Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği


04.11.2012 - Bu Yazı 5198 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

 
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği

Topçu Kışlası yıkılmadan önce Taksim Meydanı.

1928'de Cumhuriyet Abidesi'nin açılışından sonra Taksim Meydanı, Sultanahmet ve Beyazıt'ın kamusal işlevlerini yüklendi. Taksim bir kez daha değişmeye hazırlanıyor

Başbakan Erdoğan’ın yeni projesi, Taksim Meydanı’na ulaşan yolları yer altına alıp bir zamanlar var olan ancak Cumhuriyet döneminde yıktırılan Topçu Kışlası’nı yeniden inşa etmek. Elbette yanında camisi ile. Sadece İstanbul’un ve Türkiye’nin değil dünyanın da en önemli kamusal alanlarından biri olan Taksim Meydanı’nı yayalaştırma adı altında insansızlaştırmaya götüren bu ‘uygunsuz proje’nin uygulanması için kazmalar vuruldu. Bölgenin elde kalmış tek yeşil alanı Gezi Parkı’nı yapılaşmaya açacak ‘ikinci uygunsuz proje’nin çalışmaları ise kapalı kapılar ardında sürdürülüyor. Bu amaçla 200 kadar ağacın katli için karar alındı, uygulama için fırsat kollanıyor. Bu yüzden bu haftayı Taksim Meydanı ve ‘Jakoben belediyecilik’ anlayışının mümtaz temsilcilerinden Adnan Menderes’in İstanbul’daki uygulamalarına ayırdım, elbette yerim yettiğince. 

Taksim Meydanı dediğimiz alan 1732-1739 arasında, I. Mahmut’un kuzeydeki gümrah ormanlardan gelen suyu şehrin değişik bölgelerine dağıtmak üzere yaptırdığı Taksim Maskemi (su dağıtma sarnıcı) ile ortaya çıkmıştı. Bir zamanlar cephesinde “Her şeye su ile hayat verdik” anlamına gelen bir ayetin yazılı olduğu Maksem, bugün kurumuş da olsa varlığını sürdürüyor. 

Bugün Taksim Parkı ya da Gezisi denilen bölgede eskiden geniş bir çayırlık içinde Ermeni Mezarlığı ile devamında servi ağaçlarıyla dolu büyük bir Müslüman mezarlığı (Ayaspaşa Mezarlığı) vardı. Bu geniş alana 1803-1806 arasında orijinal adıyla Halil Paşa Topçu Kışlası (Taksim Kışlası) inşa edildi. Kışlanın mimarının Ermeni Kirkor Balyan olduğu sanılıyor. 1807’deki Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında tahrip olan yapı, II. Mahmut tarafından, 1812’de mimarbaşı Hafız Mehmet Emin Ağa’ya tamir ettirilmişti. Hint, Rus, Türk mimarisinden esintiler taşıyan Topçu Kışlası’nın ana gövdesi iki katlı, soğan kubbeli ve kule görünümlü köşeleri ise üçer katlıydı. Kışlanın ortasında büyük bir avlu yakınlarında bir cami vardı. 

Abdülmecid Döneminde (1839-1861), bugün İTÜ’nün Taşkışla Binası olarak bildiğimiz Mecidiye Kışlası, bu kışladaki topçu subayları için Gümüşsuyu Askerî Hastanesi inşa edildi. 1850’lerde, Hademe-i Hassa (Saray hademeleri) ve Muzıka-i Hümayun (Saray orkestrası) üyeleri için inşa edilmeye başlayan, ancak Abdülaziz Döneminde (1861-1876) tamamlanan Gümüşsuyu Kışlası ve askerlerin talim yaptığı Talimhane bölgesiyle birlikte Taksim’in ‘askerî’ ve ‘devletçi’ topografyası iyice belirginleşmişti. 
Ancak ortaya çıkan tablo bölgenin sosyolojik dokusuna hiç uymuyordu. Çünkü bugün Galata-Beyoğlu dediğimiz Pera bölgesinde, bugün Kurtuluş dediğimiz Tatavla’da gayrimüslimler, Levantenler yaşıyordu. Bu kesimler askeri değil sivil bir kültürün temsilcisiydiler. Bunun üzerine, 1870’te, Ermeni mezarlığı Şişli’ye taşındı ve açılan alanda bu kesimlerin eğlence ihtiyacını karşılamak için, askeri yapıların arasına bazı eğlence mekânları sıkıştırılmaya çalışıldı. Bunlardan biri Topçu Kışlası ile Gazhane (bugünkü Cumhuriyet) Caddesi üzerindeki İngiliz üslubundaki bahçe idi. İçinde bir havuz, gazino, eski Bellevue Kahvesi ve orkestra platformu olan bahçe bazı küçük değişikliklerle 20. yüzyılın başlarına kadar varlığını korudu. 

1913’te elektrik tramvayla Beyoğlu’nun Şişli’ye bağlanması Taksim’in önemini biraz daha arttırdı ama burası hala geniş ve tanımsız bir alandı. 1918-1922 yılları arasında işgalci Fransız ordusunun Senegalli askerlerini barındıran Topçu Kışlası’nın avlusuna 1921’de güzel bir stadyum inşa edildi. Özellikle Müslüman-Türk takımlarıyla Fransız ve İngiliz asker takımlarının buradaki maçları adeta ‘milli maç’ havasında geçerdi. Cumhuriyet’in ilanından sadece üç gün önce 26 Ekim 1923’te bu stadyumda oynanan Romanya-Türkiye maçı 2-2 berabere bitmişti. 

Cumhuriyet’in tören alanı 
Cumhuriyet’in ilk yıllarında mimari hamlelere devam edildi. Bu sefer de Ayaspaşa Müslüman Mezarlığı kaldırıldı ve yerine apartmanlar dikildi. Ancak, Taksim Meydanı Pervititch’in 1925-1926 tarihli haritalarında hala İstiklal Caddesi, Pangaltı, Gümüşsuyu ve Sıraselviler yollarının Taksim Maksemi’nin önünde birleşmesinden oluşan bir genişlik gibi görülüyordu. 

1927’de Osmanlı döneminin ünlü Levanten caddesi ‘Cadde-i Kebir’in (Büyük Cadde) adı ‘İstiklal Caddesi’ olarak değiştirildi, ama bu değişikliğin Cumhuriyet’in coşkusunu yeterince vermediği düşünülerek İtalyan Heykeltraş Pietro Canonica’ya bir ‘Cumhuriyet Abidesi’ sipariş edildi. Anıt, 8 Ağustos 1928’de TBMM Başkanı Kazım (Özalp) Paşa tarafından açıldı. Bundan böyle, Taksim Meydanı, Osmanlı döneminde, devlet ricalinin ve halkın karşılaştığı en önemli kamusal alanlar olan Sultanahmet ve Beyazıt meydanlarının işlevini yüklenecekti. 

1936’da İstanbul’u yeniden tasarlamak üzere davet edilen Henri Prost, iki yıl içinde Beyoğlu yakasının nazım planını hazırlamıştı. 1940 yılında Vali-Belediye Başkanı (aynı zamanda CHP İl Başkanı) Lütfü Kırdar, Prost’un kentsel tasarım projesi çerçevesinde Taksim’de radikal değişiklikler yaptı. Önce 1909’da 31 Mart Olayı sırasında bazı bölümleri tahrip olan Taksim Kışlası yıkıldı. Ortaya çıkan alan, İnönü Gezisi (sonra Taksim Gezisi denilecekti) adıyla meydanla ilişkilendirildi. 38 bin m2’lik alanı ile Beyoğlu ilçesinin toplam yeşil alanlarının yüzde 30’unu oluşturan bu park o tarihten sonra İstanbulluların nefes alma alanı oldu. 

Tarlabaşı’nın soylulaştırılması 
1977’de kanlı 1 Mayıs’a, 1980 sonrası iktidara yönelik protesto gösterilerine ev sahipliği yapan Taksim Meydanı, 1987’de Bedreddin Dalan döneminde, büyük yıkımlar sonucu açılan Tarlabaşı Bulvarı ile bugünkü şeklini aldı. Meydan 2000’li yıllarda yılbaşı kutlamaları ve konserlerle ‘kamusal alan’ tanımına biraz daha yaklaştı. Ardından da Tarlabaşı bölgesindeki eski evlerde yaşamaya çalışan yoksulların başka bölgelere taşınması ve boşalacak mekânların ‘soylulaştırılması’ projelerinin insanları dışlayan boyutları üzerinden tarışılmaya başlandı. Bu tartışmalar sürerken bu sefer de yazının başında sözünü ettiğim projenin tasallutu ile karşı karşıya kaldı. 

Başbakan’ın ‘benim’ dediği bu proje aslında Bedreddin Dalan döneminde başlanan ancak Dalan’ın yeniden belediye başkanı seçilememesi yüzünden bitirilemeyen hamlenin bir parçası. Meydana ulaşan caddelerin yeraltına alınmasıyla meydanın yayalaştırılacağı söylense de, yayaların meydana nasıl ulaşacağı bir muamma. Belki de hedeflenen Taksim’e yaya akışının iktidar tarafından kontrol edilmesi. Muhtemelen taklit kışla da Cumhuriyet döneminin modernist şehir planlamacılığına ‘Neo-Osmanlıcı’ bir cevap olacak. Sivilleşme iddiasıyla siyaset yapan bir iktidar için ‘kışla’ çelişkili bir mesaj. Orijinal kışlanın parçası olan cami de, laikçi kesimler tarafından ısrarla püskürtülen cami projelerinin (çoğul kullanıyorum çünkü bir değil üç cami inşası planlanıyor) bir şekilde hayata geçirilmesine olanak sağlayacak. 

Taksim’in düzenlenmesi, güzelleştirilmesine, gerekiyorsa cami yapılmasına kimsenin itirazı yok. Sorun, nelerin yapılacağına, şehircilik uzmanlarının, kentlinin, sivil toplum kuruluşlarının değil Başbakan’ın tek başına karar vermesinde, yani AKP iktidarının eleştirdiği zihniyetle aynı Jakoben yöntemleri kullanmasında. Unutmayalım ki, Taksim sadece İstanbullunun değil, dünyanın kültür varlığı. Bu yüzden Taksim’i iktidardakilerin zihinsel ve kültürel kodlarını sahnelemek, ya da gücün kimde olduğunu göstermek için kullandıkları mimari araç olarak kullanmaktan vazgeçelim. 

İstanbul’un tekrar fethi ve Menderes 
Başbakan Tayyip Erdoğan gibi ‘Jakoben belediyeci’ bir şahsiyet DP lideri Adnan Menderes’ti. CHP’de yetişen kadroların kurduğu DP, Cumhuriyet’in modernleşmeci ideolojisi ile Anadolu taşrasının dünyaya açılma vizyonunu birleştirmişti. Buna bir de İkinci Dünya Savaşı’nın galibi ülkelerin dünyaya empoze ettiği demokrasi anlayışı ve kapitalist gelişme modelinin heyecanı eklenmişti. İstanbul, Lütfi Kırdar dönemi hariç, 30 yıldır el sürülmemiş bir kent olarak, Menderes’in siyasi şovunu sahneleyebileceği uygun bir mekândı. Bütün bunların üstüne, İstanbul her açıdan büyük bir potansiyele sahip bir oy deposuydu. 

Adnan Menderes ve ekibini en çok rahatsız eden şey, kargacık burgacık sokakların, dik yokuşların ve çıkmaz sokakların yarattığı trafik keşmekeşiydi. Yani çıkış noktası gayet haklıydı. Önce Henri Prost’un planı revize edilerek yürürlüğe konuldu. Ardından Menderes işe el koydu ve şehre ilk kazma 25 Eylül 1956’da vuruldu. Menderes, şehrin 2.600 yıllık tarihini göz ardı ederek ve kapitalist dünyanın o günlerdeki ekonomik tercihi olan petrol ve otomobil tüketiminin mecburi istikameti olan karayolculuğu esas alarak giriştiği imar faaliyetini ‘İstanbul’un yeniden fethi’ olarak adlandırmıştı. Bir önceki devrin ‘merkezi planlamacı’ zihniyetine inat, Menderes el yordamıyla hareket etmekte sakınca görmedi. Bir gazeteye verdiği beyanatta “plan iyi bir şey ama bunun için vakit ve nakit lazımdır” demişti. 

Menderes’in şehri hallaç pamuğu gibi atmasına neredeyse tek başına karşı koyan (2009’da kaybettiğimiz) Mimar Turgut Cansever’e göre, Prost’un nazım planında önerilen yollar, yerinde bir inceleme yapılmadan, masa başında katlarca büyütülerek hayata geçirilmeye çalışılmıştı. 

Menderes’in öylesine acelesi vardı ki, yıkılmak istenen binalara alelacele ‘maili inhidam’ (yıkılmak üzere) raporu alınıyor, ertesi gün yıkım başlıyordu. Bu fasıldan, Eminönü-Unkapanı yolu dinamitlerle açılırken Rüstem Paşa Camii’nin duvarları ve eşsiz çinileri çatlıyordu. Beyazıt Meydanı belki on kez yıkıldı, on kez yapıldı. Daha sonra romancı Orhan Kemal “DP devri, yıkım, yapım, tekrar yıkım devri. Meydan indir, meydan kaldır devri…” diyecekti. Marmara kıyısındaki güzelim koylar, kıvrımlar, toprak ve molozlarla dolduruldu. Menderes’in başarılı ‘basınla ilişkiler’ stratejisi sayesinde, yıkımlar gazeteler tarafından “çok iyi oldu, şehrin ufku açıldı!..” diye kamuoyuna sunuluyordu. 

Bu dönemde harcanan para, tüm Türkiye’nin şehirlerine harcanandan fazlaydı. Yıkımlar Hazine’ye büyük yük getirirken, yıkılan 7.200’ü aşkın evin ve işyerinin istimlâk paraları zamanında ödenmediği için mülk sahipleri büyük sıkıntılar yaşıyordu. Öyle ki, Aksaray civarında, ‘istimlâk muhacirleri’ diye anılan evsiz barksız bir kitle ortaya çıkmıştı. 

Osmanlı İstanbulu’nun yok oluşu 
1958’de getirilen İtalyan Plancı Luigi Piccinato ise “Üç şansınız var: Biri coğrafi durum, ikincisi mevzuat, üçüncüsü de Adnan Menderes” demişti. Bu üç şans(!) sayesinde, Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Divanyolu, Edirnekapı-Beyazıt-Aksaray yolu, Sirkeci-Florya Sahil Yolu, Eminönü-Unkapanı yolu, Karaköy-Azapkapı yolu, Karaköy-Beşiktaş yolu, Barbaros Bulvarı, İstinye-Tarabya-Büyükdere yolu, Taksim-Şişli yolu, Kadıköy’de Bağdat Caddesi uğruna şehrin çehresi ebediyen değişti. 

‘Yol-meydan-kavşak’ uğruna feda edilen tarihî eserler arasında Murad Paşa Hamamı, Simkeşhane, Hasan Paşa Hanı, Bayezid Hamamı, Fatih Külliyesi’nin Akdeniz Medreseleri, Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve Sıbyan Mektebi, Şirment Çavuş Camii ve Türbesi, Çakırağa Camii ve Çeşmesi, Kâtip Çelebi Mezarı vardı. İronik olan, Osmanlı İstanbullu’nun sonunu, muhafazakâr değerlere sahip olmakla övünen Menderes’in getirmesiydi. 

Radikal muhafazakârların ‘İstanbul’u yeniden fethi’, 27 Mayıs 1960 askerî darbesiyle akamete uğradı. Menderes ve onun döneminde görev yapan beş belediye başkanı Yassıada’da, İstanbul’la ilgili tasarruflarından dolayı idamla yargılandılar. Ancak sanıkların kişisel çıkar sağlamaya yönelik faaliyetlerine rastlanmadığından dava beraatla sonuçlandı. Ama olan olmuş, İstanbul tarihi mirasının önemli bir bölümünü ebediyen kaybetmişti. 


Özet Kaynakça: Ç. Gülersoy, Taksim: Bir Meydanın Hikâyesi, İstanbul Kitaplığı Ltd, İstanbul 1986; N. A. Banoğlu, “Taksim Cumhuriyet Abidesi’nin Tarihçesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Tarihçesi, S. 25, (Kasım 1992), s. 109-125; Doğan Kuban, “Menderes ve İstanbul”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 5, s. 389-392, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, 1994

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive