Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?


01.09.2013 - Bu Yazı 4610 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?

“Biz kadınlar savaşın ilk günlerinde haddimizi bildik, her yaptığınıza boyun eğdik. Ağız açtırmadınız bize, sustuk. Ama yaptıklarınızı beğeniyor muyduk? Hayır. Olanın bitenin pekâlâ farkında idik. Çok defa köşemizden öğreniyorduk önemli işler üstüne verdiğiniz kötü kararları. İçimiz kan ağlarken, yine de gülümseyerek sorardık: ‘Bugünkü halk toplantısında barış üstüne ne karara vardınız?’ Kocamız ‘Sana ne? Sen karışma!’ der, biz de susardık. Ama ara sıra da ne kötü kararlara varıldığını öğrenir ve sorardık: ‘Aman kocacığım, nasıl olur, bu kadar çılgınca bir işe nasıl girersiniz?’ Ama kocamız bize yukardan bakarak: ‘Sen elinin hamuruyla erkeklerin işlerine karışma. Cenk işi, erkek işi!’ derdi. Başımızı derde sokuyordunuz, yine de bizim size öğüt vermeye hakkımız yoktu. Ama sonunda siz kendiniz başladınız bağırmaya ulu orta: ‘Erkek yok mu bu memlekette?’ diye. Erkekler cevap verdi size: ‘Yok, erkek yok bu memlekette!’ İşte o zaman biz kadınlar toplandık ve Yunanistan’ı kurtarmaya karar verdik. Daha bekleyebilir miydik? Söz bizim artık, susmak sırası sizde. Aklınızı başınıza toplar, öğütlerimizi dinlerseniz, işlerinizi biz yoluna koruz!”

Bu sözler tarihin en eski savaş karşıtı eseri Lysistrata’dan alınma. Lysistrata, Atina ve Sparta şehir devletleri arasında yaşanan Peloponnes Savaşları’nın en hararetli yıllarında, kardeş kavgasının hüküm sürdüğü Atina’nın çöküş dönemine şahit olmuş büyük komedi ustası Aristophanes’in (M.Ö.446-386) yazdığı ‘Akharnalılar’ (Kömürcüler), ‘Eirene’ (Barış) ve Lysistrata üçlemesinin en ünlü eseri. Dilimize Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu tarafından kazandırılan tek perdelik oyun Lysistrata’nın bıktırıcı Peloponnes Savaşları’na ara verildiği Nikias Barışı’nın ardından, M.Ö.412-411 yılında Callias şehrinin Arkon’u için yazıldığı, bu yıllarda Dionysos veya Lenaea şenliğinde sahnelendiği sanılıyor.


YEMİNİMİ TUTMAZSAM...
Oyunda, Lysistrata adlı güzel kadının öncülüğünde toplanan Atinalı kadınların politik duruma müdahale ederek erkekleri savaştan vazgeçirmeye çalışmaları, esprili bir dille anlatılır. Hikâyeye göre kadınlar Atina demokrasisinin sembolü olan Akropolis tepesini ve burada saklanan şehir hazinesini ele geçirir. Ardından rakip Sparta şehir devletindeki kadınlarla işbirliği yaparlar. Planları basit ama cüretkârdır: Kadınlar erkeklerini savaşa son vermeye razı etmek için cinsel grev yapacaklardır. Birlikte yemin ederler: “İster koca, ister dost, dünyada hiçbir erkeğe kendimi vermeyeceğim/Koynuma erkek girmeyecek/Açılıp saçılacağım, süsleneceğim/Erkeğim benim için yanıp tutuşacak/Yine de kendi isteğimle teslim olmayacağım/Zor kullanacak olursa/Zorluk çıkaracağım ve taş gibi katı olacağım/Bacaklarımı kaldırmayacağım/Mart kedisine dönmeyeceğim/Yeminimi tutmazsam, bu şaraptan içmek nasip olmasın/Yeminimi bozarsam, bu kâsedeki şarap su olsun!”

Sonuçta, Spartalı erkekler pes eder ve “Halimiz berbat. Barış istiyoruz. Bütün şartlar kabul” diyerek sulh ister. Yiyecek sepetleri ortaya çıkar, şaraplar açılır; kocalar karılarına, karılar kocalarına sokulur. Barış dediğin de başka nedir ki!


ATİNALI EV KADINLARI
Eser, yukarıdaki yeminden de görüleceği gibi gayet kaba ve açık saçık bir dille yazılmıştır. Ancak bu gayet doğaldır, çünkü dönemin komedi tarzında cinsellik pornografinin sınırlarında gezinir.

Acaba bu efsanede anlatıldığı gibi Atinalı kadınların erkeklerini savaştan vazgeçirtecek ‘yaptırım güçleri’ var mıydı, yoksa tüm hikâye Aristofanes’in Atinalı kadınlarla ilgili bir eğretilemesi mi idi? Bu sorulara yanıt verebilmek için önce Atinalı kadınların sosyal yaşamdaki yerini gözden geçirmek gerekir.

Aslına bakarsanız Atinalı kadınlar sosyal yaşamda ve karı-koca ilişkilerinde çok güçlü bir konuma sahip değillerdi. O dönemde kadınların hareket özgürlüğünü sınırlayan birçok düzenleme söz konusuydu. 14-15 yaşlarında ‘görücü’ usulüyle evlenen Atinalı kadınlar, evliliklerinin ilk yıllarını, özellikle de çocuk doğuruncaya kadarki dönemi, evde kayınvalidelerinin sıkı gözetimi altında geçirirdi. Evli bir kadın sokağa ancak bir köle kadının ya da daha yaşlı bir kadının eşliğinde çıkabilirdi. Kadınların tiyatroya, çarşıya ya da sportif etkinliklere seyirci olarak katılmaları düşünülmezdi bile. Sadece bazı festivallere, cenazelere, düğünlere ve dinsel ayinlere katılabilirlerdi. Bu kısıtlamalara katlanmanın ödülü, mülklerin yönetimini ellerinde tutmak ve bunlar için yasal vârisler doğurmak şerefi idi! Nitekim ünlü hatip Demosthenes (M.Ö. 384-322) bir söylevinde şöyle demişti: “Metresler zevk içindirler, vücutların günlük hizmetleri içindirler, fakat karılar yasal çocuklar doğurmak ve evlerin sadık koruyucuları olmak içindir.”


SYMPOSİUM VE HETAİRALAR
Peki, ‘namuslu kadınlar’ cinsel dünyadan dışlandılarsa, onların yerini kim dolduruyordu? Bu konudaki liste çok uzun: Sokak fahişeleri, kadın ve erkek köleler, savaşlarda esir alınan erkekler, oğlan çocukları ve hetairalar.

Listenin ilk sıralarındaki unsurları tarif etmeye herhalde gerek yok. Hetairalar ise Atinalı erkeklerin yaşamında çok önemli yere sahip olan symposium denilen içkili, yemekli şölenlerin asli unsurlarından olan, fiziksel güzelliklerinin yanı sıra zekâ ve yetenekleri ile temayüz etmiş kibar fahişelerdi. Matematik, politika, devlet işleri gibi konularda geniş bilgi birikimine sahip olmaları beklenen Hetairalar genellikle tek başına ya da birkaç arkadaşlarıyla yaşarlar, bir yandan kültürlerini geliştirirken, bir yandan da modayı takip ederler, eğlenceli ve şık bir yaşam sürerlerdi. Hetairalar ‘namuslu kadınların’ giremediği yerlere girerler, tiyatrolara, festivallere, spor etkinliklerine katılabilirlerdi.

Bu ve benzeri bilgiler, Aristophanes’i eserinde temsil edilen kadınların, ‘namuslu ev kadınları’ değil, hetairalar olduğunu düşündürüyor. Öte yandan döneminin değer yargıları ve yazdığı diğer komedyalara bakınca, yazarın kadınları övmek gibi bir amacı olmadığı, sadece Atinalı erkeklere “Şu kadınlar bile sizden akıllı, siz böyle davranmaya devam ederseniz Atina’yı yönetmek onlara kalır, haberiniz olsun” demeye çalıştığı anlaşılıyor.

Ancak eser yüzyılımızda genel olarak feminist bir dramaturji ile sahnelendi. Ülkemizde hem özgün adıyla hem de ‘Kadınlar I-ııh Derse’ adıyla birkaç kez sahnelenen oyun, 2001 yılında Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Sırtköylü kadınlara da esin vermişti. Kadınlar kocalarını köye su getirmeye mecbur bırakmak için ‘yatağı yasaklamışlar’, bu durum Alman Der Spiegel dergisi tarafından ‘Lysistrata’daki taktiklerin başarılı bir uyarlaması’ olarak nitelenmişti. Ancak geçen yıl, Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi´nin 19. sayısının, Elazığ Halk Kütüphanesi tarafından müstehcen içerikli olduğu gerekçesi ile iade edilmesine neden olan da Amerikalı yazar Sarah Culpepper Stroup’ın kaleme aldığı ‘Kadının Tasviri: Aristophanes’in Lysistrata’sı ve Yunan Eşlerinin ‘Hetairalaştırılması’ adlı makale ve ekindeki tasvirlerdi. Kısacası 10 yılda, Sırtköylü kadınların eylemine gülümseyenlerin yerini, çatık kaşlı muhafazakârlar almıştı.

 

‘Oligarşik ve militarist’ Sparta



Savaşın diğer cephesine bakarsak; Yunanistan’ın karanlık çağı olan M.Ö. 2000 yılındaki Dor istilasından sonra Dorlar tarafından kurulduğu sanılan Sparta (ya da Antik dönemdeki adıyla Lakedaimon) şehir devletinde aslında neler olup bittiğini bilmiyoruz, çünkü Spartalılar ne tarihsel kayıtlar, ne edebiyat, ne yazılı kurallar bıraktılar günümüze. Bugün Sparta denince akla gelen her şey, komşu Atinalılar’ın anlattıkları. M.Ö. 5. Yüzyıl yazarı, ‘Tarihin Babası’ Halikarnaslı (bugünkü Bodrum) Herodotos’un ağzından, Atinalılar kendilerini ‘demokratik ve özgürlükçü’ olarak, Sparta’yı ise ‘oligarşik ve militarist’ olarak tarif ederler. Elimizde başka kaynak olmadığı için buna itiraz edecek değiliz. Peki Atinalılar’ın gözüyle Spartalılar nasıldı?

Tarihçi Thukydides’e göre büyükçe bir köyden ibaret olan Sparta, mitolojik kahraman Herakles’in soyundan geldiğine inanılan Agiad ve Eurypontid ailelerinden gelen çifte krallar ve bir meclis tarafından yönetilirdi. Spartalıların altın ya da gümüşe sahip olmaları yasaktı, paraları demirdendi. Zenginliklerini ise Helot’lar denilen savaşta ele geçirilen farklı ırktan devlet kölelerinin toprağı işlemelerinden elde ederlerdi. Elde edilen ürünün eşit şekilde paylaşılmasına çalışılırdı.


YA MUZAFFER YA ÖLÜ!
Sparta toplumu, kadın olsun erkek olsun sadece sağlıklı ve güçlü olanların (agoge) yaşamasına izin verirdi. Zayıf ve sakat doğan çocuklar Taygetos Dağı’nda ölüme terk edilirdi. Daha doğrusu tüm çocuklar bu teste tabi tutulanlar, ölmemeyi başaranlar şehre geri götürülürlerdi. Aslında bu uygulama tüm Yunan dünyasında yaygındı, ancak sadece Sparta’da kurumsallaşmıştı. (Nitekim 1883’te Francis Galton’un ortaya attığı ve daha sonra Nazilerin Yahudileri ve Çingeneleri imha ederken dayanak yaptıkları ‘öjenik’ (iyi tür) kavramı, Yunanca ‘iyi’ anlamına gelen eus ile ‘doğan’ anlamına gelen genes kelimelerinden türetilmişti ve ilhamını Sparta’dan almıştı.)

Yedi yaşına gelmeyi başaran her sağlıklı erkek askerlik ya da atletizm okuluna gönderilir, buralarda dayanıklılık, disiplin, acıya dayanıklılık ve hayatta kalma becerilerini geliştirirlerdi. 13 yıl süren eğitim sonunda, 20 yaşında asker olmaya hak kazananlar için askeri barakalarda sadece erkeklerle geçen bir yaşam başlardı. Evlenmelerine izin vardı ancak, 30 yaşına kadar eşleriyle yaşayamazlardı. Askerlik ise ancak 65 yaşında biterdi.

Adeta bir savaş makinesi olan Spartalı erkek için savaştan iki şekilde dönmek mümkündü: Ya muzaffer olarak ya da ölü olarak! Spartalı askerlerin birbirine kur yapan erkek çiftleri olduğunu, dahası o dönemde tüm Yunan kültüründe çok yaygın olan oğlan çocuklarıyla belli bir aşamaya kadarki ilişkileri onayladığını söyleyen bolca kaynak olduğu gibi, Aristoteles gibi Spartalıların esas olarak heteroseksüel ilişkileri tercih ettiklerini söyleyenler de var.

Spartalı kadınlar ise toprakların yüzde 40’ının mülkiyetine sahip oldukları, boşanmada ve fiziksel eğitimde erkekle aynı muameleye tabi tutuldukları halde kısa etekli giysiler giyer, evlerinden çıkmalarına izin verilmeyen Atinalı hemcinslerinin tersine, kamusal alanda rahatça boy gösterebilirler, dahası birden fazla erkekle evlenebilirlerdi.


GİT SPARTALILARA SÖYLE!
Asyalı kavimlerden oluşan Pers ordusu ile Sparta ve Atinalıların liderliğindeki Yunan Ordusu arasında geçen Thermopylae Savaşı’nı (MÖ 480) Yunanlılar kazanmış ve zaferlerini savaş meydanındaki kitabeye kazıdıkları şu epigramla ölümsüzleştirmişlerdi: “Yabancı, git Spartalılara söyle. Burada onların emirlerine sadık olan bizler yatıyoruz.” (Buradaki “Git Spartalılara söyle” ifadesi II. Dünya Savaşı, Vietnam Savaşı ya da Kıbrıs Harekâtı sırasında değişik biçimlerde tekrarlanan bir askeri motto olmuştu.)

Önce Persler, sonra Büyük İskender’in orduları Sparta’nın görkemli haline son verdi. Bugün Yunanistan’daki Sparta yerleşim yeri, 1834’te Yunan Kralı Otto tarafından bağımsızlık şerefine kurulmuş bir kasabadan ibaret.

Sparta şehir devleti yok oldu ama Spartalı ruhu ölmedi. Dünyayı çağlar boyunca Spartalı erkekler yönetti. Lysistrataların sesi ya çıkmadı, ya duyulmadı, ya bastırıldı. Bir araştırmaya göre M.Ö. 1274 tarihli Kadeş Savaşı’ndan günümüze kadar 160’a yakın büyük savaş yaşanmış. Bu savaşlarda kaç kişinin öldüğünü bilmiyoruz ama sadece İkinci Dünya Savaşı’nın insan kayıplarının 60 ila 85 milyon arasında olduğunu biliyoruz. 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nda 1 milyon, 2003’ten bu yana Irak’ta 1 milyon insanın öldüğünü de biliyoruz. Ancak ölüme doymamış olmalıyız ki, Suriye merkezli yeni bir bölgesel savaşın hazırlıklarını yapıyoruz dört nala. Zaferi kazananların kitabelerine yazacakları epigramı okuyacak kimse kalmayıncaya kadar da devam edeceğiz korkarım ki…

Özet Kaynakça: Aristophanes, Lysistrata, Kadınların Savaşı, Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu/Azra Erhat, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2000; Catherine Johns, Sex or Symbol?: Erotic Images of Greece and Rome, British Museum Publication, 1982; Eva C. Keuls, The Reign of the Phallus, Sexual Politics in Ancient Athens, Berkeley: University of California Press, 1993; Paul Cartledge, The Spartans: The World of the Warrior-Heroes of Ancient Greece, Vintage, 2004 ; Herodotos, Tarihler, 7. Kitap Polymnia, Remzi Kitabevi, 1973.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive