Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı


24.11.2013 - Bu Yazı 4024 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı

 Irak’ta resmi adı ‘Kürdistan Bölge Yönetimi’ olan idari yapı için, yakın zamana kadar ‘Kuzey Irak’taki olus¸um’ gibi garip bir terminoloji kullanılıyordu. Başbakan Erdoğan bu tabuyu kırdı. Bu olay bazı kesimlerde sevinç, bazı kesimlerde kızgınlık yarattı. Ancak tabunun büyüğü, Irak Kürdistanı’na ilaveten Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ‘Türkiye Kürdistanı’ dediği ‘Kuzey Kürdistan’, Kürtlerin Rojava dediği ‘Batı Kürdistan’ ve kimsenin adını ağzına almadığı İran Kürdistanı’ndan (Kordestan-e Iran) oluşan ‘Büyük Kürdistan’ hakkında konuşmak. 


‘Kürdistan’ terimi ilk kez, son Büyük Selçuklu Sultanı Sancar Bey’in (ö. 1157) merkezi bugünkü İran’ın Hemedan kentine yakın Bahar kenti olan ‘Kürdistan Eyaleti’ için kullanılmıştı. Ancak bu kaydın Sencer döneminden 200 yıl sonra tutulduğunu belirtelim. Yani kaynağa ihtiyatla bakmakta yarar var.

İdis-i Bitlisi ve Şeref Han’ın Kürdistan’ı 
Yavuz (I) Selim’in (1512-1520) Safevi Devleti ile 1517’de yaptığı Çaldıran Savaşı sonrasında Osmanlı ile Kürtler arasındaki ilişkiler önemli bir dönüşüm geçirdi. İdris-i Bitlisi adlı bir Kürt büyüğünün aracılığıyla Sünni (Şafii) Kürtlere yeni bir statü verildi. İran’dan Irak’a, Suriye’den Anadolu’ya uzanan geniş Kürdistan coğrafyasının önemli bir bölümüne hakim olan 28 Kürt beyi (Ümera-yı Ekrad) değişik imtiyazlar karşılığında Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmaya söz verdiler. Bu dönemin belgelerinde coğrafi terim olarak ‘Kürdistan’ kullanılıyordu. 
Kürdistan adı, yine coğrafi terim olarak, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1525 ve 1553 tarihli fermanlarında da vardı. İran’da Şah Tahmasp’ın sarayında büyüyen ve Tahmasp tarafından ‘Kürtlerin Emiri’ unvanı verilen Şeref Han Bitlisi, 1596-97 yıllarında kaleme aldığı Şerefname adlı eserinde ‘Kürtlerin memleketinin sınırları Okyanus’tan ayrılan Hürmüz Denizi [Basra Körfezi] kıyısından başlar; bir doğru çizgi üzerinde oradan Malatya ve Maraş illerinin nihayetine kadar uzanır. Böylece bu çizginin kuzey tarafını Fars, Acem Irak’ı [Güneybatı İran’ın Kuzistan Eyaleti] Azerbaycan, Küçük Ermenistan ve Büyük Ermenistan teşkil eder. Güneyine ise Arap Irak’ı, Musul ve Diyarbekir illeri düşer,” diyordu. 
Evliya Çelebi’nin Kürdistan’ı

I. Ahmet, 1604 tarihli fermanında ‘Umum Kürdistan’ terimini kullanmıştı. 17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesi’nde ayrıntılarıyla Kürtleri, Kürtçeyi, Kürdistan bölgesini ve şehirlerini (Erzurum, Diyarbakır, Bitlis, Van, Musul ve irili ufaklı pek çok yerleşimi) anlatmıştı. (Martin Van Bruinessen’e göre Seyahatname’nin Kürdistan’la ilgili bölümlerinin tam bir baskısı henüz yapılmadı.) Çelebi, ilgili bölümlerde, İdris-i Bitlisi ve Şeref Han Bitlisi’nin Kürt emirliklerinin ve aşiretlerinin otonomi içinde yaşamalarının imparatorluğun güvenlik politikalarına uygunluğu yolundaki tezlerini tekrarlıyordu. Evliya Çelebi’nin zikrettiği şu kaside ise Bruinessen’e göre en eski Kürçe şiir olmalıydı: “Reyi li Asef diken/walih û heyranê işq/Dersê Aresto diden/serxqweş û sekranê işq/Eqlê kul er bête nîv/mektebê işqî demek/Dê bibitin mezhekî/tiflê hewesxwanê işq.” Şiirin Sami Tan tarafından yapılan tercümesi şöyle: “Esefe çare bulunur/Aşka sadık ve hayran olan/Aristo dersi verir/Aşkla sarhoş olup kendinden geçen/Meydanda yarım kalan akıl/Aşkın okulu demek/Maskaraya döner/Aşkın hevesli çocukları.”

Abdülmecid’in madalyonu 
Modernleşmeci padişahlardan Abdülmecid döneminde, 1847’deki Bedirhan Bey İsyanı’nın bastırılmasından sonra resmen ‘Kürdistan Eyaleti’ni kuruldu. 14 Aralık 1847 tarihli Takvim-i Vekayi’de yayınlanan fermana göre Kürdistan Eyaleti, Diyarbakır Eyaleti, Van, Muş ve Hakkari sancakları ile Cizre, Botan ve Mardin kazalarını kapsıyordu. Başkenti Ahlat, ilk valisi Musul Valisi Esad Paşa idi. Abdülmecid bölgenin Bedirhan Bey’den geri alınmasının şerefine aynı yıl bir de Kürdistan madalyası bastırmıştı. Altın, gümüş ve bronz üç çeşit, 29 mm. çapındaki madalyanın üzerinde Kürdistan dağlarının kabartması, Kürdistan yazısı ve taarruzun Rumi takvimdeki yılı olan 1263 (1847) yazıyordu. Madalyanın arka yüzündeyse Abdülmecid’in tuğrası yer alıyordu. 

Kürdistan’ın merkezi Ahlat’tan sonra sırasıyla Van’a, Muş’a ve Diyarbakır’a taşındı. Osmanlı İmparatorluğu’nun genel idari yapılanmasındaki reformlarla uyumlu olarak 1856’da bu eyaletin sınırları yeniden düzenlendi, 1864’te ise Diyarbakır ve Van vilayetlerine bölünerek son buldu. Ancak İsmet Şerif Vanlı’ya göre 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Sadrazam Abidin Paşa’nın Avrupalı elçiliklere yazdığı mektuplarda ‘Anadolu ve Kurdistan’daki vilayetler’ terimi hala kullanılıyordu. 

Coğrafya-i Umumi’de Kürdistan 
Şemseddin Sami’nin 1889’da yayımlanan dev eseri Kamusu’l-Alam’ın ‘Anadolu’ maddesinde, bölgenin güneydoğu sınırı Kürdistan olarak adlandırılmıştı. 1890’da yayımlanan, devletin askeri ve sivil okullarında okutulan Coğrafya-i Umumi’de (yazarı Yenişehirli Ahmed Cemal idi), Osmanlı ülkesi önce ‘Avrupa-yi Osmani’ ve ‘Asya-yi Osmani’ diye ikiye; Asya-yi Osmani de altı bölgeye ayrılıyordu: 1) Anadolu, 2) Adalar, 3) Kürdistan, 4) Irak, 5) Suriye ve Filistin, 6) Hicaz ve Yemen. Bu adlandırma, yazarın diğer kitaplarında da tekrarlanmıştı. Kısacası II. Abdülhamit döneminde Kürdistan adıyla ilgili bir sıkıntı yoktu. 

Abdülhamit’i tahttan indiren İttihatçıların Dahiliye Nazırı Mehmed Ali Bey’in Hariciye Nazırı Ferid Pas¸a’ya gönderdigˆi 13-14 Nisan 1335/1919 tarihli tezkereye bakılırsa bu tarihte de Türklerin Kürdistan, Kürt (ve Ermenistan) gibi terimlerle ilgili bir kompleksleri yoktu. 

Mustafa Kemal’in pragmatizmi 
Milli Mücadele’nin başlarında Mustafa Kemal’in, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda, Sovyet Rusya Dıs¸is¸leri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektupta, bazı Meclis konus¸malarında Osmanlı’dan kalma bir alışkanlıkla ‘Kürdistan’ dediğini, Birinci Meclis’in Doğu’dan gelen üyelerine ‘Kürdistan mebusu’ dendiğini de biliyoruz. Ancak bu kullanımlar, bence Milli Mücadele’ye Sovyet Rusya’nın ve Kürtlerin desteğini sağlamak gibi pragmatik nedenlere dayanıyordu. Nitekim, 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından itibaren belgelerde bölgeden Vilayat-ı S¸arkıya veya Şarkî Anadolu olarak söz edilmeye bas¸landı. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal bir daha Kürt, Kürdistan (ve Lazistan, Ermenistan) gibi terimleri ağzına almadı. (Yani Başbakan’ın ‘Kürdistan’ terimini kullanmaya meşruiyet kazandırmak için Mustafa Kemal’e yaptığı atıf yerinde değildi.) 
Buna uygun adımlardan biri olarak 1929’da Faik Sabri’nin (Duran) ünlü Türkiye Coğrafyası adlı kitabında Türkiye fiziki coğrafya açısından üç temel bölgeye ayrılmıştı: 1)Trakya Yaylaları, 2)Anadolu Yaylaları, 3)Şark Yaylaları. Şark Yaylaları, Kars’tan Fırat ile Dicle arasında (Cezire-i Ulya) kalan 236 bin km²’lik alandı. 
1941’de toplanan Türkiye Coğrafya Kongresi’nde Hamid Sadi Selen’in önerisi ile Türkiye yedi coğrafi bölgeye bölünürken Şarki Anadolu terimi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya dönüşmüş, işin ilginç yanı bu terminoloji Kürt olsun, Türk olsun dönemin bazı solcuları tarafından da benimsenmişti ya da kabul edilmek zorunda kalınmıştı. 
‘Vatan-ı umumiye’ olarak Anadolu 

Söz Anadolu’ya gelmişken hatırlatayım, Osmanlı-Türk elitlerinin ‘Anadolu’ya bakışını 13 Ocak 2013 tarihli “Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?” başlıklı Radikal yazımda anlatmıştım. Şimdi biraz geriye gidelim ve Kürt elitleri için Kürdistan, Anadolu ve Türkiye terimleri ne anlama geliyordu ona bakalım. Bu bölümü yazarken yararlandığım çalışmaların sahibi Gürdal Aksoy’a göre, bu konuda net bir tutum yoktu. Kürdistan bazen belli bir bölgeyi, bazen sınırları belirsiz ama Anadolu’dan ayrı bir bölgeyi, bazen Anadolu ile bütünleşik bir bölgeyi anlatıyordu. 

Örneğin 1908’de kurulan Kürd Teavun ve Terraki Cemiyeti’nin tüzüğünün 15. maddesinde Kürdistan’dan söz edildiği halde, 24. maddesinde “memalik-i Osmaniyenin Kürtlerle meskun vilayetleri” ifadesi de kullanılıyordu. 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) kurucularından Abdullah Cevdet, Osmanlı sınırları içinde yaşayan tüm halkların ‘ortak bir vatan’ (müşterek bir vatan-ı umumi) etrafında birleşmesi gerektiğini açıkça savunmakta ve bu ortak vatanın adı olarak da ‘Türkiya’dan söz etmekteydi. Sadeleştirilmiş Türkçeyle o sözleri aktarıyorum: “İşte bakın ben Kürdüm. Kürdleri ve Kürdlüğü severim. Fakat madem ki hukuk ve vazifece eşit Türkiya vatandaşlarındanım, herşeyden evvel Türküm (…) Benim bu sözümden, ben madem ki Türkiya vatandaşıyım Kürd lisanı unutulsun Kürdlüğüm unutulsun dediğim anlaşılmasın. Bilakis, Kürd Kürdcesini, Ermeni Ermenicesini kültürel olarak ihya etsin. Bundan Türkiya’ya zarar geleceğini sananlar ancak bal kabak kafalı, veya hain ruhlu kimselerdir.” 

Kararsızlık yılları 
Yine Gürdal Aksoy’un kelimeleriyle Kürdistan adlı ilk Kürtçe gazeteyi (1898) yayımlamış olan Mikdad Mithad Bedirxan ile kardeşi Abdurrahman Bedirxan beyler ise, Cevdet’ten cok farklı olmayan bir çizgiyi temsil etmişlerdi. Gazetede Kürdistan adından bazen bir vatan, bazen ise bir bölge olarak söz edilmiş olması Osmanlı şemsiyesi altında kültürel bir ulusçuluğa işaret ediyor” gibiydi. 

Kürdoloji Çalışma Grubu tarafından Türkçeleştirilerek yayımlanan 1913 tarihli Rojî Kurd dergisinin 3. Sayısında yayımlanan Hüseyin Kenan Bedirhani Bey’in hayat hikayesi anlatılırken ‘vatan-ı asliye’ olarak ‘Kürdistan’dan söz edilirken, yine aynı dergide “Kürd milliyetinin Anadolu’nun nispeten medeniyet merkezlerinden uzak bir kısmında bulunması” veya “Musul, Van, Diyarbakır, Elazığ ve Erzurum illerinin geneli ile Halep, Şam, Bağdat ve Sivas illerinin bir kısmında yaşayan Kürtler” gibi genel ifadeler de kullanılıyordu. 

1918’de Kurdistan gazetesinde yayımlanan ‘Kürdistan ve Kürdler’ başlıklı makalede ise (Günümüz Türkçesiyle) “Bugün Kürdler, İran’ın Loristan eyaletinden Harput’a ve Fırat, Dicle nehirlerinin kavşak noktasını teşkil eden Kurna kasabasına kadar uzanan devasa arazinin sahibidirler. Anadolu ile İran’ın çeşitli mevkilerinde ve hatta Belucistan ve Rusya ile Afganistan’da farklı Kürd kabileleri mevcuddur” deniyordu. Bu ifadede Kürdistan ve Anadolu iç içe geçmişti. 

Halbuki Aralık 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyelerinden Memduh Selim Bey cemiyetin yayın organı Jin’de yayımlanan bir makalesinde Anadolu’yu açıkça Kürdistan’dan ayrı tutmuş, Kürdistan’dan söz ettikten hemen sonra “Anadolu’ya dağılan” “pek çok miktardaki Kürd muhacirleri”ne değinmişti. 

1927’de Beyrut’ta kurulan Xoybun’un başkanlığını da yapmış olan Celadet Bedirxan Bey de, Kürtlerin sürgün edilmesine dair yasa hakkında yazdığı bir metinde, “Anadolu ve Trakya Türklerinin bir kısmının Kürtlerin ülkesine” nakledileceği endişesini dile getirirken, Anadolu-Kürdistan ayrımını yaptığını göstermişti. Xoybun’un diğer bir yönetici üyesi Kadri Cemil Paşa da anılarında “Anadolu’da sürgündeyken Kürdistan ile ilgili duydukları iyi haberlere sevindiklerini” yazarak, iki coğrafyayı birbirinden kesin şekilde ayırmıştı. Nihayet Xoybun’un 1928’de yayımladığı İngilizce broşürde ve 1930’da D. Beletch Shirguh imzasıyla Celadet Ali Bedirhan’ın yazdığı İngilizce broşürde, Kürdistan’ın ayrı bir ülke olduğunun altı kalınca çiziliyordu. 

‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ 
1941’deki Coğrafya Kongresi’nin ardından coğrafi bölge repertuvarına eklenen Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu adları, sadece Türklerin değil bazı Kürtlerin de hoşuna gitmişti. Örneğin Varto’daki Xormek Aşireti’nden olan, aşiretinin Türk kökenli olduğunu ileri süren, 1925’te Şeyh Sait İsyanı’na silahla karşı koyanlardan olan Mehmet Şerif Fırat, 1948’de ilk kitabına Doğu İlleri ve Varto Tarihi adını vermişti. Kitap 1961’de 27 Mayıs darbesinin Devlet Başkanı ve Başbakan’ı Cemal Gürsel’in (ki ‘Cemal Aga’ da Kürt asıllıydı) önsözüyle ve aynı adla tekrar yayımlanacaktı. 

Geçen haftaki yazımda adını andığım Nuri Dersimi de 1950’de kaleme aldığı Kürdistan Tarihinde Dersim adlı eserinde Anadolu-Kürdistan ayrımını yapmakla birlikte, az da olsa Anadolu Doğusu, Şark veya Şarki Anadolu terimlerini kullanıyordu. (Nuri Dersimi’nin yazdığı sanılan MC’ye hitap eden 20 Temmuz 1937 tarihli mektupta, Kürdistan terimi Dersim için kullanılmıştı.) 

1965’te Diyarbakır’da Said Elçi, Faik Bucak, Şakir Epözdemir, Derviş Akgül, Ömer Turhan ve A.Ş.E (?) tarafından gizlice kurulan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin adı hariç, 1967’de başlayan Doğu Mitingleri ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) gibi örgütlenmeler; İsmail Beşikçi’nin Doğu Anadolu’da Göçebe Alikan Aşireti (1967) ile Doğu Anadolu’nun Düzeni (1969) adlı çalışmaları; Kemal Burkay’ın 1975’te C. Aladağ adıyla ilk baskısı yayımlanan Milli Mesele ve Doğu’da Feodalite-Aşiret adlı eseri zamanın ruhunun empoze ettiği Kürdistan’sız söylemin ilk örnekleriydi. 

Türkiye yerine Anadolu 
Bugün Kürtlerin ‘Kuzey Kürdistan’ dediği bölgeye, 1960’larda Kalkınmada Öncelikli Yöreler adı verildi. Aynı yıllarda Türk teriminin iticiliği ve Kürdistan teriminin yasak olması yüzünden Kürt aydınları ‘Anadolu’ terimini yeğlediler. Bunun nedenini 1970’li yılların ilk yarısında İsveç’te, Uppsala’da sürgündeki Kürtler tarafindan çıkarılan Bahoz adlı derginin bir sayısında (1973, S. 48) yazar şöyle açıklamıştı: “Türkiye sözcüğü, aslında tarihi gerçeklere ters düşen, şövenist ve emperyalistçe bir deyimdir. Zira sözkonusu olan ANADOLU’dur (Anatolia). Bu kavram daha anlamlı ve gerçeğe yakındır.” 

Bu eğilim PKK’nin gerilla mücadelesine başladığı 1984 yılına kadar sürdü. 1984 ile 2002 arasında ‘Kuzey Kürdistan’ın adı ‘OHAL Bölgesi’ iken PKK’nin lideri Abdullah Öcalan başlarda Anadolu’yu bazen Kürdistan’ı da içine alacak şekilde kullanırken, 1990’lı yılların sonlarında Anadolu söylemine daha çok sarılmış, 1999’da İmralı’ya hapsedilmesinden sonra ise, Anadolu’yu açıkça ‘ortak vatan’ ilan etmişti. 

Kürt aydınlarının Anadolumerkezciliği 
Modern dönem araştırmacılardan Faik Bulut 15/16/17 Kasım 1992 tarihli Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan “Kürtler Milattan, İslamdan, Türklerden ve Osmanlılardan Önce Anadolu’daydı” başlıklı yazısı ise Bulut’un ‘Anadolumerkezci’ yaklaşımının en açık ifadesiydi. Makalenin 15 Kasım 1992 tarihli bölümünde Malazgirt’te Alparslan’a hizmet eden Kürtlerden söz etmekte ve “bu Kürtler de Alparslan’ın ordularıyla birlikte İç Anadolu’ya akıp gittiler” denmekteydi. Bulut’un bu tavrı zamanla daha da kristalleşmiş ve Türkiye’de Kültür Mozayiği’ başlığıyla Berfin Bahar (2000) dergisinde yayımlanan konuşmasında, Kürt Ittihatçısı Abdullah Cevdet’e atıfta bulunarak Anadoluculuğun açık savunuculuğuna ulaşmıştı. 

BDP’nin öncüllerinden kapatılan DTP’nin başkanı Yaşar Kaya, Emin Cölaşan ile yaptığı polemikte, kendisini devşirme “Çölajanı Emin” karşısındaki “saf Anadolu çocuğu” olarak nitelemişti. 25 Ağustos 2000 tarihli Özgür Politika’da yayımlanan bir makalesinde ise şöyle diyordu: “Siz Rumeli’den gelenler yetmiş yıldır, kafasını kaldıran her Anadolu çocuğunun kafasını Turgut Özal misali ezdiniz, ama bu böyle sürüp gitmeyecek. (…) Anadolu sadece Rumeli’den gelmiş göçmenlerin değil, bizim esas yurdumuzdur.” 

1970’lerden itibaren, eserlerinin yayımlandığı ülkeye bağlı olarak Kürdistan da diyen, Doğu Anadolu da diyen Kemal Burkay ise 2004’te Anadolu’yu bir buluşma noktası olarak tanımladı: “Birlikte yaşamamız arzu ediliyorsa neden Anadolu’nun tarihi ve kültürel dokusuna, çeşitliliğine uygun bir devlet yapısı benimsenmeyip, ona, belli bir etnik grubu çağrıştırmayan, tüm grupların evet diyebileceği bir isim bulmuyoruz? Örneğin ‘Anadolu Federe Cumhuriyeti’ diyelim… Türklere tanıdığımız hakları, nufusları nerdeyse onlar kadar olan ve kendi ülkelerinde Kürdistan’da çoğunluk oluşturan Kürtlere de tanıyalım, yani Türkiye’yi iki cumhuriyetli bir federasyona dönüştürelim.” Bu öneri, yukarıda sözünü ettiğim “Türkiye yerine Anadolu Cumhuriyeti denilseydi ne olurdu?” başlıklı yazımda anlattıklarımı çağrıştırıyor. 


Kitabında Musa Anter, Kemal Burkay, Faik Bulut, Yaşar Kaya, Munzur Çem gibi yazarların ‘Anadolumerkezci’ söylemlerinden örnekler veren Gürdal Aksoy’un 16 Haziran 1996 tarihli Demokrasi gazetesinde yayımlanan ‘Kürt Tarih Yazımının Tarihi’ adlı makalesindeki bir öngörüyle yazıyı bağlamak istiyorum. Aksoy’a göre Kürt aydınları arasındaki ‘Anadolumerkezci’ bu tarih anlayışı iki ‘tarz-ı siyasete’ imkan tanıyordu. Bunlardan biri Anadolu’nun Kürtleşmesi –ki yazara göre sıfır noktasında denecek kadar zayıf bir olasılık idi bu-, diğeri ise Kürtlerin Anadolululaşması idi. (Yazarın bu ikinci olasılığı tercih etmediği anlaşılıyor.) Bugün bu yollardan hangisine doğru gittiğimizi söylemek kolay değil. En iyisinin Trakya’nın, Anadolu’nun ve Kürdistan’ın çok etnili, çok dinli, çok dilli, çok kültürlü ama hepsinden önemlisi birey ve insan hakları temelinde, demokratik biçimde örgütlenmeye doğru gitmesi olduğu ise açık… 

Özet Kaynakça: Şeref Han Bitlisi, Şerefname, Kürt Ulusunun Tarihi (Etnoğrafya ve Coğrafya Girişi), Çeviren: Celal Kabadayı, Yaba Yayınları, 2009; Rojî Kurd, 1913, Yayına Hazırlayan: Kürdoloji Çalışma Grubu, Zend Bilim Kültür Eğitim Basın Yayın Ltd. Şti., 2013; Martin van Bruinessen, “Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde 16. ve 17. Yüzyıllarda ‘Kürdistan’”, Toplumsal Tarih, S. 156, Aralık 2006, s. 24-31; Özkan Akpınar, “Geographical Imagination in School Geography During the Late Ottoman Period, 1876-1908, Master Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, 2010; Hamit Sadi Selen, Türkiye Coğrafyasının Ana Hatları, Hüsnütabiat Basımevi, 1945, Hande Özkan, “The History of Geographical Perceptions in the Turkish Republic: A Spatial Interpretation of the Republican Regime during the Single-Party Era.” Master Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, 2002, Gürdal Aksoy, Halklar Hapishanesi Anadolu, Kürtlerde Anadolumerkezci Yabancılaşma, Komal, 2002.

Özür Notu: Okurlarımızdan Halil Kurbetoğlu, 26 Mayıs 2013 tarihli 'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...' başlıklı yazımda bir hatamı bulmuş. Yazar haklı olarak Peçevi tarihinde içki içtiğine dair ima olan padişahın Yavuz Sultan Selim (Selim-i Evvel) değil II. Selim (Selim-i Sani) olduğunu belirtiyor. Evvel ve Sani ibareleriyle ilgili bir dikkatsizlik eseri olan bu hatamdan dolayı sizlerden özür diliyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive