Cansu Çamlıbel

[email protected]



Bookmark and Share

Ukrayna skandalının Trump-Erdoğan ilişkisine dair düşündükleri


23.11.2019 - Bu Yazı 735 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Amerikan siyaseti iki aydır Latince bir deyiş olan ‘quid pro quo’ ile yatıp kalkıyor.

‘Quid pro quo’; Türkçeye birebir çevrildiğinde karşılığı ‘bir şey karşılığında bir şey’. İnsan ilişkisine uyarlandığında ‘sen benim için bir şey yaparsan ben de senin için yaparım’ şeklinde bir anlam barındırıyor. Çoğunlukla ‘al ver’ üzerine kurulu bir ilişki dinamiğini tanımlamak için kullanılıyor. Hem semantiğe hem de Amerikan siyasetine çok hakim bir diplomat dostuma göre bizde halk arasındaki kullanımda en iyi karşılayan ifade ‘al gülüm ver gülüm’ olabilir.

Son dönemde ABD’de arama motorlarında en çok bakılan deyiş olmasının sebebi malum. Tarihin en tartışmalı Amerikan başkanı unvanı için açık ara önde yarışan Donald Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ile 25 Temmuz 2019’da yaptığı telefon konuşmasında fütursuzca talep ettiği iltimas. Öyle basit bir iltimas ya da devletler arası ilişkiler çerçevesinde gündeme gelebilecek olağan bir jest değil. 2020 başkanlık seçiminde ikince kez seçilebilmek için yarışacağı en muhtemel Demokrat aday olarak gördüğü eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı ekarte etmeye dönük sinsi bir plana yabancı bir ülke liderinin ortak edilmesi girişimi.

Sonradan CIA’de çalışan bir istihbaratçı olduğu ortaya çıkan bir devlet görevlisinin 12 Ağustos’ta Trump-Zelensky görüşmesine ilişkin endişesini rapor etmesiyle başlayan süreç 24 Eylül’de Trump hakkında azil soruşturmasının resmen başlamasıyla yeni bir boyut kazandı. O günden beri soruşturmanın ilk aşamasının devam ettiği ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi, Trump’ın Zelensky’den Joe Biden’ın daha önce Ukrayna’daki enerji şirketi Burisma’da yöneticilik yapan oğlu Hunter Biden’a yönelik bir yolsuzluk soruşturması başlatılmasını talep ederken karşılığında bir şey vaat edip etmediği sorusuna yanıt arıyor.

Komite önünde önce kapalı kapılar ardında, 10 gündür de kameralar önünde ifade veren Ukrayna dosyasından mesul Amerikalı diplomatların anlattıkları Trump’ın Zelensky’den beklediği iltimas gelene kadar Ukrayna’ya yönelik askeri mali yardım paketini askıya aldığını teyit eder nitelikteydi. Oysa ABD Kongresi 2019 mali yılı için Ukrayna’ya gönderilmek üzere toplam 400 milyon dolarlık askeri yardımı onaylayarak Trump’ın önüne göndermişti. Tesadüf bu ya Trump yönetimi tam da Trump’ın Zelensky ile 25 Temmuz’da yapması planlanan telefon görüşmesinden bir hafta kadar önce mali yardım paketini dondurmuştu.

Bugüne kadar Kongre önünde tanıklık yapanların hiçbiri –ki aralarında Tim Morrison gibi Trump tarafından bizzat Ulusal Güvenlik Konseyi’ne atanan kendisine yandaş isimler de vardı– Ukrayna’ya askeri yardımın neden dondurulduğuna dair farklı bir izahatta bulunamadı. Altın vuruş ise Trump’ın 2016’daki başkanlık kampanyasına yaptığı yüklü bağış sayesinde radarına giren ve Haziran 2018’de ABD’nin AB nezdindeki büyükelçisi olarak atanan Gordon Sondland’den geldi.

Trump, kendi siyasi ataması olan Sondland’i Kiev’de görev yapan kariyer diplomatlarını neredeyse by-pass ederek Ukrayna’dan beklenen iltimasla ilgili pazarlıkların içine sokmuştu. Sondland’ın ta Brüksel’den müdahil olduğu Zelensky üzerinde baskı kurma sürecinde kritik rol oynadığını zaten İstihbarat Komitesi’ne ifade veren diğer devlet görevlileri anlatmıştı. Ancak kimse bizzat Sondland’ın 20 Kasım’da bütün dünyanın canlı yayında izlediği oturumda Biden’lara soruşturma açılması için yürüttükleri süreçte talimatı bizzat Başkan Donald Trump’tan aldığını söylemesini beklemiyordu. Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da her şeyden haberdar olduğu bilgisini de araya sıkıştırdı. Dahası ‘Zelensky nezdinde yürütülen baskı kampanyası bir şey karşılığında bir şey verilmesi üzerine mi kuruluydu?’ sorusuna net bir biçimde ‘evet’ yanıtını verdi.

ABD başkanının görevden azledilmesine ilişkin koşulları belirleyen ABD Anayasası’nın 2. Maddesi’nin 4. bölümünde azle neden olabilecek suçlar ‘vatana ihanet, rüşvet, ağır suçlar ve görevi kötüye kullanma’ olarak sıralanıyor. Anayasada elbette ‘bir şey karşılığında bir şey’ diye bir azil gerekçesi yok. Ancak Demokratların bu ifadeye bu kadar konsantre olmalarının nedeni rüşvet girişimini kanıtlama çabası.

Aslında Sondland’ın ifadesinden sonra kimsenin Trump’ın oturduğu koltuğu ve devletler arası ilişki zeminini kişisel avukatı Rudy Giuliani’yi bizzat devreye sokarak kişisel çıkarı için kullandığına şüphesi kalmadı. Mesele Cumhuriyetçilerin bunu görmezden gelerek Trump’ı kurtarma noktasında ısrarcı olup olmayacağına kalmış görünüyor.

Beştepe, Ukrayna skandalının detaylarını ne kadar yakından takip ediyor bilinmez ancak son dönemde Washington’da Trump-Zelensky ilişkisi üzerine yapılan siyasi muhabbetler sırasında Trump-Erdoğan ilişkisi de mutlaka gündeme geliyor. Büyük Amerikan gazetelerinin sıklıkla yanıtını aradığı soru şu; ‘Trump S-400’lerle ilgili yaptırımları ötelemenin ve kuzeydoğu Suriye’ye son harekat için yeşil ışık yakmanın karşılığında Erdoğan’dan ne aldı?’ Bu sorunun bu kadar revaçta olmasının sebebi ise ABD’nin ulusal çıkarlarına ters düşmesine rağmen Trump’ın Erdoğan’a jest yapma çabasını klasik diplomasinin parametreleriyle açıklamakta zorlanıyor olmaları.

Yerleşik diplomatik teamüller umurunda olmasa da Donald Trump, ülkesini tüccar kafayla yürüten bir başkan olduğunu defalarca kanıtladı. Trump’ın ‘al-ver’ kavramı üzerinden tanımladığı ilişkilerin en çarpıcı bazı örneklerini İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri politikalarında gördük. Tüm bu ilişkilerde hep iki isim kilit rol oynadı; Beyaz Saray’a danışman olarak atadığı damadı Jared Kushner ile kişisel avukatı Rudy Giuliani. Washington’daki yerleşik siyaset kurumlarının Trump-Erdoğan ilişkisine derin şüphelerle bakmasında Kushner ve Giuliani’nin Ankara ile de arka kapıları tutan isimler olmasının etkisi büyük. Zira biliyorlar ki ne zaman devletler arası ilişkinin ötesine geçen bir beklentisi olduysa Trump hep bu iki ismi devreye soktu.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.10.2020
Ötelendikçe köpüren bir kriz
15.10.2020
İkinci Zarrab vakası korkusunu tetikleyen adam
10.10.2020
Trumpland’de bir varsın, bir yok
7.08.2020
Nursuna Memecan: Tayyip Bey bunları söyletmezdi eskiden
15.07.2020
Adalet Ağaoğlu’na veda… 'Bir de yumurta yedim'
24.06.2020
Adam her şeyi yazmış!
27.05.2020
ABD’nin Suriye jargonuna son hediyesi
13.05.2020
Yılan hikayesine dönen Flynn davasının Türkiye boyutu
28.04.2020
COVID-19 ve Trump'sız bir ABD ihtimali
10.04.2020
Korona günlerinde video konferans tehlikesinin farkında mıyız?
5.03.2020
TSK’nin Esad rejimini daha kuvvetli vurmasını bekleyenlerde bugün
25.02.2020
Amerikalı senatörlerin Ankara’yı by-pass ettikleri ziyaret
19.02.2020
Abdullah Gül’ün hatırlattığı kitaptaki detay
5.02.2020
ABD’nin yaptırım saati işliyor işlemesine de...
28.01.2020
Eğer İncirlik’te nükleer silah varsa..!
22.01.2020
ABD’de 2020 model Türkiye senaryoları
14.01.2020
Irak’a var da Türkiye’ye yok mu?
7.01.2020
Resmi sırlardan resmi yalanlara
27.12.2019
Brüksel'in Türkiye için yeni jargonu: ‘İçinde ya da birlikte’
14.12.2019
Beştepe’nin derin Uygur sessizliği
13.12.2019
Beştepe’nin derin Uygur sessizliği
6.12.2019
Washington’la S-400 pazarlığının 50 tonu
1.12.2019
Trump'ın karanlık ilişkileri potasına Halkbank da girerken.
23.11.2019
Ukrayna skandalının Trump-Erdoğan ilişkisine dair düşündükleri
16.11.2019
Oval Ofis’teki PR şovuyla satın alınan bir nefeslik zaman
9.11.2019
Vazgeçilemeyen 13 Kasım randevusunun hikmeti
26.10.2019
Ortadoğu'nun yeni siyasi aktörleri: İlham Ahmed, Mazlum Kobani
17.10.2019
Dost Donald kaş yapayım derken göz çıkarttı
10.10.2019
Bu operasyon daha çok pazarlık kaldırır
4.10.2019
Fırat’ın doğusuna operasyon azil soruşturmasını bekler mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive