Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi


16.02.2014 - Bu Yazı 4252 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 "Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar." (Fatih Kanunnamesi'nden.)

Geçen günlerde, kült dizi ‘Muhteşem Yüzyıl’da, Kanuni Sultan Süleyman’ın, öz oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurtması, olay sanki dün yaşanmış gibi heyecan ve üzüntü yarattı izleyicilerde. Hatta, Bursa’da bir vatandaşın, mahkemeye başvurarak “Şehzade Mustafa’ya itibarının iadesini, Kanuni’nin ise padişahlığının geri alınmasını” istediğini bile okudum gazetelerde. Ne Roboski katliamı, ne Gezi direnişi sırasında öldürülenler böyle bir etki yaratmamıştı belki de bu kişilerde. Demek ki toplumsal psikoloji açısından önemli bir olayla karşı karşıyaydık. Bunun üzerine kardeş (ve evlat) katlinin Fatih Sultan Mehmed dönemine kadarki tarihçesine ayırdım bu haftayı. 

Orhan Gazi’nin amcasını öldürmesi 
Âşıkpaşazade, Neşri ve Oruç Bey’e göre Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun’dan doğma Alaaddin ile Kayı Boyu’ndan Ömer Bey’in kızı Malhatun’dan doğma Orhan adlı iki oğlu vardı. Osman Gazi daha hayattayken Orhan’ı veliaht tayin etmişti çünkü uzun süredir zorlu gut hastalığından mustaripti. (16. yüzyıl yazarı Gelibolulu Mustafa Ali ise üç oğlu olduğunu yazmıştı. Bunlardan birinin adını Savcı olarak vermişti. Yazara göre Savcı Domaniç’te şehit olmuştu. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise Orhan Bey Vakfiyesi’ne dayanarak Osman Bey’in Hamid, Alaaddin, Orhan, Melik, Çoban, Pazarlu adlı altı oğlu ile Fatma adlı bir kızının olduğunu söylüyor.) Osman Gazi öldüğünde (1324 veya 1326, tarih kesin değil), eski bir Türk geleneği uyarınca sözü geçen beyler, ileri gelenler toplanmış ve ‘sürünün çobanlığı’na (tabir buydu) Orhan Gazi’yi seçmişlerdi. Orhan’ın seçimden sonra, kardeşi Alaaddin’e, isterse devletin başına geçebileceğini söylediği ancak Alaaddin’in “Babamızın duası ve himmeti seninledir, onun içindir ki kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi çobanlık dahi senindir” diyerek teklifi reddettiği rivayet olunur. 

Orhan Gazi’nin ilk icraatı, başta tahtta gözü olan ama beyler meclisinin Orhan’ı seçmesi ve halkın da bu seçimi onaylaması üzerine bu iddiasından vazgeçen amcası Dündar’ı güya kaza sonucu okla öldürmek olacaktı. Böylece Osmanlı tarihçisi Neşrî’nin, ‘adet-i kadime’ dediği olayın ilk icrası gerçekleşmişti. 

I. Murad’ın kardeşlerini öldürtmesi 
Orhan Gazi’nin altı oğlu, bir kızı vardı. Kasım ve Eyüp, Orhan Gazi sağken ölmüş, geriye Süleyman, Murad, İbrahim ve Halil kalmıştı. Orhan Gazi veliaht olarak 12 yaşındaki oğlu Halil’i düşünüyordu. Ancak Halil 1357 yazında, Foça’da korsanlar tarafından kaçırıldı. Orhan Gazi, Bizans İmparatoru İoannes Paleologos’un da araya girmesiyle 30 bin Venedik altını fidye ödeyerek oğlunu kurtardı fakat oğlunu imparatorun elinden alamadı. Halil imparatorun küçük kızıyla nişanlanmıştı. Ancak, 1359’da Murat, ağabeyi ‘Rumeli Fatihi’ Süleyman Bey’in ani ölümü üzerine, lalası Şahin ile birlikte Rumeli’deki birliklerin başına geçti ve Bizans’a karşı savaş açtı. Böylece Murat’a taht yolu açıldı. Orhan Gazi, 1362’de öldüğünde Bizans’ın desteklediği Halil, İbrahim ve Murad tahtı ele geçirmek için harekete geçtiler. Annesi Yarhisar Tekfuru’nun kızı Holofira (sonra Nilüfer Hatun oldu) olan Murad, Kadı Çandarlı Halil’in yardımıyla tahta çıktı ve kardeşleri İbrahim ile Halil’i öldürttü. 1365’te Biga’yı zapt ettiğinde abisi Süleyman Bey’in oğlu Melik Nasır’ı da öldürttü. O tarihe kadar sancak beylikleri hükümdarın kardeşlerine ya da oğullarına verilirdi. Ama I. Murad’ın çocukları çok küçük olduğu ve kardeşlerini de öldürttüğü için, ilk kez hanedan dışı bir kişi olan Lala Şahin Paşa ‘beylerbeyi’ unvanıyla ordukomutanlığına, Bursa Kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa da kazaskerliğe getirildi. I. Murad, 28 Haziran 1389 günü, Kosova Savaşı’nı kazandıktan hemen sonra, bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek öldürüldü. Bayezid’i destekleyen gaziler, bu ölümü kimseye duyurmamak için, cesedin üstüne bir çadır kurdu. Bu çadıra Murad’ın oğlu Yakub’u davet ettiler. Ve Yakub’u oracıkta boğdular. Amaçları ‘devletin bekası’ idi. Diğer kardeş, daha 1373’te, Bizans tahtının veliahtı Andronikos ile işbirliği yaparak devlete isyan ettiği gerekçesiyle, yıllarca takip edilmiş, 1385’te Dimetoka’da önce gözlerine mil çekilmiş sonra da öldürülmüştü. (Aynı ceza Konstantinopolis’e götürülen Andronikos’a da verilmişti. Ancak Andronikos daha şanslıydı, gözleri tam olarak kör olmamıştı. Bu arada bu cezanın İslam hukukuna göre yasak olduğunu belirtelim.) Doğal olarak tahta, tek varis olan Bayezid geçti. 

Fetret Dönemi 
Tarihe Yıldırım Bayezid olarak geçen yeni padişahın tam sekiz oğlu bir kızı (Fatma) vardı. I. Bayezid, 1402’de Ankara Savaşı’nda Aksak Timur’a yenilince, oğullardan İsa, Süleyman, Musa ve Mehmet arasında taht kavgası başladı. (Oğullardan üçü daha önce ölmüştü. Bayezid 1403’te esarette ölünce, Mustafa adlı oğlu Timur tarafından Semerkand’a götürülmüştü.) 11 yıl süren Fetret Dönemi’ne, Bayezid’in Germiyanoğullarından Devlet Hatun adlı cariyesinden olan oğlu Çelebi (I.) Mehmed son verdi. Çelebi Mehmed’in ilk işi ağabeyi Süleyman’ın oğlunun gözlerine mil çektirmek, Timur’un ölümünden sonra Anadolu’ya dönen kardeşi Mustafa’yı Bizans’a rehin vermek oldu. 

Çelebi Mehmed’in 18 oğlu, dört kızı vardı. Oğullardan sekizinin adı biliniyor. Sekizinden de dördünün hikâyesi biliniyor. Mehmed veliaht olarak büyük oğlu Murad’ı seçmişti. Murad Edirne’de hüküm sürerken, diğer oğlu Mustafa da Anadolu’dan sorumlu olacaktı. İki küçük oğlunu ise taht kavgalarına karışmasınlar diye Bizans sarayına gönderecekti. 

Çelebi Mehmed, 1421’de attan düşüp öldüğünde, Düzmece Mustafa’nın tahtta hak iddia etmesinden korkularak, ölümü tam 41 gün gizlendi. Rivayete göre, durumdan kuşkuya düşen askerleri yatıştırmak için Çelebi Mehmed’in ölüsüne kaftan, sarık giydirilip bir pencere önüne oturtulmuş, önünden askerler geçerken, elleri kolları oynatılmıştı. 

(II.) Murad tahta geçtiğinde, küçük kardeşlerini Bizans’a rehin vermekten vazgeçti. Ama hemen sevinmeyelim, bunun yerine gözlerine mil çektirerek saf dışı etti. Bunun üzerine Bizans İmparatoru II. Manuel amcası Düzmece Mustafa’yı hapis olduğu Limni Adası’ndan salıverdi. Üstüne üstlük, Murad’ın kardeşi Mustafa da isyan etmez mi? Ancak II. Murad her iki Mustafa’yı da yenmeyi (öldürmeyi) başardı. 

II. Murad’ın altı oğlu, üç kızı (Hatice, Fatma, Şehzade) vardı. Oğullardan beşi çeşitli tarihlerde ölmüş, geride sadece gayrimüslim bir köle olduğu sanılan Hüma Hatun’dan doğma Mehmed kalmıştı. (Mehmed’i üvey annesi Sırp Despina Hatun yetiştirmişti.) II. Murad, Mehmed’in tahta geçmesi için kendi rızasıyla tahttan çekildi. (Bu Osmanlı tarihinde ilk ve son kez olacaktı.) Ama Haçlı ordularıyla yapılan 1444 Varna ve 1448 Kosova savaşlarının neden olduğu kargaşa ve güvensizlik günlerinde, Çandarlı Kara Halil Paşa, bir Yeniçeri isyanı tertipleyerek II. Murad’ı tekrar tahta geçirdi. Ama bu ikinci dönem kısa sürdü, 1451’de Murad’ın ölümü üzerine oğlu Mehmet tekrar tahta geçti. 

Fatih’in ilk işi 
II. Mehmed, hanedan üyelerine yönelik ilk öldürme olayını, daha Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’in fethine hazırlık yaparken gerçekleştirmişti. Halil İnalcık’a göre Orhan adlı bu talihsiz, I. Bayezid’in torunuydu.) Fetih’ten sonra Fatih unvanını alan II. Mehmed, küçük kardeşi Ahmet’i de ‘nizam-ı âlem içün salik-i dar-ı ahret’ kıldı yani öldürttü. Böylece ilk kez, taht kavgasına karışmayan, yani suçsuz olan bir kardeş öldürülmüştü. 

Ve nihayet Fatih, saltanatının son yıllarında yürürlüğe koyduğu ünlü Kanunnamesi’ne kardeş katlini meşrulaştıran şu maddeyi koydurttu: “Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar.” Ama bu madde de taht kavgalarına engel olamadı, çünkü madde ancak tahta geçildikten sonra yapılacak şeyi tarif ediyordu. ‘Her kimesneye saltanat müyesser ola’ ifadesi, Halil İnalcık’a göre, eski Türk geleneklerine bağlılığın sürdüğünü, saltanatın Allah’ın takdirine bırakıldığını anlatıyordu. Erdoğan Aydın’a göre ise “orman kanununu devletin yasası yapmış, kimin ordusu daha çok, danışmanları da kurnaz ve asıl önemlisi saraydaki devşirme hizibi daha güçlü ise onun kazandığı, ama sonucu bir dizi savaş ve ahlaki kirlenme olan bir geleneği devlet düzeyinde kutsamıştır.” 

Şeriatla örfün evliliği 
O tarihe kadar devlet şeriata göre yönetiliyordu. Fatih’in bir kanunname yazması bu açıdan çok önemli bir yenilikti, hatta devrimdi. Dönemin tarihcisi Tursun Bey bu devrimi dine göre meşrulaştırmak için kökü Farabi’ye kadar giden şu açıklamayı yapmıştı: “İnsanlar en akıllı yaratıklardır. Tabiatları gereğince toplum halinde yaşarlar. Bu hayatı sürdürebilmek için karşılıklı yardıma ve bunu sağlayacak tedbirlere ihtiyaç vardır. Bu tedbirler düzenin esasıdır. İşte bu çeşit tedbirlere siyaset denir ve siyaset iki çeşittir: 1. Tedbir, hikmet esasına göre olursa ona Siyaset-i İlahi denir ki şeriattan ibarettir. 2. Tedbir, akıl esasına göre olursa, ona Siyaset-i Sultani veya Yasag-ı Padişahi denir. Urefamızca bunun adı örftür. Cengiz Han Yasası buna örnektir. Bu her iki siyasetin varlığı padişahın vücunuda bağlıdır. En önemli siyaset ikincisidir (…) Bu yüzden Allah, padişaha itaati büyük küçük herkese farz kılmıştır. Allah’ın zatına mahsus sıfatlar onda tezahür eder…” Bu formülasyon sayesinde padişahın koyduğu hükümler şer’i hükümler gibi kutsal oluyordu. Ancak Kanunname’nin ‘kardeş katline cevaz veren hükmü, Şeriat’ın bile gerisindeydi, çünkü Şer’i hukuka göre suçsuz bir insana ceza vermesi mümkün değildi. Halbuki Kanunname’ye göre, ‘nizam-ı alem’ için gibi gayet muğlak ve soyut bir nedenle suçsuz kişilerin, ilerde suç işleyebileceği varsayılarak, öldürülmesi mümkün kılınmıştı. 

Bu garip durumu açıklamakta zorluk çeken Osmanlıperest yazarlar, önce bu bu hükmün sahte olduğunu iddia ettiler. Ancak bu iddiaları çürütülünce, bu hüküm sayesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun, Avrupa’daki imparatorluklar birer birer dağılırken, ayakta kalmayı başardığını savundular. Halbuki bu yazarların Avrupa’da dağılma diye adlandırdıkları şey, Rönesans, Reform, sanayi ve teknoloji devrimi ve bunların adeta zorunluluk haline getirdiği uluslaşma sürecine sıçrama idi, yani gerileme değil, bugün de gayet iyi fark ettiğimiz gibi bir ilerleme idi. Kaldı ki, bir imparatorluğun dağılmasının tek nedeni hanedan çatışmaları olamazdı.

Cem Sultan olayı 
Fatih’in üç oğlu, bir kızı (Gevher) vardı: Bayezid, Mustafa ve Cem. Bunlardan Mustafa ölünce geriye iki veliaht adayı kalmıştı. Kimi yazarlara göre Fatih’in gönlü Cem’den yanaydı. Fatih, 27 Nisan 1481 günü bilinmeyen bir yere sefere giderken Gebze civarında aniden hastalandı (büyük ihtimalle zehirlenmişti) ve 3-4 gün içinde acılar içinde kıvranarak öldü. Ölüsü tam 11 gün herhangi bir işlem yapılmadan sarayda bekletildi. Çünkü ateşli bir taht kavgası başlamıştı. Yeniçerilerin ve devşirme hizbinin temsilcisi İshak Paşa Bayezid’i, Anadolu beylerinin temsilcisi Karamani Paşa ise Cem’i destekliyordu. Bu saflaşmanın nedeni muhtemelen Yeniçerilerin Fatih’in durmak bilmeyen fetih seferlerinden yorgun düşmesi, Cem’in de babası gibi fetihçi olmasından endişe etmeleriydi. Ayrıca Fatih ağır vergilerle halkı, vakıf mallarına el koymakla dindar çevreleri küstürmüştü. Ancak, İshak Paşa Yeniçerilere Karamani Paşa’yı öldürtünce tahta kimin çıkacağı belli oldu. Nihayet, Fatih’in cesedinin başında mum yakıldı, iç organları çıkarılıp vücudu ilaçlandı. Bayezid Amasya’dan İstanbul’a gelinceye kadar Bayezid’in oğlu Korkut tahta geçerek sükûneti sağladı. Bayezid İstanbul’a gelince de (ölümünden 18 gün sonra) Fatih gömüldü. Kardeşi Bayezid’le girdiği taht kavgasını kaybeden Cem, ailesini yanına alarak Adana, Halep, Kahire ve nihayet Mekke’ye gitti. Böylece Osmanlı hanedan üyeleri arasında hacca giden ilk kişi oldu. Ardından geri dönüp Konya’yı kuşattı ama etrafının Bayezid’in orduları tarafından sarıldığını anlayınca 29 Temmuz 1482’de Rodos’taki Saint Jean Şövalyeleri’ne sığındı. Anlaşmaya göre, II. Bayezid Cem’in masrafları için şövalyelere her yıl 45 bin düka altın verecekti. Ama Cem anlaşma yapılırken çoktan Rodos’tan Fransa’ya (Nice’e) gönderilmişti bile. Altı yıl, üç ay, 26 gün Fransa’da hapis hayatı yaşadıktan sonra İtalya’ya gönderilen Cem, ömrünün son beş yılını Vatikan’da iki papanın (VIII. Innocent ve VI. Alexander) himayesinde (daha doğrusu esaretinde) geçirdi. 

Papalık’la Osmanlı arasında 
Bu yıllarda ne Cem tahtta hak iddia etmekten geri durdu, ne Papalık ve Macaristan Krallığı Cem’i kullanarak Osmanlı Devleti’ni tehdit etmekten, ne de II. Bayezid Cem’i öldürmeye teşebbüs etmekten… Cem’in nasıl öldüğü tam olarak bilinmiyor ama ne zaman ve nerede öldüğü biliniyor. 1495’te Fransa Kralı VIII. Charles, İtalya’yı işgal etmiş, ülkesine dönerken de Cem’i yanında rehin olarak götürmek istemişti. O sırada rahatsızlanarak yüzü gözü şişen Cem, Papa tarafından Charles’ın birlikleriyle buluşmak üzere yola çıkarılmış ancak 24- 25 Şubat 1495’te Napoli’de son nefesini vermişti. Tarihçiler Âşıkpaşazade ve Hoca Saadettin’e göre Papa tarafından gönderilen bir berberin zehirli ustura ile tıraş etmesi sonunda yavaş yavaş ölmüştü. Solakzade’ye göre ise İstanbul’dan gönderilen Kapıcıbaşı Mustafa adlı berberin usturasından zehirlenmişti. Öldüğünde 36 yaşındaydı. Ölüm haberi İstanbul’a ulaştığında II. Bayezid’in çok üzüldüğü söylenir. Dört yıl süren pazarlıklardan sonra, Cem’in naaşı 1499’da Bursa’da kardeşi Mustafa’nın yanına defnedildi. 

İşte, Kanuni Sultan Süleyman’ın Şehzade Mustafa’yı ve daha nice evladını katletmesinin ardında böyle bir tarihçe yatıyor…

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Özet Kaynakça: Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu, Eren Yayıncılık, 1996; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK Yayınları, 1982; Necdet Sakaoğlu, Bu Mülkün Sultanları, Oğlak Yayınları, 1999; Osmanlı Beyliği (1300-1389), Yayına Hazırlayan: Elizabeth A. Zachariadou, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1992; Tevarih-i Al-i Osman, Yayına Hazırlayanlar: F. Giese-Nihat Azamat, Marmara Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1992; Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Yayına Hazırlayan: Nihal Atsız, 1000 Temel Eser, 1970; Hoca Sadeddin Efendi, Tacü’t-Tevarih, Sadeleştiren: İsmet Parmaksızoğlu, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, 1974; Erdoğan Aydın, Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler, Kırmızı Yayınları, 2008; Müzeyyen Mazlum, “Osmanlı Kaynaklarına Göre II. Bayezid-Cem Mücadelesi ve Osmanlı Devleti’nin Dış Politikasına Etkileri”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 2006 yılında kabul edilmiş yüksek lisans tezi. (Fotoğrafın alındığı kaynak: Edhem Eldem, İstanbul’da Ölüm, Osmanlı-İslam Kültüründe Ölüm ve Ritüelleri, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, 2005.)

Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
1 0
Ro$ev sîtav 16.02.2014 - 09:56:34
Benim bildigim, Mehmet çelebi de, karde$i Musa çelebi`yi öldürtüyor.. Bunun sebebi de, Musa çelebi` nin $eyh Bedreddin, yani ORTAKLAR hareketine destek vermesidir.. Anlamadigim $u; ya yazar bu olayi bilmiyor veya dikkatini çekmemi$tir.. Ba$ka bir $ey de tabi ki, belki de benim bilgim yanli$tir..
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%44,14
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive