Evet; Korkmayın..!


27.04.2013 - Bu Yazı 1716 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Devirleri bitmiş, yaldızları dökülmüş, maskeleri düşmüş, omurgasız olduklarından belleri bükülmüş, yaşlandıkça olgunlaşacaklarına bunamış, yüzleri içleri kadar çirkin, bir fosiller yığınına sahibiz ki, adeta ve maalesef makus talihimiz olmuşlar…

Çoğu muktedir ve mutlu azınlığın bizzat mensubu, az bir kısmı da onlara öykünen şahsiyet fukarası bir güruh. “Aydınlar-Gazeteciler Güruhu”! Okur yazarlar olarak bizler; hangi kuluçkahanede üretildiklerini ve kimlerin genlerini taşıdıklarını, içlerindeki “imalat hatası” irfan ve vicdan abidelerinden okuyarak öğreniyorduk da; devran değişip, 90 yıllık iktidarlarını kaybedince, içine düştükleri zilletten dolayı, toplum da tanımaya başladı çok şükür…

Kökleri Büyük Dedeleri Jön Türkler’e dayanır hepsinin. Zihin haritalarını o genler oluşturmuştur ve muarızlık vasıfları irsi (genetik) bir hastalık olarak iki asırdır devam etmektedir…  İsimleri bizdendir belki ama; artık ruh, inanç, ülkü ve hayalleriyle bizden fersah fersah ötede olacaklardır…

Bunların içinden yetişen, batı medeniyeti ve felsefesini iliğine kadar tanımış, ama kendi muhteşem medeniyetinin de farkında olan bir irfan abidesi mütefekkirden alalım esas tarifi: “Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, ‘Ben Avrupalıyım’ demeye başladı, ‘Asya bir cüzamlılar diyarıdır.’ Avrupalı dostları acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: ‘Hayır delikanlı’, diye fısıldadılar, ‘sen bir az gelişmişsin.’ Ve, Hristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir nişân-i zîşân gibi gururla benimsedi aydınlarımız.” Cemil Meriç’in bu tarif üzerine söyleyecek söz mü var?! Taşıdığı muhteva ile değil makale, kitaplar yazılır. Yazılıyor da…

Hastalığa çağdaş çözüm reçetesi üretsinler diye gönderdiklerimiz; Avrupa’daki 'dostlarının' iğfal, ikna, tembih ve telkinleri ile ötenazi tekniklerini öğrenip geldiler ve çare olacaklarına cellatları oldular 'Hasta Adam'ın.!

Bir ara Yeni Osmanlıcılar ismini aldılar ve en sonunda da İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak tekâmül ettiler.

Enver’i, Talât’ı, Cemâl’i ile kendilerini dahi yönetemezken, İmparatorluk yönetmeye kalkınca da, Altı asırlık imparatorluğu On yılda ‘Tarih Etmişlerdi..!

Öyle bir can derdine düşmüştü ki bu mazlum millet, bu kumarbazlarla vakit kaybedemezlerdi.! Hızla toparlanmış, organize olmuş,  kurtuluş mücadelesini başarıyla vermiş ve ve zaferle çıkmışlardı.

16. Devletini  kurmuştu artık, bu mazlum ve yorgun Millet. Hacı Bayram-ı Veli dergâhında, bir Cuma namazı sonrası; kurbanlar, dualar, tekbirler ve salavatlarla temelini attığı Devletinin ve onu kazandıran Zaferin tadına varamadan; sevinçler kursakta, hüsran ve kahırlar karabasan gibi üstüne çökmüştü yine…

Üç yıl zor dayanmış olmalılar ki, yine çıka gelmiş 'Bizimkiler.'… 

 Hastalık nüksetmiş, yenemedikleri hırsları tetiklenmiş ve büyük bir iştiyakla 'çöktüler' milletin tepesine.!

Kurtuluş ve Zafer yolundaki Mustafa Kemâl’leri, (TEK’i hariç)  ya idam, ya da katlettiler..! 

 Su-i kastlar icat edip, rakip gördüklerini bu vesileyle önce astı da, sonra mahkeme ettiler...  

 Avrupa’lı 'dostlarına' yine müracaat ettiler ve ithal protezlerle 'Ulus' inşa edip, önüne de 'Türk'ü ilave ettiler.!

Onlar artık 'Beyaz Türk'türler.!  Türk’ü efendi, Türk görmediklerini de 'Hizmetçi ve Köle' ilan ettiler.! (M. Esad Bozkurt) 

Halifesiz kalmaya, iğfal ve ihanete dayanamayan Kürtleri, önce Şaki ilan ettiler. Koçgiri’de başlayıp, sonra  Ergani‘de, Muş’da, Diyarbakır’da, Van‘da, en sonunda da Dersim’de  katliamlara giriştiler. Katliamlardan sağ kalanı, kamplarda topladılar ve 'Güvenli Bölgeler'e dağıtıp, 'ıslah' ettiler.! 

 Ne diline, ne töresine, ne de türküsüne tahammül ettiler.! Öyle birarızaya sebep oldular ki, o gün bugündür 'Kürt Mes’elesi'ni ayağımıza  pranga ettiler.! 

Sadece Kürtlere mi zulmettiler?!

-Tabi ki hayır…

Adına  Devrim dedikleri projeleriyle; ne dil, ne din, ne hukuk, ne tarih, ne medeniyet, ne hafıza, ne şuur, ne  kıyafet… Meclislerinde, 'Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.' (M. Esad Bozkurt) haykırışları ve kararlılığıyla hepsini yerle bir ettiler..! 

 Bin yıllık Devlet ve Medeniyetler manzumesinin tüm damarlarını kesip, bu Aziz Milleti 'Ucubeye' çevirdiler.! 

Milletin cenazesi teneşirde imam beklerken, Çankaya’da sofralar, salonlarda balolar tertip ettiler.! Sofrada "akşamdan kalmamışlarsa" eğer, erken ayılıp millete ufak 'kıyaklar' da çektiler... Baktılar imam gerek; Çağdaş İmam’la, Türkçe Ezan, Türkçe Namaz, Türkçe Kur’an, Türkçe Mevlid türettiler.! 

Hukuktan-Yönetime, Eğitimden-Siyasete, Ticaretten-Ekonomiye, Sanayiden-Üniversiteye, Medyadan-San’ata, günlük hayatı ve geleceği etkileyecek tüm reform ve yenilikleri yapıp, kendi 'Tapınak Yapılarını' inşa ettiler.! 

Bu tapınağı Halk adına ama, Halk’a rağmen zulümle kurduklarından, Halk’dan gelecek 'tehlikeye' karşı, Yargı ve Asker Muhafızları eliyle, onu bir güzel tahkim ettiler..!

Komediye dönmüş 'arızalarıyla' gülmece dergilerine ilham verdiler...

İşte böyle bir dergideki trajikomik anlatımla işin özeti: Türk; İsviçre Medeni Kanununa göre evlenen, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen, Alman Ceza Muhakemeleri Usulünce yargılanan, İtalyan Ceza Yasasına göre cezalandırılan ve İslam Hukukuna göre gömülen kişidir.!” 

Bir avuç elit ve 'Beyaz Türkler' olarak, her alanda kendi kast sistemini kurup; Halk’ın yokluk, çaresizlik ve mutsuzluğuna aldırmadan; refahı ve mutluluğu, hep kendi aralarında üleştiler.!

 

Hep 'bilen'diler. Hep mürebbiye tavrıyla Halk’ı 'Terbiye Ettiler.'..!

Yaptıkları yalan tarihi dayatıp, ezbere mecbur ettiler. Bu ezberlerle, yıllar içinde hayranlar ve mankurtlar da ürettiler..!

Baştan beri bir korkuları vardı ki; 'Ya Gelirlerse'.?!”

Gelmesinler diye tedbirler ürettiler; tedbir aldıkça, arttı endişeler.! Velhasıl, bir kısır döngüye girdiler ki; işi zulme, rejimi faşizme çevirdiler..!

Darbeler, muhtıralar, bin yıllık projeler ve daha neler neler…

2002′de döndü devran ve tükendi deniz; gelip de karaya oturuverdiler çaresiz..! 

Gelelim konumuza…

 

Devri, işi, işlevi bitmiş; sistemleri gibi kendileri de öngörüleri de iflas etmiş bu fosiller güruhunun 'kırık kalemleri', hastalıklı ve arızalı düşünceleriyle akıl vermeye, yol göstermeye, mürebbiye alışkanlığından hareketle, bazen de halen terbiye etmeyeçalışıyorlar..!

Kendinden menkul 'Sosyolog' unvanlı 'Aristokratlar Başı' biri (E.Özkök), yeniden ve aslına uygun şekillenmiş Devlet’e, nasıl da akıl veriyor?!: 

"Çünkü şuna inanıyoruz: Çünkü bu ülkede herkesin kendine ait “hayat tarzı” anasının “ak” ve “beyaz sütü” kadar hakkıdır. O yüzden. Ey baskıcı, empoze edici, zorlayıcı yeni devlet… Çekil aradan…"

Bir benzerini daha vereyim mi?! Hani kariyerinin zirvesindeyken 'Göbeğini Kaşıyan Adam' yapmıştı toplumu?! Hah, tanıdınız işte… Şimdi birçöplük bulmuş kendine ve oradan horozlanıyor..!

Buyurun: “Âkillere bir çağrı… Tamam… Dolanıp barış, sevgi, demokrasi dersiniz… Ama biraz aklı olan, adalet olmadan barışın vedemokrasinin olamayacağını bilir… Ülkenin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve silah arkadaşları 'Silahlı terör örgütü' kurmaktan hapiste… Dünya çapındaki bilim adamımız Prof. Mehmet Haberal hapiste… Gazeteciler hapiste… Yazarlar, aydınlar hapiste… Gidip “demokrasiden” söz ettiğiniz insanların seçtikleri milletvekilleri hapiste… Sendikacılar, öğrenciler, akademisyenler, sivil toplum liderleri hapiste… Tümü 4-5 yıldır tutuklu… Yetmedi…  Türkiye bir 

hapishane… Baskı, tehdit, korku… Eğer iktidarın kullandığı insanlar değilseniz…Eğer gerçekten âkil iseniz... 

 

Sizden barışı, sevgiyi, demokrasiyi, hukuku insanlara anlatmanızı isteyen o kişiye dönüp isteyin:Hukuku isteyin… Adaleti isteyin… Vicdanı isteyin… İnsanlığı isteyin… Kine, intikama, yok edişe karşı çıkarak, önce adam gibi devleti geri isteyin… 

 

Akil insanların en çok sahip olmaları gereken hakkaniyet duygusu ve cesaret varsa sizlerde, KORKMAYIN dönüp söyleyin… 

 

Ve bir büyük, günahı perdelemekse göreviniz…Ben size söyleyeyim: Sokağa çıkmayın. Çıkamazsınız..!"

  

 

 

Bir başka fosile; ama gerçek anlamda ileri yaştaki hafıza ve vicdan fukarası fosil olan, Cüneyt Arcayürek’e de kulak verelim: 

 “O ve DP gitti, İnönü ile CHP kaldı!” diyor ve aklımızla alay ediyor! İdam etseler de, 60 yıldır bitmeyen nefretle Adnan Menderes’i hatırlatıyor, Katil’i kutsarken Maktule bitmeyen nefretini kusuyor.! Sanki demokrasi kuralları içinde ve seçimle göndermişler de, kazanarak gelmişler gibi (yersek) demokrasi dersi veriyor.! Meşreplerini çok iyi bildiğimizden, hazret eski refleksle tehdit ediyor ve  ”Ey Tayyip; Menderes de 'Tek Adam' olmuştu ama bak, sonu 'sehpa' oldu; aklını başına al demek istiyor.

 

Biri daha var ki, Bekir Abisi gibi üretken. O da “Bidon Kafalı” Halkına uzun bir manifesto yazmıştı. O yazıyı olduğu gibi alayım da konuma başlık yapayım..!

 

Buyurun: '

KORKMA 

..... Sönmez…'!

 

 

 

 

Korkmayın ya hu! Yazısının hepi topu bu kadar işte… 90 Yıllık tapınak yapı ve korku imparatorluğunda, korkuyu silah gibi kullanıp, toplumu içe kapatan ve istediği gibi manuple edip yönetenler; kendilerini de, toplumu da paranoyak yapanlar, şimdi “Korkma” diye kısaca hatırlatma yapıyor.

Be hey Allah’ın safları; görmüyor musunuz ki, bu mazlum millet “Korkmadığı” için geldi ve yıktı o tapınak yapınızı. Şimdi de, halen size tahammül gösteren ve varlığınızdan rahatsız olmayan milletten size dönüyor, sizin öneriniz.

Evet; KORKMAYIN..!

Biraz  empati yeteneği ve niyetleri olsaydı, kendilerinin de mensubu veya yanaşması oldukları, 'Beyaz Türkler' dediği yegâne güç odaklarının 90 yıllık mutlak iktidar dönemi için de, benzerlerini yazarlardı.

  Zerre kadar haysiyetliolsaydılar;   tek ve 'haki renkli'  güç odaklarının tek sesli borazanı olan gazetelerinde, onların emir ve talimatları doğrultusunda manşet ve haberler yapmaz, onların kirli kalemi olmazlardı…

 

 

Zerre kadar demokrat olsaydı ve zerre kadar 'aydın namusu' taşısaydılar; beyaz olmayan çoğunluğa(!) hamam böceği muamelesi yapanlara, onlara hayat hakkı tanımayanlara, korkular üretip kendileriyle beraber tüm toplumu paranoyak yapanlara, paylaşmayan ve paylaşmak istemeyen sermaye baronlarına karşı da dik dururlardı.

Bugün beğenmedikleri devleti ve devleti yönetenleri; serbestçe ve korkmadan eleştirdikleri, yazdıkları, akıl verip-yol gösterdikleri, ve hatta tehdit ettikleri gibi; dünde kalan 'kendi devletlerini' ve onu yöneten güç odaklarını da aynı şekilde  eleştirme cesaretini gösterebilselerdi. 

 Belki o zaman kendileri de, düşünceleri de bir anlam ifade ederdi. Çünkü yukarıdaki ifadelerini, arzu ve isteklerini, temenni ve beklentilerini, hatta tehditlerini,  bin defa hak edecek uygulamalar; dünkü 'devletin' en temel işi, amacı ve uygulamasıydı… 

 Dün ile bugün arasındaki tek fark ise; bu dik duruşu sergileyecek cesur insanların sayısı, bugünkü çakma cesurlar kadar çok değildi..!

 

Dünün cesur kahramanları her yazıp-söylediğinin bedelini göze alarak öne çıkıyor; sonu tutuklanma, işkence, sürgün ve hatta ölüm dahi olsa tavırlarını değiştirmiyor, yılmıyor, yılışmıyor ve zalimler karşısında eğilmiyorlardı..!

Zaten zalimlere karşı mazlumların sesi olduklarından dolayıdır ki, dünün ve bugünün mazlumlarının ebedi baş tacı ve halen ilham kaynağı olmuşlardı…

  Onlar 'köpekli köyde değneksiz gezecek' kadar cesur, kararlı ve kahramandılar. Sahte kahramanlarla ve çakma cesurlarla yol arkadaşlığı yapmayacak kadar da  ilke ve  feraset sahibiydiler... 

Dün hiç bir şekilde hayat hakkı tanımadıklarınız , yok saydıklarınız, varlarsa da kendi kalıbınıza sokmaya zorladıklarınız; paylaşmadığınız ve paylaşmak istemedikleriniz vardı hani?! 

 

 

 İşte onlar bugün dünyanıza girdi; iktidarınıza, imkânlarınıza, refahınıza ve “sofranıza” ortak oldular. Farklılıkları zenginlik gördüklerinden, sizi dışlamayı hiç düşünmediler ve sizlerle her şeyi paylaşmayı kabul ettiler.

Toplumun büyük çoğunluğundaki ümit ve beklentileri değişti artık. 

 Siz okuyamasanız  da normalleşen bugünkü devlete ve devleti yönetenlere destekleri arttı ve empoze ettiğiniz o yaygın kanaat değişmeye başladı.

Sizin göremediğiniz, okuyamadığınız ve anlayamadığınız bu toplumda, cesaretle dile getirilen ortak kanı şu artık: 

Türkiye’de olan biten rejim tehlikesi değildir, irtica veya Şeriat tehlikesi hiç değildir. Bir asırdır toplumsal süreçlerden dışlanmış olan bir kitlenin toplumsal nimetlerden ve iktidardan pay istemesidir. Ciddi bir sosyolojik dönüşüm geçirerek, modern dünyaya ayak uydurmaya çalışan bir toplumun, birikmiş safralarını temizleme mücadelesidir. Öyle anlaşılmaktadır ki, bu değişim ve dönüşüm sancısız olmayacaktır.! Toplumun önüne yığınla engel çıkarılacak, bazı mahfillerde milletin sözünün geçmemesini garanti altına almak için, çeşitli Bizans oyunları oynanacaktır...

Bugün gelenler olarak; beyaz zannettiğiniz ama 'haki' renginizle, sizleri de kaybettiklerinizden dolayı anlayışla karşılıyor, korkularınızı ve psikolojinizi anlıyoruz.. 

Bakın, 150 yıllık zulmünüze rağmen rövanş almayı hiç düşünmüyor ve iyileşip sağlıklı fertler olarak aramıza katılmanıza fırsat tanıyoruz. 

 Ülkede devam eden bu  normalleşmenin gereği olarak; geçmişin özürlerinden ve yükünden kurtuluyor ve 'özürlüleri' yaptıklarının hesabını vermeleri için; dün işlemeyen ama bugün onun da işlediği yargıya havale ediyoruz... 

  Çoğu sizin 'mahallenin' çocuğu ve çoğunu beyaz da görseniz, haki renkli bu yoldaşlarınızın durumu, sizleri rahatsız ve huzursuz ediyor; biliyor ve endişelerinize saygı da duyuyoruz. 

 Bu normalleşme sürecindeki hukuki mücadeleyi geçmişin rövanşı olarak görseniz ve gösterseniz de,  içeriden  rövanş tehditleri yağdıranlar karşısında, sizlerden o cesur ve demokrat bir duruşu yine göremiyoruz. 

  Çünkü onların beklentileri, sizlerin en büyük temenniniz; bunu da biliyor ve buna da 'eyvallah' diyoruz..!

Siz, dün kendi mutlak iktidarınızı korumak için korkular üretirken; bakın yeni gelenler bu yola tevessül etmiyor. Toplumun her renginden insanı önemsiyor, varlıklarından korkmuyor ve hatta tüm farklılıkları zenginlik sayıyorlar.

Ülke tek renklilikten ve tek seslilikten kurtuldu, sizlerin de 'beyazlığınızla' renk kattığınız bir cümbüşe ve armoniye bıraktı yerini.

Karşınıza aldığınız ve hiç bir şeyinizi paylaşmak istemediğiniz tüm renkler bir araya geldi artık ve günümüz dünyasının da önemsediği bireyin özgürlüğü ön plana çıktı.

Artık bu ülke; Beyaz Türk, Zenci Türk, Siyah Kürt, Kara Arap, Sarı Çerkez, Kumral Laz, Sarışın Trakyalı, Yanık Roman, Kravatlı veya Cübbeli Müslüman, Âsi Alevi, Öksüz Rum, Yetim Ermeni, Zavallı Yahudi ve Sürgün Süryani gibi farklılıklarıyla, tarihi gücünün ve zenginliğinin farkında. Sizin ve sizleri “devşiren odakların” beklentileri olmayacak, bu farklılıkları kaşıyarak bizleri kolay lokma haline getiremeyeceksiniz.

 

Bu sebeple köşeye oturup biz 'Beyaz Türkler' siz 'Kaka Türkler!'  diye tasnifler yapıp huzurumuzu kaçırmayın ve varsa bir birikiminiz, bu muhteşem ahenge katkı verin.

Değilse, hiç olmazsa sesinizi kesin ve bu dönemin nimetlerinden, şükretmeseniz de sebeplenin..!

Terbiye etmenize de, telkinlerinize de, tehditleriniz de aldırdığımız yok artık.

 

Hiç bir baskının olmadığı, herkesin istediği gibi yeyip-içtiği, istediği plaja gittiği, plajlarda istediği gibi göründüğü, istediği okullara gideceği, istediği gibi giyineceği, istediği gibi düşünüp-inandığı, istediği gibi yaşadığı, ve tüm farklılıkların zenginlik kabul edilip, her şeyin rahatça paylaşıldığı bir hayata evrilirken; bırakın şu korku senaryolarını da, keyfimizi kaçırmayın…

 

Bugüne değin size ve yaptıklarınıza tahammül eden ülkenin beyaz dışındaki tüm renkleri, bugün de varlığınızdan rahatsız değil ve bu hastalıklı ruh halinize dahi tahammül etmeye devam ediyor bakın…

Çünkü son 11 yıldır hiç bir öngörünüz tutmadı, hiç bir öneriniz işe yaramadı ve bütün endişe ve korkularınız yersiz çıktı...

Tüm yanılgı ve yenilgilerinize rağmen mahcup olmuyor ve utanmıyorsunuz da…

Artık kabak tadı vermeyin de huzur içinde ve salim kafamızla kalarak, geleceğe dönük önemli projelerimizle uğraşalım.

Ne olur anlayın artık…

Şu yaşadıklarımız, şu hafızamız, şu hatıralarımız ve hele de şu arşivler olmasa; belki yiyeceğiz de şu maskeli demokrat halinizi, olmuyor işte..! 

 Sizler kendinizi de, geçmişte yaptıklarınızı da unutmuş kabul edebilirsiniz (uyanıklar!) ama, bize unutturamaz, 'yutturamazsınız'... 

Kendinizi kaybederek attığınız manşetler daha dün gibi hafıza ve hatıralarımızda; taptaze... 

Sizler için 'toplumu okuyamıyorlar' demişler diye ha bire yazılar kaleme alıyor, savunmalar yapıyor ve o her zamanki mürebbiye tavrınızla önünüze geleni terbiye etmeye devam ediyorsunuz..! 

Kim demiş okuyamıyorlar” diye?! Sizler dün de, bugün de çok iyi okuyorsunuz tabi ki; ama milletin 'canına okuyorsunuz'..!

 

Olsun.. Siz böyle 'okumaya' ve yazmaya devam ettikçe, benim gibi mücrim ve beceriksiz biri dahi yazar olup çıkacak böylece…

Devam kardeşler, artık ilham kaynağımsınız..!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
02.02.2014
Satrancın ve Diplomasinin Mucidiyle Bilek Güreşi...
25.01.2014
"Zırva tevil gerektirmez.."
20.01.2014
Küçük avın çaresiz çırpınışı...
13.01.2014
"Olmasaydı sonumuz böyle.."
07.01.2014
"Neredeeen, nereye."!!
31.12.2013
“Happy new years” ve “Aleykûm Selâm” arkadaşlar.!
28.12.2013
Yâr'dan da geçmeyelim, Ser'den de...
25.12.2013
Benden buraya kadar, başkasını bilmem...
21.12.2013
İlişkilerde
16.12.2013
Yalnızlık limanına demir atmak...
04.12.2013
Enkazdan geri kalan manzara...
25.11.2013
İpin ucu..!
19.11.2013
Devlet, “Şartnameler” ve Hayatın Gerçekliği
17.11.2013
Doku Uyuşmazlığı mı?!
13.11.2013
O' Olmasaydı.?!
11.11.2013
Atatürk'ü Öldürmeyelim..!
09.11.2013
Aklımıza gelmiyor da değil hani..!
02.11.2013
Büyük beklentim ve büyük hayal kırıklığım
30.10.2013
Bayramımız ve Tefekkür Anaforumuz...
23.10.2013
Gün içeride didişme günü değildir!
01.10.2013
Müşterek acılar ve empati...
25.09.2013
"Gidin başkaları gelsin... Çürümeye son.!"
18.09.2013
Menderes ve İz Bırakan Kahramanlarımız
16.09.2013
" Önce insan"ı yetiştirmek..!
10.09.2013
Muhalefet mi, Ülkeye İhanet mi?!
07.09.2013
Dershaneleri mi kapatacaksınız?
03.09.2013
28 Şubat Yargılanırken...
25.07.2013
Bir yargıtay kararı...
30.06.2013
“Kaygılanın”; bence de..!
27.06.2013
Yeter artık... Yesin artık.
22.06.2013
Sen neymişsin be Kürt sorunu.?!
19.06.2013
Meşrebine göre tavır al..!
17.06.2013
"Edeb yâ hû"
15.06.2013
Medya ağıyla kuşatılmış dünya
08.06.2013
"90 Nesli" bizim eserimiz..!
06.06.2013
Körlük ve nankörlük...
03.06.2013
"Bu da geçer yâ hû"...
31.05.2013
"Bu Ülke" neresi ve "Kim Bunlar".?!
29.05.2013
Ardında iz ve eserler bırakanlar...
26.05.2013
MHP, Başbuğ Efanesi ve...
24.05.2013
Ciddi gündem ve anakronik muhalefet.
16.05.2013
Yazıklar Olsun..!
14.05.2013
Turkey'iz, yani Hindi.!!
13.05.2013
Bilgi Çağında Tılsımı Bozulan Masallarımız.!
10.05.2013
Yazarımız Ahmet Ay'a Cevabımdır..!
09.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -2
08.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -1
07.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -2
04.05.2013
Kader, talih ve tarihin mecbur ettiği...
05.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -1
03.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-3
02.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-2
01.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-1
30.04.2013
Bir Arefe Günüdür yaşanan; Bayram tez gele...
28.04.2013
Bu bir cinnet döneminin hikâyesidir...
27.04.2013
Evet; Korkmayın..!
23.05.2013
Ebu Cehil Soyuna değil sözüm..!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive