Cafer SOLGUN



Bookmark and Share

Deprem sonrası Elazığ Seko Mahallesi’nden insanlık halleri…


11.02.2020 - Bu Yazı 248 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Elazığ'a doğru hareket etti otobüsümüz. İstanbul'u geride bıraktıktan sonra geçtiğimiz hemen her yer karlıydı, kar yağıyordu. İstanbul'da da kar yağmaya başlamış cuma günü. Kaç kıştır İstanbul'da doğru dürüst kar yağmıyor. Kızım isyan ediyor bu duruma kendince gayet haklı olarak; "Sadece soğuk. Hiç kar yağmıyor. Böyle kış mı olur?"

Sivas, Uzunyayla'da yoğun tipi vardı. Yolda kalmış, arızalanmış araçlar gördük. Kendimi bildim bileli, Uzunyayla böyle. Yıllar önce orada bir otobüs dolusu insan, donma tehlikesiyle yüz yüze kalmıştık.

Otobüsle seyahat etmek çok hoşuma giderdi bir zamanlar. Hala da seviyorum ya, dört-beş saatten fazla bir uzun yol seyahati biraz yorucu ve sıkıcı geliyor bana artık. İletişim ve teknoloji çağında yaşıyoruz ve "yaşlanıyoruz"dan ziyade bununla da ilgili olmalı. Hep bir koşturmaca, hep bir yerlere yetişmek zorundaymışız gibi bir telaşla yaşıyoruz çünkü. Uçak biletleri fahiş idi. Üstüne de geçenlerde meydana gelen kaza nedeniyle S. Gökçen Havaalanındaki bütün uçuşlar iptal edildiği için, biraz da mecburiyetten tercih ettim otobüsü. İşin mecburiyet kısmı bir yana, içten içe istiyordum da galiba. Depremden bu yana bir nostalji duygusu yerleşti içime. Değil mi ki, "eskiden" İstanbul'dan Elazığ'a, Elazığ'dan İstanbul'a otobüsle gelirdim. Fosur fosur sigara da içilirdi o zamanlar. Kafamı cama yaslar düşüncelere, hayallere dalardım; uyuyamazdım.

Elazığ yolcularını indirdikten sonra Van'a devam edecek bir otobüstü bindiğim. Şoförlerden biriyle molalarda ahbap olduk. 50'li yaşlarında ve Van, Bahçesaraylıydı. "Bizim oralar her kış böyle. Ama bu kış felaket oldu. İlk defa çığ düşmüyor oraya. Ama ben böyle bir kurtarma çalışması ne gördüm, ne duydum" dedi. Bahçesaray-Van yoluna tünel yapılmış bir noktada, "ama" diyordu, "orası çığ bölgesi değil ki!" Tünel ve asma yollar yapılmalıymış. Yakınmaya, şikâyet etmeye daha da devam edecekti ya, nereden aklına geldiyse ne iş yaptığımı sordu. Gazeteci olduğumu öğrenince sustu adam, konuyu değiştirdi. Eskiden insanlar "yaz gazeteci" diye başlarlardı hep bir ağızdan, "bunu da yaz, madem gazetecisin..." Nicedir, gazeteci deyince insanlar konuşmayı değil susmayı tercih ediyorlar. "Yandaş" da "muhalif" de olsan, güvenmiyorlar.

Otobüsten indikten sonra ucu ucuna yetiştim "çarşı"ya giden minibüse. Ceplerimde bozuk para ararken "yoksa kalsın abe" dedi şoför. Bulup verdim teşekkür ederek. İstanbul'da ücretini ödeyemeyen insanları bağrış çağrış minibüslerden indirdiklerine çok tanık olmuşumdur...

"Çarşı"nın olağan kalabalığı, hareketliliği devam ediyordu. Görünürde depremi hatırlatan yegâne şey, AFAD üniformalı insanlar ve araçlarıydı. Hayat devam ediyordu bir şekilde işte. İnsanlar hafta sonu alışverişine çıkmışlardı. Ara sıra kar atıştırıyordu ama ayaz vardı daha çok. Keskin bir soğuk. Ama bu kalabalıkta her zamankinden farklı bir hava vardı; insanlar durgundu, hüzünlüydü. Deprem herkesi ürkütmüş, moralini, psikolojisini bozmuştu...

Anam heyecanla beni bekliyordu. Hozat Garajı ile Yıldızbağları Mahallesi, yürünebilir bir mesafedir. Hava soğuk da olsa yürümeyi tercih ettim. Yol üstünde bir markete uğrayıp ev için alışveriş yaptım. Boş bir AFAD yardım kamyonu gördüm. Ve çadırlara sığınmış soğukla mücadele eden insanlar...

Ve işte anamın kapısının önündeydim. Sarıldık. Elini öptüm. Sobayı yakmıştı benim için. İlk günkü heyecanla depremi anlattı. Artçı sarsıntılar devam ettiği için insanlar günlerce eve girememişler korkudan. "Bu karda, bu kışta, bir de deprem, fakirin çilesi bitmiyor oğlum." Altun ve çocukları gelmişler. Altun, benden birkaç yaş küçük, çocukluk arkadaşım. Ermeni kapı komşularımızdan bize yadigâr. "İnsanlar aç, yoksul, perişan. Depremin vurduğu da vurmadığı da yardım almak peşinde. Ben almadım" diye anlatmaya devam etti anam, "Şükür, bize bir şey olmadı." "Şükür" dedi ama peşinden ekledi, "Baban beni istemedi yanına demek". Ağladı...

Biraz hasret giderdikten sonra sırt çantamı eve bırakıp "çarşıya" dolaşmaya çıktım. Ama adımlarım beni Seko Mahallesi’ne götürdü. Hani, haberlerde adı "Mustafa Paşa Mahallesi" diye geçen mahalle. Seko Mahallesi, çocukluğum demek...

Seko Mahallesi adını bir zamanlar burada yaşamış bir Ermeni'den almış. Sonradan adı "Mustafa Paşa Mahallesi" olarak değiştirildiyse de, halk arasında adı hep Seko Mahallesi idi. Artık, "Bu mahallede Kürtler yaşardı bir zamanlar" diyeceğiz, "Ermeniler yaşardı, Zazalar yaşardı, Aleviler ve Sünniler yaşardı." 1970'li yılların hengâmesinde dahi topraklarını terk etmemiş Ermenilerin çoğu, 12 Eylül darbesini izleyen yıllarda terk ettiler Elazığ'ı. Kimisi İstanbul gibi daha "göze görünmez" olabileceklerini düşündükleri büyük şehirlere göç etti, kimisi de Avrupa'ya. Seko Mahallesinde kalanlar da oldu ama. Çocuklarıyla birlikte büyüdüğümüz Mardiros Abe mesela, Varto Abla mesela, kızını "platonik" bir aşkla sevdiğim Marsa Abla mesela... Evlerini, yurtlarını terk etmediler, burada öldüler...

Mahallenin büyük çoğunluğu gibi tek katlı kerpiç tuğlalı evlerin oluşturduğu Çayırlı Sokak, mahallenin özeti gibiydi. Palulu Sünni Zaza aileler vardı, Türk aileler vardı, Ermeni ve Dersimli aileler vardı. Tek tük betonarme apartmanlara gıpta ile bakardık; onlar zengindi, bizler yoksul. Galiba en önemli ortak paydamız yoksulluktu. 12 Eylül öncesi ve sonrası, kiminin Adalet Partili, kiminin MSP’li, kiminin CHP'li olduğu o sokakta, bazen kapı önlerinde veya kahvehanelerde tatlı sert "siyasi" çekişmeler, atışmalar olsa da, herkes birbirini kollar, korur, yardımlaşırdı. Evet; bir zamanlar "komşuluk" diye bir şey vardı bu ülkede...

Polis tarafından arandığım bir dönemde, görmek için uğradığım anamın evinde baskına uğramıştım. Anam, nenem ve onların seslerine koşan komşu kadınlar evin kapısı önünde nasıl barikat olmuşlardı; unutamam... Anamı ve Türkçe bilmeyen nenemi tepeleyip eve girmeleri işten bile değildi. Ama onların "Evde kimse yok. Ne istiyorsunuz oğlumdan? Burada değil!" feryatlarına sokağımızın kadınları, diğer analar koşup gelmişti hemen. Halka tatlılarını sattığımız Palulu şorikli Rabe (Rabia), Sünni ve Türk Pamuk Teyze, Sünni ve Türk sağır Selaha (Saliha), Dersimli Fatma abla, Ermeni Varto abla... "Cafer burada değil! Daha yeni çıktı içeriden. Ne istiyorsunuz Fecire hanımdan?" Hepsi de o anda evde olduğumu biliyordu...

O sokak ve o insanlar artık yok...

O kerpiç tuğlalı evlerin yerine yapılan "yeni" binalar depremde yıkıldı. Ayakta kalanları da depremde ağır hasar gördükleri için iş makineleri yıkıyor. Mahallenin derelerini, tarlalarını, top oynadığımız boş arsalarını, bağlarını, bahçelerini ise doğal afet değil, çok daha önce insan evlatları yıkmış, yok etmişti...

Anamla başsağlığı ziyaretlerine gittik Elazığ'a geldiğimin ertesi günü. Yıldızbağları ile birlikte Elazığ'daki diğer Dersimli mahallesi olan Fevzi Çakmak'a. Bu yılın ilk günlerinde amcamın oğlunu kaybettik, kalp krizinden. Üstüne deprem. "Bu ne felakettir Ya Ali..."

Depremzedelere yardım konusunda gördüğüm, duyduğum bir eksiklik olmadığını belirtmeliyim. En azından şehir merkezinde. Köylere gitmedim. Bu tabii ki iyi bir şey. Ama Fevzi Çakmak Cemevi önünde yaşanan bir yardım dağıtma olayını da anlatmadan geçemem. AFAD'ın TIR kamyonu, cemevi önünde içinde battaniye, yastık, yorgan, kışlık elbiseler bulunan yardım kolileri dağıtacakmış. Deprem Fevzi Çakmak'ı vurmamış ama insanlar yoksul, muhtaç. Bir anda kamyonun etrafı dolmuş. Ve görevliler, açtıkları kolilerden çıkardıkları eşyaları insanların üzerine atarak yardımı "dağıtmaya" başlamış! Bunu bana anlatan kadın, "Çok kızdım" dedi, "böyle yardım mı dağıtılır!" Cemevi yöneticilerine gitmiş ve onlara da kızmış. "Bizim alakamız yok" demişler, "Kendi organizasyonları."

O yardım kolilerini insanların kafasına atmayın sayın hanımlar, beyler! İnsanların yoksulluklarını gözlerine sokmayın, kafalarına vurmayın! İnsanların onurlarını, gururlarını zedelemeyin! Buna hakkınız yok; unutmayın! İnsanlar, "Biz Alevi olduğumuz için öyle yaptılar" dediler bana. Buna inanmak istemiyorum. Birkaç yorgun bezgin kendini şaşırmış görevlinin işidir herhalde dedim ve umarım öyledir...

İlk gün Seko Mahallesi’ne girememiştim ya, ikinci gün, dayanamadım...

Ne denli değişmiş de olsa girintisini çıkıntısını bildiğim ara sokaklardan, halk arasında bir zamanlar tankların topların onarıldığı askeri bir merkez olduğu için "ağır bakım" olarak isimlendirilen, şimdi Fahri Belen Kışlası olan yerin karşı sokaklarından. Çok soğuktu hava. Buz gibi, kesen bir soğuk. Barikat önlerindeki polisler ve diğer görevliler, enkazdan çıkardıkları odun parçalarını yakarak ısınmaya çalışıyorlardı. Çadırların içine soba kurmuşlardı insanlar ısınmak için.

Canım yanıyordu benim. Ne buz kesmiş ellerimin farkındaydım ne de ayaklarımın. Çocukluğum acıyordu, gençliğim, ilk "devrimcilik" duygularım, "devrim olacak ve her şey çok güzel olacak" inancım, coşkum...

Nasıl olduysa birkaç kare resim çekmeyi akıl ettim.

Ve nasıl olduysa evleri ağır hasar gördüğü için açıkta kalan ve çadıra geçmektense oralarda sağlam kalmış bir binada ev kiralayabilmiş çocukluk arkadaşım bir Ermeni aileyi aramayı akıl edebildim. Gelmişken onları da görmeden gitmeyeyim diye...

Boş bir parkta beklerken beni almaya geldi Silva. "Üşümüssün abe" dedi bana sarılırken. "Yok" dedim, "çok üşümedim."

"Gözlerinden yaşlar gelmiş ama soğuktan" dedi.

"Öyle mi?" dedim, "evet, hava çok soğuk Silva..."

.

Facebook Yorumları

Emlak8
22.04.2020
Çıkan çıktı... Ya geride kalanlar?
17.04.2020
Hangisi ‘millet’ hangisi ‘alt tabaka’?
9.04.2020
Virüs ayrım yapmıyor, ama…
2.04.2020
‘Olmaya devlet cihanda…’
24.03.2020
‘Bize bir şey olmaz abi!’
19.03.2020
Koronavirüs: İlginç zamanlar…
5.03.2020
‘Şehitler tepesi’ daha fazla dolmasın...
26.02.2020
Tuz koktu, hatta çürüyor…
20.02.2020
Dersim’de hâkim kanaat: Gülistan Doku öldürüldü ve gizlice gömüldü
11.02.2020
Deprem sonrası Elazığ Seko Mahallesi’nden insanlık halleri…
5.02.2020
Sayın Kınık, kalkın o koltuktan!
22.01.2020
Ortadoğu: Mevzunun özü…
16.01.2020
Kaos ve istikrarsızlık Ortadoğu’nun ‘kaderi’ mi?
8.01.2020
38 ağladığımız, yandığımız, öldüğümüzdür…
25.12.2019
Kanayan vicdanımız: Roboski
18.12.2019
'Gömlek değiştirdik' bile diyemeden...
13.12.2019
Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını tanıyın!
27.11.2019
Bir 'gelecek tasavvurunuz' yoksa…
20.11.2019
Toplu intihar vakalarının düşündürdükleri
13.11.2019
En kötüsü çaresizliktir insan hallerinin...
6.11.2019
Egemen gündem, 'öteki' gündem...
25.7.2018
'Kontrol'lü mü? 'Tiyatro' mu? 'Darbe' mi?
9.4.2017
Sahi ne oldu o ‘ruh’?
23.8.2015
HDP neden önemli?
19.8.2015
Bu psikolojiye teslim olmayalım
17.8.2015
Ya yine boyun eğmezsek?
16.8.2015
Bir saniye bile terk edemiyorlar
12.8.2015
Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu
10.8.2015
Yok OHAL değil bunlar!
5.8.2015
Davutoğlu’nun ikilemi
3.8.2015
Hakikatlerimizi çürütmeyelim
25.7.2015
Bu filmi gördük, tekrar görmek istemiyoruz
22.7.2015
Suruç’ta katliam… Bu kez unutmayalım
20.7.2015
Herkes sorumluluğunu bilirse...
8.7.2015
Davutoğlu ve AKP’nin ahlakı
24.6.2015
Yeni bir MC mi?
23.6.2015
Anlaşıldı, ‘size rahat yok’ diyorlar
21.6.2015
Yarın Babalar Günü ya da uzaklara ağıt…
17.6.2015
Kitap, ‘bomba’, zaman ve liderlik
15.6.2015
'Galiba hata yaptık'!
14.6.2015
AKP’nin densiz yalakaları
8.6.2015
HDP barajı yıktı, AKP ikilemiyle baş başa
6.6.2015
Geçmişi değil geleceği oyluyoruz
5.6.2015
Sözüm AKP seçmenine…
4.6.2015
Bu, bir kararlılık tatbikatıdır
2.6.2015
DERSİM’DE SONUÇLAR BELLİ
2.6.2015
ELAZIĞ’DA HDP SÜRPRİZ YAPACAK
30.5.2015
Gerçekler hamasetle sıvanabilir mi?
27.5.2015
İtibar meselesi ya da kabahatin büyüğü
26.5.2015
Aleviler oylarını paylaşıyor
25.5.2015
Aleviler hep CHP’li miydi?
23.5.2015
7 Haziran sınavı
20.5.2015
‘İşkilli büzük dingilder’
19.5.2015
HDP barajı yıkıyor
16.5.2015
Diktatörlerin davası
14.5.2015
Zamane diktatörleri
11.5.2015
O, yani Kenan Evren…
6.5.2015
Psikolojik harp zamanlarından günümüze…
4.5.2015
‘Bunlar Ermeni’den ‘bunlar Zerdüşt’e...
2.5.2015
Böyle olmak zorunda değildi, ama...
29.4.2015
Adaletin sefaleti
27.4.2015
Adaletiniz yoksa...
25.4.2015
Yüzleşmek mi unutmak mı?
22.4.2015
AKP'nin unuttuğu...
20.4.2015
Dün 'hain" bugün 'paralel'
19.4.2015
AKP ne vaat ediyor?
16.4.2015
Erdoğan'ın girdabı...
11.4.2015
Böyle suç olur mu?
10.4.2015
BU SİYASETE MAHKUM MUYUZ?
29.12.2014
‘Baba yazın bitti mi?’
22.12.2014
14 Aralık tiyatrosu
15.12.2014
Susma, sustukça…
08.12.2014
Aloooo!
01.12.2014
Boş çuval dik durmaz
24.11.2014
Heyecanı kaybolmuş ‘açılımlar’
17.11.2014
‘Ya Usenê Kerbelay...’
10.11.2014
Dersim hâlâ kanıyor
03.11.2014
Bugün Kerbela... Her gün Kerbela...
27.10.2014
Rüzgâra karşı durmak
23.10.2014
Cumartesi Anneleri: 500. Hafta...
20.10.2014
Hay way zaman...
16.10.2014
Maksat kayda girsin...
13.10.2014
Kobanê sınavı...
09.10.2014
OHAL mi, ‘barış’ mı
06.10.2014
Kobanê düşmez...
02.10.2014
Demagoji yapmayın 'mecburi' zulme son verin
29.09.2014
Yine yanlış hesap...
25.09.2014
Teşhis doğru değilse...
22.09.2014
Haber güzel, sorular zor
18.09.2014
AİHM kararı ve haddini bilmek...
15.09.2014
IŞİD, Kürtler, Türkiye
11.09.2014
Çalışma hayatında 12 Eylül düzeni...
08.09.2014
Hıdır’ı da ‘şehit’ sayacak mısınız
04.09.2014
Süreci çürütmek mi yürütmek mi
01.09.2014
Madem sürecin sahibi artık Çankaya’da...
28.08.2014
'Düşman' olmadan olmaz
25.08.2014
'Zor zamanlar' diyalektiği
21.08.2014
Selahattin Demirtaş ve HDP
18.08.2014
İthal seçmen olmaz, ithal aday verelim
14.08.2014
CHP’nin ikilemi
11.08.2014
Kutuplaşma değil ama saflaşma iyidir
07.08.2014
Vicdanımızın sesini dinleyelim
04.08.2014
Bir cumhurbaşkanı düşünün...
31.07.2014
22 Temmuz hangi davanın operasyonu
28.07.2014
Her şeye rağmen, bayramdır...
24.07.2014
'Kardeşlik' güzel de...
21.07.2014
İçimizdeki faşizm
17.07.2014
Kanayan adalet
14.07.2014
Bu mudur
10.07.2014
IŞİD Kobanê’ye neden saldırıyor
07.07.2014
Sadede gelelim demiştik...
03.07.2014
‘Kutlu’ yolculuk mu
30.06.2014
Artık sadede gelelim...
26.06.2014
Kirli uzlaşma
23.06.2014
12 Eylül mahkûm edildi, öyle mi
19.06.2014
CHP'nin 'çatı' ölçüsü ne
16.06.2014
Bayrak mı, sopa mı
12.06.2014
Milliyetçi provokasyon
09.06.2014
Tarihe ’öyle’ mi, ‘böyle’ mi geçeceksiniz
05.06.2014
‘Hayırdır inşallah’ demeden önce...
02.06.2014
İktidar olmak böyle bir şey...
29.05.2014
Medet ya Ali...
26.05.2014
Montaj, dublaj değil, yüzde yüz Erdoğan
22.05.2014
O kadar mı basit, ucuz, kolay
19.05.2014
Hayat devam ediyor, değil mi
15.05.2014
'Kader değildir ya, kaderdir diyek...'
12.05.2014
'Dik' olmak, 'ilkeli' olmak...
08.05.2014
Şüpheliler konuştu, şüpheler dağıldı mı
05.05.2014
’38 xo vira mêke
01.05.2014
1 Mayıs, korku ve cesaret
28.04.2014
Acıyı paylaşmanın sorumluluğu
24.04.2014
23 Nisan ve 'Tayyip'in askerleri'
21.04.2014
Diyanet’i tartışmak...
17.04.2014
Hatay ve anaların âhı...
14.04.2014
Qaşmer, tırşıkçı, zavallı...
10.04.2014
‘Ayna ayna söyle bana...’
07.04.2014
Muktedir, muzaffer ama hastalar...
03.04.2014
Türkiye 'AKP Cumhuriyeti' olur mu
27.03.2014
Seçtiğimiz nedir
24.03.2014
‘Bilal’e anlatır gibi...’
20.03.2014
Süreç çöktü, ama...
17.03.2014
Yine mi aynı senaryo
13.03.2014
‘Emirleri Berkin’den alıyoruz’
10.03.2014
Yeniden başlamak...
06.03.2014
‘Ah ulan Rıza’ adaleti...
03.03.2014
Mazlumun âhı...
27.02.2014
‘Havuz’ taştı...
24.02.2014
İktidar olmak, devlet olmak...
20.02.2014
İktidara ‘mecbur ve mahkûm’ olmak...
17.02.2014
Asıl mesele Çözüm Süreci mi
13.02.2014
Çözüm Süreci kimin kararı
10.02.2014
Paralel demagojiler
06.02.2014
Nereden baksan, ahmaklık
03.02.2014
Derin, paralel, tuhaf...
30.01.2014
Neyse ki Türkiye’de yaşıyoruz...
27.01.2014
Darbecilik ‘boru’ mudur
23.01.2014
Ermeni hayat dersleri...
20.01.2014
Kürtlerin devlet bilinci
16.01.2014
‘Paralel’ manipülasyon
13.01.2014
Paris soruları...
09.01.2014
Paris karanlığı
06.01.2014
‘Darbecilik’ ciddi bir ithamdır, biliyorsunuz değil mi
03.01.2014
‘Ulan hepiniz oradaydınız...’
30.12.2013
Darbe ya da insafınız kurusun!
27.12.2013
Bugün günlerden Roboski...
23.12.2013
Karakolda doğru söyler...
20.12.2013
Organize işler, organize kirlilik...
16.12.2013
‘Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak’
13.12.2013
MGK’nın ‘sır’ işleri
09.12.2013
MGK Cumhuriyeti
06.12.2013
Barış hepimize hayat..
02.12.2013
‘İşler yolunda, kutuplaşmaya devam’
29.11.2013
Gündemi şaşırmak
25.11.2013
İktidar partisinin ikilemi
22.11.2013
Yazmak hâlleri...
18.11.2013
Diyarbekir çıkışının anlamı...
16.11.2013
‘Süreci taçlandırmak’ için...
15.11.2013
Hüseynî duruş, Zeynebî direniş...
11.11.2013
Şeyh uçmaz...
08.11.2013
Erdoğan gündemi neden değiştiriyor
04.11.2013
Süreç tıkandı; eee?
01.11.2013
Barış, hakikat, cesaret...
28.10.2013
Sürecin önünü açmak için...
25.10.2013
Çözüm Süreci dersleri: Öcalan ve PKK
21.10.2013
‘Ben Kürt olsaydım’...
18.10.2013
‘Kaynaklarım diyor ki...’
14.10.2013
Çift dilli yazı...
11.10.2013
Alevileri kutuplaştırmak...
07.10.2013
Ah ulan Yahya...
04.10.2013
‘Andımız’
30.09.2013
İyimser yazı...
27.09.2013
Dedeleri devletleştirmek...
23.09.2013
12 Eylül Utanç Müzesi
16.09.2013
Dersim’e ‘Dersim’ demek...
13.09.2013
33 yıl olmuş...
09.09.2013
Lice...
06.09.2013
Barışı savunmak...
02.09.2013
Suriye’ye müdahale ve sonrası...
30.08.2013
Ya bu sefer de gitmezse
26.08.2013
Kayıplar: Adalet ve yüzleşme sınavımız...
23.08.2013
‘Kayıp’ gerçeğimiz...
19.08.2013
Batı’yı fırçalamak kolay da...
16.08.2013
‘Gerekirse demokrasiyi sorgulamak’
12.08.2013
Ergenekon’u hafife almak...
05.08.2013
Dersimlilerin endişesi...
02.08.2013
Dersim hâlleri...
29.07.2013
‘De facto’ Rojava...
26.07.2013
‘Kırmızıçizgi’ mi dediniz
22.07.2013
Medya hâlleri...
19.07.2013
Ebuzer Gıffari ya da Müslüman vicdanı...
15.07.2013
Değişim, iktidar, statüko
12.07.2013
Türkiye çok değişti, çok...
09.07.2013
Biraz Mısır, biraz Türkiye: Demokrasi dersi...
05.07.2013
‘Gördünüz değil mi; Mısır’da darbe oldu!’
01.07.2013
Demokrasi: Sorumluluk mu, vebal mi
28.06.2013
Sorun biraz da psikolojik...
24.06.2013
Gezi’nin siyasetini yapmak
17.06.2013
Keşke demek nafile, ama...
14.06.2013
AKP’nin Gezi siyaseti
10.06.2013
Öcalan’ın gördüğü işte budur
07.06.2013
Gezi direnişi ve ‘süreç’
05.06.2013
Gezi neden ‘patladı’
03.06.2013
Taksim hareketinin ideolojisi
01.06.2013
“Kılıcından Kızılbaş kanı damlayan” Yavuz...
31.05.2013
‘Kızılbaş öldürmek hem farz hem de vacip’
27.05.2013
Aleviler ‘birlik- beraberliğimizin’ neresinde
25.05.2013
Suriye: Olmak ya da olmamak...
21.05.2013
Önce kendini bil ki...
17.05.2013
Ortadoğu dersleri
10.05.2013
‘Bu Taraf’ta olmak...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive