Türkiye Cumhuriyeti’nin millî demokratikleşme yürüyüşü olan “iki ileri bir geri”nin en çok sirayet ettiği alanlardan biri olan millî eğitimde her yeni döneme “millî ilerleme ölçüsü olan ‘bir arpa boyu’  ilerlemiş olarak” başlıyoruz. Lakin bu dönem ilerlemiş miyiz emin değilim…

Millî ilerlemeye örnek;  Millî Güvenlik diye pedagoji ile uzaktan dahi ilgisi bulunmayan, otoriter bir ders askerden alınıp sivile verildi. Dersin müfredatı konusunda bir malumatımız bulunmamakla beraber içeriği ne olursa olsun ancak askeriyede verilebilecek böyle bir dersin okul çatısı altında verilmesi doğru değildir. Bu ilerleme ile beş seneye kadar tamamen kaldırılabilir, kim bilir…

Başka bir örnek; Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevleri arasından “Atatürk milliyetçiliğine, laik, sosyal hukuk devletine bağlı vatandaş yetiştirme” şartını geçen sene kaldıran bakanlık, ders kitapları ve eğitim programının hazırlanmasında geçerli olan aynı şartları daha iki gün önce kaldırdı. Bir sene güya başı demokratik, gerisi Kemalist bir eğitim sistemimiz olmuş yani; kaçımızın haberi vardı..?

Son örnek; eskiden ortaokullarda okutulmayan andımız şimdi yine sadece ilkokulda okutulacakmış, kırk yılda gele gele andımızın okunmasını bir sene eksiltmişiz. Önümüzdeki yirmi yıl içinde belki de tamamen kaldırılır, ama kim öle kim göre…

Çocukların daha okulun girişinde, tam manasıyla bir pedagojik kıyım olan “andımız” ritüeline maruz bırakıldığı yerde hangi eğitim sistemini uygularsanız uygulayın, “fikri hür, vicdanı hür…” nesiller yetiştirmeniz mümkün değildir… Millî eğitim sistemlerinde amaç da “fikri hür, vicdanı hür…” nesiller yetiştirmek değildir zaten, anlayana…

Seçmeli dersler arasına “yaşayan diller ve lehçeler” millî ismiyle anadillerin dahil edilmesi olumlu fakat asla yeterli olmayacak ve asla razı olunmayacak bir gelişmedir. İmam Hatip okullarının açılması 28 Şubat’ın kötü izlerinden birinin daha silinmesi ve tercihini bu okullardan yana kullanacak aileler için adına olumlu düzenlemelerdir. Yine Kur’an-ı Kerim ve Siyer derslerinin seçmeli olarak okul çatısı altına alınması olumlu görülebilir fakat niyet iyi ise asıl yapılması gereken bunların devlet tekeline alınması değil, sivil alanlarda öğrenilmesinin önünü açmaktır…

 4+4+4 eğitim sisteminde okulların kademeli olması güzel fakat zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması doğru değildir. Misal; başörtüsü ile okumak isteyen çocuklar için bu kolaylık sağlanmadan onların zorla okul çatısı altına alınması, açık öğretim haklarının da büyük oranda kısıtlanması öğrenciler açısından büyük olumsuzluktur… Yeni eğitim sisteminde çocukların 66 ayda okula başlamasını eleştirenler eğitim bakanı tarafından “PKK taraftarları ve bir kısım laikçiler” şeklinde akılla izah edilemeyecek bir refleks gösterilmiştir. Sayın bakan bu açıklaması ile “yüzde elli”ye bir mesaj vermekte, safları sıklaştırmanın kolay yoluna başvurmaktadır.

Neredeyse bütün hakları kısıtlayan, hak taleplerine ayak direyen devlet, mevzubahis eğitim olunca neden aksi şekilde çok çok istekli davranıp çocukların eğitim hakkını “zorla da olsa” veriyor? Bu sorunun cevabı, ulus devletlerin eğitime yüklediği misyonu ortaya çıkarması bakımından önemlidir ve başka yazıların konusudur…

Yeni eğitim dönemine birçok öğretmen-aile-öğrenci büyük bir muamma ile başlıyor. İlk sorun binlerce öğretmenin yeni döneme de ailesinden kopuk bir şekilde başlayacak olmasıdır. Öğrenci odaklı çalıştığını söyleyen bakanlık öğrencinin faydasının öğretmenin faydasına, huzuruna bağlı olduğunu bilmemekte midir?

Yeni eğitim sistemi 4+4+4 ‘ün ilk muhataplarından olan sınıf öğretmenleri dahi sistemin ne olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Mevcut durumda okullar talebi karşılayamazken yüzbinlerce öğrenciyi fazladan okula başlatmak, bunun da alelacele yapılması anlaşılır değildir. Okula başlama yaşını düşürürken, okula başlayacak öğrenciler için yeni bir sistem inşa edilememiş, yeterli derslik açılamamıştır…

Bakanlık yaptığı açıklamalarda derslik sayısının yeterli olduğunu ifade etmekte, kamuoyunu yanıltmaktadır. Kendi evinin çevresinde tek öğün ders yalpan okullarda durum böyle olabilir ama Diyarbekir’de, Urfa’da, Van’da öğrenci ihtiyacını karşılayan kaç okul sayabilir? Okullar ikili öğretim yapmasına rağmen (ki bu, birçok okulda derslerin bitiş saatinin 18’i bulması anlamına geliyor. Bu saat, kışın birçok şehirde yatsı ezanına denk geliyor. ) talep karşılanamamıştır. Birçok okulda bilgisayar, teknoloji tasarım, fen laboratuarı gibi sınıflar kapatılıp dersliğe dönüştürüldüğü halde sınıf mevcudu elli kişiyi geçmektedir. Geçenlerde bir öğretmen arkadaş, bir okulda 106 kişilik bir “birinci sınıf” olduğunu söyleyince nutkum tutuldu. Böyle bir ortam eğitim ortamı olamaz, olsa olsa veliye de öğretmene de zulüm ortamı olur…

4+4+4 ile matematik ve fen gibi derslerin az, seçmeli derslerin çoğunlukta olduğu, zamana yayılmış müfredatla batı tipi bir eğitim modeli inşa edildiği söyleniyor. Bunun doğru olduğunu kabul edelim; iyi de böyle bir eğitim sistemi için altyapı hazır değilken yüzbinlerce öğrencinin mağduriyetine sebep olacak bu acele neden?

Bu sistem de birkaç yıla kadar oturur, ama birkaç nesli heba ederek… Çocukları bu yeni sistemin ilk kurbanı olan aileler ve öğretmenlere sabır, öğrencilere başarılar diliyorum…

 twitter/ruhavi

  • Abone ol