Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları


17.11.2013 - Bu Yazı 3594 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları

 Bundan tam 76 yıl önce, 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece, Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza için, 1914’ten beri mesleği icabı Dersim’de bulunan, 17 Aralık 1918’den itibaren Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (Cemiyetin belgelerinde adı geçmemekle birlikte) üyesi olduğunu ifade eden Baytar Nuri Dersimi, şöyler der: “Dersim fiilen bağımsızdı, yönetim başkanlığını Seyit Rıza ele almıştı ve Kürdistan adına çalışmaya devam ediyordu (...) Seyit Rıza, önemli bir kuvvetle Dersim merkezini işgal etti ve Mustafa Kemal’e çektiği bir telgrafla, Ankara’da bulunan ve Dersimliler adına milletvekili olarak atanan kişilerin Dersim’i kesinlikle temsil yetkilerine sahip olmadıklarını, Dersim’in bağımsız bir Kürt yönetimi istediğini ve bu milli istek Ankara Hükümeti tarafından kabul ve resmen ilan edildikten sonra, ancak Kürdistan’ın bir konfederasyon şeklinde Ankara ile işbirliği yapabileceğini bildirdi..” 


1921 Koçgiri İsyanı konusunda akademik çalışmaları olan Dilek Solieau’ya göre Seyit Rıza’nın “Nuri Dersimi’nin “yönetim başkanlığını Seyit Rıza ele almıştı” iddiası; Dersim’in çok parçalı aşiretsel ve inançsal ‘ocak’ sistemi yapılanması gereği, gerçeği yansıtmaz. Zira bölgede tek bir lider yoktur ve Seyit Rıza da tıpkı diğer aşiret liderleri gibi ancak kendi aşiretinden sorumludur. Dilek Solieau, Nuri Dersimi bu satırları yazarken (yıl 1950’dir), Seyit Rıza’nın artık yaşamadığını hatırlatarak, “Dersim’in Kürt resmi tarihini yazmaya soyunan Nuri Dersimi için ulusal harekete bir ‘önder’ ve ‘kahraman’ bulma girişimine, Seyit Rıza’dan daha iyi bir isim düşünülemez!” der. (Nuri Dersimi ayrı bir yazıda ele alınmayı hak eden önemli bir figür. Dolayısıyla bu yazıda fazla ayrıntıya girmeyeceğim.) 


UZLAŞMACI SEYİT RIZA, UZLAŞMAZ DEVLET 

Öte yandan Dilek Solieau’nun üzerinde çalıştığı arşiv belgelerine bakılırsa Seyit Rıza, Nuri Dersimi’nin resmettiğinin (‘Kürdistan’ı kurmaya çalışan milliyetçi lider’ imajının) aksine, başından itibaren Ankara Hükümeti ile uzlaşmaya çalışan, arabulucu, çözüm arayıcı, her fırsatta hükümete itaatini bildiren bir aşiret reisi olarak karşımıza çıkmaktadır. (Seyit Rıza’nın Ankara ile yazışmalarından bazı örnekleri yer sorunu yüzünden sadece internet nüshasına koyabildim.) 

Bu arada hatırlatalım, Seyit Rıza’nın Türkçesi bile yoktur. Yazı bildiği daha da şüphelidir. Nitekim bu telgrafları onun adına Nuri Dersimi’nin kaleme aldığını düşündüren şu satırları paylaşmak istiyorum: “(1921’de Koçgiri olayına adı karışan) Alişan Bey’in cezalandırılmasını önlemek maksadı ile Ankara Hükümetine, Mustafa Kemal Paşa‘ya ve Türk Millet Meclisine, Dersim aşiretleri namına telgraflar ve mazbatalar yazmaya ve göndermeye başladım. Seyit Rıza, bana, “imza benim, fakat umum Dersim namına sana selahiyet veriyorum. Her ne suretle yazarsanız, yazınız’ demekte olduğundan, çok etkili telgraflar, mazbatalar yazmayı kendime bir görev bildim…” 

Şimdi Seyit Rıza’nın telgraflarından bir kaçına göz atalım. Örneğin 10 Mayıs 1921’de, Seyit Rıza, Erzincan Mebusu Osman Fevzi Bey aracılığıyla TBMM’ye gönderdiği bir mektupta, hikayesini 10 Mart 2103 tarihinde bu sayfalarda anlattığım Mart-Nisan 1921 tarihli Koçgiri İsyanı’na atıfla, kendisinin Dersim’de İngiliz parasına tamah ederek isyana iştirak eden bir fert olmadığını, bu hususta yapılan haberleri ret ve tekzip ettiğini ve Koçgiri İsyanı’nın önemli aktörleri olan Alişan Bey ve Alişer Efendi’nin eylemlerinin dış etkilerle değil bizzat kendi kararlarıyla olduğunu açıklar. Mektupta ayrıca isyancıları takip sırasında bazı ahalinin ve köylerin tahrip edilmesi yüzünden Dersim ve Ovacık bölgelerinde halkın galeyana geldiğini ve aşiret reislerine itaat etmediği belirtilmekte ve olayların daha da ateşlenmemesi için hükümetin tedbir alması istenmektedir. 

Devletin bu iyi niyetli girişime cevabı geleneksel şekilde olur. Koçgiri İsyanını bastırmak için olağanüstü yetkilerle görevlendirilmiş olan Merkez Ordusu Kumandanı ‘Sakallı’ Nurettin Paşa, 7 Haziran 1921’de yazdığı telgrafla Seyit Rıza’nın bir taraftan hükümete sadık göründüğünü ve bir taraftan da tahriklerden ve aleyhtarlıktan da geri kalmayan iki yüzlü bir adam olduğunu yazar. 

Haziran ayında, Nureddin Paşa, Erkan-ı Harbi Umumiye Riyaseti’ne Seyit Rıza’nın ve diğer bazı Dersim aşiret reislerinin hükümete itaatleri ve Garp Cephesi’nde devam eden savaşa katılmak üzere hazır bekledikleri haberini iletir. Buna verilen cevapta bazı Dersim aşiret reislerinin Garp Cephesi’ne gitme önerisinin dikkate alınmaması, Dersimlilerin ancak kendi bölgelerinde eşkıya takibi göreviyle istihdam edilebilecekleri bildirilecektir. 

Hükümetten bir türlü beklediği cevabı alamayan Seyit Rıza, yine Osman Fevzi Bey aracılığıyla, TBMM’ye ikinci bir telgraf daha gönderir. 10 Eylül 1921 tarihli bu telgrafta, Seyit Rıza ve diğer reislerin TBMM Hükümeti’ne bağlı oldukları belirtilmekte, Koçgiri liderlerinden Alişan ve arkadaşlarının affedilmesi rica edilmektedir. Benzer bir telgraf Şark Kumandanı Kazım Karabekir’e de gönderilmiştir. 

Kazım Karabekir bu taleplere cevabını, Erzincan Mutasarrıflığı’na, Mevki Kumandanlığına, El-Aziz Vilayeti’ne, Mıntıka Kumandanlığı’na ve Dersim Mutasarrıflığı’na çektiği beyanname niteliğindeki telgrafıyla verir. Telgraflarda özetle Seyit Rıza’ya güvenilmemesi, bölgede ahalinin heyecanına neden olan haber ve neşriyatı yayanların derhal Sivas’taki Divan-ı Harb-i Örfi’ye sevkedilmeleri ve “en seri ve tesirli tedbirlere başvurulması” emredilmektedir. 

Devletin homojenleştirme politikalarını uygulamak için 1927’de oluşturduğu Umumi Müfettişliklerden merkezi Diyarbakır’da olan İkinci Umumi Müfettişlik, Dersim’den de sorumlu kılınır. İkinci Umumi Müfettişlikten Dahiliye Vekaleti’ne çekilen 8 Aralık 1928 tarihli şifreli telgrafta Seyit Rıza ve Baytar Nuri’nin İkinci Umumi Müfettişliğin Elazığ’daki merkezini ziyaret ettiği yazılıdır. Şifrede “Cumhuriyet hükümetimize karşı olan sadakat ve merbutiyetlerini teyit ettiler, hakkında vaki olan şüphelerin tamamen izalesi için ovada iskanlarını rica ettiler. Talimatnamemizin mucubince arazi verilmesi hususu Elaziz Vilayetine tebliğ edildi. Bugün gittiler, arz ederim efendim,” denmektedir. Anlaşılan Seyit Rıza, 1926 Koçuşağı harekatından sonra bir kez daha bozulan ilişkileri düzeltmek için tekrar girişimde bulunmuştur. 


CEMAL BARDAKÇI’NIN ÇABALARI 

1926 yılında Dersim’e atanan Diyarbakır Valisi Cemal’in (Bardakçı) bu adıma cevabı olumlu olur. Seyit Rıza başta olmak üzere Dersimli bazı ağa ve seyitlere arazi, ev ve iş verilerek aileleriyle Elazığ’da iskanları sağlanır. Ancak bir süre sonra İkinci Umum Müfettiş İbrahim Tali’nin (Öngören)arası bozulan Cemal Bardakçı 1929’da Çorum’a tayin edilir, yerine Nizamettin Bey getirilir. Yeni valinin ilk işi Cemal Bardakçı’nın imza koyduğu iskan işlerini iptal etmek olur. Dersim rüesasının elindeki arazi ve mallar alınınca ağalar Dersim’e dönmek zorunda kalırlar. 

Devletin bilmem kaçıncı kez fikir değiştirmesi Seyit Rıza’yı yıldırmamış olmalı ki, 14 Haziran 1933 tarihinde Elazığ Valisi’ne gönderdiği mektubu şu cümlelerle başlar: “Hürmet ve tanzimle ellerinizden öperim. Uğradığımız haksızlığın boyutlarını arz etmeye mecbur kaldım (...) Harb-i Umumi’de hükümetin verdiği emirleri öpüp başıma koydum. 10 bin kadar milis kuvveti topladım. Halit Paşa kumandasındaki orduya katılarak topraklarımızı Ruslara karşı savundum. Cansiperane bir mücadele ortaya koydum. Komutanların ve paşaların takdirine mazhar oldum. Bugüne kadar hükümete hizmet etmekten bir an geri durmadım. Hakkımızda kaymakam beyin yapmak ve yaptırmak istediği zülüm ve haksızlığın önüne set çekilmesini istirham ederim.” 

Seyit Rıza’nın 9 Temmuz 1933 tarihinde Hozat Jandarma Kumandanı’na yazdığı mektuptaki ifadeler devletin bu çağrıya nasıl cevap verdiğinin ipuçlarını içeriyor: “Mevsim kış ben de yaşlı olduğum için görüşme davetinize gelemedim ancak oğlumu Kaymakama yolladım. Talebinizi Cumhuriyet hükümetinin emri kabul ettim. Evlat benim değildi sizin evladınızdı. Biz vatan evladı değil miyiz? Oğlumu katledenleri, Kaymakam Bey korudu. Allah merhamet versin! Şimdi kaymakam aşiretleri üzerine sevk ediyor. Benim bir kusurum yoktur, adalet aradığım için haksız mı oldum. Hükümete düşmanlığım yoktur, hükümete düşman olan haşa Allah’a düşman olur...” 


BENİ TÜRKİSTAN’A GÖNDERİN! 

Ama Seyit Rıza, bunu da sineye çeker, çünkü Sabiha Gökçen’in kullandığı uçağın da arasında olduğu uçak filoları 1 Mayıs’tan itibaren Dersim’e bombalar yağdırmaya başlamıştır. Seyit Rıza 20 Mayıs 1937 tarihinde Alpdoğan Paşa’ya şöyle yazar: “Kan dursun yeter ki! Beni ve aşiretimi, Erzurum’a yollayın. Ya da hükümet benden şüphe ediyorsa Halep’e gideyim. Veyahut Türkistan’a geri gönderin!” 

Bu mektubun ruhuna uygun olarak jandarma tarafından aranan 3.700 kişiden 2 bini güvenlik güçlerine teslim olur, asayişsizlik’ olaylarında önemli bir azalma kaydedilir. Ancak hükümet askeri harekata ara vermez. 9 Temmuz 1937’de, 1921’den beri bölgede saklanan Koçgiri isyanı’nın önderlerinden Alişer Efendi ve karısı Zarife Hanım öldürülür, karı kocanın kesik başları Abdullah Paşa’ya gönderilir. Ağustos ortalarında Seyit Rıza’nın oğlu ve karısı dâhil 33 kişi öldürülür. 

Ankara tarafından ‘isyancıların başı’ olarak nitelenen Seyit Rıza ile hükümet kuvvetleri arasındaki son temas 16-17 Ağustos 1937 gecesi Bahtiyar mıntıkasında yaşanır. Çatışma sırasında Seyit Rıza’nın oğlu Şeyh Hasan, ikinci karısı Bese ve üç torunu öldürülür. Kaçmayı başaran Seyit Rıza, 26 Ağustos’ta Bahtiyar Aşireti Reisi Şahin’in kendi adamlarınca öldürüldüğünü duyunca 10 Eylül 1937’de, Erzincan 5. Jandarma Bölük Komutanlığı’na bağlı bir karakola teslim olur. 

Bundan sonrasını bugün artık herkes biliyor. Hukuk dışı bir yargılama süreci sonunda Seyit Rıza ve 11 arkadaşı idama mahkum oldu, bunlardan dördünün cezası yaşlılık nedeniyle 30 yıl hapse çevrildi. Seyit Rıza ve oğlu Hüseyin’le, 5 kişi 14/15 Kasım 1937 gecesi, Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edildi. Seyit Rıza’nın idam öncesi sarfettiği “Evlad-ı Kervelayme. Bê gunayme! Ayvo! Zulümo! Cinayeto! (Evlad-ı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!)” sözü Dersimlilerin toplumsal belleğine paslı bir çivi gibi çakıldı. 


SEYİT RIZA MİLLETLER CEMİYETİ’NE BAŞVURDU MU? 

Seyit Rıza ve arkadaşları yargılanmayı beklerken, 5 Ekim 1937 günü, Ankara’ya Milletler Cemiyeti’nden (MC) bir yazı gelir. Yazıya göre, Seyit Rıza, Britanya Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Milletler Cemiyeti’ne 30 Haziran 1937 tarihinde bir mektup göndermiştir. (Söz konusu mektubun fotoğrafını BM’nin Cenevre’deki arşivinden aldım. Mektubun üzerindeki ’alındı mührüne’ bakılırsa, mektup MC kayıtlarına 20 Eylül 1937 tarihinde girmiş.) 

Başında “30 Temmuz 1937, Dersim-Kürdistan” yazan, daktilo ile yazılmış Fransızca mektubun tarafımdan yapılmış hassas olmayan çevirisi şöyle: 

“Bay Genel Sekreter, 

Türkiye hükümeti senelerden beri Kürd kavmini asimile etmeye uğraşmakta ve bu uğurda bu kavme zulmetmekte, Kürd diliyle gazete ve yayınları yasaklamakta, kendi dilleriyle konuşan kimselere işkence yapmakta, verimli Kürdistan topraklarından Anadolu’nun çorak topraklarına sistemli ve zorunlu sürgün düzenlemekte, sürgünler oralarda büyük sayılarda telef olmaktadır. 

(...) 
Bu hal karşısında Kürtler uzak sürgün yollarında helak olmaktansa 1930’da olduğu gibi Ararat (Ağrı) Dağı’yla Zilan ve Bayazid yaylalarında nefsi müdafaa için silaha sarıldılar. Üç aydan beri memleketimde merhametsizce bir savaş sürüyor. Mücadele araçlarının eşitsizliğine ve bombardıman uçaklarının, yağan bombaların, boğucu gazların kullanımına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğratmayı başardık. Direnişimiz karşısında Türkiye uçakları, köyleri bombardıman etmekte, müdafaasız kadınları ve çocukları öldürmekte ve böylece Türkiye hükümeti bütün Kürdistan ahalisine işkence yaparak başarısızlığının acısını çıkarmaktadır. Hapishaneler sakin Kürd ahalisiyle dolmuştur ve aydınlar kurşuna dizilmekte, asılmakta veya Türkiye’nin ücra yerlerine sürgün edilmektedir. 

Üç milyon Kürt kendi yurtlarında bulunuyorlar ve ırklarını, dillerini, geleneklerini,, kültürlerini ve medeniyetlerini muhafaza etmek, sakince ve hürriyet içinde yaşamaktan başka bir şey istemiyor. (Kürdler) Benim aracılığımla Ekselanslarına başvurarak kurumunuzun yüksek manevi nüfuzundan Kürd milletinin faydalanmasına ve bu zalimane haksızlığa bir son verilmesini sizden niyaz ediyorlar. 

(...) 

İmza: Dersim Generali Seyit Rıza.” 


Hükümetin bu yazıya ve ekindeki mektuba ilişkin görüşünü ise, Dahiliye Vekaleti Emniyet Umum Müdürlüğü antetli bir kağıda yazılmış 18.11.1937 tarihli yazıdan öğreniyoruz. Cumhurbaşkanlığı Umum Katipliği’ne hitaben yazılmış yazı şöyle: 

“Milletler Cemiyeti nezdindeki daimi delegelikten alınmış olan 29 Eylül 1937 tarihli ve 1497/940/16 numaralı bir tahriratta: 

Dersim Başkumandanı Seyit Rıza imzasıyla Suriye’de Derecikli Nurettin Yusuf isminde biri tarafından Milletler Cemiyeti Umumi Katipliği’ne bir mektup gönderildiği ve fakat buna ehemmiyet verilmediği gibi bir muameleye de tabi tutulmadığından bahis(le) (Britanya) Hariciye Vekaletinden alınan 12/10/1937 gün ve Üçüncü D. N.10 Şubat 22026/3179 sayılı yazılarına bağlı gönderilmiş olan mezkur mektup sureti ilişik olarak sunulmuştur. 

Mektubun Seyit Rıza’ya aidiyeti hususunda kanaat hasıl olmamış, ancak Seyit Rıza imzasını taşıyan mektubu cenupta (güneyde) bulunan Bedirhaniler tarafından tasni edilerek (uydurularak) gönderildiği şüphesi uyanmaktadır. Keyfiyetin tahkik edilmekte olduğunu saygılarımla arzederim. 

İmza: Dahiliye Vekili Şükrü Kaya.” 


Yıllardır üzerinde fırtınalar kopartılan, Dersim olaylarında yabancı parmağı olduğuna dair kanıt gibi sunulan mektup ve mektuba ilişkin hükümet görüşü böyle! 

Bugün biliyoruz ki, mektupta anlatılan olayların hepsi doğrudur. Seyit Rıza’nın (ya da onun adını kullanan kişinin) tek yaptığı, bir sonraki aşamada daha da korkunç bir hal alacak olan katliama dur demesi için uluslararası toplumdan yardım talep etmektir. 

Mektubun hükümetin düşündüğü gibi Bedirhaniler tarafından uydurulması ihtimali de var elbette ama yazının başında da belirttiğim gibi Baytar Nuri Dersimi’nin yazması çok daha büyük ihtimaldir. Çünkü başta da söylediğim gibi Seyit Rıza’nın değil Fransızca, Türkçe bildiği bile şüphelidir. Dahası mektubu yazanın diplomatik dile hakim olduğu anlaşılıyor. Yine başta belirttiğim gibi Nuri Dersimi hatıratında, Seyit Rıza adına sağa sola mektuplar yazdığını ifade etmiştir. Son olarak Seyit Rıza’ya Osmanlı döneminde Kazım Karabekir tarafından generallik rütbesi verildiğine dair tek bir belge, tek bir sözlü tarih anlatısı ortada yoktur. 

Nuri Dersimi, hatıratında Seyit Rıza’nın tutuklanması üzerine 11 Eylül 1937 Salı günü Türkiye sınırlarından çıktığını ve Halep’e gittiğini yazar. Halbuki mektubun üzerinde Dersim-Kürdistan yazmakta, buna karşılık mektup, Halep’te yaşayan Derikli Nurettin Yusuf adlı biri tarafından Halep’teki Fransız mangasına verilmiş, daha sonra İngiliz yetkililere, onlardan da MC’ye gönderilmiştir. Bu çelişkiyi gidermek için bazı açıklamalar yapılmıştır. 

Nuri Dersimi’nin Seyit Rıza’nın idam tarihini 18 Kasım 1937 Perşembe olarak bildirmesi, halbuki idamları örgütleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in pazarı pazartesiye bağlayan gece (yani 14/15 Kasım) demesi veya kendisinin Dersim’den ayrılış tarihi olarak verdiği 11 Eylül 1937 gününün kendisinin dediği gibi salıya değil cumartesiye rastlaması bir yana, olayların bir başka tanığı Karerli Mehmet Efendi’ye göre (çeşitli nedenlerden dolayı hatıratın güvenilirliği tartışılmaktadır) Nuri Dersimi, Dersim’den 1934 veya 1935’te ayrılmıştır. Halen Dersim’le ilgili çok değerli sözlü tarih çalışmalarıyla tanıdığımız Nezahat-Kazım Gündoğan çifti ise, görüşme yaptıkları yaşlı tanıklardan öğrendiklerine göre Nuri Dersimi’nin bölgeden 1936’da ayrıldığını söylüyor. Yani hangi tarihi doğru kabul ettiğinize bağlı olarak mektup Dersim’de veya Halep’te yazılmıştır. Ancak o günlerde Dersim’le Suriye arasında gidiş gelişin çok kolay olduğunu da hatırda tutalım. 

Uzun sözün kısası, resmi tarihçilerin ve onlarla eşgüdüm halinde çalışan bazı gazetecilerin, Seyit Rıza’nın Ankara ile iyi ilişkiler kurmak, sorunlara çözüm bulmak için yazdığı onlarca mektubu görmezden gelip Milletler Cemiyeti’ne kimin tarafından yazıldığı belli olmayan ama içeriği itibariyle adeta bir ‘imdat çığlığı’ olan bir mektubu ısıtıp ısıtıp ‘Dersim olaylarında yabancı parmağına kanıt’ başlığıyla gündeme getirmesi tipik devletçi refleks olsa gerek.... 


Özet Kaynakça 
Dilek Solieau, “1921 Yılı Resmi Yazışmalarında Seyit Rıza’ya Dair Bazı Belgeler: Seyit Rıza’ya Neden Güvenilmez?”, II. Tunceli (Dersim) Sempozyumu’da sunulan yayınlanmamış bildiri; Mehmet Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Doz Yayınları, 2004; a.g.y., Hatıratım, Doz Yayınları, 1997; Karerli Mehmet Efendi, I. Dünya Savaşı, Koçgiri, Şeyh Said ve Dersim’e Dair Yazılmayan Tarih ve Anılarım, (1915-1958), Yayına Hazırlayan: Ali Rıza Erenler, Kalan Yayınları, 2007; Jandarma Genel Komutanlığı Dersim Raporu, Kaynak Yayınları, 2000. 
 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive