Cafer SOLGUN



Bookmark and Share

38 ağladığımız, yandığımız, öldüğümüzdür…


8.01.2020 - Bu Yazı 175 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bazı konularda yazmak zordur, ama yazılmalıdır işte. Bu da o yazılardan biri benim için. Daha fazla erteleyemezdim. Yeni bir yılın ilk günlerine denk geldi. Kusursa değerli okur, kusura bakmayın lütfen. 

Sanırım yıllar önce ilk defa, işkencecilerle ilgili “Nasıl yapabiliyorlar bu iğrenç ve alçakça işi?” diye düşünmüştüm… İşkence yapmak bir “iş” olabilir miydi ayrıca? Bu insan suretindeki mahlukların annesi, babası, eşi, çoluk çocuğu yok muydu? İnsan içine çıkmıyorlar mıydı hiç? Vicdanları, insanlıkları nasıl bu denli kararmış olabilirdi?

Sonraki yıllarda, 38 için de benzer bir soru aklıma düştü… Büyüklerimizden dinlediğimiz o korkunç 38 anlatımlarının “diğer” tarafında, o katliamı gerçekleştirenler vardı. Bu gerçekle nasıl yaşayabiliyorlardı? 

Dersim üzerine araştırmalarım süresince bu soru hep aklımın bir köşesinde idi. 

İhsan Sabri Çağlayangil, ölmeden anılarını anlatmıştı, evet. Seyit Rıza ve arkadaşlarının nasıl yargılandıklarını, nasıl idam kararları alındığını ve Elazığ Buğday Meydanı’nda kurulan idam sehpalarını, Seyit Rıza’nın sehpaya nasıl yürüdüğünü…  Ama Çağlayangil, sonuçta, idamların infazı için “özel” olarak görevlendirilmiş biriydi. O köyleri yakanlardan, yıkanlardan, insanları çoluk çocuk ayırt etmeden öldürenlerden değil…

Muhsin Batur vardı bir de, evet… Bir zamanların “uçan paşa” lakaplı, kudretli darbeci generali Muhsin Batur da anılarını yayınlamıştı, 1986’da. Ama Batur, hayatını ayrıntılarıyla, deyim yerindeyse ballandıra ballandıra anlattığı anılarında, söz Dersim’e gelince, genç bir subay olarak katıldığı Dersim Harekâtı için, “Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” demekle yetinmişti. 

“Dersim… Dersim… Yüzleşmezsek Hiçbir Şey Geçmiş Olmuyor” kitabımı (Timaş, 2010) yayına hazırlarken, Seyit Rıza’yı mahkemeye, sonrasında idam edileceği meydana götürürken kolundan tutan emniyet görevlisinin kızıyla tanıştım. Seyit Rıza’yı kolundan tutan komiser Sadık Vural, 38 ve Seyit Rıza ile ilgili çocuklarıyla konuşmaktan hep kaçınmış. “Büyüyünce anlarsınız” demekle yetinmiş. Sadık Vural, harekata da katılmış, kızı bana o yıllarda Dersim’de çekilmiş resimlerini verdi. Ama ailesi onay vermediği için yayınlamadım, arşivimde duruyor. 

Ya askerler? Kimlerdi onlar?

2007 yılının ilk günlerinde, nihayet 38 kırımına katılmış bir asker, vicdanının sesine kulak verdi ve konuştu. Urfalı Abdullah Çiftçi, son nefesini vermeden hemen önce, “Allah kimseye göstermesin gördüklerimi” diyerek anlatmaya başladı: “Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını, hepsini ağır makineli silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. İki yıl böyle sürdü. (…) Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.” 

2011 yılında, “Kara Vagon” isimli 38 sürgünlerinin anlatıldığı bir belgesel için, harekata katılan iki asker daha vicdanlarının sesine kulak verdi. Bunlardan Haydar Dede, “…Adamları vurduk, vurdular. Şimdi şöyle kol kola taktılar. Şöyle kol kola taktılar beş yüz, alt yüz kişiyi ağır makineli tüfeklerle şöyle öldürdüler. Harçik ırmağına koydular, ırmak kıpkırmızı aktı” dedi.

Diğer asker, Eskeri Akyol da tanıklığını şöyle dile getirdi: “Diyarbakır’dan Dersim’e yedi gün yedi gece yürüyerek gittik. Gittikten sonra bizi Ali Boğazı'na verdiler. Gittiğimizde askerler evleri yakıyordu. Ulaştıkları tüm evleri yakıyorlardı. (…) Bombaları atmak zorundaydık mağaralara. Sonra gidip baktığımızda öyle çoğu yaşlı benim gibi. Getirip üst üste yığıyordu askerler ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı... Öyle canlı canlı... (…) Yukarı Kutu deresinde ceset kokusundan durulamıyordu. İnsanları öldürüp atmışlardı. Öylesine felaket görülmemiştir.”

Ve geçtiğimiz yılın sonlarına doğru bir başka askerin tanıklığı ile sarsıldık…

Bu, diğerlerinden farklı bir tanıklık idi. Çünkü “sıcağı sıcağına” bir tanıklıktı; 38 katliamına katılan bir asker, Dersim’deki günlerini, gün gün defterine kaydetmişti. Bu tanıklığın yukarıda örneklendirdiğim diğer vicdan azabı çeken askerlerin anlatımlarından farkı ve düşündürücü tarafı, günlük tutan askerin kahredici kayıtsızlığı idi… 29 Kasım 2019 günü Agos gazetesine manşet olan yazısında, günlüğü ilk kez duyuran araştırmacı Zeynep Türkyılmaz’ın deyişiyle, “kötülüğün sıradanlığı” idi söz konusu olan… 

İzleyen günlerde, Mahsuni Gül imzasıyla bu günlük, kitap olarak yayınlandı (Bir Askerin Günlüğünden Dersim 1938, Fam Yayınları Aralık 2019). 

“Ece Ajandası”na Osmanlı alfabesiyle yazılmış günlük, Mehmet Yıldırım tarafından günümüz Türkçesine çevrildi. Günlüğün Osmanlıca orijinali İstanbul Atatürk Kitaplığı arşivinde bulunuyor.

Günlükten anlaşıldığına göre Samsun Çarşambalı asker Yusuf Kenan Akım, 27 Nisan 1938’de askerlik yaşamına başlıyor. Birliğine gelen emirle Samsun, Amasya, Sivas üzerinden trenle Erzincan’a geliyor ve 30 Temmuz’da arkadaşlarıyla Fırat kenarında fotoğraf çektiriyor. Tutulan kısa notlarda 38 katliamı olanca vahşetiyle bir kez daha gözler önüne sergilenirken, notların sahibi askerin kayıtsızlığı ise insanın kanını donduruyor…

Birkaç örnek vereceğim:

“11 Ağustos: Bu sabah erkenden karşıdaki köye baskın yaptık. Fakat köyde kimse yoktu. Yakılması için haber bekliyoruz. Hafif makina Yılan Dağı’nı kurşunla dövüyor. Bugün dağları tararken 10 Kürt çıktı. İkisini bizim bölük vurdu. Bir kısmı yaralı kaçtı, bir kısmı da yakalandı. Şimdi yani 11:30’da Kozluca (tam okunamadı) köyünü yakıyoruz.”

“18 Ağustos: Sabah saat yedi buçukta Zara’nın nahiyesinden hareket ettik. Pülür’e, sonra Cevizli köyüne geldik. Yol boyunca olan bütün köyleri yaktık. Dağ içinde bir kulübeye girdik. 100 keçi bulduk. Ve meşum bir vaziyet karşısında kaldık. Bir Kürt kadını kendisini iple asmış.”

“3 Eylül: Cevizli ilerisindeyiz. Gece saat 12’de çadırlarımızı sökerek Pertek’ten hareket ettik. Sabaha kadar yol yürüdük. Nihayet saat 7’de bir su kenarında konakladık. Fakat derenin içi insan leşleriyle dolu olduğundan, susuzluktan öldük. O kadar yürümüşüz ki ayakta duracak kuvvetim yok. Ya Rab sen kurtar bizi buralardan…”

“9 Eylül: Ah bugün İzmir’de olsaydım. Halbuki dağ başında Kürtlerle uğraşıyoruz. Bugün de dağları ormanları tarayarak ovaya geldik. Bizim bölük Şam Uşaklarının başı olan Şeytan Ali’nin kafasını ve birçok daha insan öldürerek hepsinin kafasını getirdi. Şimdi bizim bölük çok gözde, bütün zabıtlar kahraman bölük diyorlar. Ali Galip Paşa bizim bölüğün gözlerinden öptüğünü telefonla söyledi. Geceyi Ovacık’ın bir saat ilerisinde geçirdik. Yine çok yorgunuz…”

“10 Eylül: Bugün dağlar ormanlar tarandı. Bizim bölük, azılılardan birisinin kellesini getirdi. Başka bir bölük de Seyithan’ın kafasını getirdi. Bizim bölükte Ruşen isminde er var. Bütün kafaları o kesiyor. Buralarda çok sefil kaldık…”

“11 Eylül: Bugün de dağları tarıyoruz. İnsan leşlerinden derelere girilmiyor. Burası o kadar soğuk ki adeta donuyoruz. Gece herkes of anam diye ağlıyor. Dünyanın en büyük cefasını biz çekiyoruz.”

“12 Eylül: Bu sabah erkenden kalktık. Yine dağlarda tarama harekâtı yapıyoruz. Her gün kafa kesmekle uğraşıyoruz. Bugün arkadaşlar yağ bulmuşlar, pirinç aldık, güzel bir pilav yapıp arkadaşlarla yedik. Artık insanlıktan çıktık, çok perişan olduk.”

“Bir Askerin Günlüğü’nden Dersim 1938” adıyla yayınlanan kitapta, İstanbul Atatürk Kitaplığı arşivinden alınmış, 1937 tarihli ilk defa yayınlanan bir fotoğraf da var. Fotoğrafa “Dersim’de tutuklanan köylü kadınlar ve çocuklar” notu düşülmüş. 

Bu yazıyı yazarken Mahsuni Gül’e günlüğü okuduğunda neler düşündüğünü, hissettiğini sordum. “Ağladım” dedi bana: “Hala da ağlarım… Askerler köylerini bastıklarında kendini asan kadına ağlarım… Dereleri dolduran cesetlere ağlarım… Dersim’e ağlarım… ‘Ya Rab! Ne zaman kurtulacağım bu korkunç yerden!’ diyen askere de ağlarım… Ne diyeyim başka…”

Ne desin başka…

*** 

Pişmanlığını dile getiren, işlediği suçtan dolayı nedamet getiren birini affetmek, ahlakımız, terbiyemiz, töremiz gereğidir. En affedilmez suçlar işlemiş biri için bile, eğer nedamet getirmişse, “Allah’ından bulsun” derdi büyüklerimiz. 

Meselemiz 1937-38’de işlenen insanlık suçuyla hala yüzleşilememiş olmanın acısıdır. 

Çünkü barış ve adalet, ancak birbirimizin acısını hissettiğimiz zaman, paylaştığımız bir ihtiyaç olarak değer kazanır…

Martin Luther King, “Beni korkutan kötülerin baskısı değil, iyilerin kayıtsızlığıdır” demiş. 

Dersim hala kanıyorsa için için, yaşadığı acıya gösterilen kayıtsızlıktandır biraz da. 

O kayıtsızlıktır o gün bugündür ağladığımız, yandığımız, öldüğümüz.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.02.2020
Tuz koktu, hatta çürüyor…
20.02.2020
Dersim’de hâkim kanaat: Gülistan Doku öldürüldü ve gizlice gömüldü
11.02.2020
Deprem sonrası Elazığ Seko Mahallesi’nden insanlık halleri…
5.02.2020
Sayın Kınık, kalkın o koltuktan!
22.01.2020
Ortadoğu: Mevzunun özü…
16.01.2020
Kaos ve istikrarsızlık Ortadoğu’nun ‘kaderi’ mi?
8.01.2020
38 ağladığımız, yandığımız, öldüğümüzdür…
25.12.2019
Kanayan vicdanımız: Roboski
18.12.2019
'Gömlek değiştirdik' bile diyemeden...
13.12.2019
Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını tanıyın!
27.11.2019
Bir 'gelecek tasavvurunuz' yoksa…
20.11.2019
Toplu intihar vakalarının düşündürdükleri
13.11.2019
En kötüsü çaresizliktir insan hallerinin...
6.11.2019
Egemen gündem, 'öteki' gündem...
25.7.2018
'Kontrol'lü mü? 'Tiyatro' mu? 'Darbe' mi?
9.4.2017
Sahi ne oldu o ‘ruh’?
23.8.2015
HDP neden önemli?
19.8.2015
Bu psikolojiye teslim olmayalım
17.8.2015
Ya yine boyun eğmezsek?
16.8.2015
Bir saniye bile terk edemiyorlar
12.8.2015
Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu
10.8.2015
Yok OHAL değil bunlar!
5.8.2015
Davutoğlu’nun ikilemi
3.8.2015
Hakikatlerimizi çürütmeyelim
25.7.2015
Bu filmi gördük, tekrar görmek istemiyoruz
22.7.2015
Suruç’ta katliam… Bu kez unutmayalım
20.7.2015
Herkes sorumluluğunu bilirse...
8.7.2015
Davutoğlu ve AKP’nin ahlakı
24.6.2015
Yeni bir MC mi?
23.6.2015
Anlaşıldı, ‘size rahat yok’ diyorlar
21.6.2015
Yarın Babalar Günü ya da uzaklara ağıt…
17.6.2015
Kitap, ‘bomba’, zaman ve liderlik
15.6.2015
'Galiba hata yaptık'!
14.6.2015
AKP’nin densiz yalakaları
8.6.2015
HDP barajı yıktı, AKP ikilemiyle baş başa
6.6.2015
Geçmişi değil geleceği oyluyoruz
5.6.2015
Sözüm AKP seçmenine…
4.6.2015
Bu, bir kararlılık tatbikatıdır
2.6.2015
DERSİM’DE SONUÇLAR BELLİ
2.6.2015
ELAZIĞ’DA HDP SÜRPRİZ YAPACAK
30.5.2015
Gerçekler hamasetle sıvanabilir mi?
27.5.2015
İtibar meselesi ya da kabahatin büyüğü
26.5.2015
Aleviler oylarını paylaşıyor
25.5.2015
Aleviler hep CHP’li miydi?
23.5.2015
7 Haziran sınavı
20.5.2015
‘İşkilli büzük dingilder’
19.5.2015
HDP barajı yıkıyor
16.5.2015
Diktatörlerin davası
14.5.2015
Zamane diktatörleri
11.5.2015
O, yani Kenan Evren…
6.5.2015
Psikolojik harp zamanlarından günümüze…
4.5.2015
‘Bunlar Ermeni’den ‘bunlar Zerdüşt’e...
2.5.2015
Böyle olmak zorunda değildi, ama...
29.4.2015
Adaletin sefaleti
27.4.2015
Adaletiniz yoksa...
25.4.2015
Yüzleşmek mi unutmak mı?
22.4.2015
AKP'nin unuttuğu...
20.4.2015
Dün 'hain" bugün 'paralel'
19.4.2015
AKP ne vaat ediyor?
16.4.2015
Erdoğan'ın girdabı...
11.4.2015
Böyle suç olur mu?
10.4.2015
BU SİYASETE MAHKUM MUYUZ?
29.12.2014
‘Baba yazın bitti mi?’
22.12.2014
14 Aralık tiyatrosu
15.12.2014
Susma, sustukça…
08.12.2014
Aloooo!
01.12.2014
Boş çuval dik durmaz
24.11.2014
Heyecanı kaybolmuş ‘açılımlar’
17.11.2014
‘Ya Usenê Kerbelay...’
10.11.2014
Dersim hâlâ kanıyor
03.11.2014
Bugün Kerbela... Her gün Kerbela...
27.10.2014
Rüzgâra karşı durmak
23.10.2014
Cumartesi Anneleri: 500. Hafta...
20.10.2014
Hay way zaman...
16.10.2014
Maksat kayda girsin...
13.10.2014
Kobanê sınavı...
09.10.2014
OHAL mi, ‘barış’ mı
06.10.2014
Kobanê düşmez...
02.10.2014
Demagoji yapmayın 'mecburi' zulme son verin
29.09.2014
Yine yanlış hesap...
25.09.2014
Teşhis doğru değilse...
22.09.2014
Haber güzel, sorular zor
18.09.2014
AİHM kararı ve haddini bilmek...
15.09.2014
IŞİD, Kürtler, Türkiye
11.09.2014
Çalışma hayatında 12 Eylül düzeni...
08.09.2014
Hıdır’ı da ‘şehit’ sayacak mısınız
04.09.2014
Süreci çürütmek mi yürütmek mi
01.09.2014
Madem sürecin sahibi artık Çankaya’da...
28.08.2014
'Düşman' olmadan olmaz
25.08.2014
'Zor zamanlar' diyalektiği
21.08.2014
Selahattin Demirtaş ve HDP
18.08.2014
İthal seçmen olmaz, ithal aday verelim
14.08.2014
CHP’nin ikilemi
11.08.2014
Kutuplaşma değil ama saflaşma iyidir
07.08.2014
Vicdanımızın sesini dinleyelim
04.08.2014
Bir cumhurbaşkanı düşünün...
31.07.2014
22 Temmuz hangi davanın operasyonu
28.07.2014
Her şeye rağmen, bayramdır...
24.07.2014
'Kardeşlik' güzel de...
21.07.2014
İçimizdeki faşizm
17.07.2014
Kanayan adalet
14.07.2014
Bu mudur
10.07.2014
IŞİD Kobanê’ye neden saldırıyor
07.07.2014
Sadede gelelim demiştik...
03.07.2014
‘Kutlu’ yolculuk mu
30.06.2014
Artık sadede gelelim...
26.06.2014
Kirli uzlaşma
23.06.2014
12 Eylül mahkûm edildi, öyle mi
19.06.2014
CHP'nin 'çatı' ölçüsü ne
16.06.2014
Bayrak mı, sopa mı
12.06.2014
Milliyetçi provokasyon
09.06.2014
Tarihe ’öyle’ mi, ‘böyle’ mi geçeceksiniz
05.06.2014
‘Hayırdır inşallah’ demeden önce...
02.06.2014
İktidar olmak böyle bir şey...
29.05.2014
Medet ya Ali...
26.05.2014
Montaj, dublaj değil, yüzde yüz Erdoğan
22.05.2014
O kadar mı basit, ucuz, kolay
19.05.2014
Hayat devam ediyor, değil mi
15.05.2014
'Kader değildir ya, kaderdir diyek...'
12.05.2014
'Dik' olmak, 'ilkeli' olmak...
08.05.2014
Şüpheliler konuştu, şüpheler dağıldı mı
05.05.2014
’38 xo vira mêke
01.05.2014
1 Mayıs, korku ve cesaret
28.04.2014
Acıyı paylaşmanın sorumluluğu
24.04.2014
23 Nisan ve 'Tayyip'in askerleri'
21.04.2014
Diyanet’i tartışmak...
17.04.2014
Hatay ve anaların âhı...
14.04.2014
Qaşmer, tırşıkçı, zavallı...
10.04.2014
‘Ayna ayna söyle bana...’
07.04.2014
Muktedir, muzaffer ama hastalar...
03.04.2014
Türkiye 'AKP Cumhuriyeti' olur mu
27.03.2014
Seçtiğimiz nedir
24.03.2014
‘Bilal’e anlatır gibi...’
20.03.2014
Süreç çöktü, ama...
17.03.2014
Yine mi aynı senaryo
13.03.2014
‘Emirleri Berkin’den alıyoruz’
10.03.2014
Yeniden başlamak...
06.03.2014
‘Ah ulan Rıza’ adaleti...
03.03.2014
Mazlumun âhı...
27.02.2014
‘Havuz’ taştı...
24.02.2014
İktidar olmak, devlet olmak...
20.02.2014
İktidara ‘mecbur ve mahkûm’ olmak...
17.02.2014
Asıl mesele Çözüm Süreci mi
13.02.2014
Çözüm Süreci kimin kararı
10.02.2014
Paralel demagojiler
06.02.2014
Nereden baksan, ahmaklık
03.02.2014
Derin, paralel, tuhaf...
30.01.2014
Neyse ki Türkiye’de yaşıyoruz...
27.01.2014
Darbecilik ‘boru’ mudur
23.01.2014
Ermeni hayat dersleri...
20.01.2014
Kürtlerin devlet bilinci
16.01.2014
‘Paralel’ manipülasyon
13.01.2014
Paris soruları...
09.01.2014
Paris karanlığı
06.01.2014
‘Darbecilik’ ciddi bir ithamdır, biliyorsunuz değil mi
03.01.2014
‘Ulan hepiniz oradaydınız...’
30.12.2013
Darbe ya da insafınız kurusun!
27.12.2013
Bugün günlerden Roboski...
23.12.2013
Karakolda doğru söyler...
20.12.2013
Organize işler, organize kirlilik...
16.12.2013
‘Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak’
13.12.2013
MGK’nın ‘sır’ işleri
09.12.2013
MGK Cumhuriyeti
06.12.2013
Barış hepimize hayat..
02.12.2013
‘İşler yolunda, kutuplaşmaya devam’
29.11.2013
Gündemi şaşırmak
25.11.2013
İktidar partisinin ikilemi
22.11.2013
Yazmak hâlleri...
18.11.2013
Diyarbekir çıkışının anlamı...
16.11.2013
‘Süreci taçlandırmak’ için...
15.11.2013
Hüseynî duruş, Zeynebî direniş...
11.11.2013
Şeyh uçmaz...
08.11.2013
Erdoğan gündemi neden değiştiriyor
04.11.2013
Süreç tıkandı; eee?
01.11.2013
Barış, hakikat, cesaret...
28.10.2013
Sürecin önünü açmak için...
25.10.2013
Çözüm Süreci dersleri: Öcalan ve PKK
21.10.2013
‘Ben Kürt olsaydım’...
18.10.2013
‘Kaynaklarım diyor ki...’
14.10.2013
Çift dilli yazı...
11.10.2013
Alevileri kutuplaştırmak...
07.10.2013
Ah ulan Yahya...
04.10.2013
‘Andımız’
30.09.2013
İyimser yazı...
27.09.2013
Dedeleri devletleştirmek...
23.09.2013
12 Eylül Utanç Müzesi
16.09.2013
Dersim’e ‘Dersim’ demek...
13.09.2013
33 yıl olmuş...
09.09.2013
Lice...
06.09.2013
Barışı savunmak...
02.09.2013
Suriye’ye müdahale ve sonrası...
30.08.2013
Ya bu sefer de gitmezse
26.08.2013
Kayıplar: Adalet ve yüzleşme sınavımız...
23.08.2013
‘Kayıp’ gerçeğimiz...
19.08.2013
Batı’yı fırçalamak kolay da...
16.08.2013
‘Gerekirse demokrasiyi sorgulamak’
12.08.2013
Ergenekon’u hafife almak...
05.08.2013
Dersimlilerin endişesi...
02.08.2013
Dersim hâlleri...
29.07.2013
‘De facto’ Rojava...
26.07.2013
‘Kırmızıçizgi’ mi dediniz
22.07.2013
Medya hâlleri...
19.07.2013
Ebuzer Gıffari ya da Müslüman vicdanı...
15.07.2013
Değişim, iktidar, statüko
12.07.2013
Türkiye çok değişti, çok...
09.07.2013
Biraz Mısır, biraz Türkiye: Demokrasi dersi...
05.07.2013
‘Gördünüz değil mi; Mısır’da darbe oldu!’
01.07.2013
Demokrasi: Sorumluluk mu, vebal mi
28.06.2013
Sorun biraz da psikolojik...
24.06.2013
Gezi’nin siyasetini yapmak
17.06.2013
Keşke demek nafile, ama...
14.06.2013
AKP’nin Gezi siyaseti
10.06.2013
Öcalan’ın gördüğü işte budur
07.06.2013
Gezi direnişi ve ‘süreç’
05.06.2013
Gezi neden ‘patladı’
03.06.2013
Taksim hareketinin ideolojisi
01.06.2013
“Kılıcından Kızılbaş kanı damlayan” Yavuz...
31.05.2013
‘Kızılbaş öldürmek hem farz hem de vacip’
27.05.2013
Aleviler ‘birlik- beraberliğimizin’ neresinde
25.05.2013
Suriye: Olmak ya da olmamak...
21.05.2013
Önce kendini bil ki...
17.05.2013
Ortadoğu dersleri
10.05.2013
‘Bu Taraf’ta olmak...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive