Cengiz AKTAR

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Vatandaşın vizesiz seyahat hakkı, bir Türkiye dramı (II)


23.2.2018 - Bu Yazı 643 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Avrupa Komisyonu’nun yol haritası izleme ikinci raporunda belirtildiği gibi 3. Bölüm'deki koşullar Türkiye’nin gayri-şeffaf yapısını tasvir ediyor ve yapılması gereken işleri sıralıyor.

http://ec.europa.eu/dgs/home-affairs/e-library/documents/policies/international-affairs/general/docs/turkey_second_progress_report_en.pdf 

• Organize Suçlarla Mücadeleye Yönelik 2016-2018 yılları arası geçerli bir Eylem Planının hazırlanması; başta uyuşturucu, insan, silah kaçakçılığı ve sahtecilik olmak üzere organize suçların her türüyle mücadelenin güçlendirilmesi;
• Türkiye’de bulunan ulusal ve ulusaşırı suç örgütlerine ve bu örgütlerle mücadele yöntemlerine ilişkin AB’ye bilgi sağlanması;
• 19 Şubat’ta onaylanan İnsan Ticaretine Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin uygulamaya koyulması ve bu alandaki ulusal mevzuatın Sözleşme’de ortaya koyulan standartlarla ve AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi;
• 19 Şubat’ta onaylanan Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konması ve Müsaderesi ile Terörün Finansmanı Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin uygulamaya koyulması ve Türk mevzuatının Sözleşmede ortaya koyulan standartlarla uyumlu hale getirilmesi;
• MASAK’ın kara para aklama ve terörün finansmanı vak’alarını ortaya çıkarma kapasitesini artırmaya devam edilmesi;
• Yolsuzlukla mücadeleye yönelik GRECO tavsiyeleriyle uyumlu mevzuatın düzenlenmesi ve sivil toplum ile yeterli oranda istişare edilerek hazırlanan ve etkin şekilde uygulandığını garanti altına alan şeffaf ve bağımsız bir denetim mekanizmasını da öngören yeni bir ulusal eylem planının oluşturulması;
• Sınır kontrolünden ve düzensiz göçün önlenmesinden sorumlu birimlere yolsuzlukla mücadele eğitiminin sağlanması ve etik kurallarının oluşturulması; kamu görevlilerinin yolsuzluk suçunun sistematik şekilde takibi için gerekli çabaların artırılması.

Aşikârdır ki bu koşullar yerine getirilse Türkiye yolsuzluk konusunda epey yol alır. 

Tıpkı Kamu Düzeni ve Güvenliği gibi 72 kriter arasında, ilk bakışta “vize muafiyetiyle ne ilgisi var” denilebilecek ve birebir Temel Haklar ile ilgili bir bölüm var. Eğer bu koşullar yerine getirilebilse çok farklı bir siyasî manzara çıkar ortaya. Misâlen “terör” kavramının içeriği değiştiğinde, süren davaların çoğu düşer. 

İkinci izleme raporuna göre bu çerçevede yapılması istenen reformlar şunlar:  

• Organize suç ve terörizme ilişkin yasal çerçevenin; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AİHM içtihatları, AB müktesebatı ve AB üyesi devletlerdeki uygulamalarla uyumlu olacak şekilde gözden geçirilip düzenlenmesi ve mahkeme, kolluk kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin uygulamalarının kişi güvenliği ve özgürlüğü, adil yargılanma hakkı; ifade, toplanma ve dernek kurma özgürlüğü ile uyumunun sağlanması;
• Irkı ya da etnik kökeni gözetilmeksizin herkese eşit muamele gösterilmesine ilişkin AB müktesebatı dikkate alınarak, ayrımcılığın önlenmesi alanında yasal mevzuat oluşturulması;
• AİHS İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın uygulanmaya devam edilmesi ve “İnçal” grubu davalarda AİHS içtihadının dikkate alınması; (“İbrahim İnçal Türkiye’ye karşı” adlı dava başlığıyla bilinen 112 işkence ve hak ihlali davasının hukukî ve maddî tazmini) ;
• Emniyet mensuplarının, hâkim ve savcıların, hâlihazırda geçerli yasal mevzuatı yorumlarken AİHS ve AİHM içtihadının da göz önüne almalarını sağlamaya yönelik eğitim, destek ve talimatlar sağlamaya devam edilmesi;
• Kolluk kuvvetlerinin kişi haklarını olası ihlallerini gözetim altına alması öngörülen bağımsız bir komisyonun kurulmasına yönelik kanunun oluşturulması. 

Vize siyasî pazarlığa kurban edildi

Diğer taraftan 16 Aralık 2013’te başlayan vize muafiyet süreci, mülteci meselesine endekslenince iş iyice çığırından çıktı. Hükümet başta Ekim 2016’da Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahat edeceğini müjdelerken, birdenbire ve mülteci kozunun verdiği heyecanla, bu tarihi Haziran/Temmuz 2016’ya çekti. Halk arasında bu konuda büyük bir beklenti oluştu. Gayet kesin ifadeler kullanan yetkililer, bu son derece çetin meseleyi bir oldubitti havasında dile getirdiler. Nitekim 29 Kasım 2015’te Türkiye’yi temsilen sabık Başbakan Ahmet Davutoğlu ile AB’li mevkidaşları arasında cereyan eden ve ilk “Mülteci Zirvesi” olarak bilinen toplantının sonuçlarından biri bu vizesiz seyahat olanağı idi. 

Komisyon’un vize ile ilgili ilk izleme raporu 20 Ekim 2014’te yayımlandı. http://ec.europa.eu/dgs/home-affairs/elibrary/documents/policies/internationalaffairs/general/docs/turkey_first_progress_report_en.pdf 

Rapor daha çok uzun bir yol olduğunu açıkça gösteriyordu. 4 Mart 2016’da yayımlanan ikinci rapor daha iyi değildi ama iki rapor arasında mülteci pazarlığı yapılmaya başlanmıştı. Bu ikinci raporla, iki ay sonra 4 Mayıs 2016’da yayımlanan üçüncü rapor arasında vize muafiyetini hızlandıracak herhangi bir adım atılmamış olsa da, bu son rapor Ankara’ya övgüler düzen, yapılmamış işleri yapılmış gibi göstermeyi tercih eden, fahiş hatalarla dolu bir metindi. 

http://ec.europa.eu/dgs/home-affairs/what-we-do/policies/european-agenda-migration/proposal-implementation-package/docs/20160504/third_progress_report_on_turkey_visa_liberalisation_roadmap_swd_en.pdf

AB Komisyonu mülteci anlaşması uğruna vize muafiyeti için kendi getirdiği koşullardan vazgeçmeye hazır olduğu intibaını veriyordu. Ankara da yolsuzluk ve terör gibi konularda asla yerine getirmeyeceği kriterleri mülteci anlaşması sayesinde AB’ye kabul ettirebileceği hesabını yapıyordu. Sonuçta vize koşulları, Suriyelileri Türkiye’de zaptetme koşuluna bağlandığı anda çöktü. 

Basında, konuya hâkim olmayan veya resmî kaynakların her dediğini doğru kabul eden haberciler geriye sadece beş kriter kaldığını, bunların da eli kulağında olduğunu yazmaktan çekinmediler. Sözkonusu beş kriter, yolsuzlukla mücadele konusunda GRECO tavsiyelerine uyulması, Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nun 27 Nisan 2016 tarihli AB yönetmeliğine uygun olması, AB ülkeleri ile yargı alanında işbirliğine gidilmesi, polis teşkilatı Europol ile işbirliği ve terör tanımında Avrupa standartlarına uyum sağlaması için içeriğinin tekrar gözden geçirilmesidir. 

Oysa rapor yakından incelendiğinde pekçok koşulda Türkiye’nin ve mültecilerin gerçekleriyle kat’iyen uyuşmayan birçok veri, bilgi ve görüş olduğu görülüyor. Özellikle 24., 26., 27., 32., 38., 39., 52., 57., 63. ve 64. kriterlerde fahiş hatalar ve abartılı güzellemeler mevcut. Bir iki örnekle yetinelim. Zikredilen maddelerdeki ifadelere göre Türkiye’nin iltica mevzuatı her ne kadar coğrafi çekinceyle malul ise de, yeni yasa ve yönetmelikler Suriyelilere “çok tatmin edici ve uluslararası standartlarda bir koruma” sağlıyormuş. Mültecilerin “çalışma, barınma, eğitim, sağlık ve istedikleri yere yerleşme hakları” varmış. “Avrupa Konseyi Karapara Aklama Sözleşmesi kuralları ve OECD’nin Malî Eylem Gücü FATF’nin tavsiyeleri yerine getirilmek üzere” imiş. “MASAK güçlendirilmiş”. “Bütün vatandaşların seyahat ve yerleşme özgürlüğü tam” imiş. Türkiye’de “Roman hakları mükemmel gözetiliyor” imiş. “Kolluk kuvvetlerinin görevlerini ifa ederken olası hak ihlallerini izleyen ve başında İçişleri Bakanlığı müsteşarının bulunduğu komisyon tam bağımsız değil” imiş ama “yakında bağımsız olabilir” imiş. 

Almanya Şansölyesi ve mülteci anlaşmasının mimarı Angela Merkel’in o vakitler muazzam baskısı altındaki Avrupa Komisyonu, bir ay gibi çok kısa bir zaman içerisinde, alelacele torbalara doldurularak çıkartılan yasalar ve kurulan kurumları “başarı” olarak nitelemek istedi. Sorun şu ki AB’nin “iyi polisi” Komisyon aslında muafiyetle ilgili olumlu kararın Konsey’den çıkamayacağını bile bile, tüm AB adına Suriyeli mültecilerin olabildiğince engellenmeye devam edilmesi için zaman kazanmaya ve yaz aylarını çıkarmaya çalışıyordu. Hesap muhtemelen, yakında Suriye’de sağlanacak kalıcı ateşkesin içsavaş tanımını değiştirmesi vasıtasıyla Suriyelilere otomatik mülteci statüsünün verilmesini sonlandırmaktı. 

Bundan sonra ne olur?

Evde yapılan yanlış hesaplar çarşıya uymadı. Birkaç hususun altını çizelim. 

Birincisi, hukuk devleti olmaktan çıkmış bir Türkiye’de çıkarılan yasaların hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. Mesele yasa çıkarmak değil, o yasaları uygulamak. Dolayısıyla 72 kriterin tam anlamıyla yerine getirilmesi bile bir şey ifade etmeyebilir. 

İkincisi, hükümetin terör yasaları uyumuna karşı verdiği beyanlar gidişata ket vurma potansiyeli taşıyor. İşin başından itibaren 72 kriter arasında yolsuzlukla mücadele ve terör tanımının daraltılması konularının sorun yaratacağını söylememizin nedeni buydu ve geldik o kapıya dayandık. İktidar ve yurtdışında kulis yapan taraftarları özellikle terör tanımı konusunun Türkiye için çok zor olduğunu vurgulamaya devam ettiler. Ne var ki bu koşulun sulandırılması mümkün değil, üstelik hükümet varolan tanımı “silahsız terör örgütü” ve “bireysel terör” ifadeleriyle fiiliyatta genişletmişken. Israrın nedeni ise AB’nin, Türkiye’deki demokrasinin bekası endişesi değil; vize kalkarsa “kaşının altında gözü olanın” terörist sayıldığı bir ülkeden gelecek Türkiyeli mülteciler. 

Bu şartlarda günün birinde Komisyon’un tavsiyesi olumlu olsa dahi, tasarı Avrupa Parlamentosunun önüne gelemez. AB Konseyi ve üye devletlerin ulusal parlamentolarına hiç intikal edemez. Yani, iş başlamadan biter. İktidar ve yurtdışında yazan taraftarlarının açıkça veya üstü kapalı, “siz mültecileri yeniden üstünüze salıverdiğimizde görürsünüz” yollu şantaj mesajlarının da bir şeye yaramadığı açık. 
AB kamuoyları, vize muafiyeti meselesini 4 Mayıs 2016’da öğrendi ve cevapları gayet olumsuzdu. Almanya’da, hükümetin mahcup güzellemelerine rağmen, muafiyete karşı olanlar ilk yoklamalardan itibaren yüzde 60’lar seviyesinin altına inmedi. Yine bir mucize oldu ve karar nitelikli çoğunlukla Konsey’den geçti varsayalım: Fransa başta olmak üzere muafiyete karşı olan pekçok AB ülkesi Schengen bölgesine katılımlarının askıya alınmasını (opt-out) isteyecektir. Bu kriz olasılığını küçümsememek lazım. 

Üçüncüsü, vize muafiyetinin önünde üç temel sorun duruyor. Bunlar Türkiyeli IŞİD’çiler, Türkiyeli işsizler ve Türkiyeli mülteciler. 

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ilk ve sanırım son kez 2015’te açıkladığı 8500’e ulaşmış Türkiyeli IŞİD’çinin vizesiz seyahat edebilecek olması, Avrupa ülkelerinde ardı arkası kesilmeyen saldırılarla oluşan psikozu görünce, vize muafiyetinin önünde ciddî bir engel olarak duruyor. Türkiye muazzam bir işsiz ordusu barındırıyor. Önümüzdeki dönemde işsizliği azaltacak hiçbir ciddî uzun erimli program ufukta görünür değil. AB ülkeleri işsizlerin akın etmesi olasılığının farkında. Tamamen yok edilen hak ve özgürlüklerin yarattığı Türkiyeli mülteci potansiyeli üçüncü sorun. Şimdiden AB ülkelerinde özellikle Kürd kökenli vatandaşlarımızın gözle görülür bir iltica talebi artışı var. Bugünkü sayılar, AB ülkeleri açısından bakıldığında vizesiz seyahatle çok artabilir. AB’nin münferit ülkeleri bu veriler ışığında Türkiyelilere vizeyi neden kaldıracaklarını kamuoylarına anlatamazlar. 

Dördüncü olarak bu kadar olumsuzluğa rağmen hem vize hem mülteci meselesi konusunda mâkul olan nedir diye düşünmek lazım? Vize konusunda AB derhal belli gruplara, işinsanları, akademi dünyası, Schengen ülkelerinde akrabası olan vatandaşlara vize kolaylığı getirmelidir. Türkiye’nin önümüzdeki aylarda “müzakere eden aday” statüsünden düşürülecek olması paradoksal şekilde bu çeşit bir kararın çıkmasını kolaylaştırabilir. 

Mülteci konusunda ise Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere, Türkiye ve Yunanistan’dan Avrupa ve diğer kıtalara doğrudan iskân (resettlement) yegâne ciddî, gerçekçi, yapılabilir ve sürdürülebilir çaredir. Uluslararası uzmanlığın diğer iltica ülkelerinde olduğu gibi burada da mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere icraatta bulunabilmesi, verilecek malî desteğin tek koşulu olmalıdır. Bunlardan fazlasını beklemek veya istemek ham hayaldir. Zira aksi halde Suriyelilerin Türkiye’deki istikbalsizliği ve AB’nin Türkiye’nin gayridemokratik gidişatına gösterdiği sinik müsamaha sonucunda AB, Suriyelilerin gelmesini durduramayacağı gibi, Türkiyeli mültecilere de kapı açmak durumunda kalacaktır. Vizeyle veya vizesiz…

Son olarak 2018 yılı başı itibariyle bütün Türkiyelilerin vizesiz seyahat macerası öngörülebilir bir gelecekte bir daha indirilmemek üzere rafa kaldırılmıştır. Unutmayalım ki Komisyon’un vize ile ilgili son raporunun tarihi Mayıs 2016’dır ve 5 Ocak 2018’te Paris’te yapılan Erdoğan-Macron ikili görüşmelerinde, Ankara’nın çok üstünde durduğu vize muafiyeti konusu kat’iyen konuşulmamıştır. Hükümetin Şubat başında yeniden gündeme getirdiği “vize masalını” bu gözle okumakta fayda var.

BİRİKİM
.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
İnsan hakkı değil ölüm kalım hakkı
23.11.2018
Gözaltılar ve rejimin huzuru
7.11.2018
Doğunun totalitarizmle imtihanı
30.10.2018
Sorun havaalanının varlık nedeni
25.10.2018
Nihaî tektipleştirme
30.9.2018
Berlin Panayırı ve Münih Ruhu
17.9.2018
İdlib: Büyük ve son tasfiye
8.9.2018
Ölümü öldürmek: Kaybedilenler ve onları arayanlara
29.8.2018
Endişe ve alay konusu Türkiye
23.8.2018
Gönüllü kulluk
15.8.2018
Türkiye’nin total anlam kaybı
28.7.2018
Terk, İtiraz, Biat
21.7.2018
Rejimin devlet bürokrasisiyle imtihanı
27.6.2018
Yönetebilecek mi?
14.6.2018
Kabul edilemezi kabul edilir kılmak
12.6.2018
Kabul edilemezi kabul edilir kılmak
4.6.2018
Gidiyor……mu?
10.5.2018
Arapların Türk sevgisi: Bir Türk masalı
18.4.2018
Avrupa Birliği parantezi kapandı
29.3.2018
Seçimsizliği boykot etmek
16.3.2018
Militarizmin huyuna gitmek
8.3.2018
Kıbrıs-Yunanistan-Türkiye: Yanılgıların sonu
28.2.2018
İkiyüz yıldır tutmayan toplumsal maya
23.2.2018
Vatandaşın vizesiz seyahat hakkı, bir Türkiye dramı (II)
19.2.2018
Vatandaşın Vizesiz Seyahat Hakkı, Bir Türkiye Dramı (I)
13.2.2018
Savaş karşıtı notlar
6.2.2018
Kan kokusu
31.1.2018
Yeni hukuk: “Siyaset hukuku”
23.1.2018
Afrin seferi: Milli Savaş Bloku
14.1.2018
Yine seçimden medet ummak
21.12.2017
Rejimin sermayesi ve istikbali
6.12.2017
Zarrab’dan sonra
26.11.2017
Türkiye’nin inşaat azgınlığı ve “Çılgın Kanal Projesi”
9.10.2017
Faşizme faşizm demek
8.7.2017
AB ilişkisi resetlenmeyecek, ilişkiye format atılacak
27.5.2017
Çaresizlik
12.5.2017
Biat yarışı
6.5.2017
‘Yürütme üzerindeki aşırı hâkimiyet’ takıntısı ve total iktidar
28.4.2017
Avrupa meselesi - Bir toparlama
21.4.2017
Rejim hukukdışı, hukuksuz değil
15.4.2017
17 Nisan ve sonrası
7.4.2017
Akademinin çektiği zulüm
31.3.2017
Rusya’yla ilişkiler yine limonileşiyormuş
24.3.2017
Artı Gerçek Eksi Gerçek
28.7.2015
Başkomutan Erdoğan’ın gazası
14.7.2015
Alman AB?
23.6.2015
Tabii ki devr-i sabık
16.6.2015
15 Haziran 1215 Magna Carta
9.6.2015
Gezi ruhundan 7 Haziran ruhuna
5.6.2015
“HERKESTE BİR HDP MERAKI”
2.6.2015
Adil ve serbest seçim mi dediniz
29.5.2015
BİTMEYEN FETİH
26.5.2015
Millî aşı, Millî Ar-Ge
22.5.2015
YETİMHANEYE EL KOYMAK
19.5.2015
Kaosa uyanmak
15.5.2015
LİBYA’DA MUAMMA
12.5.2015
Venedik’te Nefes almak
8.5.2015
OY VE ÖTESİ’NE GÖNÜLLÜ LÂZIM, ACİL
5.5.2015
Kıbrıslılar adaya geri döndü
1.5.2015
KIBRIS SÖMÜRGESİ
28.4.2015
Mi mornarzis
24.4.2015
24 Nisan notları
21.4.2015
Soykırım: İnkârdan olumlamaya
17.4.2015
BAŞKANLIK İFŞASI
14.4.2015
Genel seçimde yerel boyut yine yok
10.4.2015
BAŞKANLIK MASALLARI
7.4.2015
Oyunuza sahip çıkın
03.04.2015
İZİNSİZ SOKAĞA ÇIKILMAYACAK
31.03.2015
Hrant Dink Vakfı Ermeni Araştırmaları Enstitüsü
27.03.2015
HAYAT MEMAT SEÇİMİ
24.03.2015
Tarihî Newrozlar
20.03.2015
TC AŞ
17.03.2015
Türk resmî İslâmı Avrupa İslâmına karşı
13.03.2015
Cuma notları
10.03.2015
Türkün tüketimle imtihanı
03.03.2015
Kıyım sırası Süryanilerde
27.02.2015
İKİ YIL SONRA BİR ÇÖZÜM METNİ
24.02.2015
‘İktidarın güvenliği’ paketinden barış da çıkmaz
20.02.2015
NUH KÖKLÜ VE MAHALLE
17.02.2015
Toprağın fıtratı
13.02.2015
ALTERNATİF 14 ŞUBATLAR
10.02.2015
SYRİZA-AKP, farklı kimyalar
06.02.2015
BAŞKANLARIN ÇOĞU DİKTATÖR
03.02.2015
Kobane ve SYRİZA rüzgârları
30.01.2015
BAŞKANLIK SEÇİMİ
27.01.2015
HDP: Bu zamanda o risk alınmaz
23.01.2015
ÖLÜ ÇOCUKLAR ÜLKESİ
20.01.2015
İhtilâlin ideolojisi, propagandası
16.01.2015
CHARLIE OLMAYANLAR
13.01.2015
Charlie Fransa’dır
10.01.2015
AKLI ÖLDÜRMEK
06.01.2015
Bölgede ademimerkezîleşme Türkiye’de merkezîleşme
02.01.2015
Cuma notları
31.12.2014
1915’e girerken
26.12.2014
ÖZERKLİK MESELESİ
23.12.2014
Federal Kıbrıs ve düşmanları
19.12.2014
BATI’DAN KATÎ KOPUŞ
16.12.2014
Yarın 17 Aralık
12.12.2014
2014 TÜRKİYESİNİN İKİ ANA DİNAMİĞİ
10.12.2014
Başkanlık gölgesindeki sürecin sonu kopuştur
05.12.2014
BARAJ VE EŞEK
02.12.2014
İktidarın yeni mağduriyeti
28.11.2014
PAPA NEDEN VE KİME GELİYOR
25.11.2014
Kapalı sınırı konuşmak
21.11.2014
MUHALEFET YOKMUŞ
18.11.2014
Faşizm arzusu
14.11.2014
YAPAY SINIRLAR
11.11.2014
Kıbrıs’ta kritik zıtlaşma
07.11.2014
İYİLERİN YÖNETİMİ
04.11.2014
Enkaz ve envanteri
31.10.2014
1923 Cumhuriyetinin sonu
28.10.2014
Ezîdi soykırımı
24.10.2014
KAKOFONİ
21.10.2014
Değersiz yalnızlık hâlleri
17.10.2014
AKP ENKAZI ENVANTERİ
14.10.2014
Hayata ve akla dair
10.10.2014
SON ÇILGIN PROJE: SURİYE’YE MÜDAHALE
07.10.2014
Ekim, çözüm veya çözülme ayı
03.10.2014
ULEMADAN AÇIK MEKTUP
30.09.2014
Doğu demokrasisi
26.09.2014
BAĞIMLI YARGI
23.09.2014
10 yıl sonra AB işleri nerede
19.09.2014
IŞİD’İN CEPHE ARKASI
16.09.2014
Türkiyelilik
12.09.2014
SAĞLAM İRADE SAVAŞA KARŞI
09.09.2014
Muhalif siyasetin alanı
12.08.2014
Erdoğan karşıtlığı gayet tabii
08.07.2014
HDP’li vekilin başkanlık nazariyesi
04.07.2014
1934 TRAKYA OLAYLARI
01.07.2014
Tarımın sonu- Bir bilanço
27.06.2014
HUKUKÎ ALTYAPI NİHAYET
24.06.2014
Yeni Devlet
20.06.2014
EKMELEDDİN İHSANOĞLU
17.06.2014
IŞİD dersleri
13.06.2014
MEZOPOTAMYA’DA KAOS
10.06.2014
Firavun havaalanı
06.06.2014
TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ
03.06.2014
İhtilâl ve iktidar
30.05.2014
ŞİZOFRENİ 1
27.05.2014
AP seçimleri, Erdoğan ve Poroşenko
23.05.2014
ALMANYA’YA TAŞRADAN ZİYARET
20.05.2014
Kömür öldürür, süründürür
16.05.2014
JÖN TÜRKİYE
13.05.2014
Rusya modeli
09.05.2014
"ERMENİ AÇILIMI"?
06.05.2014
Gönüllü kulluk
02.05.2014
ORGANİZE MASKARALIK
29.04.2014
Doğu’nun modernite paradoksu (bis)
25.04.2014
AHLÂK VE SİYASET
22.04.2014
Etti 99
18.04.2014
Cuma notları: AKP BURJUVAZİSİ
15.04.2014
Gümrük birliği tadilatı
11.04.2014
KÖTÜLÜK BULİMİSİ
08.04.2014
Alakart demokrasi yürümez
04.04.2014
POST-SEÇİM
02.04.2014
AKP artık yalnız başına
28.03.2014
PAZAR AKŞAMI
25.03.2014
Ennn büyük...
18.03.2014
Seçim gözlemcisi şart
14.03.2014
24 ŞUBAT
11.03.2014
Seçmen ‘mazoşizminin’ ekonomi politiği
07.03.2014
MEMLEKET ORWELLVARÎ
04.03.2014
Apelassis
28.02.2014
MİT YASASI
25.02.2014
Devletin çöküşü
21.02.2014
İNTERNET ZAVALLILIĞI
18.02.2014
Kıbrıs nihayet
14.02.2014
KÜRT BARIŞI İÇİN HUKUK LÂZIM
11.02.2014
Yeni Türkiye ile Sivil Türkiye
07.02.2014
İKTİDARIN ŞEFFAFLIK TAKINTISI
04.02.2014
Polenz: Türkiye güçlü sivil toplumu cesaretlendirsin
31.01.2014
HOLLANDE SONRASI
28.01.2014
Cumhurbaşkanı Hollande
24.01.2014
BRÜKSEL ZİYARETİ
21.01.2014
Ne kefaretmiş
17.01.2014
AB İLE KRİZ SALIYA
14.01.2014
2014’te üç kayda değer olay
10.01.2014
DERİN ÇELİŞKİLER
07.01.2014
Siyasetin sefaleti
03.01.2014
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
31.12.2013
Krizden kaosa
27.12.2013
İKİ HATIRLATMA
24.12.2013
Yolsuzluk, AB ve AKP
20.12.2013
Cuma notları
17.12.2013
Vize meselesi
13.12.2013
DENETSİZ TÜRKİYE
10.12.2013
Kafkas cephesinde hareketlilik
06.12.2013
DEVLET DİNİ
03.12.2013
Peki, o sandık demokratik mi
29.11.2013
YENİ DEMİR PERDE
26.11.2013
Keramet sahibi bir başbakan
22.11.2013
ANAYASANIN RUHUNA FATİHA
19.11.2013
Dostumuz Rusya?
15.11.2013
GENÇLİK MÜHENDİSLİĞİ
12.11.2013
Yeni elitin beton Türkiye’si
08.11.2013
CHP DEĞİŞMESİN!
05.11.2013
Ermeni Müslüman
01.11.2013
BAŞBAKAN’IN DİLİNDE DEVRİM
29.10.2013
AB’ye katılım yılı artık şart
22.10.2013
Avrupa Konseyi ilişkileri daha iyi değil
15.10.2013
AB’nin yeni ortakları
11.10.2013
BİR PAKET NOTU DAHA
08.10.2013
Yerel(siz) seçim
04.10.2013
ON DÖRDÜNCÜ PAKET
01.10.2013
Avrupa ilişkileri ve sorumsuzluk
27.09.2013
YERLEŞİM YERİ ADLARI
24.09.2013
Stratejik boşluk
20.09.2013
GAYRİMÜSLİM VAKIF MALLARI
17.09.2013
Tekadamlardan medet ummak
13.09.2013
SEPTEMBRIANA
10.09.2013
İstanbul ve İstanbullular kazandı
06.09.2013
OLİMPİYATLAR İSTANBUL’UN OCAĞINI SÖNDÜRECEK
03.09.2013
Kalan sahici bir şey kalmadı
30.08.2013
Suriye’de ne olmayabilir
27.08.2013
Türkiye yönetiliyor mu
23.08.2013
Dış mihrak edebiyatı
20.08.2013
Mısır ve AKP
30.07.2013
‘Anadoluyu Vermeyoz’
26.07.2013
Suriye ile nereye?
23.07.2013
Eski AKP ve yeni dinamikler
19.07.2013
Kirli enerji lobicileri
16.07.2013
Güneş enerjisinde nal toplamaya devam
12.07.2013
48 yeni anayasa maddesi
05.07.2013
Başbakanı hoş tutalım
02.07.2013
Fırtına öncesi sükûnet
28.06.2013
Orda bir park var uzakta
25.06.2013
‘Yargı kararlarına uyacağız’
21.06.2013
“Durma yapma”
18.06.2013
Temizlik
14.06.2013
Referandum: Ara sandık
11.06.2013
Yeni Türkiye’nin berisine düşen AKP
07.06.2013
Opsiyonlar
04.06.2013
Mars’tan memleket yöneten bir Başbakan
31.05.2013
Taksim pususu ve direnişi
28.05.2013
Yarın fethin 60. yıldönümü
27.05.2013
Yarın fethin 60. yıldönümü
25.05.2013
Demirören haberi
21.05.2013
Suriye politikası
17.05.2013
Takrir-i Sükûn
14.05.2013
Ana muhalefet BDP
10.05.2013
AB’nin meşruiyet krizi
07.05.2013
‘Herkes için daha fazla özgürlük’
03.05.2013
Bu 1 Mayıs da tarihe geçer
30.04.2013
‘Eski Türkiye’nin son anayasası’
26.04.2013
CHP’nin trajikomik hâlleri
23.04.2013
24 Nisan nedir
19.04.2013
Cuma notları
16.04.2013
Realpolitik ve yeni ahlâk
12.04.2013
Cuma notları
12.04.2013
Cuma notları
09.04.2013
Eyalet sistemi, inşallah
02.04.2013
AK Parti’nin müzakere vakti
29.03.2013
Cuma notları
26.03.2013
İsrail’in özrü
22.03.2013
Cuma notları
19.03.2013
Barışı anlamak değil kurmak
15.03.2013
Allah tabiatı bu kanundan korusun
12.03.2013
‘Demokratikleşme Süreci’ desek
08.03.2013
Milliyet’in başına gelenler
05.03.2013
Özerklik Şartı bir daha
01.03.2013
Cuma notları / Tutanaklar
26.02.2013
Mesele kalkınmaysa tabiat teferruattır
22.02.2013
Cuma notları
19.02.2013
Bölgesel Politika ve çözüm
15.02.2013
Cuma notları
12.02.2013
Mesele kalkınmaysa işçi teferruattır
09.02.2013
Anayasa olmuyor Başkanlık verelim
01.02.2013
Siyasî istikrar!
29.01.2013
Devlet koruma refleksi
25.01.2013
Çözüm cephesinden
22.01.2013
Tuareg
18.01.2013
Empati nihayet?
11.01.2013
Barış notu
08.01.2013
Çatışma çözümü
04.01.2013
Cuma notları
01.01.2013
Artık gündem başkanlık
28.12.2012
Göktürk-2
25.12.2012
Halka ve hukuka rağmen halk için
21.12.2012
Kıyamet cuması notları
18.12.2012
Vatan kardeşliği
14.12.2012
AK Parti Kürtlerini keşfediyor
11.12.2012
Yeni ‘Tarih Tezi’
07.12.2012
Suriye Ermenileri
04.12.2012
Kibir mabetleri
30.11.2012
Yerkürenin intihar süreci
27.11.2012
Çözüm büyükşehir değil adem-i merkeziyet
23.11.2012
Cuma notları
20.11.2012
Konfederal Avrupa’da Türkiye
16.11.2012
Varlık Vergisi’nin 70. yıldönümü
13.11.2012
Kent terörü
09.11.2012
İrlanda ölüm oruçları
06.11.2012
‘Hayatta olup, yaşamaktayız’
02.11.2012
GDO notları
30.10.2012
Türk standartları
26.10.2012
Cuma notları
23.10.2012
Doğu’nun modernite paradoksu
19.10.2012
Cuma notları
16.10.2012
Avrupa’nın barışı
12.10.2012
Cuma notları
12.10.2012
Askeriyenin kamusal meşruiyeti
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8