Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-1


01.05.2013 - Bu Yazı 812 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 I.BÖLÜM

Son zamanlarda prompter denen cihazı kullanmayı beceremese de, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’mizin, Salı günkü Meclis Grup Toplantısındaki ‘Okuma Dersleri’nden birine daha, mutad olmak üzere canlı TV yayınından katılıyorum…

Her ne kadar bazı aydın ve gazetecilerimiz bugün için ‘Salı Sendromu’ dese ve yığınlar hiç kulak asmasa da; benim gibi ‘Deliler’ ve ‘Dertli Olanlar’ kayıtsız kalamıyor ve ülkemiz adına Liderimizin söyleyecek bir sözü var mı merak ediyor.

Hitabet ve vücut dilini de kullanarak geniş kitleleri etkileme vasfı önemli bir liderlik vasfı olsa ve bizler böyle bir lidere hasret olsak da, olsun; önemli olan Ülke mes’eleleri karşısındaki kavrayış, yorum ve aldığı pozisyon nedir ve biz nasıl düşünüp hangi pozisyonu alacağız?

İşte yine böyle bir günde, yine Devlet Bey’in kürsüdeki okuma derslerinden birindeyim.! Arada bir kaldırdığı yüzünde samimiyet ve kararlılık mimikleri aradım yine. Ne gördüğüm ve neler hissettiğim bende kalsın ki, yazıp da gönüller kırmayayım ve fevri tepkiler almayayım.

Gönül kırıklığının ne olduğunu iyi bilirim de, aldığım ‘Ocak Terbiyesi’ gereği gönül kıramam. Kahrolurum zaman zaman ama, kahredemem. Mes’elelere akl-ı selimle ve soğukkanlı yaklaşıp fevri tepkiler vermemeyi de ‘Yusufiye’de öğrendim-öğrettiler çok şükür.!

Kapandım yine iç dünyama ve başladım kendimi sorgulayıp kendimle dertleşmeye.

Bu yazı kendimle dertleşmemdir.! Yazarken teselli buluyor, gönül sızımıdindiriyordum ama, bittiğinde bir baktım ki manzume olmuş. Tabi dertlerimiz, hasretlerimiz ve kahırlarımız büyük olunca, başka türlüsü de beklenemezdi.!

Biraz da Ülküdaşlarımla dertleşeyim arzusuyla sizlerle paylaşmaya karar verdim. Umarım ve dilerim ki ortak dert sahipleri için de tefekküre, muhasebeye ve bir yeni karar vermeye vesile olur.

Ülkücü’yü ve Ülkücü Görüşün ne olduğunu merak edip öğrenmek isteyen dostlar da, dertli birinden ve membaından öğrensin de, kafasındaki ‘Ülkücü Şablonu’nu gözden geçirsin.

Buyurun…

Neden ve nasıl Ülkücü olmuştum?:

Şehzadeler yetiştirmiş, büyük bir ‘Kültür Ocağı’ olan güzel şehrim Elazığ‘da harmanlanırken: ‘Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanım’ sloganımızın altını doldurmak için aldığım ‘Ocak Dersleri’nden biriydi...

Konferansın sonunda ‘Böyle bir Dava’ya neden sahip çıkılmaz ve neden fedâ olunmaz ki.?!’ kesin kararlılığı, bende o ergen çağımda uyanmıştı.

Fetret devrinde idik, ‘Dava öksüz ve yetimdi’ ve sancak yere düşmütü…

Madem; Kur’an ve Yüce Peygamberimiz’den (SAV) aldığımız ilhamla yola çıkmış ve yeterli liyakâti gördüğü için Allah bu Necip Millet’e emanet ve sancağını emanet etmişti…

Madem; ‘Allah her topluma lâyık olduğunu verir, ipine sımsıkı sarılıp yolundan ayrılmayanı zayi ve zelil etmez’ ayetlerine imân etmiş, semi’na veatâ’na diyorduk…

Madem; bu dava İla’y-ı Kelimatullah davası, yani Allah kelâmının ve Kur’an nizamının dünyaya yayılması ve hakim kılınması ülküsüydü…

Madem; O rehberler rehberi Yüce Sultan en zirve Ülkücü’ydü ve madem tüm Ülkücüler O’nu ve ahlâkını kendine örnek alacaktı…

Madem; yol ve hedef belliydi ve Yüce Rehber’in ‘Yol Arkadaşları’nın tamamına yakını doğdukları topraklarda ölmemiş; ve madem, her biri ellerine aldıkları İslâm Meş’alesi’ni dünyanın dört tarafına taşımış ve vardıkları her menzilde ‘Ocak’larını kurmuşlardı…

Madem; bu Meş’ale ve İslâm Sancağını taşıma şerefini, Milletimize de vermeyi Allah murad ve lutfetmişti…

Madem; O ‘Zirve Ülkücü’nün gösterdiği hedef doğrultusunda yürüyerek,müjdesine nâil olmuş bir ‘Kutlu Millet’inevladı ve varisiydik…

 Evet…

Daha bir çok gerekçe olmasına rağmen, sırf bu gerekçeler dahi yeterliydi böyle bir davaya fedâ olmaya ve ‘Evet, ben de varım.’ demeye...

Bu Kutsi Dava öksüz-yetim kalmamalı ve bu sancak yerden kalkmalıydı çünkü…

Seçimimi yapmıştım ve lâyık olmak için çırpınıyordum…

Biliyordum ki; ben bu ‘Kutsi Dava’nın yıldızları arasında bir toz zerresi dahi değildim. Ama mutluydum ve şükrediyordum Külli İrade Sahibi’ne…

İyi ki insan olarak dünyaya yolladığı Eşref-i Mahlukât’dan biriydim, iyi ki bu imtihan dünyasında İslam’la şeref yâb olmuştum ve iyi ki,kendi davasının zerrede olsam mensubu olmuştum…

Yolu bulmuş, hedefi ve amacı kavramış ve yola revan olmuş bir Ülkücü’ydüm artık çok şükür… Ateşe su taşıyan karınca misali; zerre de olsam safımı belirlemiş olarak şükrediyordum, şükrediyorum…

Bildiğim bir şey var ki; bu davayı kendi cüz’i irademle tercih edip onun bir neferi olmuşsam eğer; ancak ve ancak Külli İrade Sahibi Allah’ın murad etmesi, sevk-i ilahi’si ve lûtfu ile gerçekleşmişti.

Şükrünü edâ etmeye gücümüz yetmez. Gerçek güç sahibinin rahmet, mağfiret ve merhametine çok muhtacız ve O’na güveniyoruz…

Kendimi anlatmak değil muradım. Ene kabarmasından ve enâniyetten Allah’a sığınırım. Dediğim gibi, yıldızlar arasında ben bir zerreyim ve haddimi bilirim. Neyi ne kadar yaptığımı, muhasebemi, muhakememi, samimiyetimi, eksik ve tamam tarafımı, zaaflarımı, liyakâtimi, çektiklerimi ve imtihanımı, bir O’ biliyor, bir de kendim… Hesabımı da Hesap Günü sadece O’na vereceğim zaten. Bu konu ayrı bir konu…

Gelelim konumuza…

Son yıllarda yaşadığımız bilgi çağı ve yaygınlaşan internet dünyası önümüze ummanlar açtı. Geçmiş (mazi) bugün (hâl) ve gelecek (âti) adına ulaşılamayacak bilgi yok artık.

Üzerinde korruma kalkanı olan ‘Devlet Sırrı Belgeler’den zaman aşımı dolanlara da, siber saldırılarla elde edilmiş çok özel/gizli yeni bilgilere de ulaşmak mümkün bu sanal dünyada…

Bu dünya, bilgi kirliliğini de kendi bünyesinde taşıyor aynı zamanda. En hızlı ulaştığımız da bilgi, en hızlı tükettiğimiz de maalesef… 

İnternet dünyasının sanal ortamında Ülkücü diye yazıp, google denen anahtarı çevirince; binlerce makale, yazı, dergi, gazete ve haber sitelerine ulaşmak mümkün…

Az da olsa nirengi noktası ve pusulasını halen sağlam tutup, maziden edindiği tecrübeyle günü analiz eden ve gelecek adına projeler üretene de rastlarsınız; kendi sığ düşüncelerini ‘Ülkücülük Sosu’na bandırıp servis edenlerin çokluğuna da..!

Büyüklerinden miras ellerindeki bahçede; ayrık otlarını ve dikenleri temizleyip ‘Gül’ yetiştirmeye uygun vasat hazırlamış o büyüklerine, dikenli dilleriyle saldıran nankörler güruhunu da görürsünüz bu alemde…

Bizim kâmil insanlara ve rehberlere ihtiyacımız yok. Ülkücü ne yapacaksa kendisi yapacak güce, kapasiteye, cesaret ve kararlılığa sahiptir.’! diye yazıp-çizen yeni yetme kendinden menkûl yazar bozuntularına da çok rastlarsınız… 

Bu köklerinden kopuk zevat, her hangi bir makale veya metnin altına yorumlarını yazsa güler geçerim ama; gazete ve dergiler çıkarıp, ‘baş yazar’ olarak boy gösterince işin vehameti ortaya çıkıyor…

İkiyüzlülüğü, riyakârlığı, kıymet bilmezliği ve nankörlüğü ‘Ülkücülük Sosu’ yapıp bu vasıflara hiç uymayacak ve üzerine hiç oturmayacak ‘Ülkücü Düşünce’ üzerine,  boca eden zavallıların yaptıklarını, bir sonraki yazıya bırakıyorum…

Buraya kadar elimden geldiğince Ülkücülüğü tarife, dünkü Ülkücülük algısına değinip, bugün içinde bulunduğu fikri savruluşla ne durumda olduğunun işaretini verdim.

Bir sonraki yazım Ülkücü Teşkilat ve Ülkücü Hareketin içinde bulunduğu durumun tahlili olacaktır. Belki de kahır konusuyla birlikte olarak…

Devamı için yarına ulaşmak dileğiyle…

Selamla…

.

Facebook Yorumları

reklam
02.02.2014
Satrancın ve Diplomasinin Mucidiyle Bilek Güreşi...
25.01.2014
"Zırva tevil gerektirmez.."
20.01.2014
Küçük avın çaresiz çırpınışı...
13.01.2014
"Olmasaydı sonumuz böyle.."
07.01.2014
"Neredeeen, nereye."!!
31.12.2013
“Happy new years” ve “Aleykûm Selâm” arkadaşlar.!
28.12.2013
Yâr'dan da geçmeyelim, Ser'den de...
25.12.2013
Benden buraya kadar, başkasını bilmem...
21.12.2013
İlişkilerde
16.12.2013
Yalnızlık limanına demir atmak...
04.12.2013
Enkazdan geri kalan manzara...
25.11.2013
İpin ucu..!
19.11.2013
Devlet, “Şartnameler” ve Hayatın Gerçekliği
17.11.2013
Doku Uyuşmazlığı mı?!
13.11.2013
O' Olmasaydı.?!
11.11.2013
Atatürk'ü Öldürmeyelim..!
09.11.2013
Aklımıza gelmiyor da değil hani..!
02.11.2013
Büyük beklentim ve büyük hayal kırıklığım
30.10.2013
Bayramımız ve Tefekkür Anaforumuz...
23.10.2013
Gün içeride didişme günü değildir!
01.10.2013
Müşterek acılar ve empati...
25.09.2013
"Gidin başkaları gelsin... Çürümeye son.!"
18.09.2013
Menderes ve İz Bırakan Kahramanlarımız
16.09.2013
" Önce insan"ı yetiştirmek..!
10.09.2013
Muhalefet mi, Ülkeye İhanet mi?!
07.09.2013
Dershaneleri mi kapatacaksınız?
03.09.2013
28 Şubat Yargılanırken...
25.07.2013
Bir yargıtay kararı...
30.06.2013
“Kaygılanın”; bence de..!
27.06.2013
Yeter artık... Yesin artık.
22.06.2013
Sen neymişsin be Kürt sorunu.?!
19.06.2013
Meşrebine göre tavır al..!
17.06.2013
"Edeb yâ hû"
15.06.2013
Medya ağıyla kuşatılmış dünya
08.06.2013
"90 Nesli" bizim eserimiz..!
06.06.2013
Körlük ve nankörlük...
03.06.2013
"Bu da geçer yâ hû"...
31.05.2013
"Bu Ülke" neresi ve "Kim Bunlar".?!
29.05.2013
Ardında iz ve eserler bırakanlar...
26.05.2013
MHP, Başbuğ Efanesi ve...
24.05.2013
Ciddi gündem ve anakronik muhalefet.
16.05.2013
Yazıklar Olsun..!
14.05.2013
Turkey'iz, yani Hindi.!!
13.05.2013
Bilgi Çağında Tılsımı Bozulan Masallarımız.!
10.05.2013
Yazarımız Ahmet Ay'a Cevabımdır..!
09.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -2
08.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -1
07.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -2
04.05.2013
Kader, talih ve tarihin mecbur ettiği...
05.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -1
03.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-3
02.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-2
01.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-1
30.04.2013
Bir Arefe Günüdür yaşanan; Bayram tez gele...
28.04.2013
Bu bir cinnet döneminin hikâyesidir...
27.04.2013
Evet; Korkmayın..!
23.05.2013
Ebu Cehil Soyuna değil sözüm..!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı