Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler


15.09.2013 - Bu Yazı 3337 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler

 Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Westphalia (Vestfalya) Antlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünü. ‘Self determinasyon hakkı’ ya da Türkçeye geçtiği şekliyle ulusların ‘kendi kaderini tayin hakkı’ (bundan böyle kısaca KKTH diyeceğim) ilk kez, o güne dek Britanya Krallığı’na bağlı olan 13 koloninin duruşunu özetleyen 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde şöyle yer almıştı: “Bir ulus, kendini bir başka ulusa bağlayan siyasal bağları koparma, doğa yasalarının ve Tanrı’nın, o ulusa dünya devletleri arasında bahşettiği bağımsız ve eşit yeri alma gereği duyabilir. 


Biz şu gerçekleri aşikâr olarak kabul ediyoruz ki; bütün insanlar eşit olarak yaratılmışlardır ve Yaratıcı tarafından terk edilmez haklarla bezenmişlerdir. Bunların başında ise, yaşam, özgürlük ve mutluluğu takip etme hakkı gelmektedir. İşte bu hakları garantiye almak için insanlar arasından meşru güçlerini idare edilenlerin rızasından alan hükümetler oluşturulmuştur. İşte ne zaman herhangi bir yönetim bu amaçları tahribe yönelirse, insanların hakkı ya o yönetimi değiştirmek ya da bu ilkeleri benimseyecek yeni bir idareye yol açmak için onu ortadan kaldırmaktır.”


1815 VİYANA KONGRESİ
15 yıl süren Napolyon Savaşlarının ardından Büyük devletler, 1815 Viyana Kongresi’ni sonra, KKTH’den çok, ‘toprak bütünlüğüne saygı’ (uti possidetis juris) ilkesine önem verdiler. Bu konudaki iki istisna, 1830 Londra Konferansı’nda Belçika ve Yunanistan’ın bağımsızlığının tanınması oldu. Tüm Avrupa’yı sarsan 1848 Devrimleri sırasında Alman, İtalyan, Macar ve Polonyalılar arasında milliyetçilik akımları ve 1861’de İtalyan Birliği, 1871’de Alman Birliği kuruldu. Uluslararası düzenin oluşmasında önemli bir dönemeci oluşturan 1878 Berlin Kongresi’nde bir adım daha atıldı ve 1856’dan beri masada olan Romanya’nın bağımsızlığı resmen tanındı. Bu tarihten itibaren, KKTH, kendini etnik ya da dilsel açıdan diğerlerinden farklı gören ‘milli’ toplulukların en önemli meşruiyet kaynağı olmaya başladı. 


OSMANLI KÜRTLERİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası olan Kürtler bu zaman dilimi içinde, defalarca başkaldırdılar ancak bu başkaldırıların temel niteliği çevrenin merkezileşmeye karşı tepkisiydi. Bazı kaynaklara göre ilk milliyetçi temalar, 1847’de Botan Emiri Bedirhan Bey’in ayaklanması ile 1880 Şeyh Ubeydullah’ın ayaklanmasında ortaya çıkmıştı ama sonuçta uzun kargaşa döneminin sonunda en azından Sünni Kürtler, İslam ittihadı politikalarıyla imparatorluğu toparlamaya çalışan II. Abdülhamit’in şahsında devletle barıştılar, Hamidiye Alayları gibi örgütlenmelerle, merkezin politikalarının Kürdistan topraklarındaki temel uygulayıcıları oldular. 

Ancak, 19. yüzyılda sadece Kürtlerde değil Türklerde de ‘milli’ bilinç yoktu. Hedef, II. Abdülhamit’in istibdat rejimini yıkmaktı. Bu amaçla her iki kesim de 1889’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde (İTC) birleştiler. Türkçülük akımının güçlü bir damar halinde ortaya çıktığı 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti’nde toplanan Kürtler, kültürel kimliğin ötesine geçmişlerdi ama ortak bir siyasi tavır geliştirememişlerdi. Örneğin cemiyetin başkanı Seyyid Abdülkadir sıkı bir Osmanlıcı idi ve siyasi hedefi Hilafeti de koruyarak Osmanlı Devleti içinde Kürtlere otonomi (özerklik) verilmesiydi. Bunun için de Kürt toplumundan çok ABD, Britanya ve Fransa gibi dış güçlere bel bağlamıştı. Cemiyetin belkemiğini oluşturan Bedirhanlar ve Cemilpaşazadeler gibi Kürt aristokratları ise bağımsız bir Kürdistan için mücadele ediyorlardı ama arkalarından gelen yoktu.


LENİN VE WILSON’UN KATKILARI
1914’te “Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” başlıklı ünlü makalesini yayımlayan Sovyet Rusya’nın lideri Lenin bu konuda önemli bir açılım getirdi. 1917 Bolşevik Devrimi’nin hemen ardından Lenin ve Stalin’in imzasını taşıyan ve “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas Ötesi’nin Türk ve Tatarları, Çeçenler ve Kafkas dağlıları, sizler!.. Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya’nın baskıcıları tarafından ayaklar altına alınmış olan sizler!.. Farisiler, Türkler, Araplar, Hintliler!...” diye devam eden ünlü çağrı, yüzyıllardır cahilliğe, yoksulluğa, baskıya, zorbalığa ve sömürüye mahkum edilmiş Doğu halklarına ilaç gibi geldi.

Aynı dönemde savaş sonrasında kurulacak dünya düzeninin ‘milliyet esasına göre’ olacağını düşünen ABD Başkanı Wilson’un başlangıçta Yahudi çevrelerinin taleplerinden esinlenerek şekillendirdiği 14 ilkesinde doğrudan KKTH’den söz edilmiyordu ama 6 ilke bu konuyla ilgiliydi. 12. Madde ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarının Osmanlı egemenliği sağlanacak fakat Türk olmayan diğer halklara otonom idareler verilecek, Çanakkale Boğazı’nın milletlerarası garanti altında her milletin gemilerine daimi suretle açık olacak” diyordu. Bu madde, en çok 1915’te büyük bir trajedi yaşamış Ermenileri ve bağımsızlıkçı Kürtleri heyecanlandırmıştı. 

Ancak Sovyet Rusya liderleri, Anadolu’da, Kürtleri değil Türkleri tercih ettiler. ABD ve Britanya da benzer tercihler yaptı. King-Crane Komisyonu ve General Harbord’un raporlarıyla Ermeniler, Binbaşı Noel’in raporlarıyla Kürtler deyim yerindeyse “havalarını aldılar”. 

Ancak Sovyet Rusya ve Büyük Devletler, sadece Osmanlı bakiyesi gruplar için değil, ABD’deki ve Avrupa’daki halklar için de benzer tavrı takınmışlardı. Örneğin Bolşevikler 1917 Ekim Devrimi’ni takip eden günlerde Finlandiya’nın bağımsızlık kararını hemen tanıdılar. Ama Stalin kadim düşmanı Britanya’yı zayıflatacağı için İrlandalıların KKT Hakkı’nı savunurken, Rusya’nın etnik ve siyasal hinterlandı saydığı Sırpların, Hırvatların, Slovakların, Çeklerin KKT hakkına karşı çıkıyordu. Sonunda şu oldu: 1918 Sovyet Anayasası’na konan KKTH, 1990’a kadar hayata geçmedi.

Aynı şekilde 1918 Ekim’inde Britanya Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan bir açıklamada şöyle deniyordu: “Amerikalı zencilerin, Güney İrlandalıların veya Katalanların, kendi devletlerinin temsilcileri olarak devletlerarası toplantılara katılma istekleri doğrultusunda atılacak en küçük bir adım bile tavsiye edilebilir değildir. Eğer bu hak Makedonlara veya Alman Bohemyalılarına verilecek olursa, en ufak millete bile vermemiz gerekmektedir.” 1919’da Wilson da “Bozguna uğramış imparatorlukların toprakları içinde yaşayan halk dışındaki halklara kendi kaderini tayin hakkı tanıma üzerinde anlaşmak, barış konferansının ayrıcalıkları içinde değil” diyerek, liberal duruşundan çark etmişti.

Savaştan sonra ‘her ulusa bir devlet’ kurulamadığı için, savaşta yenik düşenlere ‘ulusal azınlık hakları’ adı altında bir çeşit ‘teselli ikramiyesi’ verildi. Ancak, yeni kurulan ulus-devletlerde, önceden de egemen olan etnik grup, yeni kurulan devlette de egemen oldu. Dolayısıyla devletler istediği azınlık grubuna ‘azınlık statüsü’ tanıdı, istemediğine tanımadı.


MİLLİ MÜCADELE’DE KÜRTLER
Anadolu’da hangi etnik grubun ulus-devletini kuracağı konusu 1919-1922 arasındaki Milli Mücadele döneminde netleşti. Bu dönemde Kürtlerin siyasi bölünmüşlüğü devam etti. Bazı Kürtler Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasından endişe ettikleri için Kemalist güçlerle işbirliği yapmayı seçtiler. Böylece 1919’da toplanan Erzurum ve Sivas kongrelerine ve 1920’de açılan (T)BMM’ye Kürt kökenli pek çok kişi delege ve milletvekili olarak katılmayı kabul etti. Bu katılım, ileriki yıllarda resmi tarihçiler tarafından ‘Kürtler kendi kaderlerini tayin hakkını, Türklerle birlik olma yolunda kullandılar’ propagandasına malzeme yapıldı. 

Kongrelere veya Meclis’e katılmayan Cibranlı Miralay Halit Bey, Seyyid Abdülkadir, Bedirhaniler ve Cemilpaşazadeler gibi unsurlar ise Kemalist grupla açıkça çatışmaktan kaçınarak, gizlice özerklik veya bağımsızlık hedeflerini gerçekleştirmeye çalıştılar ve bu bağlamda Büyük Devletlerle temas içinde oldular. Ancak bu kesimler, bütüncül bir proje ortaya koyamadılar. 1920’de Milli Aşireti ve Bahtiyar (Cemil Çeto) Aşireti gibi Kemalist Türk milliyetçilerine açıkça meydan okuyanlar da vardı ama bu isyanların hem siyasi talepleri net değildi, hem de yerel kalmışlardı. Dolayısıyla kolayca bastırıldılar ve kolektif bellekte önemli yer tutmadılar. Mart-Nisan 1921’de Sivas havalisindeki 135 köyden oluşan Koçgiri Konfederasyonu’nun isyanı ise bunlardan farklıydı ama ortada hala ‘milli bilinç’ yoktu. Ankara, askeri açıdan epeyce hırpaladıktan sonra siyasi manevralarla Dersimlileri ikiye bölmeyi başarmış, Hozat-Ovacık liderlerini Dersim mebusu olarak meclise katılmaya ikna etmişti. 


KÜRTLERE ÖZERKLİK SÖZÜ
1919-1923 yılları arasında Mustafa Kemal, Kürtlere bir kaç kez (örneğin Ekim 1919’da Amasya Protokollerinde, Ocak 1923’e İzmit Basın Konferansı’nda açıkça, 1921 Anayasası’nda zımnen) ‘özerklik’ sözü vermiş, böylece Lozan Barış Görüşmeleri sürerken, Kemalist güçlerle ittifak yapan Kürtler ayrı bir çözüm arama ihtiyacı duymamışlar, 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın, Kürt yurdu Musul’u dışarıda bırakacak şekilde imzalanmasına TBMM’nin Kürt mebusları güçlü bir tepki vermemişlerdi. 

Mart 1924’te TBMM neredeyse oybirliği ile Halifeliği kaldırılırken Sünni-Şafii Kürt milletvekilleri karşı çıkmadılar ama bu kararı bahane ederek, Şubat 1925’te Nakşibendî Şeyhi Said’in önderliğinde Sünni Zazalar isyan ettiğinde, henüz Kürt milliyetçiliğinden söz edilemeyeceği iyice netleşti. Çünkü Kızılbaş Kürtlerin yurdu Batı Dersim’den bazı aşiretler isyancılara destek vererek Hozat’ı ve Bitlis’i basmak için görüşmeler yapmışlarsa da Dersim’in geneli ayaklanmaya ilgisiz kaldı. Varto’daki Kızılbaş Hormek, Lolan ve Heydaran aşiretleri hükümet kuvvetlerinin yanında savaştı. Ama daha önemlisi, Diyarbakır ve Elazığ gibi Sünni Kürtlerin ağırlıkta olduğu şehir merkezleri de isyancılara destek vermedi. İsyancıların lideri Şeyh Said akrabası Binbaşı Kasım Bey’in işbirliğiyle yakalanınca hem siyasi, hem askeri açıdan örgütlü olan Türk tarafı, isyanı kolayca bastırdı. 

1926-1930 yılları arasında Sünni, Alevi ve seküler Kürtlerin (ve dahi Ermeni milliyetçilerinin) Ağrı Dağı’nda bir Kürt cumhuriyeti kurma çabaları ise gerek Türkiye ile İran’ın Kürtleri ezmekteki ortak kararlılığı, gerekse Türkiye’deki ve İran’daki Kürt aşiretlerinin Ağrı’daki oluşuma destek vermemesi üzerine başarısızlığa uğradı. 1937-1938’de Dersim’deki Kızılbaş Kürtlere yönelik kanlı harekat ise, komşu bölgelerdeki Sünni Kürtleri bile ilgilendirmedi. 


İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI
Türkiye’de bunlar olurken, KKTH’yi azınlıklar lehine değil, kendi lehlerine yorumlama şampiyonu olan Almanya, Avusturya, İtalya ve Macaristan’ın yayılmacı milliyetçi (irredendist) talepleri 30 milyon hayata ve büyük yıkımlara neden olan İkinci Dünya Savaşı ile sonuçlandı. Savaş sonrasında yenik düşmüş, parçalanmış, topraklarını ve saygınlığını yitirmiş pek çok ulus-devlet rahatsızlık içindeydi. Ayrıca, savaş sırasında Slovaklar veya Hırvatlar gibi bazı ulusal azınlıkların Nazilerle işbirliği yapacak kadar ‘haince’ bir tutumla ulusal davalarını gütmeleri de unutulmamıştı. Bu nedenle savaş sonrasında konuya daha temkinli yaklaşıldı ve ulusal azınlık hakları yerine bireysel insan haklarına vurgu yapıldı. Nitekim 1945’de Milletler Cemiyeti’nin yerine kurulan Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ile 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin metinlerinde ‘ulusal azınlık hakları’ yerine ‘ayrımcılığın önlenmesi’ kavramları kullanıldı.


YENİDEN TOPARLANMA
Savaş sonrasında Türkiye’de en basit talepleri bile baskı, zulüm, yıldırma, silah, bomba, hatta zehirli gaz gibi sert yöntemlerle karşılanan Kürtler 1946’da ‘Çok Partili’ yaşama geçildiğinde sindirilmiş durumdaydılar. Bırakın siyasi örgütleri, kültürel örgütleri bile yoktu. 14 Mayıs 1950’de yapılan tarihi seçimlerde bazı Kürt toplum liderleri Demokrat Parti (DP) listelerinden aday olurken, Kürtlerin büyük bir bölümü oylarını ilk kez CHP’ye değil, DP’ye verdiler. Bu tarihlerden itibaren Türkiye’nin modernleşmesiyle uyumlu olarak çeşitli kesimlerden Kürt çocukları üniversite eğitimi için büyük şehirlere gelmeye başladılar. Bu kesimlerin çıkardığı bazı yayın organları aracılığıyla Kürt tarihi, uygarlığı ve edebiyatı dünyaya, komşu halklara ve Kürtlerin daha çok kentli kitlelerine ulaştırıldı. Kahire ve Erivan’dan yapılan Kürtçe yayınların da katkısıyla ‘etnik kimlik bilinci’ artık bir avuç Kürt milliyetçisinin özel alanı olmaktan çıkmaya başladı. Devletin buna tepkisi her zamanki gibi sert oldu. DP iktidarının son yıllarında görülen 49’lar Davası; 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Sivas Kampı ve 23’ler Davası ilk akla gelenler. 

Bu yıllar aynı zamanda dünyada sömürgeciliğin zoraki de olsa sona erdiği yıllardı. 14 Aralık 1960’ta BM Genel Kurulu’nun 1514(XV) sayılı sömürge ülkelerine ve halklarına bağımsızlık verilmesine ilişkin kararında bu temkinli (ya da ikiyüzlü) tavır çok belirgindi. Çünkü kararda hem “Bütün halkların kendi kaderlerini tayin hakları vardır, bu hak sayesinde siyasi statülerini özgürce belirler ve özgürce kendi ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini sağlar” deniyordu hem de “Bir ülkenin ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü kısmen ya da tamamen bozmaya yönelik her girişim, BM Antlaşması’nın amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz” deniyordu. Bu furyada yaklaşık 50 kadar ulus-devlet kuruldu. Elbette Kürtler bu furyayı da kaçırdılar.

Aslında o yıllarda dünya çapında sosyalizm ideolojisinin ‘moda’ olduğu yıllardı. Sol eğilimli Kürt aydınları siyasi taleplerini 1961’de kurulan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde dile getirmeye başladılar. Muhafazakâr Kürt aydınları ise Irak’taki Barzani hareketine eklemlenerek, Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi’nde (T-KDP) örgütlendiler. (Bu arada Barzani’nin kendi ajandası vardı. İran ve Suriye Kürtlerinin ise kayda değer siyasi örgütlenmesi yoktu.) Bu iki kesim birlikte hareket ederek 1967’de çeşitli il ve ilçelerde ‘Doğu Mitingleri’ düzenlendiler ancak, KKTH’yi sadece sömürge halklarını değil, dünya yüzündeki tüm halkları kapsayan bir hak olarak tanımlayan 1975 Helsinki Nihai Senedi imzalandığında aydın Kürtler dışında, geniş kitleler nezdinde henüz bölgesel (İran-Irak-Suriye-Türkiye) dinsel (Sünni-Kızılbaş) ve hatta aşiretsel aidiyetleri aşan bir Kürt milli kimliği ve dolayısıyla Kürt milliyetçiliğinin siyasi projesini hayata geçirecek güçlü bir örgütlenmesi yoktu. Halbuki 1960-1980 arasında yaklaşık 50 ulus-devlet daha kurulacaktı.


AB’NİN BELİRSİZ TAVRI
1970lerin ortalarından itibaren sol hareketlerden umudunu keserek kendi örgütlerini kuran Kürtlerin rotası 12 Eylül 1980 darbesinden (özellikle de Diyarbakır Cezaevi vahşetinden) sonra iyice netleşti. Bu örgütlerden biri olan PKK’nın güçlenmesi Doğu Bloğunun yıkılması süreciyle üst üste düştü. Ancak 1989’dan itibaren Çekoslovakya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği etnik temelli küçük devletlere ayrılmaya başladığında, benzer çözülmelerin kendilerinde de olmasından korkan Batılı ulus-devletler yeni tedbirler aldılar. Örneğin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) ürettiği bütün belgelerde, ulusal azınlık konularında açık tanımlamalar yapmak yerine siyasi taahhütler olan genel ilkelere gönderme yapmakla yetinildi. AB deyince ilk akla gelen 1990 tarihli meşhur Kopenhag İnsani Boyut Belgesi bile ilke olarak KKTH’yi tanırken, devletlerin toprak bütünlüğüne değinen uluslararası antlaşmalara atıfta bulunmayı ihmal etmedi. Aynı şekilde, 1989 Viyana Belgesi, 1990 Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı, 1991 Moskova Belgesi, 1992 BM Ulusal veya Etnik, Dinsel, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Bireylerin Hakları Bildirgesi ve 1993 Dünya insan Hakları Viyana Bildirgesi’nde konu, grup haklarından ziyade kişi hakları çerçevesinde ele alındı ve toprak bütünlüğüne halel getirmemek şartına bağlandı. Uluslararası toplumun isteksizliği bir yana, o yıllarda Barzani, Talabani ve Öcalan gibi liderlerin önderliğinde üçe (İran ve Suriye Kürtleri de eklenirse beşe) ayrılmış olan Kürtlerin, 20’den fazla yeni ulus-devletin kurulduğu bu dördüncü dalgadan yararlanması mümkün olmadı.

Bugün Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesi ihtimali ortaya çıkmışken, Kürtlerin ulus-devletlerini kurmak için son şansının da heba edilmek üzere olduğunu düşünen kesimler var. Kişisel olarak ulus-devlet sisteminin halklara hiç bir hayır getirmediğini düşünüyor ve sınırların olmadığı bir dünyada barış içinde birlikte yaşama hayali kuruyorum. Ancak ulus-devlet sistemin 1648’den beri büyük bir azimle muhafaza edildiği bir dünyada, Irak, Suriye, İran ve Türkiye gibi demokratikleşmesi maalesef çok zor görünen katı ulus-devletlerin insafına kalmış olan, dünyanın devletsiz en büyük (tahminler 20 ila 40 milyon arasında değişiyor) etnik grubu olan Kürtlerin bağımsız devletlerini kurmak istemelerini son derece meşru görüyorum. 

Herkese iyi pazarlar...

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive