Besim F. Dellaloğlu

Gazete Duvar



Bookmark and Share

Sanat eleştirisinin sırtındaki küfe


20.02.2020 - Bu Yazı 267 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Figürsüz resim olur mu? Kafiyesiz şiir yazılır mı? İkinci tekil şahıs kipinde roman mümkün mü? Oyuncunun rolüyle özdeşleşmediği bir performansa oyunculuk denir mi? Armonik olmayan bir müzik dinlenebilir mi?

Sanırım sanat tarihinde bu sorular ilk sorulduklarında çoğunlukla “hayır” cevabı verilmişti. Oysa en azından sanatın modernist, çağdaş tarihi bu soruların cevaplarının nasıl “evet” kılındığının tarihi olarak okunabilir. Bugün artık yukarıdaki sorulara peşinen “hayır” diyenlerin sanat tarihinde ciddiye alınmaları pek mümkün değil. Bu ise aslında figürsüz resim yaparak, kafiyesiz şiir yazarak, epik oyunculuğu uygulayarak, atonal müziği besteleyerek çığır açan ve bu tutumlarında ısrar eden büyük sanatçıların inadı sayesinde oldu. Sanatın tarihini yazanlar aslında sanatçılardır. Sanat tarihçileri onu temize çekerler.

Alman Romantikleri bundan yaklaşık iki yüzyıl önce sanat eleştirisinin sanata dâhil olduğunu ileri sürdüler. Aslında bu basit önerme bile Romantiklerin Modern Estetik Rejim’in asıl kurucuları olarak değerlendirilmelerine yeter. Onlar öznelliği mimesise (taklit, yansıtma) ikame etmeye başlayarak formla içerik arasındaki ilişkiyi yeniden tanımladılar. Dolayısıyla artık Modern Estetik Rejim’de doğal karşıladığımız figürsüz resim, kafiyesiz şiir, bir bakıma, Romantiklerin başlattığı tutumun yoğunlaşması olarak okunabilir. Artık her sanat yapıtı sanat tarihine bir meydan okuma (eleştiri), her sanat eleştirisi de sanatın sadece içeriğine değil, aynı zamanda ve özellikle formuna müdahil olabilecek bir müdahaleydi.

Sanatın ne/nasıl olması gerektiği evrensel değil, tarihsel bir meseledir. Bu bağlamda sanat, zaman ve mekânda sabit değildir. Sanatın olması gerektiği mutlak bir hal yoktur. En azından Romantik Devrim’den beri sanatın ne/nasıl olması gereği bizatihi sanatçılar tarafından belirlenmiştir. Dolayısıyla özellikle sanat tarihinin konusu sanatın ne/nasıl olması gerektiği değildir. Sanat tarihçileri sanatın tarihinin vakanüvisleridir.

Sanat eleştirisi ise birim sanat yapıtının üretilmesinden önce oluşmuş sanat anlayışlarını yapıta uygulayan bir SSE (Sanat Standartları Enstitüsü) testi değildir. Artık sanat eleştirisi öncelikle yapıta odaklanır ve onu tarihsel, sosyal, politik vb. yönleriyle tartışır. Üstelik bunu yaparken Romantiklerin ifade ettiği anlamda forma dair ciddi bir nüfuza yetenekli olduğunu da göstermelidir.

Bu anlamda “performans” sadece çağdaş sanat yapıtlarını tanımlayan bir kavram olmaktan önce Modern Estetik Rejim’in en başından beri, yani yaklaşık iki yüzyıldır tekil sanatçının ‘ethos’unda direnmesinin adıdır. Burada elbette “performans sanatı” ile genel anlamda sanatta performansı birbirinden ayırt ettiğim açık. Örneğin Schönberg’in atonal müziği de öncelikle bir performans idi. Ancak bu ethos sanat tarihine kabul edildikten sonra artık o bizatihi sanat haline geldi.

Bugün çağdaş sanat yapıtlarına zaman zaman gösterilen aşırı dışlayıcı tepkileri bu çerçevede değerlendirmenin zihin açıcı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü sanatın modern tarihi performansların sanat olarak kabul edilip/edilmediklerinin tarihidir. Sanata dair her performans aslında sanatın tanımını değiştirmeye potansiyel olarak muktedir olduğu için onu konvansiyonel bir sanat anlayışıyla sindirebilmek kolay olmayabiliyor. Bu sindirme, tahammül, hoşgörü, anlayış biraz da sanatın tarihte ve bugün olduğu halin asgari bilgisiyle mümkün.

Öncelikle şu iki şeyi birbirinden özenle ayırmak gerek artık. Sanatın idealitesi ve realitesi. Örneğin benim çağdaş sanatı savunmak gibi bir derdim kesinlikle yok. Hatta, sanat tarihindeki romantik-modernist ethos’un benim her zaman bireysel tercihim olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Ancak bu benim sanatın ne olması gerektiği konusunda öznel görüşümdür. Yani sanatın idealitesi hakkındaki tutumumdur. Kafka’yı sevmek, Brecht’e hayran olmak, Stravinski’yle büyülenmek benim şahsi tercihimdir. Ancak işin bir de realite tarafı var. Sanat tarihi ve sanat eleştirisi daha çok bunun için var. Sanat tarihi zaten öncelikle tespit eden bir disiplin. Sanat eleştirisi de öncelikle çağdaş sanatın beyhudeliğinin tespitinden çok neden böyle olduğunu göstermenin disiplini. Sanatın ne olması gerektiği ise daha çok sanatçıların işi. Yani sanatın idealitesi öncelikle sanat yapılarak gösterilir. Zaten sanat tarihi bunun tarihidir de. Akımlar, büyük sanatçılar sanatın ne olması sorusuna gerektiğine bizatihi sanat yaparak cevap verirler.

Sanırım özellikle son dönemde çağdaş sanatı, sanatın böyle olmaması gerektiği yönünden eleştirenler aslında “Ben olsaydım öyle yapmazdım” demek istiyorlar. “Ben olsaydım öyle yapmazdım” aslında bir sanat eleştirisi ifadesi değildir. Sanat eleştirisi öncelikle o sanatçının niye öyle yaptığını gösterebilmektir. Üstelik “Ben olsaydım öyle yapmazdım”, bir bakıma, “Bunu ben de yaparım”ın akrabasıdır. Oysa bir performans sanat tarihine dâhil olduktan sonra onu tekrar etmek artık sanat değildir, taklittir. Taklit ise en azından iki yüzyıldır artık sanat değildir, zanaattır.

Bugün cari çağdaş sanat performanslarını böylesi bir “istemezzük” tavrıyla eleştirenlerin dünkü Malevich’i, Duchamp’ı, Kandinsky’yi alkışlamasının içerdiği tutarsızlık aslında sanat eleştirisinin sırtındaki bir küfeydi her zaman. Ve sanat eleştirisi sırtında bu küfeyi taşımaya devam edecektir çünkü Romantikler de, Modernistler de yaşadıkları zamanın ve mekânın performansçılarıydılar. Sanat eleştirisinin sırtındaki küfe eninde sonunda sanatın tarihini yazamayacak olmaktan kaynaklanır. Sanatın tarihi sanatçının ethos’unun tarihidir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Hayaletlerin sosyolojisi
29.06.2020
Şerif Mardin ve Nilüfer Göle
19.06.2020
Hamurun sosyolojisi
12.06.2020
Sağcı aydının krizi
5.06.2020
Solcu aydının krizi
29.05.2020
Özgü(n)lük fetişizmi
22.05.2020
'Yerli sosyoloji' söyleminin sosyolojisi
15.05.2020
Hödüklüğün sosyolojisi
8.05.2020
Mahallenin sosyolojisi
1.05.2020
Okuryazarlığın sosyolojisi
26.04.2020
Bakarken düşünmek, düşünürken bakmak
17.04.2020
big little lies
10.04.2020
Sosyolojik nazar
2.04.2020
Delirmiş mi bu insanlar?
19.03.2020
Örgütlü düşüncesizlik
4.03.2020
Sistem fetişizmi
27.02.2020
Galatasaray'ın yeni oyunu
20.02.2020
Sanat eleştirisinin sırtındaki küfe
13.02.2020
Türkiye'de futbol hakemleri neden oportünist?
6.02.2020
Futbol hakkında yazabilir miyim?
23.01.2020
Mezarsız yazarı okuyamamak
16.01.2020
Bourdieu 'Sosyoloji bir dövüş sporudur' derken galiba haklıymış!
10.01.2020
Nasıl oluyor da bu işler böyle olabiliyor?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive