Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu


27.10.2013 - Bu Yazı 4703 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Başbakan Erdoğan partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında âdet olduğu üzere tarihin tozlu raflarından ‘yol vergisi’ konusunu çıkardı ve CHP’yi kıyasıya eleştirdi. Yerim olmadığı için sözlerini tekrarlamıyorum ama peşinen söyleyeyim, Başbakan’ın söyledikleri doğru. Doğru ama eksik. Eksik çünkü, ‘yol vergisi’ denilen uygulama Osmanlı’dan mirastı ve ekonomik zorunluluklara ‘acil çözüm’ olarak 1920’lerden 1950’lere kadar sadece Türkiye’de değil Avrupa’da ve ABD’de de uygulanmıştı. 


1866 tarihinde çıkarılan bir nizamname ile 16-60 yaş arasındaki her erkek, beş yılda yirmi gün çalışmak, bedel vermek ya da hayvan çalıştırmak zorunluluğundan birini seçmek zorundaydı. Bu kanun uygulama sorunlarını aşmak için birkaç kez (en son 1914’te) tadil edilmiş ve Milli Mücadele yıllarına devredilmişti. Milli Mücadele sırasında Ankara hükümetinin ‘yol vergisi’ni neden devam ettirdiğini anlatmaya herhalde gerek yok. Yeni Cumhuriyet’in ilk yıllarda belini doğrultamadığını da biliyoruz. Nitekim bu sıkıntıları aşmak için her zamanki gibi kolay olana yönelindi ve 19 Ocak 1925 günü 23 maddelik ‘Yol Mükellefiyeti Kanunu’ ile Türkiye’de oturan 18-60 yaş arası erkekler resmen yol vergisine tabi tutuldu. Vergi karşılığı yılda 6 ila 12 günlük çalışma veya bunun nakdi bedeli 6 ila 12 liraydı. Sakatlığı tespit edilen fakirler, askerler ve altı çocuklu olanlar vergiden muaf olduğu için zamanla Anadolu’da altı çocuklu aile sayısında bir patlama oldu. Öyle ki, bazı aileler muhtarlarla anlaşarak, ilerde kotayı dolduracak sayıda çocuk doğurma taahhüdünde bulunarak yol vergisinden kurtulmaya çalışıyordu. Gazetelerde 6 liralık vergi borcundan yorganı veya sobası icra ile satılanların, hapse girenlerin, vergi memurunu öldürenlerin, intihar edenlerin haberleri boy gösteriyordu. 

Yol Mükellefiyeti Kanunu’ndan bir ay sonra Aşar Vergisi kaldırıldı. Böylece güya belli bir denge sağlanmış oluyordu. Ancak Başbakan İsmet Paşa’nın 8 Kasım 1928 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşma ‘yol vergisi’ işinin bir fiyasko olduğunu düşündürüyordu: “… size 1926 yılı yol faaliyetinin kati hesabını hikâye edeceğim. 2 milyon yol mükellefi yazılmış, 8 milyon liralık para ile 280.000 vatandaş kendileri çalışarak borçlarını ödemişlerdir. Bu rakamları dikkatle tahlil ettim. Bir defa 13 milyon 600 nüfusun 18’den 60’a çıkan mükellefi 2 milyondan fazladır. Sonra 7 milyonluk para ve 280.000 amele 2 milyar mükellefi doldurmaz. Demek ki yol kanunundan verimlilik alamıyoruz. Pek kaçırıyoruz...” 

Nitekim aynı yıllarda Almanya’da ‘yol vergisi’ mükelleflerinin sayısı tüm erkek nüfusun yüzde 56’sı, Danimarka’da yüzde 52’si, Finlandiya’da yüzde 53’ü, Fransa’da yüzde 57’si, Portekiz ve İspanya’da yüzde 50’si, Japonya’da yüzde 51’i, Amerika’da yüzde 55’iydi. Türkiye’de ise mükellef sayısı yüzde 33, vergi veren mükellef sayısı ise yüzde 4’ü civarındaydı. 


BÜYÜK BUHRAN’IN ETKİLERİ 

ABD’de 1929 Dünya Büyük Buhranı patlak verdiğinde Türkiye olumlu bir döneme adım atmak üzereydi. Çünkü 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın parçası olan gümrük duvarlarını düşük tutma zorunluluğu 1929 yılında sona eriyordu. Ayrıca o yıl iyi bir hasat yapılması bekleniyordu. Hükümet yeni gelirler beklentisi içinde memur maaşlarını arttırmıştı. Ancak ABD’deki buhranın etkisiyle tarım ürünlerinin fiyatları hızla düşünce, ağırlıklı olarak tarım ürünleri ihracına dayanan ticaret hacmi hızla daraldı. Artan memur maaşlarıyla birlikte azalan gelir yüzünden ödemeler dengesi altüst oldu. Yol Mükellefiyeti Vergisi (1930’da ‘topuklu ayakkabılarıyla yollara erkeklerden büyük zarar veren’ kadınların da yol vergisi vermesi önerilmişti ama neyse ki reddedildi) Ziraat Bankası’nın kredi olanaklarının sınırlı oluşu kırsal bölgelerde durumu hızla kötüleştirdi. Şehirlerde ise hem tüccar ve sanayiciler, hem işçiler daralan pazarların olumsuz etkilerini derinden hissetmeye başlamışlardı. 

1926 yılında cari fiyatlarla kişi başına gelir 119 TL’ydi. 1926-1939 arasında yılda yüzde 5.6 oranında büyüme gerçekleşmişti. Buna göre 1939 yılında kişi başına düşen gelir 150 TL civarındaydı. Ancak 1939 sonbaharında başlayan İkinci Dünya Savaşı Türkiye’yi ekonomik açıdan daha büyük sıkıntıya soktu. Türkiye savaşa girmemişti ama tüm ihtiyatları silah altına almıştı. Mevcudu 1.2 milyona varan ordu, zaten kıt olan kaynakların önemli bir kısmını yutuyordu. Nitekim 1938’de Milli Müdafaa Vekaleti’ne ayrılan pay yüzde 30,3 iken, 1939’da yüzde 43,3 olmuştu. Yani bütçeden kamuya aktarılacak kaynaklar iyice kısıtlı hale gelmişti. 


MİLLİ KORUMA KANUNU 

25 Ocak 1939’Da kurulan Refik Saydam Hükümeti’nin bütçe açıklarına karşı bulduğu çareler esas olarak katı fiyat denetimleri ve tarım ürünlerine düşük fiyattan el koyma şeklindeydi. Bunun için Milli Koruma Kanunu getirildi. 18 Ocak 1940 tarihinde TBMM’de kabul edilen bu kanuna göre, ülkenin savaşa girmesi, genel seferberlik ilan edilmesi gibi olağanüstü durumlarda, hükümete olağanüstü yetki ve görevler veriliyordu. Bu olağanüstü yetki ve görevler arasında sanayi ve maden kuruluşlarının üretim programlarını belirlemek, buralarda çalışan kişilerin işe alınış ve çıkışlarına karar vermek, iş saatlerini belirlemek, iş hayatı ile ilgili kanunların maddelerin uygulanmasına ara vermek, bu kuruluşların ürettiği malları kendi belirlediği fiyattan satın almak, malların tüketimini sınırlamak, hükümetin programına uymayan kuruluşları kapatmak veya devralarak işletmek, hükümetin gerekli gördüğü yerlerde ziraat üretimini yönlendirmek, çiftçilikten anlayan her kadın ve erkeği kendi işini ihmal etmemek kaydıyla 15 km. mesafedeki herhangi bir özel veya devlet işletmesinde ücretli olarak çalıştırabilmek gibi radikal tedbirler vardı. Hükümetin kararlarına, programına uymayanları ağır para ve hapis cezaları bekliyordu. 

Kanun katı şekilde uygulandı. Hükümet kendi oluşturduğu komisyonlar aracılığıyla el koyacağı ürünlerin, malların, makinelerin fiyatını belirledikten sonra satın alma yoluyla ürün stoklamaya başladı. Şikâyetler genellikle fiyatların tek taraflı ve düşük tespit edildiği yolundaydı. Örneğin Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kilosuna 8 veya 8,5 kuruş ödediği hububata hükümet 5 kuruş veriyordu. Bu da birim başına % 30-35 oranında düşük fiyat demekti ki, bunun zaten sınırlı olan hane bütçesinde önemli bir daralmaya neden olduğu açıktı. 


ZORUNLU ÇALIŞMA 

Çalışma yükümlülüğü de sert şekilde uygulanıyordu. Edirne, Safranbolu, Van, Diyarbakır, Bitlis ve Siirt’te özel nakil araçlarına ücretli iş yükümlülüğü getirildi. İstanbul dışındaki illerde oturan çalışabilir durumdaki işsizler ve yaptığı iş oturduğu yerden ayrılmasına izin veren kişiler yılda en fazla 5 ay olmak üzere, hükümet için çalışmak zorundaydılar. Bu zorunlu çalışma ağırlıklı olarak Garp Linyitleri Ocakları’nda, Soma, Değirmisaz ve Tavşanlı Linyit Havzaları’nda uygulandı. Vakit Gazetesi’nden Asım Us, 1938’de ziyaret ettiği Zonguldak bölgesindeki çalışma koşullarını şöyle anlatmıştı: “Çatalağzı’nı gördükten sonra trene dönerken köylüler arasında bir konuşma yaptık. Birisi, her gün dört saat yürüdükten sonra maden kuyusuna geliyor, sekiz saat çalışıyormuş... Havzada kim bilir bunun gibi daha neler var?” 

Bu zorunlu çalışmaların köylüler üzerindeki etkilerini gazeteci Babanzade Şükrü Bey şöyle açıklamıştı: “Amele, daha ziyade civar kaza ve köylerden, hatta bir günlük, iki günlük yollardan gelen köylüler, yani ziraat adamlarıdır ki, bunlar açık havada çalışmaya alışmış kimselerdir. Yerin altında, karanlıkta uğraşmak müziç ve tatsızdır (...) Binaenaleyh. Zaman zaman devlet bu ocak işine ehemmiyet verdikçe, amele meselesine temas etmeye mecbur olmakta ve eskiden jandarma ve zaptiye marifetiyle köylüler cebren sevk olunmakta idiler...” 

Ayrıca kamu kuruluşlarında fazla mesai uygulanıyordu. Bütün bu zorunlu çalışmalara ödenen ücret de çok düşüktü. 


EKMEĞİN KARNEYE BAĞLANMASI 

1941 yılında halk yaşamını sürdürmek için gerekli temel gereksinimlerini bile karşılamakta zorluk çekiyordu. Bazı yerlerde okul bahçelerinde, buğday, patates yetiştirilmeye başlamıştı. Aynı şekilde kâğıt, benzin gibi ithal edilen malların temini de güçleşmişti. Benzin yokluğu yüzünden taksiler tek-çift plaka uygulamasına gitmiş, benzin kıtlığından kimi otobüs seferleri iptal edilmişti. 1938 yılı fiyatları 100 olarak alındığında 1941 yılında fiyat endeksi 175,3 olmuştu. Yani hayat yüzde 75 pahalılaşmıştı. Bu yıl ‘sivri topuklarıyla yolları aşındıran kadınlardan yol vergisi alınması’ konusu yeniden açıldı. 

Fiyat artışlarından halkın daha az etkilenmesi için ‘Fiyat Murakabe Komisyonu’ kuruldu. Komisyonun amacı başta ekmek, et ve şeker olmak üzere temel besin maddelerinin fiyatlarını denetim altında tutmaktı. İlk olarak 22 Şubat 1941’de ‘tek tip ekmek kararnamesi’ çıkarıldı. Kararnameye göre ekmeğin %85’i buğday, %15’i çavdar unundan yapılacak, fiyatı da 13.5 kuruş olacaktı. 

Ancak fiyatlar düşmediği için önce ekmeğin un bileşimi ile oynandı (yüzde 50 buğday unu, yüzde 30 arpa ve yüzde 20 çavdar unu), fırınlar mıntıkalara bölündü ve yalnızca kendi bölgelerine ekmek çıkarmalarına karar verildi. Buğday unundan pasta ve benzeri yiyeceklerin yapılması yasaklandı. 1942 yılının Şubat ayında ekmek karneye bağlandı. 7 yaşına kadar olan çocuklara günde 187,5 gram, 7 yaşından büyüklere 375 gram ve ağır işçilere 750 gram ekmek karneyle dağıtılacaktı. Günlük ekmek istihkakı 1942 yılının nisan ayından 175 grama mayıs ayında İstanbul’da 150 grama kadar düştü. Bu durum uzun süre böyle devam edecek, ancak 1944 yılının eylül ayında 375 grama, 1945 yılında 450 grama çıkacaktı. 

Benzer bir durum başka mallarda da yaşandı. Başvekil Refik Saydam 1 şubat 1942 günü radyodan yaptığı şu konuşmada şöyle anlatmıştı durumu: “Bazı şehirlerde evvela ekmeğe karşı gösterilen hücum karne usulünün tatbiki üzerine durdu. Fakat istikametini değiştirerek, şekere teveccüh etti. Memleket şeker istihsali normal ihtiyaçları karşılayacak miktarda olduğu halde, toplamalar, saklamalar başladı. Ve nihayet şeker istihsalini azaltmak için fiyat yükseltmek ve satışı tahdit etmek mecburiyeti hasıl oldu. Şimdi de bazı yerlerde kibrit ve bazı inhisar maddeleri alıp toplayanlara rastlanıyor.” 

Benzer ifadeler Yakup Kadri Osmanoğlu’nun şu satırlarında da görülebilir: “Zeytinyağı piyasasını tekeline alan bakan mı istersiniz, karaborsacıları koruyan vali, genel müdür ve saire mi istersiniz, o devirde bunların her köşe başında size sırıttıklarını görebilirdiniz…Etraf ise bunların işbirlikçileri olan sırtlarını devlet nüfuzuna ya da nüfuzlu politikacılara dayayarak halkı haraca kesen , tekelcilerden, karaborsacılardan geçilmiyordu.” 


VARLIKLI KESİMLERİN KAYIPLARI 

Bir yandan karaborsacılık ve yüksek karla mal satarak zenginleşenler vardı ama Milli Koruma Kanunu üst gelir gruplarını da çeşitli yollarla fakirleştiriyordu. Örneğin Sokoni Vakum Kumpanyası’nın Hukuk Müşaviri Ethem Bey’in Belkız adlı tankerine, Shell Kumpanyası Umumi Kâtibi Kadri Cenani’ye ait Poyraz tankerine, İzmit Oksijen ve Buz Fabrikası’nın sahibi Veysel Aktaş’a ait dizel jeneratörlere, Pedotti Tuğla ve Ankara Çimento Fabrikası’nın bazı makinelarine, İstanbul Kuzguncuk’ta Hayrettin Süleyman Bey’e ait binaya ve Aleko Dulo Deri Fabrikası’na, Siirt Yeni Hayat Un Fabrikası’na devletçe el konulmuştu. Bu el koymalar söz konusu kişilerin ve firmaların ekonomik durumunu bozduğu gibi, devletin nereye kadar gidebileceğini kestirememenin yarattığı rahatsızlık da söz konusuydu. 

Sonuç olarak, bir yandan zorunlu çalışma ve düşük ücretler, bir yandan hayat pahalılığı ve kıtlık, halkın yoksul kesimlerini daha da yoksullaştırırken, ruh halini kötüleştiriyor, geleceğe güvenini azaltıyor, toplumsal kesimler arasındaki düşmanlığı körüklüyordu. 


DEMOKRAT PARTİ NE YAPTI? 

Yol Mükellefiyeti Vergisi’ni, CHP’nin tek parti iktidarına 1950’de ezici bir çoğunlukla son veren Demokrat Parti (DP) derhal kaldırmıştır diye düşünüyorsunuz değil mi? Ne ilginçtir ki cevabım hayır olacak. DP eski kanun sadece erkekleri mükellef kılarken, Kasım 1950’de 15-65 yaş arası erkeklerle kazanç sahibi kadınları kapsayan yeni bir ‘Yol Kanunu’ çıkarmış, bu kanun verimli biçimde uygulanamadığı için 1952’de kaldırmış ama yerine ‘Akar Yakıtlardan Alınacak Yol Vergisi Kanunu’nu konmuştur. Böylece yoksul köylüler paçayı kurtarmış ama DP’nin ‘traktör sahibi yaptığı’ köylüler mazot yoluyla yeniden vergilendirilmişti… 

Peki DP, Milli Koruma Kanunu’nu ne yaptı? Menderes Hükümeti, CHP’nin Millî Korunma Kanunu’na uygun olarak, 1 Temmuz 1956 tarihinde İktisat ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olmak üzere bir ’Millî Korunma Dairesi’ kurdu. Bu daire ekonomiye CHP dönemini aratmayacak sertlikte müdahale etti. İcra daireleri, mahkemeler DP’nin vergi mağdurlarıyla doldu. Bunda şaşılacak bir şey yoktu, ne de olsa DP’liler de CHP’de yetişmiş, hatta onun politikalarına şekil vermiş şahsiyetlerdi. Kanunu kaldırmak ve DP döneminde kesilen ağır cezaları affetmek 1960 darbecilerine kısmet olacaktı… 



ÖZET KAYNAKÇA: Ali Rıza Gönüllü, “Osmanlı Devleti’nin Son Döneminde Yol Vergisi (1866-1921)”, http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s30/12.pdf; Nuray Özdemir, “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Yol Vergisi”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/1779/18795.pdf; Yahya S. Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul Ekim 2002; Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945), Cilt 2, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009; Asım Us, Hatıra Notları (1930-1950), Vakit Matbaası, İstanbul, 1966; Mahmut Goloğlu Milli Şef Dönemi (1939–1945), Turhan Kitapevi , İstanbul, 1974; Mustafa Albayrak, “Demokrat Parti Döneminde Milli Korunma Kanunu Uygulamaları (1955-1960)”, http://atam.gov.tr/demokrat-parti-doneminde-milli-korunma-kanunu-uygulamalari-1955-1960/

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive