Trump’ın iş arkadaşlarının ikisinin mahkûmiyet kararı aniden –hem de ikisi birden- geliverdi. Bakalım arkası nasıl gelecek.

Donald Trump, başlı başına, açıklanması kolay olmayan bir fenomen. Amerika’ya nasıl başkan oldu? Ama ondan önce, Donald Trump gibi biri nasıl olur? Dünyada tuhaf insanlar, eksantrik insanlar hep olmuştur da Trump kadar zengin bir “koleksiyon” bulmak zor. Böyle kişisel özelliklere sahip bir insan karşımıza üstüne üstlük Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı olarak çıkınca insan gerçekten şaşırıp kalıyor.

Yakın tarihte özellikle Cumhuriyetçi Parti şaşırtıcı başkanlar (ya da “başkan adayları”) çıkardı. Ronald Reagan ile George Bush Jr. bilgisizlikleriyle Amerikan mizah tarihine katkıda bulunmuşlardı. Nixon bilgisiz değildi, hattâ bilmemesi gereken şeyleri bilme merakına sahipti ve onun için istifa etmek zorunda kaldı. Yerine geçen Ford ise “yürürken jiklet çiğnemek ya da çiğneyememek” esprisinin kaynağı olan kişiydi. Nixon’ın Ford’dan önceki yardımcısı Spiro Agnew da Amerika tarihinde pek şanlı şerefli bir iz bırakmamıştır.

Bu arada “kazanamayan” Cumhuriyetçiler’i de unutmamalı. Başta Barry Goldwater gelir. Başlıca planı ve Amerikan halkına önerisi Vietnam’ı nükleer bomba atarak yenmekti. Epey açık farkla kaybetmişti. Kaybeden Başkan Yardımcısı adayı olarak Sarah Palin de kolay kolay unutulmayacak bir kişiydi.

Bütün bu zengin geçmişe rağmen Donald Trump Cumhuriyetçi “envanjelist-Jacksonian” gelenek çerçevesinde bile benzeri olmayan bir kişi. Ayrıca, Cumhuriyetçi Parti’nin belirli bir kanadının (ABD devlet gelenekleriyle daha içli dışlı olduğunu söyleyebileceğimiz kişiler) ciddi muhalefetiyle karşılaşmış bir kişi. Burada sayıca daha büyük yoğunluk oluşturan Evanjelist Amerikalılar’a pek de sevimli gelmeyecek bir hayat çizgisi var üstelik. Dolayısıyla, iş “karakola kalırsa” Cumhuriyetçi Parti içinden de onun aleyhinde tavır alacak birçok kişi var.

Ancak, Trump bir “sorun”sa, dünyada ve ülkesinde birçok insan onu bir “sorun” olarak görüyorsa (ki, görüyor) iyi güzel de, bir yanda da ona oy vermiş insanlar var. Tamam, Trump oyların çoğunu alamadı, Amerikan seçim sisteminin azizlikleri sayesinde ikinci seçicilerin çoğunluğunu kazandı. Ama Trump gibi birinin yüzde otuzlardan yukarıda oy alabilmesi bana yeterince ciddi bir sorun gibi görünüyor. Oysa aldığı oy bunun bir hayli üstünde ve Başkan olduktan sonra yapmayı başardığı nice gaftan, olmadık tercihlerden sonra da arkasındaki halk (seçmen) desteği azalmış gibi görünüyor.

Onun için, Trump’un Beyaz Ev’i bırakıp kendi kulesine dönmesi benim gözümde sorunun çözümü gibi görünmüyor. Impeachment, “azil” filan, aşağıdan yukarıya işleyen bir iradenin seçtiği bir adamı yukarıdan aşağıya işleyen başka bir iradeyle geldiği yere göndermek oluyor. “Trump’tan kurtulmak”, Amerika için gerçekten çok önemli, çok hayatî olabilir. Ama ona Başkan olacak oyu vermiş olanlar onunla ilgili aynı olumlu duyguları beslemeye devam ediyorlarsa, “sorun bitti” demek zor. Sorun zaten hiçbir zaman kendi başına Trump’tan ibaret değildi – yeni popülizm dalgasının bütün tekil örneklerinde de olduğu gibi.

Trump’ın iktidardan uzaklaşması, hangi yöntemle olursa olsun, şöyle bir ay kadar önce gerçekleşmiş olsa, sanırım belirli çevrelerde epey bir üzüntü yaratırdı. Bu “belirli çevreler”, aynı şey şimdi olacak olursa en gürültülü biçimde sevinecek olanlar, yani AKP’liler. Tayyip Erdoğan’a antipatisi epey saydam olan Hillary Clinton seçimi kaybedince bu kesim bayağı sevinmişti. Trump’ın çizdiği kişiliğe de herhangi bir itirazları olmadığı anlaşılıyordu. Ama hayat popülist önderleri de boğaz boğaza getirebiliyor – hem de sık sık. Amerika’nın State Department’ıyla, Pentagon’uyla dünya politikası Trump Başkan oldu diye kısa zamanda değişecek değil. Tayyip Erdoğan sürprizlerle dolu bu dünyada Trump’la barışabilir de. O zaman Trump yeniden “I like him!” diyerek dolaşmaya başlayabilir. Ama “Amerikan politikası” diye yuvarladığımız şeyin Erdoğan’la barışacağına pek ihtimal veremiyorum.

  • Abone ol