Yeter artık... Yesin artık.


27.06.2013 - Bu Yazı 1234 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Unutulmamalıdır ki, %50'nin desteğiyle gelen ve tek başına iktidar olanlar, artık %100'ün ve 76 milyonun hükumetidir. %1 dahi olsa, her kesimin endişesini ciddiye almak ve bu endişeleri gidermek zorundadır... Muhalefetten ümidimizi kessek de; önce sükunete ihtiyaç vardır ve bunu bizler sağlamalıyız. Sonra da uygun politikaların üretilip hayata geçirilmesinde, yöneticilere yapıcı destek ve moral vermek zorundayız...

 Taksim Gezi Parkı; 20-30 kişilik masum bir topluluğun , tamamen çevre duyarlılığı ile direndiği nokta olarak; “tıpa” ile tıkanacak küçücük bir sızıntının sinyalini vermişti aslında.!

Sebebi henüz anlaşılabilmiş olmasa ve haklarındaki hukuki süreç devam ediyor olsa da; zabıta-polis işbirliğinde uygulanan şiddetle, bu sızıntı patlak veren bir baraja dönüştü ve tüm ülkeyi etkileyen bir selin ortaya çıkmasına sebep oldu...

Bu baraj, adını ne koyarsak koyalım; 11 yıllık yönetime karşı endişelilerin, karamsarların, kötümserlerin, gönlü kırıkların ve beklentilerine cevap bulamamış iyimserlerin, kısaca memnuniyetsizlerin oluşturduğu bir baraj olmuş meğer... Öyle ki, çok farklı duyguları taşıyan farklı kanalların beslemesiyle oluşmuş bir baraj...

Çok farklı kesimlerden bir araya gelmiş, ama yıllardır iç içe yaşadığımız bu topluluğun biriken memnuniyetsizliğini fark edemeyen veya görmezden gelen tüm yönetici ve liderler baş sorumludur...

Küçücük bir krizi yönetemeyip, “büyümesi için elinden geleni yapanlar” sorumlu da; kör rehavet içindeki danışmanları, taraftarı görünen yazar ve çizerleri az mı sorumlu?!

Sosyal bilimcilerimizin, aydınlarımızın, gazeteci ve yazarlarımızın uyuyor olması ve her zamanki gibi “testi kırıldıktan sonra” akıl verme yarışına girmeleri de ayrı bir vehamet...

Ya hükumetin müspet-menfi her icraatına körü körüne muhalefet eden ve bugüne değin bir tane olsun önerisi ve projesine şahit olamadığımız muhalefet partileri.?! Oysa bu kitlelerin sözcüsü pozisyonunda olup, endişelerini izale edecek proje ve bilgilendirmeyi her platformda dile getirmeleri gerekmez miydi? Bir önemli farkındalığın sahibi olarak hükumeti bu konuda uyarmaları, çözüm projelerini üretmiş olarak onu sıkıştırmaları gerekmez miydi?! Şimdi işin kolayına kaçmışlar ve patlayan barajın oluşturduğu selden kütük toplama ve buradan hareketle siyasi çıkar kotarma gayretine girişmişler...

En başta, sorumluluktan kaçamayacak olan muhalefet partisi CHP'yi ele alalım. Yapılan ankette, bu kitlenin %74'ünün destek verdiği anlaşılan parti olarak, 11 yıldır başbakan ile “çok güzel” polemik yapar oldu da; ne toplumun geneline, ne de özellikle bu “memnuniyetsizler kitlesine” umut verecek projeleri sunamadı maalesef...

CHP ile beraber diğer muhalefet partilerinin de; genelde hükumetle müspet ilişki kurmayı zul kabul etmeleri ve böyle bir ilişkiyi küçümsemeleri, sürekli rakiplerinin işine yaradı/yarıyor.! Bu anlamsız tutumlarıyla, beğenmedikleri AK Partinin değirmenine ha bire su taşıyor ve onu iyice “güçlendirerek” alternatifsiz kılıyorlar...

Tüm muhalefet, hem ileri demokrasiyi dillendirip talep ediyorlar, hem de klasik demokraside olması gereken muhalefet görevini dahi yapamıyorlar... Ne acı..!

Şiddetini 3 hafta sonunda kaybetmiş bu yıkıcı selin geride bıraktığı tabloyu, herkes kendi baktığı pencereden farklı yorumlasa da, ortada bir hakikat var ki, ifrat veya tefrite kaçan analizlerle “orta yer”deki bu hakikat değişmiyor...

Kitlenin içerisinde %10'luk kadar da olsa masum kabul ettiğimiz ve önemsenmeyi bekleyen bir yeni nesil var...

“Gezi Ruhunu” temsil eden, “90 nesli” veya “Y nesli” dediğimiz bu kitle, daha çok da ana grup “Laik-Ulusalcı-Devrimci” ebeveynlerin çocukları... Bunu ,Gezi kitlesi içinde yapılan anketlerin sonuçlarından da görüyoruz ki, %74'ü CHP'ye oy veren bir büyük kitle...

Sayı ve oranca az olsalar da, önemsenmeyi hak eden bu yeni neslin başlattığı “direnişe” sonradan eklemlenen ve “Gezi ruhuyla” hiç ilgisi olmayan eski ulusalcılar, lâikler ve devrimciler de var ki, her kesim kendince talep ve temennilerini dile getiriyor...

Kimlere taşeronluk yaptıkları artık bilinen illegal örgütleri, çeşni kabilinden "antikapitalist müslüman" ve üç-beş "türbanlıyı" bu büyük kitleden soyutlayacak olursak; özellikle lâik, ulusalcı ve kısmen de devrimci kesimlerin öteden beri var olan endişe ve tepkilerine bakmak gerek.

Türkiye genelinde %20'lik bir kesimi oluşturan bu kitlenin giderek artan “çaresizliği”, onları bir şeyler yapmaya, sokağa çıkıp seslerini duyurmaya sevk etmiş görünüyor...

Bu “çaresizliğe” hükumetten duydukları nefretin yanında, mensubu oldukları siyasi parti CHP'nin verdiği ümitsizliği de eklemek gerekir ki, sebeplerine yukarıda değinmiştim.

Haklı veya haksız da olsalar, endişelerini abartıyor da olsalar, bu grubun psikolojisini iyi anlamak gerekiyor.

Bir umutsuzluk içindeler ve kendilerince çözüm arıyorlar...

On yıllarca ülkeyi yöneten ve yönetme hakkının sadece kendilerinde olduğuna inanan bu elit tabaka, 3 Kasım 2002'den itibaren bir karamsarlık içine girdiler ama, ilk yıllarda henüz umutsuz değillerdi...

Çünkü “cahil toplumun” iktidara getirdikleri “meşru sayılmazdı” ve daha önce de bu tip iktidarlara dersini verecek, rejimi koruma ve kollama görevi olan TSK, dip diri ayakta ve teyakkuzdaydı.!

Ayrıca, büyük bir ekonomik kriz sonucu şartların gereği olarak iktidara gelmişlerdi belki ama, yapılacak ilk seçimde de silinip gideceklerdi!

Sonra, yargı bürokrasisi ve anayasal kurumlar vardı ki, sarsılması ve eski gücünden taviz vermesi söz konusu bile değildi.!

Ancak her üç umut kaynakları da, yıllar içinde yapılan kanuni düzenlemeler ve referandumla, olması gereken rayına oturtulmuş ve “umutlar” giderek tükenmeye başlamıştı..!

Çok güvenip bel bağladıkları askerin bir kısmı hukuk önüne çıkarılmış; yaptıkları ve yapacakları darbelerin hesabını veririyorken, kalan kısmı da siyaset arenasından çekilmiş ve kışlasına dönmüştü artık..!

Üst yargı, HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki kadim yapı, yapılan referandumla değişikliğe uğramış ve daha önceki kapalı kast sistemine vedâ edilmişti...

İlk seçimde göndereceklerine dair umutları olan Ak Parti, her yapılan seçimde artan destekle iktidarını perçinlemiş ve tam 11 yaşına girmişti ki, seçimle yeneceklerine dair en ufak bir umutları da kalmamıştı artık...

Baştaki karamsarlık kötümserliğe ve kötümserlik de her dem artan umutsuzlukla onulmaz çaresizliğe dönüşmüştü..!

Nihilizme (hiçlik) varan bu kahredici umutsuzluk toplumsal patlama noktasına gelmiş durumdadır ki, çok iyi analiz edilip acilen çözüm üretilmelidir...

Evet; bu işin siyasi mülahazalarla savsaklanması mümkün değildir ve şakaya alınacak tarafı da yoktur...

Şimdi komploların varlığından bahsederek; var diyenlerin bu sığınağa girip ego şişirmeleri, yok diyenlerin de tek yönlü bakışları ile mürebbiye tavırlarını devam ettirmeleri, hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Millet olarak bu polemiği sürdüren, ezberlerini ezber ettiğimiz belli tiplerin kör döğüşünden bıkmış durumdayız...

İster önceden planlandığına inanalım, ister zaaflarımızdan yararlanıp sonradan devreye girdiğine; emareleri gün gibi aşikâr olan bir komplonun varlığını kökten inkâr etmek mümkün değildir...

Ancak; yaşanan hadiseleri, uluslar arası boyutta gördüğü ilgi ve desteği görmezden gelmek ve bir komplonun varlığını kökten inkâr etmek ne denli tefrit ise, her şeyi uluslar arası komploya bağlama ucuzluğu da o denli ifrattır...

Orta yol ise; yıllardan beri görmezden geldiğimiz ve önemsemediğimiz kitleler, kriz yönetimindeki zafiyetimiz ve söndürülmesi gereken yangına körükle, bazen de benzinle gitmemizdir...

İçerideki “memnuniyetsiz kitlenin” heterojenliğini kabul ettiğimiz gibi, faktörlerin çeşitliliğini de kabul edelim...

Hadiseye etki eden her bir faktörü ne reddedebiliriz, ne de tek sebepmiş gibi göstererebiliriz. Böyle bir kısır çekişme hatasına düşme lüksümüz de yok artık...

Olayların “masumiyet” noktasını dillerine pelesenk eden ve onu kendilerine nirengi noktası yaparak şiddeti ve vandalizmi gözlerden uzak tutmaya çalışanlara; buradan hareketle, yazı ve sözleriyle bu şiddetten “Halk Devrimi” çıkarmayı ümit edenlere de bir çift sözüm var:

Hasretinizi, heyecanınızı, temenni ve beklentinizi en güzel Can Dündar "yoldaşınız" ifade etmişti; “20. asırda bu ütopyanın düşünü görmüş herkes oradaydı: Mustafa Kemal AKM’nin üzerinden alana bakıyordu. Nazım, “Bugünü de gördük şükür” pankartındaydı; “Delikanlım”, “Deniz’dik astınız, okyanus olduk“ afişinde... Cem Karaca, “Ben bir ceviz ağacıyım/ Gülhane Parkı’nda“ diye gürlüyordu meydanda...Bizim kuşak, “68 Prag baharı” efsanesiyle büyümüştür... Bize ahir ömrümüzde bir “2013 Taksim baharı“ hediye ettiler ya... Helal olsun bu çapulculara!” diyordu. Son cümlesi gereği, ahir ömrünüzde böyle bir nostalji yaşamanın tadını çıkarmış olmanız dahi yeter size...

Artık 1968 yılında değiliz; ütopyanızın düşünden uyanıp güne ve geleceğe dair çağdaş bir öneriniz varsa getirin de gereği yapılsın. Bu noktada önemsenirsiniz belki ve önerileriniz değerlendirilebilir...

Ama öyle görülüyor ki; Avrupa ve dünyada, değişen şartlara göre yeni pozisyonlar alan ve çağdaş sosyal demokrat projeler üreten “yoldaşlarınız” kadar dahi olamayacaksınız.! Öyleyse, aldınız hediyenizi işte..!

Artık o anlamını çoktan yitirmiş eski fikirlerinizi kendinize saklayın ve bırakın toplumun yakasını...

Gelelim ana problemin çözümüne ki, yukarıda anlattığım kitlelerin endişelerini ciddiye alıp onları da huzura kavuşturmak, ilk elde hükumetin birinci önceliği olmalıdır...

Unutulmamalıdır ki, %50'nin desteğiyle gelen ve tek başına iktidar olanlar, artık %100'ün ve 76 milyonun hükumetidir. %1 dahi olsa, her kesimin endişesini ciddiye almak ve bu endişeleri gidermek zorundadır...

Muhalefetten ümidimizi kessek de; önce sükunete ihtiyaç vardır ve bunu bizler sağlamalıyız. Sonra da uygun politikaların üretilip hayata geçirilmesinde, yöneticilere yapıcı destek ve moral vermek zorundayız...

Problem küçümsenmeyecek kadar önemlidir ama, çözülmeyecek kadar da zor ve karmaşık değildir. Yeter ki her faktörü önemli sayalım ve her birinin önemince çareler üretelim...

Şu anda “ben haklıydım-sen haklıydın” kayıkçı kavgasına tutuşmanın, problemlerin çözümüne de, ülkemizin huzur ve refahına da, milletçe yürüyeceğimiz geleceğe de bir katkısı olmayacaktır...

Suçlu aramaktan vaz geçelim...

Suçluların tespitini yapacak ve onu hukuk önüne çıkaracak mekanizma bırakalım kendi içinde çalışsın...

Bu badireyi bir an evvel atlatıp, 40 yıldır kanayan yaramızı tedaviye konsantre olmamız gerekiyor...

Tam da huzurlu bir ortamı yakalamış ve kardeşlik iklimini yeniden tesis edip, kalıcı huzur adına umutlanmışken, yaşadığımız şu şanssızlığa bakın...

76 milyon bugünleri on yıllardır iple çekiyordu ve son 6 aydır iyice umutlanmıştı...

40 yıldır acı çekiyoruz; bunaldık, gerildik ve streskolik olduk adeta... İyi de, huzurla yaşamak için daha ne kadar didişecek ve daha ne bedeller ödeyeceğizğiz?!

Yeter artık...

Yetsin artık..

Mutsuz, umutsuz ve çaresiz tek ferdin olmadığı; huzurlu ve müreffeh bir Türkiye inşasına el birliğiyle...

Selamla...

@DoganTopgul

.

Facebook Yorumları

reklam
02.02.2014
Satrancın ve Diplomasinin Mucidiyle Bilek Güreşi...
25.01.2014
"Zırva tevil gerektirmez.."
20.01.2014
Küçük avın çaresiz çırpınışı...
13.01.2014
"Olmasaydı sonumuz böyle.."
07.01.2014
"Neredeeen, nereye."!!
31.12.2013
“Happy new years” ve “Aleykûm Selâm” arkadaşlar.!
28.12.2013
Yâr'dan da geçmeyelim, Ser'den de...
25.12.2013
Benden buraya kadar, başkasını bilmem...
21.12.2013
İlişkilerde
16.12.2013
Yalnızlık limanına demir atmak...
04.12.2013
Enkazdan geri kalan manzara...
25.11.2013
İpin ucu..!
19.11.2013
Devlet, “Şartnameler” ve Hayatın Gerçekliği
17.11.2013
Doku Uyuşmazlığı mı?!
13.11.2013
O' Olmasaydı.?!
11.11.2013
Atatürk'ü Öldürmeyelim..!
09.11.2013
Aklımıza gelmiyor da değil hani..!
02.11.2013
Büyük beklentim ve büyük hayal kırıklığım
30.10.2013
Bayramımız ve Tefekkür Anaforumuz...
23.10.2013
Gün içeride didişme günü değildir!
01.10.2013
Müşterek acılar ve empati...
25.09.2013
"Gidin başkaları gelsin... Çürümeye son.!"
18.09.2013
Menderes ve İz Bırakan Kahramanlarımız
16.09.2013
" Önce insan"ı yetiştirmek..!
10.09.2013
Muhalefet mi, Ülkeye İhanet mi?!
07.09.2013
Dershaneleri mi kapatacaksınız?
03.09.2013
28 Şubat Yargılanırken...
25.07.2013
Bir yargıtay kararı...
30.06.2013
“Kaygılanın”; bence de..!
27.06.2013
Yeter artık... Yesin artık.
22.06.2013
Sen neymişsin be Kürt sorunu.?!
19.06.2013
Meşrebine göre tavır al..!
17.06.2013
"Edeb yâ hû"
15.06.2013
Medya ağıyla kuşatılmış dünya
08.06.2013
"90 Nesli" bizim eserimiz..!
06.06.2013
Körlük ve nankörlük...
03.06.2013
"Bu da geçer yâ hû"...
31.05.2013
"Bu Ülke" neresi ve "Kim Bunlar".?!
29.05.2013
Ardında iz ve eserler bırakanlar...
26.05.2013
MHP, Başbuğ Efanesi ve...
24.05.2013
Ciddi gündem ve anakronik muhalefet.
16.05.2013
Yazıklar Olsun..!
14.05.2013
Turkey'iz, yani Hindi.!!
13.05.2013
Bilgi Çağında Tılsımı Bozulan Masallarımız.!
10.05.2013
Yazarımız Ahmet Ay'a Cevabımdır..!
09.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -2
08.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -1
07.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -2
04.05.2013
Kader, talih ve tarihin mecbur ettiği...
05.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -1
03.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-3
02.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-2
01.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-1
30.04.2013
Bir Arefe Günüdür yaşanan; Bayram tez gele...
28.04.2013
Bu bir cinnet döneminin hikâyesidir...
27.04.2013
Evet; Korkmayın..!
23.05.2013
Ebu Cehil Soyuna değil sözüm..!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı