DOĞAN ÖZGÜDEN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Meydanlarda dehşet… Meclis’te dehşet…


21.02.2020 - Bu Yazı 149 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçtiğimiz pazar günkü yazımda 51 yıl öncesinin Kanlı Pazar’ını anımsatarak “1969 Kanlı Pazarı’nı yapanlar ya da onların rahle-i tedrisinden geçenler bugün meclisi, hükümeti, yargısı, ordusu ve de medyasıyla tüm yönetim, denetim ve yönlendirme mekanizmalarını kontrol altında tutuyor” demiştim.

 

 

Kastettiğim bittabi Erdoğan’ın başını çektiği, 2002’den bu yana 18 yıldır Meclis’te mutlak çoğunluğu elinde tutarak ülkeyi adım adım islamcı faşist bir rejimin karanlığına sürüklemekte olan AKP…

1969’da henüz 15 yaşında olan Tayyip Erdoğan Kanlı Pazar’ı hazırlayanlar arasında olmayabilir, ama yapanların rahle-i tedrisinden başarıyla geçtiği muhakkak… Hazırlayanlara gelince, AKP iktidarı döneminde dışişleri bakanlığı, başbakanlık ve de cumhurbaşkanlığı yapmış olan bir Abdullah Gül 1969’da 19, Meclis Başkanlığı yapmış olan İsmail Kahraman 29 yaşında olduğuna ve MTTB türü örgütlerin yöneticileri arasında bulunduklarına göre, Kanlı Pazar’ın hazırlayıcıları arasında oldukları kuşku götürmez.

1969’da Meclis’te dahi temsil edilmeyen, Müslüman Kardeşler’in ve Suudi Arabistan’ın güvenilir adamı Necmeddin Erbakan’ın karizması çevresinde kümelenen bu kadrolar, 12 Mart darbesi sonrasında yapılan 1973 seçimlerine Milli Selamet Partisi etiketi altına girecekler, Necmeddin Hoca’nın başbakan yardımcılığını üstlendiği Ecevit Hükümeti döneminde Kuzey Kıbrıs’ı işgalin yarattığı milliyetçi kabarmayı da yedeklerine alarak gelecek koalisyon iktidarlarının “vazgeçilemez”i haline gelecekler, 2002 seçimlerinden itibaren de yüzde 40’ı aşan oranlarla hep tek başına iktidar olacaklardı.

Şurası bir gerçek ki, Tayyip’in başını çektiği iktidar partisinin kadroları ve seçmenleri, sadece MSP’nin ve onun devamı olan Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin bıraktığı mirastan oluşmuyor.

MHP’nin yüzde 10 civarında inip çıkan bir oy potansiyelini koruduğu dikkate alındığında, AKP oylarının önemli bir bölümünün Demirel liderliğindeki AP’nin seçmen kitlesinden tevarüs edildiği ortadadır.

AKP’nin AP’den tevarüs ettiği sadece önemli bir seçmen kitlesi değil, aynı zamanda 60’lı ve 70’li yıllara damgasını vurmuş olan ceberrut yönetim tarzıdır.

Bu yönetim tarzının unutulmaz yöntemlerinden birisi, devlet terörünün sadece sokaklarda, meydanlarda ve işyerlerinde değil, aynı zamanda seçmen iradesinin dile getirildiği TBMM çatısı altında da sürdürülmesidir.

En son örnek, 13 Şubat 2020 gecesi, bazı yasalarda değişiklik yapılmasının görüşüldüğü Meclis genel kurulunda HDP Muş Milletvekili Mensur Işık’ın konuşmasında “Silahlı Kürt muhalefeti” ifadesini kullandığı için AKP milletvekillerinin fiziki saldırısına uğradığı gibi kendisine bir birleşim Meclis’ten çıkarılma cezası verilmiş olmasıdır.

Meclis’in 23 Temmuz 2018 oturumunda da HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık KHK’lerde değişiklik yapılması konusunda görüşlerini bildirirken yine AKP milletvekillerinin saldırısına uğramıştı.

Daha önce de Meclis’in 27 Nisan 2016 tarihli oturumunda Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması hakkındaki tasarı görüşülürken AKP milletvekilleri, Güneydoğu’daki operasyonlarda “kolluk kuvvetlerinin sivilleri katlettiğini” söyleyen HDP Şırnak milletvekili Ferhat Encü’ye saldırmışlardı.

Bugün HDP milletvekillerinin uğradığı bu fiziksel saldırılara, bundan yarım yüzyıl önce aynı Meclis çatısı altında, dönemin tek gerçek muhalefet partisi olan Türkiye İşçi Partisi’nin milletvekilleri hedef olmuşlardı.

Bu saldırıların en kanlısı 20 Şubat 1968 gecesi yapılmış, 6 TİP milletvekili kan revan içinde bırakılmıştı.

Saldırının nasıl planlandığını ve uygulandığını ayrıntılı olarak açıklayan 27 Şubat 1968 tarihli Ant Dergisi’nin yazdığına göre, İçişleri Bakanı Faruk Sükan uzun süreden beri TİP’in kapatılmasını sağlamak için hummalı bir çalışma içindeydi.

Bu çalışma ilk defa Doğu mitingleri sırasında kendisini açık olarak göstermişti. Mitinglerde ezilmiş Doğu halkının tek kurtuluş umudu olarak TİP’e sarılması en az AP kadar CHP’yi de telaşlandırdığından, Sükan, CHP’lilerin de desteğini sağlayacağına güvenerek TİP hakkında dosyalar hazırlamaya başlamıştı.

Bu arada TİP yöneticilerinin çeşitli konuşmalarını da işine gelen bölümlerin altını çizerek dosyalayan Sükan, son olarak Akdeniz İlerici Partiler Konferansı’na iki TİP milletvekilinin katılmasını da fırsat saymış ve açık saldırıya geçmişti.

CHP lideri İnönü’nün de sol seçmeni kendi tarafına çekebilmek için TİP’i suçlayan konuşmalar yapması Sükan’ı adamakıllı cesaretlendirmişti.

Pazartesi günü Millet Meclisi’nde vuku bulan alçakça tecavüz, bu plana göre sahneye konulmuş ve kanlı bir şekilde uygulanmıştı.

İçişleri Bakanı Sükan, gece geç saatlerde kabarık bir dosya çantasıyla kürsüye çıkmış ve konuşmasına başlar başlamaz parlamentonun sol kanadına, yani TİP milletvekillerine saldırıya geçmişti. TİP lideri Aybar’ın “Marksizm bir bilimdir. Kapitalizmin zıddıdır. Bilimden yararlanmak anayasada vardır. Şu halde Marksizm anayasamıza aykırı değildir” dediğini, bu sözleriyle tek tip sosyalizmi, yani bilimsel sosyalizmi kastettiğini, bunun da marksizm, kollektivizm, dolayısıyla komünizmin ta kendisi olduğunu ileri sürmüştü.

Mustafa Suphi’lerden, Şefik Hüsnü’lerden, Zekeriya Sertel’lerden söz ederek TİP’e saldıran Sükan’ın konuşması ilerledikçe o zamana kadar sessiz duran AP’lilerin TİP’lilere laf atmaları da başlamıştı.

Dosyalardan birini kapayıp ötekini açarak konuşmasına devam eden Sükan nihayet sözü Doğu mitinglerine ve Roma toplantısına getirmiş, toplantıya katılan partilerin hepsinin komünist olduğunu söyleyecek kadar ölçüyü kaçırmıştı.

Daha da ileri giderek TİP milletvekili Çetin Altan’a “Nazım Hikmet gibi bir vatan haini”ni yazılarında nasıl olup da “en büyük Türk şairi” olarak tanıttığını sormuş, Çetin Altan da bu sözü parlamentoda da tekrarlamakta hiçbir sakınca görmeyerek bakana gerekli cevabı vermişti: “Evet, Nazım en büyük Türk şairidir!”

İşte bakanın bu son kışkırtmasından sonra kızılca kıyamet kopmuş ve kanlı saldırı başlamıştı. Başta tabancalı Hamido olmak üzere AP milletvekilleri, TİP milletvekilleri Çetin Altan, Yunus Koçak, Sadun Aren, Kemal Nebioğlu, Cemal Hakkı Selek ve Ali Karcı’nın üzerine çullanmış, ortalığı kana boğmuşlardı.

Saldırıda ağır yara alan TİP milletvekillerinden Yunus Koçak vahşet gecesini Ant Dergisi’ne şöyle anlatmıştı:

“O gün nedense, pek çok AP’li milletvekili gecenin bu saatine kadar mecliste hiç görülmedik bir şekilde sessiz sedasız bekliyorlardı.

“İçişleri Bakanı Sükan kürsüye geldi. Bizim eleştiri ve sorularımıza bakan olarak cevap vermesi gerekirken, o bize sual soruyor, cevap almaya çalışıyordu. Nihayet parola verilmiş olacak ki, Çetin Altan’a ‘Sen Nazım’ın en büyük Türk şairi olduğunu yazmadın mı?’ dedi. Çetin cevap vermeye kalmadan AP’liler yavaşça yerlerinden kalkıp bize doğru akmaya başladılar. Vurdular, vuruştuk, bilhassa Çetin’i ve beni sardılar. Bir ara Çetin yere düştü. İnsafsızca tekmeliyorlardı. Çetin oracıkta can verebilirdi. Ben kendimi korumayı bırakarak Çetin’i yerden kaldırmaya çalıştım. Beni de devirdiler. Fakat kendimi hızla toparlayarak Çetin’i iki koltuğundan tutup ayağa kaldırdım.

“Fakat önden ve arkadan sayısız tekme ve yumruk vuruyorlardı. Bu arada arkamdan da çok kahpece başıma ve her yanıma vuruyorlardı. Geriye döndüm, arkadan vuranlara mani olmak istedim. Amma olan olmuştu. Bir anda gözlerim görmez oldu, her tarafımdan ılık bir şeyin yayıldığını hissettim.

“Hamido AP’lilerin arasında duruyordu. Başıma vurmuşlar, tornavida veya bıçakla yaralamışlar, her tarafımdan fışkıran kanı zevkle seyrediyorlar ve gözleri önünde yere yıkılıp can vermemi bekliyorlardı. Amma bu zevki tadamadılar, yıkılmadım. Şimdi yaşıyorum. Daha cesur, daha bilenmiş. Daha kararlıyım. Ve de hepimiz böyleyiz…”

Bu alçakça saldırı üzerine Ant’ta yazdığım yorumda, 1933 yılında Hitler’in İçişleri Bakanı Goering’in solun gizli faaliyetlerine ait belgeler ele geçirildiğini açıklayarak hava yaratmaya çalışırken SA’ların 27 Şubat akşamı Alman parlamento binası Reischtag’a girerek büyük bir yangın çıkarttıklarını, ertesi gün de yangını komünistlerin çıkarttığını ileri sürerek insanlık tarihinin en korkunç terör hareketlerinden birini başlattıklarını anımsattıktan sonra şöyle demiştim:

“İşte 1933 Şubat Almanyası, işte 1968 Şubat Türkiyesi… İnsanlık hesabına yüz kızartıcı bir oyun 35 yıl ara ile bir başka ülkede sahneye konulmaktadır… Goering ile Sükan’ın metodları arasında hiçbir fark yoktur. İkisinin de hareket noktası solu tasfiye etmek ve egemen sınıflara daha büyük vurgun imkanları hazırlamaktır. 20 Şubat 1968 tarihinden sonra ne olacaktır? Bir Reischtag yangını sonrası mı? Evet, Reischtag yangını sonrasında siyaset sahnesinden silinen sadece sosyalistler olmamış, Hitler’in iktidara gelmesini destekleyen Sosyal Demokrat Parti de, Bavyera Halkı Katolik Partisi, Merkez Partisi, Halk Partisi ve Demokrat Parti gibi burjuva partileri de çok geçmeden faşizmin demir yumruğu altında ezilmişlerdir. Eğer Türkiye’de TİP’in dışında kalan partiler ve ortanın solundaki CHP, kanlı 20 Şubat’ın ardındaki karanlık hesapları görüp bugünden kesin bir tutum takınmazlarsa, 35 yıl öncesinin korkunç terörü ergeç onları da kahredecektir.”

Bu kanlı gecenin üzerinden de tam 52 yıl geçti…

O gecenin tertipçisi Faruk Sükan, ana muhalefet partisi CHP tarafından kendisinden hesap sorulmak şöyle dursun, tam on yıl sonra, 1978’de, CHP lideri Bülent Ecevit’in kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan yardımcı koltuğuna oturtuldu.

O dönem parlamenter faşizmin en alçakça komplo ve baskılarını uygulayan AP artık yok, ama onun kadrolarının ve seçmenlerinin büyük kısmını kendine çekerek tek başına iktidar olan ve aynı baskı yöntemleriyle Türkiye’de İslamcı faşizmi kalıcılaştırmaya çalışan bir AKP var…

Demirel’in Goering’ini on yıl sonra başbakan yardımcısı yapan CHP, yarın da sakın ola aynı gaflete düşüp muhtemel bir erken seçim sonrası “oy dağılımı öyle gerektiriyor” diye bugün tutuklamalar, kayyumlar ve kıyımlarla ha bire HDP’ye vuran AKP ile iktidar ortaklığı yapmaya, bugünün Goering’lerini başbakan yardımcısı ya da bakan yapmaya kalkışmasın.

 

 

 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.03.2020
Camiler hastanemiz, minareler iğnemizdir…
19.03.2020
Ohal var, ohal’cik var, ohal’den ohal’e fark var!
5.03.2020
İslamın fatihleri değil, kömürün fatihleri…
28.02.2020
Artı Gerçek’li dördüncü yılda…
21.02.2020
Meydanlarda dehşet… Meclis’te dehşet…
13.02.2020
Belçika’da kurtlarla dans…
6.02.2020
Kürt Ulusu’nun Belçika Meydan Savaşı’nda yeni aşama
30.01.2020
Zemheri mareşallerinin 'komünist'liği…
24.01.2020
Bataklık askerlerinin savaşıdır bu…
10.01.2020
Bir direniş gazetesinin sürgünü…
27.12.2019
Ezilen iki ulusun benzer yazgısı…
20.12.2019
Ardenler’den Nürnberg’e tarihsel bir hesaplaşma
16.12.2019
Sürgünü yaratıcı ve kavgacı yaşamak…
28.11.2019
Teslim, Turan, Tahir ve de Komitas…
15.11.2019
NATO kafa, NATO mermer…
8.11.2019
7 Kasım, direnişin başladığı gün…
31.10.2019
Grexit… Brexit… Tayyipland’da da Trexit…
25.10.2019
Kürtler söz konusuysa riya ve ihanet diz boyu…
17.10.2019
Tayyip’in Kürt alerjili ekselansları…
10.10.2019
İki parlamentodan yüz karası iki karar!
4.10.2019
Alma mazlumun ahını, çıkar acısı aheste aheste!
12.09.2019
Darbezede iki ülkenin Eylül’leri…
29.08.2019
Tayyip’in kapitalizmi hangi kategoride?
25.08.2019
Sokaksız feraset solculuğu…
15.08.2019
Proleter Şoför’den Gezi Direnişi’ne…
9.08.2019
CHP’nin Kürt inkârcılığında zirve…
11.07.2019
İstanbul 2019’unun öncüleri unutulmasın…
5.07.2019
Müzelik kapitalizmin müzesi!
28.06.2019
Karizmalar savaşının iki ası…
20.06.2019
Varto’lu Rakel’in saygıdeğer mücadelesi…
7.06.2019
Mağdur bir halkın sürgün meclisi…
29.05.2019
Federal Belçika uzatmaları oynuyor…
22.05.2019
21 Mayıs… Darbeler ve Kürtler…
17.05.2019
Tayyip’in 'Hürriyet Partisi' heyulası!
9.05.2019
Sol gözüm, ille de sol gözüm…
27.4.2019
Soykırım üzerine Belçika’da Osmanlı oyunları
18.4.2019
Yarım asır öncesinden dersler…
12.4.2019
Soykırım çocukları özür bekliyor…
3.4.2019
Millet İttifakı’nın Kürtlere vefa borcu…
28.3.2019
İslamofobi… İslamofobi… Ya senin fobilerin?
22.3.2019
Nevroz' despotların Newroz krizleri…
15.3.2019
Kürt halkının mücahitlerine nankörlük neden?
7.3.2019
Melina Mercouri, Never in Turkey!
1.3.2019
Belçika’yı temellerinden sarsan vatandaş isyanı…
23.2.2019
Seçimin ittifaksal tuzakları…
14.2.2019
İşçi sınıfı mücadelesinde iki zirve: TİP ve DİSK
6.2.2019
Thomas’ın 47 yıllık Türkiye kavgası…
1.2.2019
Che bereli ve de Bolivar kılıçlı 'anti-emperyalist'ler…
26.1.2019
Yerel seçimin 56 yıllık kızıl çizgisi…
5.1.2019
60-70’lerin TİP’i günümüzde HDP’dir…
28.12.2018
Ya Jön Türkler’in ilerici olmayanları?
21.12.2018
Belçika sömürgeci tarihiyle hesaplaşıyor, ya Türkiye?
15.12.2018
Tüm iktidarların tükenmez sürgün düşmanlığı…
9.12.2018
Sarı Yelekliler güncelinde 68’e bakış…
4.12.2018
Gangster sendikacılığın kurbanı işçi lideri Fukara Tahir
29.11.2018
NATO mahallesinde mega-zından ve mega-cami kavgası…
24.11.2018
Demirtaş zındandayken AB’nin kurtlarla dansı…
17.11.2018
Fırat’ın doğusuna tehdit, ya Kıbrıs’ın kuzeyi?
8.11.2018
dogan@ozguden.be Marx’tan 170 yıl sonra Belçika’da bir hayalet dolaşıyor…
3.11.2018
100. yılında Akşam'ın tarihine otosansür!
25.10.2018
Darağacına meydan okuyan devrimci Hıdır Aslan
19.10.2018
Suudi polisiyesi ve Suudi'nin Türkiye'deki asıl cürümleri…
13.10.2018
Polis ve Özel Harekat hayranı 'sosyalist'ler…
4.10.2018
Sürgünde despot sorgulamanın bedeli…
28.9.2018
Ayı kafesinden Brüksel'in eşekli siyasetini temaşa...
19.9.2018
Sol'un 'kol kırılır yen içinde kalır'ı…
12.9.2018
Castro Allende'yi daha 1971'de uyarmıştı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive