Cem SANCAR

Sabah GAZTESİ



Bookmark and Share

Cadılar ve güzelavrat otu


10.11.2019 - Bu Yazı 326 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ispanak ile karışmış güzelavrat otu yediği düşünülen ve hastaneye kaldırılan insancıklarımızı, ardından kopan ıspanak paranoyasını izleyince, güzelavrat 'belladonna' üstüne, o yitirdiğimiz şifa kültürü üstüne düşündüm.

Zehirlenen vatandaşlardaki halüsinasyon görme gizeminin ardında Anadolu diasporasındaki şifalı bitkiler konusunda hafıza kaybımızın da etkisi var. Beynimiz bu kültüre turist, tanımıyoruz.
Tabiatta bulunan her şeyin Allah'ın bir tecellisi olduğu unutulmamalı. 'Yaratılmışa aşığız Yaradan'dan ötürü' sözü bitkileri de kapsamakta. Her nimet, zehir de olabiliyor, dozaj mühim. Yani ilim irfan, fikri gelenek, geçmiş tecrübeler ve ananevi bilginin aktarımı mühim.
Güzelavrat, oğul, dul karı, Boru, Belladonna denen bitki de öyle. Faydaları saymakla bitmiyor:
Kanı temizliyor, gut hastalığına karşı, Sistit ve frenginin tedavisinde işe yarıyor, afrodizyak etkisi sayesinde cinsel isteği ve gücü artırıyor. Romatizma ağrılarını gideriyor, cilde botoks etkisi yapıyor, saç çıkmasını hızlandırıyor, sedef hastalığı ve sivilce tedavisine iyi geliyor.
Ayrıca mide, bağırsak, astım, kalp, sinir ve beyin hastalıklarının tedavisi için yapılan ilaçlarda kullanılmakta. Bu bitkinin güzelavrat otu diye anılmasını sebebi ise eski zamanlarda kadınların gözlerine bu bitkiden elde edilen alkaloitleri damlatarak gözbebeklerini büyütmeleri ve bu şekilde çekici gözlere sahip olmaları.

***

 

Her sırlı bitki gibi belladonna da aklı olmayan ellerde bir zıkkım! Bitki alındıktan 30 dakika sonra boğazda kuruluk, susuzluk, göz bebeği genişlemesi, görme bulanıklığı, baş ağrısı, baş dönmesi, sayıklama, taşkınlık görülüyor.
Nedir, şudur: Yaratılan her şey hem şifayı hem zehri içeriyor...
Muskat'ın neye iyi geldiğinden tutun da limon melisa ile sarı kantaron'un anti depresif etkisine, diyabet hastalığında kullandığımız ilaçlara Mezopotamya florasının taban oluşturduğuna filan, hepsine ecnebiyiz.
Burada ecnebi demek de pek yerinde değil. Çünkü ecnebi dediğimiz Batı, Doğu'nun bitkisel sırlarını toplayarak, laboratuvar ortamında yeniden drajelendirdi ve kontrolsüz, despot bir ilaç sektörü kurdu.
Bu anlamda Batı fenni ile bizim şifalı bitki ilmini birleştiren yeni âlimler mühim...
Tek bir örnek vereyim, ham yeşil cevizden geçmişte iksirler yapılmış. Sonra unutulmuş. Gelin görün ki bir Alman firması bu formülü kaparak kendi sirkesini üretmiş ve insülini dengeleyen bir ürün olarak dünyaya satmış durmuş.
Çam kozalağından, ardıça kadar envai çeşit iksir. İyi ki eski şifacıların okumuş evlatları tekrar bu işe girdiler. Üniversiteler bu mevzuda nihayet çalışmaya başladılar.
Ki zaten kadim medeniyetimizi, medeniyetleri ilgilendiren her konuda uzun sürmüş bir uykudan ayılmanın arifesindeyiz.
'Osmanlı'yı geride bırakacağız' diyerekten itelediğimiz yerli tıbbi mirasımıza sahip çıkmalıyız.

***

 

Bu arada trajikomik bir anım var. Lisede okuyordum. Bakırköy çay bahçelerinde takılıyor sözde dünyayı değiştiriyorduk. Bir gün geç hippilerden biri geldi bir kavanoz çay getirdi. Dedi bu çok güzel bir çay beyni açıyor. Herkes bir yudum aldı. Yeşilaycı zatım da delikanlılığa leke sürmemek için iki yudum içti. Sonra gitme zamanı geldi. O zamanlar yürümeyi çok severdim. Yaklaşık 8 km ötedeki evime yol aldım. Gün batıyordu. Birden kendimi bulutlar üstünde yürüyen tahtadan bir pinokyo gibi hissettim! Dizlerim kesilmişti. Güneş sanki batmıyor da üstüme akıyordu. Ödüm patladı. Ağzım bir sunta kadar kurumuştu. Bildiğim bütün duaları okuyarak yoluma devam ettim ama sanki çevre silinmiş tuhaf bir uzay beni içine almıştı.
Neyse, kim bilir kaç saat sonra eve vardım. Bir baktım, büyük aşkım anneannem çipil gözleriyle divanda oturuyor! Mahsusçuktan onu görmezden geldim. Masaya oturdum, kendimi çok halsiz hissediyordum. Anneannem ise bana ses vermiyordu. Niye acaba? Tam o esnada önüme bir bardak ayran kondu. İçmemle banyoya koşmam bir oldu. Nasıl bir istiğfar! Sonrasını hatırlamıyorum. Sadece fırfır dönen bir dünya.
Ertesi gün uyandığımda titrek bacaklarımla kalkıp anneannemi aradım, yok! Annem, "Hayır gelmedi!" deyince anladım: Halüsinasyon görmüştüm...
Daha sonra bu çayı içen birinin evin balkonuna çıkıp uçuyorum diye atladığını ve yere çakıldığını okudum gazetelerde...

***

 

Bu arada Ortaçağın karanlık Avrupası'nda bu bitkinin yağını sürerek sırt masajı yapan şifacı kadınların, hastaların 'gökyüzüne uçmuş gibiydik' itirafları üstüne Kilise tarafından cadı diye yakılarak öldürüldüğünü de unutmamalı.

***

İbn Sina'nın El Kânun Fi't- Tıbb kitabının Latinceye yüzlerce yıl evvel, İrlandacaya 15. Yüzyılda çevrildiğini bilirsek.
Osmanlı, Selçuklu medreselerinde ders olarak okutulan bu kitabın ancak birkaç yıl önce tamamlanarak Yeni Türkçe 'ye kazandırıldığını düşünürsek!
Hiç ayrıştırmadan genel olarak bilgeliğimizi, özel olarak geleneksel tıbbı bugünün bilimsel tecrübeleriyle harmanlayarak yeniden hatırlamanın zamanı geldi.
'Şifalı bitkiler ve Emraz' kültürü yerli ve muazzam bir ilaç endüstrisinin de kapısını açıyor, açabilir...

***

Meraklısına: Emraz: Marazlar, hastalıklar... Cadılar ve Belladonna meselesi: Marvin Harris-İnekler domuzlar savaşlar ve cadılar-İmge yayınları

.

Facebook Yorumları

Emlak8
15.12.2019
Hoca Nasreddin ve fil meselesi
18.11.2019
Metrobüs, kitap ve Hindistan
10.11.2019
Cadılar ve güzelavrat otu
3.11.2019
Yalnızlıktan korkma sakın
28.10.2019
Aşk bu değil
15.07.2019
Darbeyi gördüm görmez olaydım
6.05.2019
Tatava
28.04.2019
Burnumu kıran o yumruk
21.4.2019
Kanadı kırıklar, bohemler, kıyıdakiler
8.4.2019
Çürük ihtiraslar
31.3.2019
İstanbul, acar bir karasevda
25.3.2019
Bir uzaylı açısından İslam Medeniyeti
18.3.2019
İstismar etme beni
4.3.2019
Seni Robinson ettiler
24.2.2019
Yorulduk patron
30.12.2018
Hudayinabit
16.12.2018
Herkes ayrılıktan bahsetti, ben kavuşmaktan
2.12.2018
Kozmik durumlar
26.11.2018
Geri dönen cüzdan
11.11.2018
Mülteci olmak şereftir burada
4.11.2018
Hepsi bizden
21.10.2018
Kaynamayan kazlar
14.10.2018
Merâsim aydınları
7.10.2018
Gösteri dini
30.9.2018
İndir sırtındakini
23.9.2018
Az yağmur bir İstanbul
16.9.2018
Yıkılma sakın
9.9.2018
Deli olmak belki de en iyisi
2.9.2018
Öldün sen
26.8.2018
My Lord Vedat Milor
19.8.2018
Kaç paralık adamsın
12.8.2018
Linda’nın utancı
5.8.2018
Öfke ve sükûnet
29.7.2018
Hatta Necati Tahta
22.7.2018
Adnancılar Kemalist projenin prostatı
15.7.2018
15 Temmuz: Yalan bitti
8.7.2018
Akrebi teşhir etmek
1.7.2018
Kadınların Türkiye devrimi
24.6.2018
Hâkim Senai her şeyin başı
17.6.2018
Boyacı küpüne düşen çakal
10.6.2018
Poşetli Hızır
3.6.2018
Keçiboynuzu
27.5.2018
Dinle Çekirge
20.5.2018
Beyaz Adam Filistin’de
13.5.2018
İstanbulluluk martıyla konuşmaktır
6.5.2018
Karl Marks’ın foyası
29.4.2018
SABAH için gece müziği
22.4.2018
Derken sabah erken
15.4.2018
‘Yeni Moğollar’a karşı rotalar
8.4.2018
Sosyal medya nikahı
1.4.2018
Yeni Moğollara karşı birlikte
25.3.2018
Kadınlar güncelliyor
19.3.2018
Sansür
11.3.2018
Kadınlar
4.3.2018
Darbesi yenilmiş bir yazarın homurtusu
11.2.2018
Pertevniyal Valide Sultan’ın çağrısı
4.2.2018
Sürgündeydik geri dönüyoruz
28.1.2018
Batı cephesinde değişen bir şey yok
21.1.2018
İstanbul, illa ki
7.1.2018
Rengârenk işaretler
24.12.2017
İnsan bitkin bir hayvan değildir
17.12.2017
Tavus kuşunun ayakları
10.12.2017
Nihayet dünyaya konuşan bir sanat buğday
3.12.2017
Mahmutpaşa medeniyeti
26.11.2017
Üstad
12.11.2017
İstanbul tokadı atar ki atmıştır
5.11.2017
Meditasyon lunaparkı ve buzdan ermişler
29.10.2017
İnsan sevgiye açsa, aldanır
22.10.2017
Bir Âsaf Halet olsam, kaybolsam
8.10.2017
Modern ve medeniyetsiz ‘Jale’
1.10.2017
Usta ve Çekirge
17.9.2017
Dal gibi bir kızdı Eylül
3.9.2017
Aşk ve kıskançlık
27.8.2017
Delilik çağına hoş geldik
20.8.2017
Aynı gemide ufka birlikte baksak
13.8.2017
Bal kavanozunu dışından yalamak
6.8.2017
Ben varoştayken usta
30.7.2017
Kızgınlık, kendini kesen bıçak
23.7.2017
Dinle Çekirge
25.6.2017
Kalbin şehirleri
18.6.2017
GEZİ meselesi ve büyük yarılma
11.6.2017
Akşemseddin düşsün içimize
5.6.2017
Kontrolsüz utanmazlık
28.5.2017
Gölge Adam ve Hayalet Yazar
21.5.2017
Bütün kabahat sende Jale
14.5.2017
Sevdalinka
7.5.2017
İstanbul’un kaderi kültür başkenti
30.4.2017
Zencisin sen, Zenci kal
23.4.2017
Yeni Türkiye
16.4.2017
Aklıma geldi de
9.4.2017
Evet, bahar kapıyı çalmakta
2.4.2017
Ben yaşarken koptu tufan
26.3.2017
Onlar vesveseyle, biz umutla besleniriz Çekirge
20.3.2017
Faşizmin mirasçıları ve Müslüman bilgeler
12.3.2017
Hayat denen o nükte
26.7.2015
IŞİD'in dininden değiliz elhamdülillah
21.6.2015
Vahşi bir köpektir EGO
14.6.2015
Cuma'ya gittim geliyorum
7.6.2015
Yüksek dağın kuşu olmak
31.5.2015
Kriptonlu enteller rahatsız
24.5.2015
Özgür basın ömrümüzü nasıl yedi
17.5.2015
Bir İBLİS yanmaya gitti
10.5.2015
Bir eşek şakası olarak mizah
3.5.2015
Kalpsiz bir Cumhuriyet'ten çıkış bileti
26.4.2015
Cankurtaran'da bir Nubar Terziyan
19.4.2015
Nazım Hikmet: Laik bir hayal kırıklığı
05.04.2015
Siz TÖVBE etmesini bilir misiniz bayım?
29.03.2015
İnsan baktığı şeydir Çekirge
22.03.2015
Türk sinemasının bitmeyen KIŞ UYKUSU
15.03.2015
Eski köprünün altındaki KABATAŞ
08.03.2015
Tek Yol Devrim Tablosu
01.03.2015
Neo faşist KUTSAL öğretmenler
22.02.2015
İçimizdeki tecavüzcü
15.02.2015
Heidi'nin ayakları neden çıplaktı?
09.02.2015
Rüyalarıyla konuşur insan
01.02.2015
İnsan ancak KENDİSİYLE temizlenir
25.01.2015
Hrant Dink: Yeni Türkiye'nin şifresi
22.01.2015
İslamofobik soytarılar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive