş yanlısı nümayişler yapıyorlardı. Halk, bir dizi askeri ve diplomatik muharebeden sonra İtalyanların el koyduğu Trablusgarp’ın intikamını alma umuduyla, bağışlar topluyor, siyasilere tüm güçleriyle destek veriyordu. 

Düşman orduları Çatalca’da
Karadağ 8 Ekim 1912’de Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. 17 Ekim 1912 günü Bulgaristan ve Sırbistan; 19 Ekim 1912 günü ise Yunanistan savaşa girdi. Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar’da iki ordu ile savaştı. Sırplara karşı mevzilenen Garp (Batı) Ordusu bir varlık gösteremedi. 23-24 Ekim 1912’de Kumanova’da yenilgiye uğrayan ordu Manastır’a çekildi. Sırplar Üsküp’e girdiler. Bu arada Yunan ordusu tek kurşun atmadan Selanik’i teslim aldı. Bozcaada, Limni, Samotraki ve Taşoz adaları Yunan donanmasına direnemedi. Adaların yitirilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya ile denizden bağlantısı koptu. Nihayet Karadağlılar İşkodra’yı kuşattılar. 

Bulgarlara karşı mevzilenen Şark (Doğu) Ordusu da ekim sonlarında bozguna uğradı ve Lüleburgaz’a doğru çekildi. Ordu burada da tutunamayarak Çatalca’ya kadar geriledi. 17-19 Kasım 1912 günleri uçurumun kenarından dönüldü ve Bulgarlar Çatalca’da durduruldu. O günlerde henüz Trablusgarp’tan ayrılmamış olan Binbaşı Enver Bey ve şürekâsı, Şeyh Senusi’nin manevi nüfuzunda “Müslüman Afrika Devletleri Grubu” kurma hayalleri ile önlerindeki haritalarda Müslüman Afrika ülkelerini aralarında paylaşıyorlardı. Çatalca faciası apar topar İstanbul’a dönmelerine neden olacaktı. 

Rumeli’nin ebediyen kaybı

Savaşın ilk evresinde ortaya çıkan fiili durumu hukuki çerçeveye kavuşturmak için 17 Aralık 1912’de Londra’da bir konferans toplandı. Bir dizi görüşme sonrasında Arnavutluk’un bağımsızlığı tanındı, Girit Adası Yunanistan’a bırakıldı. Edirne ise Bulgaristan’la çizilen yeni sınırın öte yakasında kaldı. Ancak Makedonya’nın paylaşımı bu kadar kolay olmadı. Sonunda, Arnavutluk ve Makedonya’yı kontrol etmek isteyen Rusya, İtalya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun desteğindeki Balkan ülkeleri yeniden birbirlerine girdiler. 29-30 Haziran 1913 gecesi Bulgar ordularının Sırbistan ve Yunanistan ordularına saldırmasıyla Balkan Harbi’nin ikinci evresi başladı. 

Ancak ‘evdeki hesap çarşıya uymadı’ ve Bulgar orduları 

yenilgiye uğradı. Yunan ordusu Kavala’yı geri alırken, Romanya Bulgar Dobrucası’na girdi. Osmanlı İmparatorluğu da Edirne’yi geri aldı. Ama hepsi buydu. Savaş bittiğinde Osmanlı İmparatorluğu ordusunun neredeyse yarısını, tüm topraklarının üçte birini, nüfusunun beşte birini, Rumeli’nin yüzde 89’unu, Rumeli nüfusunun yüzde 69’unu (ölü veya diri) kaybetmiş, dolayısıyla sadece küçülmekle kalmayıp, bir ‘Avrupa devleti’ olma niteliğini yitirmişti. 

‘Osmanlı ordusu adeta bir sel gibi geriye akıyordu’

Birinci Balkan Savaşı sırasında Bulgarlara karşı savaşan Şark Ordusu’nun harekâtını izleyen Fransız Le Matin gazetesinin başyazarı durumu şöyle tasvir ediyordu:

“Lüleburgaz harbi dört günden beri devam ediyordu (…) Bu dört gün içinde Abdullah Paşa umumi karargâhı olan Sakız Köyü’nde küçük bir evde kapanmış kalmıştı. 29 Ekim akşamı Deyli Telgraf gazetesinin harp muhabiri Şmit Bartlet, uzun gezileri arasında kendisini orada tesadüfen buldu. Başkumandan açlıktan ölüyordu. Emir subayları, evin fakir bahçesindeki toprakları adeta tırnaklariyle kazarak bir iki mısır kökü çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu kökleri bir parça unla bulamaç gibi pişiriyorlardı. İşte 175 bin kişiye kumanda eden zatın bütün yiyeceği buydu. Şmit Bartlet acıdı. Yanındaki birkaç kutu konserveyi verdi. Üç gün mütemadiyen paşayı besledi. Abdullah Paşa: - Siz olmasaydınız ayakta duramıyacaktım, demiştir. (…) Kaldı ki, Osmanlı Ordusu Başkumandanı yiyecek bulamadığı gibi haber de alamıyordu. Denilebilir ki, harbin devam ettiği dört gün zarfında ne olup ne bittiğinden hiç haber alamamıştır. (…) Abdullah Paşa neden sonra verdiği emrin yanlışlığını anlayarak onun aksine emir gönderdi ama iş işten geçmişti. İkinci Kolordu dört günden beri harb içinde idi. 24 saattir hiçbir şey yememişti. Hemen yüzgeri etti ve askerler, arkadaşlarının cesetleriyle örtülmüş çamurlu tarlalar boyunca çekilmeye başladılar. Bir daha da savunma hattı kuramadılar. 31 Ekim akşama doğru Osmanlı ordusu adeta bir sel gibi geriye akıyordu. Ordu namına ovada, çeşitli yollardan, yolsuz bölgelerden Çatalca’ya doğru akıp giden kaçaklar dalgalarından başka bir şey kalmamıştı. Topçular toplarını, cephane sandıklarını bırakıyorlardı. Mekkareciler hayvanlarını terk ediyorlardı, yahut biraz et yemek için kendi hayvanlarını öldürüyorlardı…” (Aktaran Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt I, Remzi Kitabevi, 1999, s. 156-157.)

Cihan Harbi’ne nasıl girdik?

1914 yılına girildiğinde havada yine savaş bulutları dolaşıyordu. Almanya’da Pan Germenistler, Rusya’da Pan Slavistler, Fransa’da İntikamcılar, İtalya’da İrredendistler, Britanya’da İmparatorlukçular Avrupa’yı savaşın eşiğine getirmişlerdi. İş bahane bulmaya kalmıştı. Kıvılcımı 28 Haziran 1914’te Almanya’nın müttefiki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand ve karısının Princip adlı bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi çaktı. Sırbistan’ın özrünü yeterli görmeyen Avusturya-Macaristan 28 Temmuz’da Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ı bombaladı, 31 Temmuz’da Rusya seferberlik ilan etti, 1 Ağustos’ta Almanya Rusya’ya savaş açtı. 3 Ağustos’ta Almanya Fransa’ya, 5 Ağustos’ta da Britanya Almanya’ya savaş açınca eski tabirle ‘Cihan Harbi’ başlamış oldu. 

İttihatçı paşalar, Britanya, Rusya ve Fransa nezdinde nabız yokladıktan sonra, Trablusgarp ve Balkan hezimetlerini Orta Asya içlerine uzanan ‘Büyük Turan’ ile telafi etmek (ve de hazinenin acil nakit ihtiyacını çözmek için) Almanya’nın yanında katılmaya karar verdiler. 2 Ağustos 1914’te, Sadrazam ve Hariciye Nazırı Said Halim Paşa’nın yalısında toplanan Alman Büyükelçisi Baron von Wangenheim, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talât Paşa ve Meclis-i Mebusan Başkanı Halil (Menteşe) Bey gizli bir anlaşma imzaladılar. Benzer bir anlaşma Said Halim Paşa’nın aracılığıyla Avusturya Sefiri Pallivicini ile de imzalandı. Eğer İttihatçı liderlere inanmak gerekirse, antlaşmadan bu kişiler dışında kimsenin, örneğin Maliye Nazırı Cavid Bey’le, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın, hatta Şeyhülislam Hayri Efendi ile Padişah V. Mehmed’in bile haberi yoktu! 

İbn-i Haldun’dan dersler

Ev sahibi Said Halim Paşa daha önce, İttihatçı liderlere İbn-i Haldun’un tarih felsefesini hatırlatarak şu uyarıyı yapmıştı: “Turan ve Mısır fütuhatı (fetihleri), Trablus, Tunus, Cezayir vesaire gibi âmâli (emelleri) rica ederim bırakalım. Biliyorsunuz ki her milletin üç devri vardır. Fütuhat (fetih) devri, Tevakkuf (durma) devri, İnhitat (çökme) devri. Binaenaleyh inşallah bizimki ‘devr-i inhitat’ değildir, fakat herhalde ‘fütuhat devri’ (fetihler devri) olmadığı da bellidir ve devrimiz ‘devr-i tevakkuf’tur. Hudutlarımızı muhafaza edelim, bu suretle bitaraf (tarafsız) kalırız. Memleketi harp felaketinden kurtarmak için hiç olmazsa fiilen bitaraf kalalım, tecavüz ve taarruz etmeyelim. Bu suretle bitaraflığımızı muhafaza etmiş oluruz ve memleket de harp felaketinden kurtulur…” Ancak bu sözler muhatapları tarafından alaycı bir ifadeyle dinlenmişti. 

16 Ağustos 1914 günü Alman Amiral Souchon’un kumandasında, İtalya’nın Messina Limanı’nda bekleyen Alman savaş gemileri Goeben ve Breslau İstanbul’a getirildi.  Gemiler “80 milyon marka satın alınmış gibi yapılarak” Osmanlı donanmasına katıldı. Goeben gemisine, ‘Yavuz Sultan Selim’ (kısaca ‘Yavuz’), Breslau’ya ise ‘Midilli’ adı verilerek Souchon’un yönetimine teslim edildi. Mürettebata Osmanlı askerleri katıldı, Alman askerlerine fes giydirildi, göndere Osmanlı bayrağı çekildi. Almanya’dan gelecek 5 milyon altının ilk partisi İstanbul’a ulaştıktan sonra, 29/30 Ekim’de Rusya’nın Sivastopol ve Odessa limanları topa tutuldu. Bütün bunlar olurken Alman görevlilerin başkanlığındaki Teşkilat-ı Mahsusa elemanları Erzurum’a ve Trabzon’a gönderilmişler, cezaevlerinden salınan mahkûmlar ve Gürcü sabotajcılar, Arhavi’den Rusya’ya sızmışlar ve sabotajlara başlamışlardı. En sonunda tahrikler meyvesini verdi. 4 Kasım’da Rusya, 5 Kasım’da da Britanya ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan ettiler. Britanya ayrıca 1878’de II. Abdülhamid tarafından kiraya verilen Kıbrıs’ı ilhak etti. 

Osmanlı İmparatorluğu, savaş boyunca 10 cephede (Kafkasya, Irak, Filistin-Suriye, Çanakkale, Galiçya, Makedonya, Romanya, Hicaz-Yemen, İran ve Libya’da) savaştı. Çanakkale dışındaki tüm cephelerde yenildi. Savaş sırasında Osmanlı ordusunda 2.608.000 kişi silah altına alındı, bunlardan 325 bini öldü, 400 bini yaralandı, 200 bini esir düştü, 1.360.000’ı hastalandı, kayboldu, firar etti. Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile teslim bayrağını çekti. Mütarekenin ardından Osmanlı orduları terhis edildi, İtilaf Devletleri, önce ülkenin dört bir yanına asker çıkardılar. Ardından İstanbul’u işgal ettiler, Meclis’i kapattılar… 

Sonrasını hepimiz biliyoruz. Dört kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’ndan dört yıllık mücadele sonrasında, Anadolu’ya sıkışmış küçücük Türkiye Cumhuriyeti kaldı. ‘Şam Fatihi’ olma hayali kuranlara bu tarihçeyi naçizane hatırlatırım…   

Özet Kaynakça: Richard Hall, Balkan Savaşı, Homer Kitabevi, 2003; Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında  Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007; Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Nehir Yayınları, 1991; Kâzım Karabekir, Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik, C.2, Emre Yayınları, 1994; Rahmi Apak, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, TTK Yayınları, 1988.

Yazaraın diğer yazıları:
.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive