Aklımıza gelmiyor da değil hani..!


09.11.2013 - Bu Yazı 1636 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu ülkede akıllara durgunluk veren değişimler yaşandı son 11 yılda...

2 Kasım 2002'de millet iradesinin ibresi Ak Parti'ye doğru çevrildi ve Ak Parti de, kendine duyulan güveni, donanımlı ve kararlı kadrolarıyla boşa çıkarmadı bugüne değin...

Her seçimde artan desteğine, artan umutlarına paralel olarak dualarını da katan sessiz çoğunluk, beklentilerinin bir çoğunun gerçekleştiğini görmeseydi bu desteği bu denli vermezdi...

Muhteşem hafızası ve engin ferasetiyle; çok şeyin farkında olan bu necip millet, 150 yıllık müesses nizamın kendi aleyhine olan tüm odak ve uygulamalarının bir bir yıkıldığını ve adeta sessiz bir devrimin gerçekleştiğini de müşâhade ediyor...

Ak Parti, ardına aldığı büyük yoğunluktaki bu destek ve duayla; bir yandan askeri vesayetten, yargı vesayetinden ve hantallaşmış bürokrasinin tortularından ülkeyi kurtarırken, diğer yandan ekonomide umulmadık iyileşmeleri, denge ve istikrarı da sağladı...

Ancak;

Eski despotik ve korunmacı devlet reflekslerinden vaz geçip, daha çok bireyin özgürlüğüne yönelik adımları atmışken...

Sağlıktan ulaşıma, ekonomiden dış ticarete, savunma sanayinden turizme; her alanda vatandaşının refah ve konforuna müspet anlamda dokunmuşken...

40 yıldır canlara ve telafisi imkânsız kayıplara mal olmuş en müzmin üke problemine el atıp, neredeyse bir yıldır huzuru getiren politikaları cesaretle uyguluyorken...

Hele de, bir başka demokratikleşme paketini henüz açıklamış ve bu paketin gereği uygulamaları peş peşe hayata geçiriyorken...

Tüm bu müspet gelişmelere rağmen, giderek artan bir memnuniyetsizliğin de mevcut olduğunu görüyor olmamız, oldukça düşündürücü değil mi?!

Hadi kabul edelim ki ,Türkiye'yi gündemi belirlenen ülke değil de, gündem belirleyen bir ülke haline getirdik...

Hadi diyelim ki, Türkiye bölgesinde bir yıldız gibi parladı ve dünyada denge unsurları arasında vaz geçilmez bir partner durumunda...

Ve hadi diyelim ki; tarihinin ve büyük bir medeniyetin varisi olarak; uyuyan dev uyandı ve içeride heyecana, dışarıda da “endişelere” sebebiyet verdi... Bu sebepten de, dışarıda “karnı ağrıyanlar” ve içerideki işbirlikçileri rahat vermiyor ve o bilindik “Bizans Oyunları”nı peş peşe oynanmaya devam ediyorlar...

Tamam... Hiçbir faktörü gözardı edemeyiz/etmeyelim ama; bir başka hakikat daha varki, onu da gözardı edemeyiz...

İçlerinde işbirlikçi hâinler, yabancı istihbarat ajanları, provokatörler , taşeron örgüt mensupları, kitleleri kendi “devrim hasretine” alet etmek isteyen “Kaşar 68'liler” de olsa; GEZİ'de kendini gösteren ciddi bir memnuniyetsiz gençlik kitlesi de var ki, ele alınması ve üzerinde düşünülmesi gerek...

Başbakan, bir yurt dışı gezisine daha çıkarken, yine gündem olacak bir “tahrik”e daha “ihtiyaç duydu”!: Öğrenci Evleri..

Belki de bir daha; “herkes eteklerindeki taşı döksün de, kim ne diyecek ve hangi tepkiyle kendini ele verecek?!” düşüncesiyle yaptı bu hamleyi ve hedefine de yine gençleri koydu...

“Aynı evde kızlı-erkekli kalınması, bizim muhafazakâr-demokrat anlayışımıza uymaz, üzerinde çalışıyoruz ve gereken yapılacaktır.” mesajını verip Finlandiya'ya uçarken, dönünceye kadarki tartışmalardan ne elde edeceğinin hesabını da yapmış olmalı...

Gelelim işin esasını ele almaya...

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim:

Genç nesillerin saygısızlığından, çürümüşlüğünden, kıymet bilmezliğinden, dik başlılığından, isyanından, fevri davranmasından ve vandalist tutumundan şikâyetçi iseniz; hiç kusura bakmayın, bu yeni nesil bir anlamda da sizin eseriniz..!

Kabul etmeliyiz ki; gündeme gelen hadise hukuki ve teknik olmaktan çok, tamamen sosyolojik ve kısmen pedagojik bir hadisedir...

İstediğiniz kadar kanunlar çıkarın, istediğiniz yasal ve polisiye tedbiri alın ve istediğiniz hukuk normunu hayata geçirin, yukarıda şikâyetçi olduğunuz menfiliklerin hiç birine çare olamazsınız...

Zorlarsanız olursunuz belki ama; o zaman da demokrat değil, zorba ve gerçekten “diktatör” olursunuz!!!

Reel politik bir vak'a ve olgu olarak bir hadise yaşanıyor ülkede, hem de on yıllardır. Ve problem olduğunu düşündüğümüz bu hadise, hiç de bugünün hadisesi değildir...

En büyük avantajımız ve en büyük sermayemiz olarak gördüğümüz gençlerimiz ve genç nüfusumuz, ciddi anlamda ele alınması gerekiyor ama, maalesef hep beraber görmezden gelmenin rehaveti içerisindeyiz.

Muassır Medeniyetler Seviyesi ile açılan arayı hızla kapatsanız, 2023 hedeflerine ulaşsanız ve bugün temenni ettiğiniz O Büyük Türkiye'yi inşa ve ihya etseniz de; sağlıklı ve donanımlı gençliği olmayacaksa O Türkiye'nin, “Muassır Batı”nın bügün yaşadığı akıbetine düşmekten kendinizi kurtaramazsınız...

Bir Avusturya ziyaretimde yaptığım gözlemi aktarayım da, anlayın:

Viyana'nın tüm cafe ve eğlence yerlerinde, ulaştıkları refah seviyesinin sarhoşluğuyla; alkol, uyuşturucu ve eğlence bataklığına saplanmış Avusturya Gençliğinin yanı sıra; Viyana Üniversitesinin, yabancı gençler de olmasa, öğretim yapamayacak hale gelmiş olduğunu üzülerek müşahade ettim... Yani, Viyana Üniversitesi'nde Avusturya'lı öğrenciden çok daha fazla, dünyanın her ülkesinden gelmiş yabancı öğrenciler eğitim görüyordu...

Her birimiz, her problemimizin temelinde günah keçisi olarak “Eğitim"i görür ve arırız. Haklıyız da... Ama, adamakıllı bir reform ve çağdaş bir müfredat yapıp, istikrar içinde uygulayarak, bu en büyük, en müzmin ve en elzem problemimize bir türlü çözüm bulamayız...

Madem “bu yiğit bu sahada düşürülmüştür” ve madem “yiğit düştüğü yerden kalkacaktır”; bu müzmin problemimizi çözmeden, yapılacak hiçbir orta ve uzun vadeli programımızın bir anlamı olmayacağını söylemeye gerek yok...

İktidara gerçek anlamda talip bir siyasi partinin, bırakın “milli” olmasını; kendine özgü bir eğitim politikası olsa ve iktidarda kaldığı sürece kararlılıkla bu politikasını uygulasa, 10 yıl sürecek iktidarlarında istediği yeni nesli oluşturur...

Çünkü ilkokula başlayan öğrenci 10-12 yılda üniversite kapısına gelmiş olur. Veya orta öğretimdekiler üniversiteyi bitirip, hayata atılırlar... Az bir süre değildir bu on veya on iki yıllar...

Adını “Milli” koydukları tahribat politikalarında bayağı “başarılı olan” Cumhuriyet tarihimizdeki “Tek Parti”mizin 1950 yılına kadarki antidemokratik döneminden sonra, uzun ömürlü ve tek başına iktidar olan“sağ iktidarlar” dönemlerine de bakalım:

10 Yıl devam eden demokratik, “muhafazakâr” ve tek başına DP/A.Menderes dönemi, eğitim açısından kaybedilmiş yıllardır..!

10 Yıllık bir başka demokratik, sağ ve tek parti dönemi olan ANAP/Özal Hükumetleri yılları da...

Bu uzun sayılacak Özal'lı değişim, istikrar ve kalkınma yıllarımız da da, ne yazık ki Milli Eğitim'imiz açısından, kayıptan başka hatırlanacak şey yoktur. Makûs talih değişmemiştir yine ama, bir birinden “kıymetli” dört Mİlli Eğitim Bakanı değişikliği gerçekleşmiştir. (Vehbi Dinçerler-2 defa, Metin Emiroğlu, Hasan Celal Güzel, Avni Akyol-3 defa)

İşin garibi de, her gelen bakan bir öncekinin proje ve programlarını rafa kaldırmış, kendince kendi “reformist” programını uygulamaya koymuştur. Yani, istikrar tutturmak bir tarafa, var olan da bilinçli olarak bozulmuştur. İşte bu yüzden, sadece beceriksizlik veya ihmâl değil; kusura bakmasınlar ama, “ihanet de edilmiştir”..!

Gelelim 2002 sonrası ele geçirilen ve haklı olarak övülmeyi fazlasıyla hak ederek yolculuğuna devam eden, seçimle ve başarıyla gelmiş, son tek partili/Ak Parti'li yıllarımıza...

En başarılı icraatlarını yaptığı alanlarda, kadrosundaki en donanımlı bakanlarını her hükumet döneminde işin başında tutmayı başaran Ak Parti; hiçbir bakanlıkta yapmadığı değişikliği, bu denli, Milli Eğitim Bakanlığı'nda neden yapmıştır peki?!

Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer'den sonra, “en büyük koz”u sayılacak Nabi Avcı'dan, hangi bakan daha az kıymetli veya donanımsızdır?!

Sağlık, Ulaşım, Enerji, Sanayi, Maliye ve Ekonomi alanlarında elde edilen büyük başarılar ve istikrar, üç dönemdir değişmez veya yer değiştirmiş Bakanların başarıları ile anılıyor da, geleceğimizin teminatı genç nesillerin eğitimindeki bu “değişmezlik” neyin nesidir?!

Ben fikrimi söyleyeyim:

Askeri vesayeti kırar, Yargı Vesayetini hizaya getirir, “Sabih Abi”ye rağmen Cumhurbaşkanlığını elde eder; Ergenekon gibi müesses bir yapıyı da bertaraf edebilirsiniz ama; Eğitim ve Savunma gibi “hayati iki kale”yi ele geçirmenize müsaade etmezler.!!

Her ne kadar 2011 sonrası Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayindeki değişim takdire şayan olsa da; bir başka “değişmez kader odağımız” da Savunma Bakanlığı'dır...

Vecdi Gönül'ün profilini, öteden beri görev yaptığı bakanlıkları ve görev sürelerini göz önüne alırsanız, ne demek istediğim daha kolay anlaşılır... Veya“benzerleri”ni.!!

Doğrudan ifade edeyim: Hem Savunma Bakanlarının ve tabii ki hem de Milli Eğitim Bakanlarının atamalarını, sanki henüz nüfuz edemediğimiz, dışımızdaki bir odak yapıyor on yıllardır..! Ve zannedersem, “bu odağın” kökleri, bu coğrafyanın çok ötelerinde!!!

Bizleri oyalamayın da, itiraf edin ki, boşuna yorulmayalım saçma sapan gündemlerinizle...

Bir hatırlatma daha yapayım yazıma son vermeden:

Eğitimdeki çürümüşlüğün, çağ dışılığın, kalitesizliğin ve “çaresizliğin” farkında olup da, milleti adına ve milletin büyük teveccühüyle çareler ve alternatifler üreten samimi kesimleri de var bu ülkenin...

Devleti sivilleştirirken, demokratik adımları atarken, Ergenekon gibi derin yapılar ve çetelerle cedelleşirken, Çözüm Süreci'nde yürürken, hep yanınızda olan ve büyük destek gördüğünüz bu büyük ve şuurlu kesimi karşınıza alır veya görmezden gelmeye devam ederseniz, kaybeden sadece onlar değil; sizler ve hep beraber yine bu mazlum millet olur ki, vebalinden kurtulamazsınız...

Son zamanlarda bir türlü anlam veremediğimiz çıkışların esas sebebi de, bahse mevzu “o odak” olmasın sakın?!

Aklımıza gelmiyor da değil hani...

Ama; sakın ha, SAKIN!

Değilse..

Hesap günü çok uzak değil. YAKIN!

Selamla...

@DoganTopgul

.

Facebook Yorumları

Emlak8
02.02.2014
Satrancın ve Diplomasinin Mucidiyle Bilek Güreşi...
25.01.2014
"Zırva tevil gerektirmez.."
20.01.2014
Küçük avın çaresiz çırpınışı...
13.01.2014
"Olmasaydı sonumuz böyle.."
07.01.2014
"Neredeeen, nereye."!!
31.12.2013
“Happy new years” ve “Aleykûm Selâm” arkadaşlar.!
28.12.2013
Yâr'dan da geçmeyelim, Ser'den de...
25.12.2013
Benden buraya kadar, başkasını bilmem...
21.12.2013
İlişkilerde
16.12.2013
Yalnızlık limanına demir atmak...
04.12.2013
Enkazdan geri kalan manzara...
25.11.2013
İpin ucu..!
19.11.2013
Devlet, “Şartnameler” ve Hayatın Gerçekliği
17.11.2013
Doku Uyuşmazlığı mı?!
13.11.2013
O' Olmasaydı.?!
11.11.2013
Atatürk'ü Öldürmeyelim..!
09.11.2013
Aklımıza gelmiyor da değil hani..!
02.11.2013
Büyük beklentim ve büyük hayal kırıklığım
30.10.2013
Bayramımız ve Tefekkür Anaforumuz...
23.10.2013
Gün içeride didişme günü değildir!
01.10.2013
Müşterek acılar ve empati...
25.09.2013
"Gidin başkaları gelsin... Çürümeye son.!"
18.09.2013
Menderes ve İz Bırakan Kahramanlarımız
16.09.2013
" Önce insan"ı yetiştirmek..!
10.09.2013
Muhalefet mi, Ülkeye İhanet mi?!
07.09.2013
Dershaneleri mi kapatacaksınız?
03.09.2013
28 Şubat Yargılanırken...
25.07.2013
Bir yargıtay kararı...
30.06.2013
“Kaygılanın”; bence de..!
27.06.2013
Yeter artık... Yesin artık.
22.06.2013
Sen neymişsin be Kürt sorunu.?!
19.06.2013
Meşrebine göre tavır al..!
17.06.2013
"Edeb yâ hû"
15.06.2013
Medya ağıyla kuşatılmış dünya
08.06.2013
"90 Nesli" bizim eserimiz..!
06.06.2013
Körlük ve nankörlük...
03.06.2013
"Bu da geçer yâ hû"...
31.05.2013
"Bu Ülke" neresi ve "Kim Bunlar".?!
29.05.2013
Ardında iz ve eserler bırakanlar...
26.05.2013
MHP, Başbuğ Efanesi ve...
24.05.2013
Ciddi gündem ve anakronik muhalefet.
16.05.2013
Yazıklar Olsun..!
14.05.2013
Turkey'iz, yani Hindi.!!
13.05.2013
Bilgi Çağında Tılsımı Bozulan Masallarımız.!
10.05.2013
Yazarımız Ahmet Ay'a Cevabımdır..!
09.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -2
08.05.2013
Büyük mükâfatlar, büyük imtihânları vererek kazanılır. -1
07.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -2
04.05.2013
Kader, talih ve tarihin mecbur ettiği...
05.05.2013
"Cemaât" Gerçekten Bir Tehlike midir.?! -1
03.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-3
02.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-2
01.05.2013
Pusulayı Kaybeden ve Yürek Yaralayanlar-1
30.04.2013
Bir Arefe Günüdür yaşanan; Bayram tez gele...
28.04.2013
Bu bir cinnet döneminin hikâyesidir...
27.04.2013
Evet; Korkmayın..!
23.05.2013
Ebu Cehil Soyuna değil sözüm..!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive