Bence Lübnan!


22.11.2017 - Bu Yazı 1863 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son zamanlarda Suriye’de ‘Suriyelilik’ vurgusunun öne çıkması gibi burada da ‘Lübnanlılık’ bir üst kimlik olarak nüksediyor. Yakın geçmişte insanlar mezhebi ve dini aidiyetlerine kaçarak çatışmayı derinleştirdi. Üst kimliğe sığınarak gerilimi sönümlendirme Lübnan için çok yeni bir olgu. Bu zayıf olgu güçlenme fırsatı bulur mu? Umut etmekten başka bir yol yok.

Çoğu siyasi parti ya da örgütlere ait olan Lübnan’ın radyo ve televizyonları sabah akşam Suudi Arabistan’da istifa ettirilen ve bir süre rehine muamelesi yapılan Başbakan Saad el Hariri’nin kaderini tartışıyor. Gelecek mi, ne zaman gelecek? Suudiler Katar’a yaptığını Lübnan’a da yapacak mı? Ülke batar mı? Hizbullah bu baskılar karşısında Suriye’den çekilir mi ya da silahlarına veda eder mi?

Arap Birliği Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Kuveyt’in çağrısı üzerine acilen İran ve Hizbullah’a karşı ortak tavır için toplanırken Hariri, eski sömürgeci patron Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ın girişimiyle Riyad’dan Paris’e kapağı atıverdi. İki çocuğu Hariri’nin boynuna atılmış bir kement gibi hâlâ Suudi Arabistan’da. Hariri, Kahire’de Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi ile görüştükten sonra bugün Beyrut’a dönüp Bağımsızlık Günü kutlamasına katılacak. Plan bu.

Belli ki Beyrut’a gelmeden önce Suud’un potansiyel hışmına karşı kendisi için maksimum güvenli siyasal ortamı temin etmeye çalışıyor. Müslüman Kardeşler ve Katar’ı cezalandırma siyasetine destek verse de Suudi Arabistan’ın İran ve Hizbullah’a karşı İsrail’le birlikte ortak cephe oluşturma planlarına pirim vermeyen Mısır lideri karşı ağırlık olarak önemli bir seçim. Hariri hem ülkesini aşağılama derecesinde Suudilere bağımlılığını açığa vurarak kendini içeride çok nazik bir pozisyona soktu hem de İranlılarla Suudiler arasında orta yol bulma çabası yüzünden finansörleri karşısında siyaseten aforoz edildi.

***

Lübnan, hakkında en fazla ahkâm kesilen ülkelerde birisi. Tüm hükümler de birbirini nakzeder. Çünkü herkesin Lübnan’ı farklıdır, sübjektiftir. Benimki de öyle. Bugün niyetim Lübnan’a dair bazı ‘çerezlik’ izlenimlerimi paylaşmak.

Bugünlerde siyasal iklim barut kokusu salıyor. Gerçek iklimde ise güneş var. Ve hafif rüzgâr. Batı Beyrut’ta Manara tarafındaki Askeri Kulüp’te memleketin mühim şahsiyetleri hâlâ denizin tadını çıkartıyor. Yanı başındaki kafede, kahvesine ortak olduğum emektar bir bürokratın Suud’un oyunundan dolayı canı fena sıkkın.

“Ne istiyorsunuz ulan bu 4.5 milyonluk ülkeden? Bir rahat bırakın, iç savaştan çıktı, hâlâ gün yüzü görmedi. Herkes buraya atış poligonu muamelesi çekiyor. Şimdi her şey sakin gibi duruyor. Herkesin Hariri’ye sahip çıkması oyunu bozdu. Ama bu Suudilerden korkulur; Burc el Berecne’de bir iki Filistinliye verirler bir çuval para, öldürtürler birilerini ve ortalığı savaş arenasına çevirirler” diye söylendi.

***

Esasen atış poligonunu da içeren ama ‘her şey dahil’ modunda yaşayan bir arena burası:

“Hepimiz seninleyiz” yazılı Hariri posterleriyle süslenen Korniş’te spor için yürüyen kadınlar, kaslarını gere gere gezinen slipli erkekler, aylaklığa tur atlatan gençler, çocuğunu eğlendiren anneler, ev sahibinin köpeğini gezdiren hizmetçiler… Lübnan sosyolojisinin şifrelerinden biri bu hizmetçiler. Filipinli, Etiyopyalı, Pakistanlı ve Bangladeşliler… Müslüman ailelerin tercihi Pakistanlılar ve Bangladeşliler. En ucuzu da bunlar. Yatılı hizmetçi olarak Filipinlileri ya da Etiyopyalıları tutanların havası daha başka oluyor! Hizmetçisi olmak bir statü. Hizmetçiler faslında tuhaf ve acı hikâyeler dolaşıyor. Yani kölelik modern formlarıyla sürüyor. Tarihin kesintiye uğradığı yalan.

***

Kazanmak ve tüketmek! Paris’in süpermarketlerinde bulup da Beyrut’ta bulamayacağın hiçbir şey yok.

Ve göstermek. Semtine göre günde 3 ile 8 saat elektriklerin kesildiği şehirde apartmanlar meşale gibi. Estetik harikası eski tarihi binalar virane. Çoğu iç savaş günlerinden beri metruk. Bazılarını bahçesindeki azgın ağaçlar esir almış. Bunlar teker teker yıkılıyor, yerlerine ince uzun binalar dikiliyor. Alabildiğine lüks, alabildiğine ışıltılı. Her birinin önünde ışıklandırılmış bir zeytin ağacı. Yıkılanı telafi etmek istercesine ağaçların en ilahisine hürmet. Estetik mi, estetik. Bayrağına sedir ağacını nakşetmiş Lübnanlıların yeşil tutkusuna diyecek bir şey yok. Bol dal ve yapraklı Benjaminlerin yanı sıra incir, portakal ve devasa kauçuk ağaçları Beyrut’un sokaklarını serinletiyor.

***

Altta kalmış Şii, Sünni ve Hıristiyan nüfusuna ilaveten Filistinli, Iraklı ve Suriyeli mültecilere sığınak olan Burc el Berecne’den geçerken derin sefaletin karşısında ezilirsiniz, boynunuz eğik çıkarsınız bu bölgeden. İsrail işgali sırasında güneyden göç edenlerin yığıldığı Dahiye gibi semtler de öyle. 5-10 dakika kuzeye çıkın sizi ezecek olan bu kez şatafattır. Böğüren metal beygirlerin insana saygısı yoktur El Hamra’da, İbni Sina’da, General De Gaule’da ya da Paris Caddesi’nde. Aynı caddelerin kenarlarında akşam saatlerinde Suriyeli mültecileri el açarken görürsün. Cadde demişken Beyrut’ta her kesimin gönlüne seslenen caddeler uzanıyor: Piyer Cemayel, Kamil Şamun, Şarl Helo, Mar İlyas, Hariri, Hadi Hasan Nasrallah, Hafız el Esad, İmam Musa el Sadr, Abbas el Musavi, İmam Humeyni, Ermenistan, Brezilya, Meksika, Kennedy, (Fransız General) Gouraud, (AUB’nin kurucusu misyoner) Bliss, (Saint Joseph Üniversitesi’nin kurucusu papaz) Monnot vs.

***

Downtown diye anılan kentin merkezinde restore edilmiş ya da yıkılıp yeniden yapılmış tarihi yapılar iç savaşın izlerini silip Beyrut’u yeniden Ortadoğu’nun Paris’i yapma heveslerinin bir ürünü. Bu işte başı eski Başbakan Refik el Hariri’nin kurduğu Solidere şirketi çekiyor. Kentsel dönüşümdeki vurgun düzeninin Lübnan versiyonu.

Zeytuna Bay’ın simgesi bir bina var: St. Georges Hotel. 1960’ların dillere destan oteli. Bir cephesine asılı dev afişte “Stop Solidere” yazılı. Hariri ailesine meydan okuyan bir afiş. Otelin sahibi Fadi el Huri otel ve önündeki özel marinayı Solidere’e kaptırmak istemediği için hukuk savaşı veriyor. Huri bu restleşme yüzünden yıllardır otelin restorasyonunu tamamlayıp hizmete açamıyor. Bu afiş hukuki anormalliklere rağmen bir iş adamının başbakana kafa tutabileceğinin de resmidir. Ne gariptir ki Refik el Hariri 2005’te tam da bu otelin önünden geçerken bombalı saldırıyla öldürüldü. Anısına dikilen anıt da oteli dikizliyor.

Eski şehir havasındaki Downtown’da göz kamaştıran daireler 3-4 milyon dolara satıldı.

Downtown, Roma kalıntıları üzerinde yükselmiş bir şatafat. Burası son yıllarda cami ile kilisenin büyüklük yarışına da tanıklık etmiş bir bölge. Hariri’nin bağışlarıyla Roma kalıntılarının yanına inşa edilen Muhammed el Emin Camii, yanındaki Aziz George Maruni Katedrali’ni gölgede bırakınca tartışma yaşanmıştı. Kilise 72 metre yüksekliğinde bir çan kulesi inşa ederek minarelerin seviyesine kendini yükseltti. Böylece eşitlik sağlandı.

Eski şehir havasındaki Downtown’da göz kamaştıran daireler 3-4 milyon dolara satıldı. Bir kısmı elde kaldı. Büyük bir rant transferinden sonra bölge ‘mutsuz’. Parlamento ve hükümet binalarına çıkan sokaklar barikatlarla çevrili. İnsanlar yürümeye çekiniyor. Haliyle sokakların bazıları ıssız. Milyon dolarlık dükkânlar, lokantalar, kafeler çoğu zaman sinek avlıyor.

Refik el Hariri sadece Downtown değil ekonomiyi de Körfez’in petrodolarlarına göre dizayn etti. Kimilerine göre Downtown iç savaşa kadar Lübnan’daki birlikte yaşamın simgesiydi. Kamu gücünü kullanarak sahiplerinin rızası hilafına düşük bedeller ya da projelerden küçük paylar karşılığında Solidere’e devredilen mülkler Lübnanlılardan ziyade Körfez’in ağaları için tasarlandı. Önce iç siyasi gerilimler, ardından Suriye krizine paralel olarak Körfez’in Arapları Beyrut’tan uzak durdu. Eski sahiplerinin Solidere’in yol ve altyapı masrafı diye dayattığı bedeli bile ödemeye gücü yetmiyor. Haliyle parası olan her Lübnanlının gelip buralarda mülk sahibi olması kolay değil.

Downtown’dan Korniş’e doğru olabildiğince modern binalar yükseliyor. Her biri ‘ışıltılı hayalet’. Çünkü çok azında insanlar meskun.

Garip olan şu ki gökdelenlerle geçmişinden uzaklaşan Beyrut’ta herbir bina tankerlerle taşınan suya ve jeneratörün ürettiği elektriğe mahkûm. Şehri Dubai’ye çevirmeye bu kadar iştahlı bir siyaset neden su ve elektrik sorununu çözemiyor? Jeneratörler, yakıt ve su tankerleri belli tekellerin elinde. Devlet yok mafyoz siyaset ya da mafyalaşmış ekonomik düzen var.

***

Nasıl bir ekonomidir, akıl almıyor.

Sefaletin kaynakları malum da bu şatafatın kaynağı nedir? Dış ticaret mi, hayır. Lübnan’ın ürettiği nedir ki sattığı ne olsun!

Para Körfez’den geliyor; bir yandan Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi ülkelerde kazandığını ülkesinde yatırıma dönüştürenler, diğer tarafta zengin Arapların yatırımları. Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar birçok ülkeye yayılmış olan Lübnan diasporasının birikimleri de anavatanı besliyor. Lübnan’da yaşayanların iki katı kadar Lübnanlı yurtdışında.

Bu küçük ülkede adına aşina olmadığımız 40’ın üzerinde banka var. Az vergi ve esnek denetim parayı çekiyor. Finansal döngünün sırrı bu. Bir diğer sihirli yanıt ‘kara para’.

Beyrut’u mesken tutan yüzlerce yabancı kuruluş ve sivil toplum örgütünün getirdiği bir hareketlilik de buna eklenmeli. Birçok NGO ya da uluslararası örgüt bölgedeki operasyonlarını Beyrut’tan yürütüyor. Yabancı medya kuruluşları da öyle.

Ayrıca 1960’lı yıllarını özlemle yad etse de Lübnan hâlâ turistik çekiciliğini koruyor. Beyrut Amerikan Üniversitesi (AUB) başta olmak üzere misyonerler ve yabancıların kurduğu okullar onbinlerce öğrencisiyle sadece ekonomiyi değil ülkenin profilini de etkiliyor. Geçen yaz ABD Başkanı Donald Trump boşuna “1866’da Amerikalı misyonerlerin kurduğu AUB 150 yıldır bölgede lider nesilleri yetiştiriyor” demedi.

El Hamra civarındaki lokanta, kafe ve barları ya da Cemmeyze gibi Ermeni tatlarının bolca bulunduğu yerleri ayakta tutan genelde yabancılar.

***

Yabancı dilde eğitim, yabancılarla içiçelik, diaspora etkisi ve dışa açık toplum yapısı nedeniyle Lübnanlılar arasında Arapça dışında bir-iki dil bilme oranı yüksek. Sokakta çocuklarıyla Arapça yerine İngilizce konuşan anne ve babalar o kadar çok ki. Beyrut’tan kuzeye doğru tatil ve eğlence mekânlarıyla dolu kasabaları bir bir geçip Hıristiyan kasabası Byblos’a (Cibeyl) yolunuz düşerse tarihi çarşıda susamlı ekmek pişiren Rim ­bildiğiniz lisanı buluncaya kadar altı dilde sizi selamlar. Türkçeyi de çok sevdiği Ankara’ya gidiş gelişlerinde öğrendiğini söyler. Rim bu coğrafya için bir prototiptir. Byblos bu bölgede Trablus, Beyrut, Sayda ve Sur gibi Fenikelilerin kurduğu bir yerleşim merkezidir. Bu hattaki tarihi yerleşimlerin son halkası Trablus. Yorgun bir şehir. İç savaşın izlerini hala taşıyor. Trafikte kaleşnikofu boynuna geçirmiş sakallı bir motosikletliyle yüz yüze gelmeniz sürpriz değil. Ülke gerilim hattına girdiğinde kıvılcımın ilk çaktığı yerlerin başında Alevilerin yaşadığı Cebel Muhsin ile Sünnilerin yaşadığı Bab Tabbane geliyor.

***

Anti-Lübnan dağları ya da Beka Vadisi’ne varmak için tırmandığınız dağlar kendi inanç simgeleriyle sizi karşılayan köylerle dolu. Bazıları sizi haç ile karşılar, bazıları hilal ile; ikisinin birlikte karşıladığı yerler de az değildir. Şii köyleri İmam Musa Sadr, Nebih Berri ve az da olsa Nasrallah’ın posterleri veya “Ya Hüseyin” yazılı bayraklardan tanırsınız. Dürzî köylerinde beyaz takkeli adamlardır nişane. Deyr el Kamar gibi dağlara tutunmuş yerler onlar için en güvenli sığınaktır. Yüzleri biraz asıktır, yabancılara koydukları mesafe belki inançlarından dolayı yaşadıkları dışlanmışlıktan, ötekileştirilmeden, tarihsel husumetlerdendir. Bir sepet incir alırsınız, tatlı bir gülümsemeyle sohbetin kapısı aralanır.

Bekaa Vadisi’ne inerken Feraya taraflarında yakaladığım bir manzara.

Başkentin siyasal atmosferinde birbirini yiyenler hafta sonları köylerine çekilir; güneye, kuzeye ve doğuya doğru. Köyler her halkın, mezhebin ya da dinin kendi doğal habitatıdır. Öyle sıradan, acınası yerleşimler de değildir. Tepelere, kayalıkların üstüne dikilmiş üç-dört katlı villalar Lübnanlıların köylerine ne denli tutunduklarının göstergesidir.

***

“Ancak helikopterle çıkılır” dediğim tepelerin birisinde Direniş Müzesi var. Mlita’da. Akdeniz kıyısındaki Sayda’dan doğuya sapınca Nebatiye’ye varmadan sol taraftaki tırmanma şeridinin zirvesinde. Bitmek tükenmek bilmeyen Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesinden söz açılınca Beyrut’ta bu işlerin erbabı bir isim “Amerikalılar gelip bize soruyor; Hizbullah nasıl silahlandırılır diye. Yapamazsınız kardeşim! Buradaki durumu bilmiyorsunuz. Hizbullah’ın ne olduğunu anlamak istiyorsanız önce gidip bir Mlita’yı görün” demişti.

Direniş Müzesi, kayalar ve bodur ağaçlar arasında kamufle edilmiş vaziyette.

1100 metre yükseklikte ‘düşmanı aşağılama’ teması üzerine kurulu bir müze. Lübnan’ın güneyinde 1982’den 2000’e kadar süren işgal sırasında İsrail ordusundan ele geçirilen tanklar, zırhlı araçlar, ağır toplar ve düşürülmüş helikopter parçalarının sergilendiği bir platformla başlıyor. Müze kayalar ve bodur ağaçlar arasında kamufle edilmiş Hizbullah savaşçılarının maketleri, havan topları, uçaksavarlar, tanksavarlar ve roketatarların sergilendiği geniş bir yürüme şeridinde devam ediyor. Sıra direnişin en önemli stratejilerinden biri olan tünele geliyor. Tünelde iletişim merkezi, klinik, yemekhane, ibadethane ve cephaneliklerin bulunduğu odalar dizili. Hizbullah, yeraltı direniş taktiklerini Hamas’a da öğretmişti!

Tünel çıkışı bulutların altında kalan vadinin tepeden manzarası.

Devamında yine sahada direnişin nasıl konuşlandığına dair görüntüler.

Müze İsrail’in ele geçirilmiş iletişim aygıtları, tüfekler, dürbünler, insansız hava araçları, zırhlar, “Sizi tanıyoruz”dercesine İsrail güvenlik birimlerinin bütün detaylarıyla resmedildiği bir şema, 2006 hezimetinden sonra İsrailli liderlerin “Hizbullah askeri yöntemlerle bitirilemez ve Lübnan içinde ve uluslararası alanda siyasi mekanizmalar devreye sokulmalı” yönündeki mesajlarının sergilendiği kapalı alanla bitiyor. Evet direnişin kapasitesine dair net fikir veren bir müze.

***

Bu dağların öte tarafında Bekaa Vadisi uzanıyor. Askeri kamplarıyla zihinlere kazanmış vadi esasen Fırat ve Dicle havzalarından başlayıp Ürdün Vadisi’ne kadar uzanan ‘Bereketli Hilal’in bir uzantısı. Medeniyetin taht kurduğu yerler. Hizbullah ve Emel’in bayraklarıyla donatılmış vadideki Baalbek, en az 3 bin yıl önce Fenikelilerin Baal (Tanrı) için inşa ettiği; Romalıların kendi inanç merkezine dönüştürdüğü; Jüpiter Tapınağı, Bachus Tapınağı ve Venüs Tapınağı gibi antik kalıntıların bulunduğu tarihi bir şehir. Ağırlığı bin tona varan yontulmuş kayalar ve 2 bin tonluk sütunların kullanıldığı bu inanılmaz yapıların sırrına hâlâ varılabilmiş değil.

Baalbek’in tarihi en az 3 bin yıl öncesine uzanıyor.

Şiileri burada mesken tutmaya iten ise Hz. Hüseyin’in kızı Seyyide Huli’nin türbesi. Bu bölgelerde Hizbullah’ın sözü geçiyor. Tabii ki Güney Beyrut’ta olduğu gibi buralarda da sokakta silahlı bir Hizbullah savaşçısına rastlamak ancak olağanüstü zamanlarda mümkün.

***

Bu tarihi serüvenle birlikte etnik ve mezhebi çeşitlilik Lübnan’ın kimliğini şekillendiriyor. Tabii krizleri konuşmaktan bunlara pek sıra gelmiyor. Lübnan halkında enteresan bir özgüven, kendisini ispat ve gösterme çabası var. Kuşkusuz iç çelişkiler ve güç mücadelesi bunu besliyor. Ağır badirelerden sonra hayata çılgınca tutunmuş gibiler. Her birinin köklerini aradığı bir geçmiş de var. Son zamanlarda Suriye’de ‘Suriyelilik’ vurgusunun öne çıkması gibi burada da ‘Lübnanlılık’ bir üst kimlik olarak nüksediyor. Yakın geçmişte insanlar mezhebi ve dini aidiyetlerine kaçarak çatışmayı derinleştirdi. Üst kimliğe sığınarak gerilimi sönümlendirme Lübnan için çok yeni bir olgu. Bu zayıf olgu güçlenme fırsatı bulur mu? Umut etmekten başka bir yol yok.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.11.2020
Pro-aktif olmadı belki pro-pasif kurtarır!
23.11.2020
Erdoğan’ın adamı Kahire ve Paris’te ne satıyor?
12.11.2020
Ya bizim barışımız?
9.11.2020
Biden’dan kurtarıcı çıkarmak!
7.11.2020
Amerikalılar belasını bulmuş vesselam
28.10.2020
Paty'nin kesik başı ve Müslüman fedai!
27.10.2020
Libya hezimetinde ikinci taksit
26.10.2020
Bir savaş daha kapıyı tıklarken
20.10.2020
Batırmayan bataklık!
18.10.2020
Kafkasya’da el elden üstündür oyunu
13.10.2020
Masanın azizliği!
10.10.2020
Kıbrıs’a kayyım ve terörize siyaset
6.10.2020
Kafkas savaşına dair ahiret sualleri
3.10.2020
‘Kızıl Kürdistan’da Türk-Ermeni savaşı!
29.09.2020
Kapan
25.09.2020
Jeffrey’nin Kürdistan yolculuğu
22.09.2020
Libya üzüyor, herkes üzüyor!
20.09.2020
Arap çölünde barış illüzyonu
15.09.2020
Düşmanlıkta da bir numara
11.09.2020
Şam’a Rus çıkarması ne anlama geliyor?
8.09.2020
Fransız dönüşündeki kılçıklı taraflar
6.09.2020
Moskova’dan verilen Kürt mesajı
1.09.2020
Libya’daki ortaklara neler oluyor?
29.08.2020
Hamas, İsrail-Emirlik aşkı ve kuşatma hevesleri
26.08.2020
Üç beş hezimet, bir tatlı rüya
21.08.2020
Sahi Erdoğan kime çalışıyor?
15.08.2020
Yedi film birden korku seansı
8.08.2020
Beyrut’un ölümü ve Lübnan’ın dirilme şansı
6.08.2020
Beyrut’un ölümü ve Lübnan’ın dirilme şansı
4.08.2020
Petrol anlaşması, Kürtler ve hayli karışık hesaplar
27.07.2020
Çin, İran’la bu dansı oynar mı?
25.07.2020
10 olmazın elinde bir olura bakan Libya
21.07.2020
Kafkas ötesinde ‘tehlikeli fırsatlar’
16.07.2020
Ermenistan ve Azerbaycan savaşa mı giriyor?
14.07.2020
Kırılan zincir ve alttakilerin matemi!
9.07.2020
Bir cinayet kaç strateji eder?
7.07.2020
Melez koalisyon için sevimsiz çıktılar
3.07.2020
Yahudi itirazı da olmasa
30.06.2020
Rus zehirlenmesi
24.06.2020
Mısır’la savaş mı?
17.06.2020
Suriye’nin başına Sezar kesilmek ve mali ilhak
16.06.2020
Sezar, açlık oyunları ve Kürtler
12.06.2020
Yaptırım silahı, dolar fişeği: Şam için alarm zamanı mı?
9.06.2020
Trablusgarp 2.0. Ya sonrası?
5.06.2020
Direnen insanlık ve bizim siyahlarımız
2.06.2020
Türk’ün hevesi, Rus’un kalibresi
29.05.2020
Ruslar Libya’da ne yapmaya çalışıyor?
27.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
26.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
22.05.2020
Titanlar savaşı ve Rus-Amerikan çelmeleşmesi
19.05.2020
1864: Soykırım ve sessiz miras
17.05.2020
Cihadın kutsal olmayan rant döngüsü
15.05.2020
Kürtlerin gözünde vaziyet: Elde var umut!
12.05.2020
Ya kırk katır ya kırk satırdan çıkarsa başbakan...
10.05.2020
Rus-Amerikan-İran tangosu ve Kürt düğümü
5.05.2020
Türkiye yansın, ABD ısınsın!
1.05.2020
Toz dumanda Şam’ın halleri
28.04.2020
Yemen ölüyor, ölürken bölünüyor
26.04.2020
Putin, Esad’ı gözden çıkarıyor mu?
21.04.2020
Fesin emirlerle imtihanı
18.04.2020
Bekleyin, yeni ‘paralel ordu’ geliyor!
14.04.2020
Katranlaşmış hevesler için...
12.04.2020
Kürdistan’a üs, Irak’a dizayn
6.04.2020
Virüs fırsatçılığıyla kirli müdahaleler
2.04.2020
Bir IBAN, iki sonsuz savaş
31.03.2020
Viral günlerinde dostlara tutunmak
16.03.2020
Korona ile hasbihal
10.03.2020
‘İdlib Başkomutanlık Muharebesi’ ve üç maddelik çıktı!
6.03.2020
İdlib'de hezimet tescil edildi
3.03.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
2.03.2020
Bu ateş Türkiye'yi ‘vekil devlet’ yapar
28.02.2020
Serakıp’ta ‘tekbir’ ve fakat…
25.02.2020
Kaçak savaştan kaçırılan cenazelere
21.02.2020
Halep’in coşkusu İdlib’e ne söylüyor?
18.02.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
14.02.2020
Amerikalılar Erdoğan’ı neden tutuyor?
11.02.2020
Büyük İdlib’den Küçük İdlib’e büzülen hesaplar
9.02.2020
Ateş bizi çağırıyor
4.02.2020
İdlib seferi: Öfkeli ve tehlikeli
28.01.2020
Hesap Bağdat’tan dönerse yedekteki savaş
21.01.2020
Berlin dönemeci
16.01.2020
Hezimetin kaç tonu olabilir?
14.01.2020
Rüya çalan!
10.01.2020
Evet evet her şey yolunda!
7.01.2020
Yastan sonra tufan mı?
3.01.2020
Amerikan salvoları: Tükenmişliğin emareleri
31.12.2019
Libya’ya cihatçı koridoru ve müstakbel felaketimiz
28.12.2019
Bataklık seferi ve asık suratlar
24.12.2019
Kimyasal tezgâhtan BM tezgâhına
20.12.2019
Petrol sarhoşluğu yeniden
17.12.2019
Türk askerine Libya seferi yazılırsa...
13.12.2019
Kürt yakasındaki eller
11.12.2019
Amerikan-İran kapışmasından Irak’a düşen
3.12.2019
Ortaya karışık ‘vezir’ hamlesi
28.11.2019
Kürdistan’da Pence’in pençe değeri
23.11.2019
Irak silbaştan: Kürtler sıfırlanır mı?
19.11.2019
İran’ın öfkeyle imtihanı: Komplodan ötesi
17.11.2019
Hırdan ne çıkar?
14.11.2019
Ateşe doğru ‘diplomatik’ safari
8.11.2019
CHP için okuma parçası: Afrin aynası
5.11.2019
Lübnan’ı çekiştirmek: Hizbullah'ın başı belada mı?
1.11.2019
Dikenli sarmaşık: ‘Barış Pınarı’ndan Bağdadi’ye
29.10.2019
Trump The Oil: Suriye cehenneminde petrolün yeri
26.10.2019
Kürtlere petrol görevi mi? Ne sefillik!
24.10.2019
Muhtıranın şifreleri
20.10.2019
Haşince aşk ile mükemmel bir çıkmaz!
18.10.2019
Hezimet evvela hakikati söyletir
15.10.2019
Bataklık senaryosu tetiklenir mi?
9.10.2019
Fırat’ın doğusunda Türkiye’yi ne bekliyor?
7.10.2019
Irak yine bir komploya kurban mı gidiyor?
4.10.2019
Iraklılar Irak’ı geri isterken…
1.10.2019
CHP’nin Suriye açılımı ve açmazlar
28.09.2019
Cepte kalan sermaye ateş ve barut
22.09.2019
İran savaşı kaç para eder?
16.09.2019
Üçlü zirve: Hezimetin beşinci taksidi
11.09.2019
Cihatçının gönlü Türkiye’den ne ister?
26.08.2019
Milisin var derdin var
23.08.2019
Kayyımlı muhalefet, kayıtsız muhalefet ve İdlib’in laneti
30.07.2019
Şam’la Kürtler arasında kalan aşiretler ve petrol kavgası
28.07.2019
İktisadi vaziyet: Savaş ekonomisinden halk ekonomisine
26.07.2019
Amude’de gündem hassas: IŞİD mahkemesi
2.07.2019
Türkiye’nin Libya savaşı: Kesinlikle tombaladan çıkmadı
28.06.2019
Kürt dersi alındı mı?
24.06.2019
Yufka yürekli Trump ve kibrin sınırları
18.06.2019
S-400’ü bağlarsın İdlib’e, gerisi Allah kerim!
11.06.2019
İran kuşatması ABD’nin de çıkmazı
8.06.2019
Kandaka devriminden milis devletine
1.06.2019
İran’a karşı Arap cephesi: Biraz öfke biraz serap
31.05.2019
Kürdistan’da oğullar dönemi ve çıkmazlar
27.05.2019
Yeni Amerikan kumpası: Film başa sarsın, Türkiye rolünü alsın!
24.05.2019
Komşulukta Kürtler 'sıfır çarpan' olmak zorunda mı?
21.05.2019
Savaş mı? Tevbe neuzubillah!
16.05.2019
Alooo Ağayi Donald!
14.05.2019
İdlib seçimi: Cehennemden cehennem beğen
7.05.2019
Büyük düşün küçük kırıntıları: Tel Rıfat hesapları
30.04.2019
Çekiştirilen Sudan: Vekâlet savaşı çıkar mı?
27.4.2019
Petrolle ya terbiye ol ya terörize!
22.4.2019
Kuzey-Doğu Suriye’nin Élysée çıkarması
18.4.2019
Cendere
16.4.2019
Tezgâhlık işler ve Sudan gerekçeleri
12.4.2019
Devrim Muhafızları’nın adamı Trump!
9.4.2019
Libya’nın laneti: Din için petrol, petrol için din
7.4.2019
Yeni Osmanlı’dan yenik İttihatçıya: Kükreyesin var mı?
3.4.2019
Yerelin aynasında küreselimiz: Kasırga yaklaşıyor
28.3.2019
Şeytani ısrar: Golan’dan sonraki senaryo
20.3.2019
Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına
19.3.2019
Bir ziyaretin kodları: Şeytan çarpacak ama…
12.3.2019
Devrimin Kudüs’ü geri mi dönüyor?
7.3.2019
Üç ziyaret, çok kurgu
1.3.2019
Kral ve prensin çalımları: Asıl tecrit olan kim?
25.2.2019
Bu tampon o tampon değil!
21.2.2019
IŞİD bitmiş, teşekkürler Trump!
11.2.2019
İstihbarat rejimi olmak
6.2.2019
Irak’ın Amerikan sancısı depreşirken…
4.2.2019
ABD’nin Hizbullah hesabı neden tutmadı?
1.2.2019
Uyanık kalın, piyangodan bir darbe vurabilir
28.1.2019
Basılan Türk karargâhının anlattıkları…
23.1.2019
Cehennemin kapıları tıklanırken…
16.1.2019
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ’den bahçeli evler, iki kat olanından...
15.1.2019
Tampon fakat kime?
14.1.2019
İdlib, buyurun eseriniz!
10.1.2019
Yeni Sykes-Picot ve Suriye’de jandarma olmak
2.1.2019
Orta Dünya’nın simsarları nereye gidiyor?
27.12.2018
İki nehir arasında boğulmak
26.12.2018
Pimi çekilmiş bir çuval el bombası
20.12.2018
ABD’nin çekilmesi ne anlama geliyor?
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive