Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar


26.05.2014 - Bu Yazı 3419 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Okmeydanı'nda iki Alevi vatandaşın öldürülmesi üzerine 'Alevilik' konusuna dönmekte yarar var. Bu hafta 'soy-Türkçü', ırkçı-Türkçü veya Turancı diye adlandırılan kesimlerin Aleviliğe bakışını anlatmaya çalışacağım.

Geçen günlerde ağırlıklı olarak Alevilerle meskûn Okmeydanı’nda 2 Alevi vatandaşın emniyet güçlerince öldürülmesi bu hafta, Alevilikle ilgili yazmaya yöneltti beni. 

Daha önce bu sayfalarda İttihatçıların ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi çalışmalarından söz etmiştim. (Radikal, 30 Haziran 2013) Bu sefer de, ‘soy-Türkçü’, ırkçı-Türkçü veya Turancı diye adlandırılan kesimlerin Aleviliğe ve Kızılbaşlığa bakışını anlatmaya çalışacağım. Yazıdaki alıntıları, kaynakçada belirttiğim Gönül Telek’in master tezinden derledim. 

Türk’e Şamanizm yakışır 
Turancı ideolojinin en ünlü ismi Nihal Atsız, Türklere en çok Şamanizmi yakıştırırdı. Ona göre Budizm ve Manihizm gibi dinler, Türkleri pısırıklığa, boyun eğmeye mahkûm ederdi. İslamiyet ise farklı etnik grupları ‘ümmet’ şemsiyesi altında birleştirmeyi önerdiği için “Türk milli kimliğine zararlı bir din” idi. Atsız’ın Aleviliğe bakışı ise çelişkili idi. Bir yandan Alevilik, Şamanizm’den öğeler taşıdığı için, Alevileri eski Türk ananelerini korumuş saf, bozulmamış Türkler olarak görüyordu. Öte yandan ise Aleviliğin “72 milletle barışık” olması onu rahatsız ediyordu. Yine de 1930’larda, Nihal Atsız’ın Aleviliğe yaklaşımı olumsuz değildi, en azından nötr idi. Bu olumlu fikirlerin oluşmasında, bir dönem Atsız’ın dergilerinde yazan saygın bilim adamı Abdülkadir Gölpınarlı’nın Alevilik ve Alevilikle ilişkili gördüğü Melamilik, Bayramilik, Bektaşilik ve Kalenderilik gibi Batıni tarikatlara dair araştırmalarının rolü büyüktü. 

Örnek Kızılbaş köyüne ziyaret 
Örneğin 15 Eylül 1931 tarihli Atsız Mecmua’da Kazım Nami (Duru) imzasıyla yayımlanan ‘Yurt Gezileri’ başlıklı yazıda, Nihal Atsız’ın “Türk köylüsüne örnek olacak bir Kızılbaş köyüne” yaptığı ziyaretle ilgili izlenimler şöyle aktarılıyordu: “Bu köylülerin eskiden beri âdetiymiş (…) Onların en mübarek saydıkları bugünde kız ve erkek bekârların ayrı bir hayatı ve bugüne mahsus bir eğlence ve saadet istiklali olurmuş. Fakat bunun içinde yabancıların ve kasabalıların olmaması lazımmış. Bütün köy kızları bir araya gelir toplanırlar, çalgı çalarlar ve hep birden oynarlarken o köyün delikanlıları da onların etrafında bir halka çevirirler ve yosma yavuklularını o günde seçerlermiş (…) Ve o gün onlara her günah sevapmış (…) Yalnız emelleri söndüren hamleler müstesna (…) şaraplar içilir, gönüller aşkın bütün taşkınlıklarını yaşarmış.” 
Görüldüğü gibi, yazıda Kızılbaşlara yönelik hiçbir aşağılama, kötülüme yok. Sadece açıklama var. 

Nihal Atsız, ‘Anadolu Türklerinde Aile Teşkilatı’ adlı yazısında ise bir adım daha ileri gidiyor, Anadolu kadın-erkek ilişkilerini anlatılırken Türk ananelerini en iyi yaşatan toplum olarak Kızılbaş köyleri örnek gösteriyor “…Köylerde ise aile şekli Türk ailesinden biraz daha uzaklaşmıştır. Anadolu’nun Kızılbaş köylerinde kadınlar erkeklerden kaçmazlar. Fakat hariçten gelen erkeklerle görüşmekten dahi çekinirler. Sünni köylerde ise bu âdet biraz daha daralmıştır. Yani kadınlar kendi mahallelerindeki erkeklerden kaçmazlar. Kızılbaşlar eski Türk ananelerini daha iyi sakladıklarından daha serbest kalmışlardır…” 

Atsız ve çevresinin Aleviliği ‘Türklük-Şamanizm’ çerçevesinde kaldığı sürece kabul etmeye hazır olduğu anlaşılıyor. Ama Kürtlükle ilişkisi ve ‘harmanlayıcı’ yanları söz konusu olunca Aleviliğin, Nihal Atsız’ın görüş açısından çıktığı da biliniyor. Nitekim 1937-1938 Dersim katliamları sırasında Nihal Atsız’dan hiç ses çıkmamış. 

Rind-meşrep Bektaşiler 
Irkçı-Türkçülüğün bir diğer önemli lideri Reha Oğuz Türkkan, başka konularda olduğu gibi Alevilik (ve onun kentli kolu olan Bektaşilik) konusunda Atsız’dan farklı (olumsuz) düşünüyordu. Bunun nedenini gelin, Türkkan’ın çıkardığı Bozkurt dergisinin 25 Haziran 1942 tarihli sayısındaki Sami Karayel imzalı yazıdan öğrenelim (imlasına dokunmadım): “…Osmanlı Türklerinin devlet ve hükümetleri devşirmeler elinde birer oyuncak olmuştu. Şeyh Edebali’den başlayan ve Bektaşi Veli’ye dayanan zihniyet devşirmeye kapı açmıştır (…) Hele, Beyazidi Veli [II. Beyazıd] zamanında tasını tarağını toplayan, ırkları muhtelif dervişler Osmanlı ülkesini doldurdular (…) İş bu kadar da kalmadı. Bin Rum genç ile bir yeniçeri ocağı vücude getirildi. Bu nüve gitgide büyüdü, o kadar genişledi ki, devlet ve hükümet bu, üçüncü kuvvetin esiri oldu. İkinci Murad zamanında bu devşirmeler kâfi gelmiyormuş gibi bir de gurebayı yemin, gurebayı yesar namıyle oradan buradan gelenler bir küme teşkil ettiler. Yeniçeri ocağı başlı başına bir tarikti. Bunlar tamamiyle Bektaşi idiler. Bir nevi bid‘at da bunlara vaaz etmiş oluyordu...” 

Bozkurt’ta Kızılbaşlığa övgü 
Ancak yine ilginçtir, aynı derginin 22 Nisan 1943 tarihli sayısında, Doktor Tevfik Zaratol imzalı şöyle olumlu bir yazı da yayımlanabiliyordu: “…Kızılbaşlık yabancı ülkelere giren Türk kitlelerinin sağda soldan gelen tesirlere karşı bir aksülameli (yansıması), bir benliğini koruma muhafaza hareketidir (…) Kızılbaşlar Kızılbaş olmayandan kız almazlar, Kızılbaş olmayana kız vermezler. Bununla beraber Kızılbaş olan başka köyden evlenirler. Bu âdet sayesinde kan saflığını muhafaza edebilmişlerdir. Çok yerlerde tarifine rastgeldiğimiz Türk fizyonomi ve yapısına tamamile uymaktadır (…) Kızılbaşların kültür seviyeleri diğer köylerden daha yüksektir (…) Kızılbaşların aralarında tesettür yoktur. Kadın erkek tamamile müsavidir. Toplantılara hepsi iştirak ederler. Bu vaziyetleri civar köylerde birtakım haksız dedikodulara sebep olmuştur (…) Sır saklamak en mühim prensiptir. Kelleyi verir sırrı vermezler. Her Kızılbaş diğerini korur, harice karşı kötü bir şey yaptığını görse bile söylemez (…) Yukarıda yazılan bazı vasıfları, bu tecerrüdlerin (izolasyonun) benliklerini korumak istikametinde olduğunu göstermektedir. Onlar kanlarıyla kültür ve birçok adetleriyle mazilerini daha iyi muhafaza edebilmişlerdir…” 

Bu alıntının başında “ne ilginçtir ki” dedim ama aslında çok da ilginç değil galiba. Çünkü başka yazılardan da anlaşıldığı kadarıyla Bektaşilik, ‘ordu’yu (dolayısıyla devleti) bozan bir tarikat olarak bu çevrelerin antipatisini kazanmıştı. Kızılbaşlık ise, Türklüğün Orta Asyalılığını (yani saflığını) temsil ettiği için daha sempatik görünüyordu. 

Bozkurt’tan Üç Hilal’e 
İkinci Dünya Savaşı’nın Almanlar aleyhine sonlanacağını anlayan hükümetin, SSCB’ye mavi boncuk kabilinden 1944’te başlattığı Turancılar Davası’ndan sonra (bu davayı 10 Şubat 2013 tarihli Radikal yazımda ayrıntılarıyla anlatmıştım) ırkçı-Türkçülüğün güç kaybetmesinden sonra bu kesimler, Sünni İslam’la barışık bir siyaset izlemeye başladılar. Türk-İslam Sentezi denilen bu ideolojinin ilk partisi, Osman Bölükbaşı’nın kurduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) oldu. Bu parti ile Remzi Oğuz Arık’ın kurduğu Türkiye Köylü Partisi’nin (TKP) 1958 yılında birleşmesinden Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi doğdu. 

CKMP’nin MHP’ye dönüştüğü, 1969 yılındaki Adana Kongresi’nde sadece partinin adı değil, söylemi de amblemi de değişti. Amblem olarak Bozkurt yerine Üç Hilal’in seçilmesinin ne anlama geldiğini, Ülkü Ocakları’nın 3 Ocak 1977 tarihinde tüm şubelerine gönderdiği tamimden anlamak mümkün sanırım: “İnsan sevgisini temel esas, Türklük şuur ve gururu, İslam iman, ahlak ve faziletini temel prensip edinen Türk milliyetçiliğinin güzide mensupları şunu hiç unutmamalıdır: Nasıl beden, ruhsuz ceset olursa, İslamiyetsiz bir Türklük de ceset olur. Türk’e, Türklüğe ruh veren, Yüce Dinimiz İslamiyettir. Bütün Ülkücü gençler Türklüğün bekası için İslamı en inceliklerine kadar hazmetmelidirler. İçki, kumar, ahlaksızlık gibi dinimizce yasaklanmış, cemiyetin kötü hastalıkları olan bu kötü alışkanlıklar, Ülkücüler tarafından benimsenmemelidir (…) Yaşayışımızın her alanında İslamın emirlerine harfiyen uymak Ülkücülüğümüzün gereğidir. Ayrıca her türlü menfaatçiliğin, ihtirasın kaynağı olan, içimizdeki nefsi yenebilmek, yani dinimizin BÜYÜK CİHAD dediği mücadeleyi yapabilmek için de İslamı çok iyi bilmek, anlamak ve yaşamak zorundayız. Bu da yarınlarda Türk Devletinin idaresine talip olan Hz Ömer (R.A) adaletini gerçekleştirecek olan Ülkücü Kadro’nun bugünkü mensupları için şarttır.” 

Elbette bu bildirideki sofu Sünni söylemle yetinilmedi, bu tarihten itibaren ‘komünist mezhepçi’, ‘komünist Alevi’ sloganları dillerden düşmedi. MHP’nin sürekli gündemde tuttuğu ‘üç ana tehlike’ komünizm, mezhepçilik ve bölgecilik idi. Bunlardan mezhepçilik elbette Sünnilik değil Alevilik; bölgecilik ise elbette Ankaracılık, İstanbulculuk vb. değil ‘Doğuculuk’ (yani Kürtçülük) idi. 

İlginçtir, 1966’da Alevilerin kurduğu Türkiye Birlik Partisi (TBP), 1981’de MGK tarafından kapatılıncaya kadarki dönemde başarılı olamadı. Alevi oyları bu yıllarda daha çok CHP (özellikle Bülent Ecevit döneminde) ve Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) toplandı. 

Ülkücülerle derin devletin 12 Eylül 1980 darbesini meşrulaştırmak için, 1978-1980 arasında Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Malatya, Sivas, Çorum ve Kahramanmaraş’ta kotardığı katliamları ise 17.02.2013 tarihli Radikal yazımda anlatmıştım, merak edenler o yazıya bakabilirler. 

1995 Gazi Olayları/katliamları 
1980 sonrası, darbecilerin Türk-İslam Sentezi’ne verdiği destek kurumsallaştı. Alevilerin yaşlı kuşakları, sosyal demokrat partilere de DYP, ANAP, Refah ve MHP gibi sağ partilere de yöneldiler ama gençler arasında sol hareketlere yakınlaşma ivme kazandı. Örneğin Sünni ve Alevi, Türk ve Kürtlerin yan yana yaşadığı Pazarcık’ta (Kahramanmaraş) Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu gibi Maocu örgütler faaliyet gösteriyordu. İstanbul’da, Sivas, Elazığ ve Tunceli’den göçen Kızılbaş Kürtlerin yoğunlaştığı Okmeydanı (Şişli) mahallesi ile Sivas, Tunceli ve Tokat’tan göçenlerin yoğunlaştığı Güzeltepe (Eyüp), Gazi (Gaziosmanpaşa/Sultanbeyli), Sarıgazi (Ümraniye) ve Gülsuyu (Maltepe) mahallelerinde ise TİKKO, DEV-SOL, TDKP gibi Marksist-Leninist örgütler kök salmaya çalışıyordu. (PKK ile Aleviler arasında ilişkiler o yıllarda güçlü değildi.) Özellikle Gazi Mahallesi’nin halkı, 1987’de temiz su talebiyle, zamları protesto için veya kentteki çeşitli grevleri destekleme gibi nedenlerle defalarca sokaklara inmiş, meydanları doldurmuştu. 

Elbette çoktan, ‘derin’ olsun ‘sığ’ olsun devletin tüm unsurları dikkatlerini bu mahallere çevirmişlerdi. Sivil polisler, ajan-provokatörler Alevi mahallelerinde cirit atıyorlardı. Ülkücüler ‘Güzelleştirme Derneği’ adı altında mahalleye girmeye çalışıyorlardı. Sünni tarikatlar ise, az sayıdaki Sünni halk arasında örgütleniyorlardı. Ve 1995 yılında bu çalışmaların (!) acı hasadı yapıldı. 

12 Mart 1995 Pazar akşamı, Galatasaray-Gaziantep maçı sırasında, televizyonlar ‘Son Dakika’ başlığıyla Gazi Mahallesi’nde Alevilere ait dört kahvenin ve bir pastanenin silahlı kişilerce tarandığını, Halil Kaya adlı yaşlı bir Alevi’nin öldüğünü, 20-25 kişinin yaralandığını görüntülü olarak aktarmaya başladılar. 

Haberin duyulmasıyla, sadece mahallede, sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’deki Alevi-Kızılbaş toplumu ayağa kalktı. Bazıları 1980’de yaşanan ‘arazi mafyası’ gerilimini hatırlarken, çoğunluk “1980 öncesindeki türden veya 1993’teki Sivas katliamı türünden Alevi katliamları yeniden mi başlayacak?” endişesine kapılmıştı. Gidebilenler mahalleye akın ettiler. Gazi Cemevi’nin önünde mahşeri bir kalabalık toplandı. Topluluktan ayrılan bir grup karakola doğru yürüyüşe geçti. Kalabalık Çevik Kuvvet’in barikatına gelince, polis panzerle kalabalığa su sıkmaya, gençler de panzerlere taş atmaya başladılar. Birden polisin tarafından silah sesleri gelmeye başladı… 

Polisin yaylım ateşi sonucu iki kişi ölmüş, 20 kadar kişi yaralanmıştı. Elbette bundan sonra ok yaydan çıktı. Halk polise taş atarken, polis halka (her zamanki gibi) silahla karşılık veriyordu. Sloganlara haykırışlar, haykırışlara çığlıklar karıştı, sokaklara, caddelere kanlar aktı… Bu seferki bilanço çok daha ağırdı. 17 kişi ölmüş, aralarında polis, asker ve gazetecilerin de olduğu 117 kişi yaralanmıştı. Hükümet mahallede sıkıyönetim ilan etti. 

Ümraniye’deki öldürmeler 
Olaylar yatışmış görünüyordu ki, 15 Mart 1995 günü Gazi olaylarını protesto etmek için Ümraniye esnafı kepenk kapattı, sloganlarla bir grup yürüyüşe geçti. Yürüyüş kolu Örnek Mahallesi’ne geldiğinde polisle karşılaştı. Yürüyüş kolundan biri (görgü tanıkları, yürüyüş boyunca tanımadıkları bu kişinin herkesten ateşli olduğunu, yürüyüş kolunu kışkırtıcı sloganlar attığını söyleyeceklerdi) kalabalığa doğru ateş açtı, ardından burada da olaylar çığırından çıktı. Yürüyüşçüler polise taş atarken, polis gruba ateşle karşılık verdi. O günün bilançosu da 5 ölü, 30 kadar yaralı oldu. 

O sırada Pakistan’a gitmek üzere havaalanında olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Türkiye’de mezhep kavgası olmayacaktır, buna müsaade etmeyeceğiz” derken, Başbakan DYP lideri Tansu Çiller olaylardan PKK’yı sorumlu tutuyordu. SHP’li Devlet Bakanı Azimet Köylüoğlu’nun iddiası ise epey fantastik idi: CNN televizyonunda Rusya’dan çekilen CIA ajanlarının Türkiye’de görevlendirildiğini duymuştu! Dolayısıyla olayların arkasında ABD vardı! 

Katliamlar sırasında Gazi’de ve Ümraniye’de olanlar, daha sonra gazetecilere, kalabalığı kızıştıran, silahla sağa sola ateş eden sivil giyimli, tanımadıkları tiplerin varlığından söz edeceklerdi. O günlerde Cumhuriyet muhabiri olan Ahmet Şık da bunlardan bazılarını fotoğraflamıştı. Elbette, 12 Mart günü kahvehaneleri tarayarak olayları başlatanlar hiçbir zaman ortaya çıkmadı, yargılamalarda, Gazi halkı suçlu çıkarıldı. Ölenler (24 kişi) öldüğüyle, yaralananlar (halka göre 500 kadardı) yaralandığı ve sakatlandığıyla kaldı... Alevilerin sorunları o günden beri çözülmedi. Gazi Mahallesi başta olmak üzere Alevi mahalleleri ise devletin kara listesinden hiç çıkmadı. Bu günlerde Okmeydanı’nda yaşananlar, nedense bana bu acı olayları hatırlattı ve içimi endişe ile doldurdu… 

Genç arkadaşlar, benim gibi eksi kuşaktan olanların uyarılarından hiç hoşlanmıyorlar, ama ben yine de ideolojik olarak bana 180 derece ters olan Mehmet Akif Ersoy’un şu çok anlamlı bulduğum dizeleriyle bitireceğim yazımı: “Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!/Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?/ Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar/Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” 

Özet Kaynakça: Gönül Telek, “Soytürkçülerden Milliyetçi Muhafazakârlığa Türkiye’de Milliyetçi Siyasetlerin Aleviliğe Bakışı (1930-1980)” İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde kabul edilmiş master tezi, 2012; H. Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, Berfin Yayınları, 2012; İbrahim Bahadır, “Aleviliğe milliyetçi yaklaşımlar ve Aleviler üzerindeki etkileri”, Birikim, S. 188, Aralık 2004, s. 46-64.


'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive