Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?


26.4.2018 - Bu Yazı 1212 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Reform meselesi basitçe kontrollü olarak film gösterimi ya da konser programları gibi magazin boyutu öne çıkan bazı açılımlara indirgenebilecek bir şey değil. Söz reformdan açılırken yönetsel, siyasal, idari ve hukuki sisteme dokunan yok. Kitabın ortasından konuşmak gerekirse bu alanlarda arz ettiği durum itibariyle Suudi Arabistan, esasen IŞİD’in devlet olmuş ve BM’de tanınmış versiyonudur. Bu alanlara girmek, Batı’nın hegemonik çıkarlarını garanti etmiyorsa sakıncalı.

Bir dönem R. T. Erdoğan’a “İslam ile demokrasiyi buluşturan lider” olarak övgüler dizmiş Batı alemi, bir süredir Ortadoğu’ya yeni bir lider pazarlıyor: Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman.

24 Nisan’daki yazımda Selman’ın bölgeyi geleceğe taşıyacak reformcu müstakbel kral olarak lanse edilmesinin arkasındaki dinamiklere değinmiştim. Bunun Aramco’nun borsaya açılma hazırlığı, yatırımcı avına çıkan Vizyon 2030 Projesi, milyar dolarlık silah anlaşmaları, İsrail’le ilişkileri normalleştirme hedefiyle Ortadoğu’yu yeni bir sürece sokma arayışı ve İran’a karşı yeni bir ortak cephe kurma çabasıyla bire bir ilintili olduğunu vurgulamıştım. Bugün Suud revizyonizmin iç ve dış koşullarını irdelemeye devam edelim.

Geçen ayki gezisinde Britanya’da dev panolara asılan reklamlarla selamlanan Veliaht Prens Selman, ardından ABD’de de hayal edemediği kadar pohponlanmıştı. Trump’ın destekçisi AMI, tamamen Suudi Arabistan’a adanmış The New Kingdom adıyla bir dergi çıkardı. 200 bin dağıtan 100 sayfalık dergideki başlıklardan üçü şöyleydi:

“Terörizmi yok eden en yakın Ortadoğu müttefikimiz”, “32 yaşında dünyayı dönüştüren en etkili Arap lider”, “Baş döndüren 4 trilyon dolarlık iktisadi imparatorluğa hükmeden.”

Başkan Donald Trump genç bir lideri taltif etme nedenini Beyaz Saray’daki basın toplantısında konuğunu aşağılayan bir tarzda gayet iyi resmetti: Konuşmasını Suudilere satılan 12.5 milyar dolarlık savaş aygıtlarının çizildiği bir tablo eşliğinde yaptı. Konuğunu ‘büyük müşteri’ diye tanımladıktan sonra bu satışlar sayesinde ABD’de 40 bin ilave istihdam yaratacaklarını övünerek anlattı. Suudilerin sipariş verdiği 13 milyar dolarlık yüksek irtifa hava savunma sistemi THAAD, 3.8 milyar dolarlık C-130 uçağı, 1.2 milyar dolarlık tank ve 1.4 milyar dolarlık P-8 Poseidon uçağını en kısa sürede teslim edeceklerini sözlerine ekledi. Geçen mayısta 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzaladığı Kral Selman bin Abdülaziz için de “Baban akıllı bir karar verdi” dedi.

Ne güzel! Aşağılayan memnun, aşağılanan da öyle. Selman Amerikan topraklarında bir de İsrail’e hak verdi mi geleceğin lideri payesini anında yakaladı. Selman’ın The Atlantic’te yer alan “Ben hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin kendi topraklarına sahip olma hakkı olduğuna inanıyorum” sözü acayip ‘devrimci’ karşılandı. İsrail lobisinin temsilcileri bu yeni cesur adamın etrafında dört döndü. Burada bir yenilik yok aslında. Suud-İsrail ilişkileri gözden ırak hep olageldi. Arap öfkesi olmasa Suudiler İsrail devletini çoktan tanımıştı. Suudilerin 2002 ortaya attığı Arap Barış İnisiyatifi de İsrail’in 1967 sınırlarında devlet olma hakkını tanıyordu. Selman yeni bir şey söylüyormuş gibi teveccühe mazhar oldu.

Damat kontenjanından Trump’ın ekibinde gizli işler prensi olarak koşturan Jared Kushner yeni Ortadoğu planlarını Selman ile pişiriyor. Riyad da ilişkileri normalleştirme fırsatlarını kaçırmıyor. Mesela İsrail’e 70 yıldır uyguladıkları hava sahası yasağını geçen ay kaldırdılar. Suud hava sahasını kullanmak suretiyle Tel Aviv’e yapılan ilk uçuş, 22 Mart’ta Yeni Delhi’den kalkan Air India uçağı tarafından gerçekleştirdi. Filistinlilerin devlet ve geri dönüş hayallerini karartabilmek için de Suud’un nüfuzuna ihtiyaçları var. Hatta fetvalarına! Şaka değil; İsrail ordusu, geçenlerde, 1948’de yerlerinden sürülmüş Gazzelilerin eve dönüş yürüyüşünü önleyebilmek için fitne ve karmaşaya yol açtığı gerekçesiyle gösteri yapılmasını günah sayan Şeyh Salih el Fevzan ve Şeyh İbn Useymin el Temim’in fetvalarıyla süslenmiş bir video yayımladı.

Yani bu teveccüh pekâlâ anlaşılır: Riyad-Washington hattında Obama döneminde oluşan soğukluğu geride bırakıp iş kapasitesini artıracak, İran’la didişecek, Yemen’de barut tüketecek, Arap sokağında İsrail’i rahatlatacak bir lidere yatırım yapıyorlar, hepsi bu.

***

Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkeleri hem sömürgecilik döneminin miraslarından hem de eski sömürgecilerin çıkarlarını temin eden ‘uşak ruhlu’ yerel liderlerin elinden çok çekti. Bu halklar miadı dolmuş siyasi kadavraları kenarı almak için tezgâhlanan dış müdahalelerden de çok çekti. 1970’lerde Kral Faysal, Vahhabizmin boğucu kalıplarını biraz esnetmeye yeltenince, ki onun yaptığı da bir nevi reform sayılırdı, dönemin İngiliz elçisi, Suudi Arabistan ve diğer körfez devletlerinin istikrarının birbirine çok bağlı olduğunu belirtip radikal bir değişikliğin Britanya yanlısı rejimleri devirebileceği uyarısı yapmış. Bazen istikrar bazen istikrarsızlık para ediyor. Batı kendi çıkarlarını sürdürebilme adına ‘kontrollü istikrarsızlığı’ da çare olarak görebiliyor.

İstikrar kurumları ve davranışları kemikleştirdiğinde küresel sermayenin her türlü ürün ve hizmet arzına kapılar kapanıyor. O yüzden arzulanan değişim, esnekliğini yitirmiş tüketim alışkanlıklarını da hedef alıyor. Yani istikrar fayda kapasitesini yitirdiğinde istikrarsızlık bir seçenek olarak devreye giriyor. Tabii ki reform baskısıyla yaratılacak istikrarsızlığın kendileri açısından kârlı ve yönetilebilir olması lazım. Bakınız Mısır ve Tunus’ta siyasi iki kadavrayı kızağa alırlarken Bahreyn’de sokaktan gelen değişim talebini tanklarla bastırdılar. Bastıranlar Batı’nın onayı ve desteğiyle Suudiler ve ortaklarıydı.

***

Bu dış çerçevenin ardından gelelim reform meselesine… Reform meselesi basitçe kontrollü olarak film gösterimi ya da konser programları gibi magazin boyutu öne çıkan bazı açılımlara indirgenebilecek bir şey değil. Söz reformdan açılırken yönetsel, siyasal, idari ve hukuki sisteme dokunan yok. Kitabın ortasından konuşmak gerekirse bu alanlarda arz ettiği durum itibariyle Suudi Arabistan, esasen IŞİD’in devlet olmuş ve BM’de tanınmış versiyonudur. Bu alanlara girmek, Batı’nın hegemonik çıkarlarını garanti etmiyorsa sakıncalı.

Peki, Selman’ın reformcu pozları ülkesinde neye tekabül ediyor? Reformlar konusunda ciddi mi? Ciddiyse ne kadarını başarabilir?

Sesini yükselten bazı din adamlarına gözdağı verilse de dünyaya onlarca cihadi-selefi örgüt musallat etmiş olan ve Suudi devletinin kurucu ideolojisi sayılan Vehhabilik ve onun sistem içindeki taşıyıcı kolonlarına dokunulduğu zannedilmesin. Devletin beslediği şeyhler, medreseler, cami minberleri, üniversite kürsüleri ve eğitim müfredatları demokrasiyi ‘küfür’ sayan, şiddeti kutsayan, farklı din ve mezhepten insanlara düşmanlığı körükleyen Vehhabiliğin tüm formlarını zerk etmeye devam ediyor. Bu alanda köklü bir temizliğe girişecek güçlü bir irade var mı? Varsa bunu yürütecek kadrolara sahipler mi? Yapabilirlerse ne ala ama yapamazlar. Dediğim gibi Suud’un müttefikleri de bu alanla ilgilenmiyor.

2013’te ABD Dışişleri, Suudi Arabistan’daki okul kitaplarında küffara karşı cihadı öğütleyen, Hıristiyan ve Yahudilere karşı nefreti aşılayan, farklı mezheplerin takipçilerine sapkın, mürted ya da müşrik diyen müfredatla ilgili bir rapor hazırlamıştı. ABD’nin baskısıyla Suudiler müfredatı temizlediklerini söylüyorlar. Ancak IŞİD, 2014’ten itibaren Irak ve Suriye’de ele geçirdiği yerlerdeki okullarda kendi müfredatını hazırlayıncaya kadar Suudi Arabistan’daki okul kitaplarını okuttu. Demek ki temizliğe rağmen IŞİD için hâlâ bu kitaplar makbul.

Değişim güçlü ve samimi bir iradeyi gerektirir. Muhammed bin Selman Amerikan medyasına verdiği röportajlarda sorunun kaynağındaki Vehhabi öğretiyi inkâr eden bir tutum sergiledi. Bu da samimiyetsizliğini gösteriyor. Selman, CBC’in ‘60 Minutes’ programında Suudi Arabistan’ın mevcut halinden 1979’daki İran İslam Devrimi ile Suudi din adamı Cuheyman el Uteybi liderliğindeki Kâbe baskınını sorumlu tutuyor:

“1979’dan önce normal bir hayat yaşıyorduk. Kadınlar araba sürüyordu, sinema salonları vardı, kadınlar her yerde çalışıyordu. Normal kalkınmakta olan bir ülkeydik.”

Düne kadar Suudi saraya çok yakın olan ama şimdilerde sürgünde yaşayan gazeteci Cemal Kaşıkçı, 1979 öncesi dönemle ilgili kendi yaşamından örnekler vererek Selman’ın söylediklerinin asılsız olduğunu yazdı. Selman’ın temiz bir sayfa olarak gördüğü 1979 öncesinden basit bir kesit: 19 yaşındaki Prenses Miş’al bint Fahd gayri meşru aşk yaşadığı gerekçesiyle sevdiği erkekle birlikte zina suçundan gözleri bağlanıp dizleri üzerinde öldürdü. Prenses Miş’al’ın bu acı sonu ne ilkti ne de son.

Suudi Arabistan devleti, Muhammed ibn Abdulvehhab’ın öğretilerine göre kuruldu, insanlar bu öğretiyle disipline edildi ve krala itaat bu öğreti sayesinde sağlandı. Yani Vehhabilik Suud’un resmi ideolojisi, bir diğer ifadeyle resmi mezhebidir. El Kaide ve IŞİD’in yol haritası da Abdulvehhab ve onun mürşidi İbn Teymiyye’dir.

Selman, The Atlantic’e verdiği röportajında ise bugün terör örgütü ilan ettikleri Müslüman Kardeşler’i karalarken El Kaide liderleri Usame bin Ladin ve Eymen el Zevahiri’nin Müslüman Kardeşler’in eski üyesi olduğunu savunuyor. Suud’un Soğuk Savaş döneminde Komünizmin önüne kesmek için Vehhabiliği yayma çabası ve cihatçılara verdiği destek hatırlatılınca şunları söylüyor:

“Öncelikle bize bunun ne olduğunu tanımlayın. Biz buna aşina değiliz. Vehhabilik nedir bilmiyoruz. Vehhabilik diye bir şey yok. Vehhabiliğe inanmıyoruz. Suudi Arabistan’da Sünnilik ve Şiilik var… 1979 öncesindeki destekten bahsediyorsanız, Soğuk Savaş’tan bahsediyorsunuz: Komünizm her yere yayılıyordu, ABD’yi, Avrupa’yı ve bizi tehdit ediyordu. Mısır o tür bir rejime dönüşmüştü. Komünizmden kurtulabilmek için kiminle olursa çalıştık. Bunlar arasında Müslüman Kardeşler de vardı. Onları Suudi Arabistan’da finanse ettik. Ve ABD de onları finanse etti.”

O vakit Batı’nın Arap ve İslam dünyasında gördüğü iki tehdit vardı: Seküler-milliyetçi rejimler ve Komünist yayılma.

Mısır’da Cemal Abdunnasır’dan kaçan Müslüman Kardeşler’e kucak açan Suudi yönetimiydi. Esasen 1960’larda Suudi rejiminde Vehhabiliğin tonunu azcık açan reformlar yapıldıysa onlar da Mısır’dan gelen ulemanın etkisiyle oldu. Kral Faysal döneminde ilk kız okulu açıldı ve yargı azcık modernize edildi. O zaman için bu tür açılımlar koyu Vehhabi geleneğine tersti. Asıl önemli olan Selman’ın da işaret ettiği üzere Kral Faysal’ın Amerikalı ve İngilizlerin yönlendirmesiyle başlattığı Komünizmle mücadele seferberliğidir. 1964’ten itibaren 40 yıl içinde dünya çapında Vehhabi öğretiyle işleyen binlerce kurum inşa edildi: Bunlar arasında 1359 cami, 210 İslam merkezi, 202 kolej ve 2000 okul var. Pakistan ve Afganistan gibi yerlerde finanse edilen onbinlerce yerel medreseyi saymıyoruz. Avrupa’da El Kaide gibi örgütlerin adam devşirdiği birçok cami de bu zincirin uzantısı. Tabii 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra ABD’nin baskısıyla şiddeti teşvik eden imamların açığa alınması gibi bazı önlemler alındı. Fakat kaynağa dokunulmazken bu tür önlemlerin başarılı olması mümkün değil.

ABD Dışişleri’nin ilk Müslüman topluluklardan sorumlu temsilcisi Farah Pandith 2009-2014 arasında 80 ülkede temaslarda bulunduktan sonra vardığı sonuç netti: “Ziyaret ettiğim her yerde Vehhabi etkisi sinsi bir şekilde vardı.”

O yüzden Selman’ın Vehhabilik savunması ziyadesiyle ikiyüzlü ve sinik.

***

Küresel çapta kurulan cami ve medreseler yasal çerçevelerdeki icraatlar. Bir de istihbarat şebekelerinin Afganistan’dan başlayıp süregelen cihatçılarla iştigali var. Kim ne derse desin El Kaide ve Taliban cihatçı seferberliğin zehirli meyveleridir. Avrupalı istihbarat uzmanlarının kendileri söylüyor: Suudilerin küresel düzeydeki Vehhabi fonlarının yüzde 15-20’si El Kaide ve diğer cihadi örgütlere gitti. O yüzden ABD’li gazeteciler Selman’la röportaja giderken Ladin ve arkadaşlarını ‘özgürlük savaşçıları’ olarak manşetlerine taşımış Amerikan gazetelerinin arşivlerine ya da mücahit heyetlerinin ağırlandığı Beyaz Saray kayıtlarına bakıp bir zihin tazeleseler fena olmaz.

Zamanla bu çarkın işleyişinde bazı değişiklikler olsa da cihatçılarla iş çevirme alışkanlığı yeni bölgeler ve yeni aktörlerle devam etti. Son olarak Irak ve Suriye’de palazlandırılan cihadi-selefi örgütler Afganistan’daki senaryonun fütursuzca tekrarıdır.

Suudi Arabistan’ın 2014’te IŞİD’i terör listesine alması, IŞİD’in de El Kaide gibi ideolojik ve mali olarak beslendiği kaynağa dönüp küfretmesi ziyadesiyle aldatıcı. IŞİD’nin Suriye ve Irak’taki ithal savaşçılarının çoğu ve en tehlikeli olanları Suudi vatandaşıydı. Elbette bunlar hatırlatıldığında Amerikalılar dönüp “Ama Suudiler El Kaide ve IŞİD’i önlemek için çok şey yaptı” diyeceklerdir ya da Papa ile kucaklaşıp artık cihat değil dinler arası diyalogtan bahseden Rabıta’nın başkanını göstereceklerdir. Görünürde öyledir. Ama madalyonun öteki yüzüne birkaç ciltlik kitap sığar.

Tabii Amerikalıların kendi sicilleri temiz olmadığı için Selman’ın sinikliğine laf edebilecek halde değiller. 1980’lerde en az 50 milyon dolar harcayıp Afganistan’daki okullarda çocukları Sovyet askeri gibi kâfirlere karşı cihada teşvik eden, onlara sürekli mücahit olduklarını ve cihadın farz olduğunu hatırlatan kitapları dağıtan ABD’den başkası değildi. İşte bu yüzden El Kaide ve Taliban’ı “Suudi Amerikan” projesi olarak görenlere fazla kızmamak lazım. Bu günahta İngilizlerin payı yok mu sanki!

***

Mesele reformsa evvela IŞİD’vari infazlara, IŞİD’e de ilham veren hukuk düzenlerine; seçme ve seçilme hakkının olmadığı siyasal sistemlerine; yanında erkeği olmadan sokağa çıkamayan, mülk almak, seyahat etmek için kocası ya da babasından izin belgesi alması gereken, sesi haram sayılan kadınlarının hallerine; haktan ve hukuktan zerre nasibini almış infaz kurumlarına, işkencehanelerindeki yüzlerce sivil eylemciye, evlerindeki istismara ve yabancı hizmetçilere yapıp ettiklerine baksınlar! Diğer Körfez ülkelerinde olduğu gibi Suudi Arabistan’da köleliğin modern tarzıyla sürdüğünü kimse görmezden gelemez. Mesela Filipinli, Bangladeşli ve Pakistanlı hizmetçilerin başına gelenler tam bir felaket. Daha birkaç gün önce zorla çamaşır suyu içirilen bir hizmetçinin hastanelik edilmesi ve Kuveyt’te bir hizmetçinin derin dondurucuda ölü bulunması üzerine Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, Arap işverenleri Filipinli hizmetçilerine sürekli tecavüz etmekle suçladı. Filipinler, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerden gelen işçilerin pasaport ve telefonlarına el konulup köle gibi çalıştırmaları ve her türlü hizmete mahkum edilmeleri çok yaygın bir istismar. Bangladeş Büyükelçiliği Cidde ve Riyad’da mağdur vatandaşları için sığınma evleri açtı. Sadece 2017’de 250 Bangladeşli kadın cinsel saldırı yüzünden bu evlere sığındı.

Yazıyı çok uzattım affola. Ne yapalım, söylenecek laf çok. Hasılı bu, öyle iki filmlik, iki konserlik bir mesele değil.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.08.2020
Petrol anlaşması, Kürtler ve hayli karışık hesaplar
27.07.2020
Çin, İran’la bu dansı oynar mı?
25.07.2020
10 olmazın elinde bir olura bakan Libya
21.07.2020
Kafkas ötesinde ‘tehlikeli fırsatlar’
16.07.2020
Ermenistan ve Azerbaycan savaşa mı giriyor?
14.07.2020
Kırılan zincir ve alttakilerin matemi!
9.07.2020
Bir cinayet kaç strateji eder?
7.07.2020
Melez koalisyon için sevimsiz çıktılar
3.07.2020
Yahudi itirazı da olmasa
30.06.2020
Rus zehirlenmesi
24.06.2020
Mısır’la savaş mı?
17.06.2020
Suriye’nin başına Sezar kesilmek ve mali ilhak
16.06.2020
Sezar, açlık oyunları ve Kürtler
12.06.2020
Yaptırım silahı, dolar fişeği: Şam için alarm zamanı mı?
9.06.2020
Trablusgarp 2.0. Ya sonrası?
5.06.2020
Direnen insanlık ve bizim siyahlarımız
2.06.2020
Türk’ün hevesi, Rus’un kalibresi
29.05.2020
Ruslar Libya’da ne yapmaya çalışıyor?
27.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
26.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
22.05.2020
Titanlar savaşı ve Rus-Amerikan çelmeleşmesi
19.05.2020
1864: Soykırım ve sessiz miras
17.05.2020
Cihadın kutsal olmayan rant döngüsü
15.05.2020
Kürtlerin gözünde vaziyet: Elde var umut!
12.05.2020
Ya kırk katır ya kırk satırdan çıkarsa başbakan...
10.05.2020
Rus-Amerikan-İran tangosu ve Kürt düğümü
5.05.2020
Türkiye yansın, ABD ısınsın!
1.05.2020
Toz dumanda Şam’ın halleri
28.04.2020
Yemen ölüyor, ölürken bölünüyor
26.04.2020
Putin, Esad’ı gözden çıkarıyor mu?
21.04.2020
Fesin emirlerle imtihanı
18.04.2020
Bekleyin, yeni ‘paralel ordu’ geliyor!
14.04.2020
Katranlaşmış hevesler için...
12.04.2020
Kürdistan’a üs, Irak’a dizayn
6.04.2020
Virüs fırsatçılığıyla kirli müdahaleler
2.04.2020
Bir IBAN, iki sonsuz savaş
31.03.2020
Viral günlerinde dostlara tutunmak
16.03.2020
Korona ile hasbihal
10.03.2020
‘İdlib Başkomutanlık Muharebesi’ ve üç maddelik çıktı!
6.03.2020
İdlib'de hezimet tescil edildi
3.03.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
2.03.2020
Bu ateş Türkiye'yi ‘vekil devlet’ yapar
28.02.2020
Serakıp’ta ‘tekbir’ ve fakat…
25.02.2020
Kaçak savaştan kaçırılan cenazelere
21.02.2020
Halep’in coşkusu İdlib’e ne söylüyor?
18.02.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
14.02.2020
Amerikalılar Erdoğan’ı neden tutuyor?
11.02.2020
Büyük İdlib’den Küçük İdlib’e büzülen hesaplar
9.02.2020
Ateş bizi çağırıyor
4.02.2020
İdlib seferi: Öfkeli ve tehlikeli
28.01.2020
Hesap Bağdat’tan dönerse yedekteki savaş
21.01.2020
Berlin dönemeci
16.01.2020
Hezimetin kaç tonu olabilir?
14.01.2020
Rüya çalan!
10.01.2020
Evet evet her şey yolunda!
7.01.2020
Yastan sonra tufan mı?
3.01.2020
Amerikan salvoları: Tükenmişliğin emareleri
31.12.2019
Libya’ya cihatçı koridoru ve müstakbel felaketimiz
28.12.2019
Bataklık seferi ve asık suratlar
24.12.2019
Kimyasal tezgâhtan BM tezgâhına
20.12.2019
Petrol sarhoşluğu yeniden
17.12.2019
Türk askerine Libya seferi yazılırsa...
13.12.2019
Kürt yakasındaki eller
11.12.2019
Amerikan-İran kapışmasından Irak’a düşen
3.12.2019
Ortaya karışık ‘vezir’ hamlesi
28.11.2019
Kürdistan’da Pence’in pençe değeri
23.11.2019
Irak silbaştan: Kürtler sıfırlanır mı?
19.11.2019
İran’ın öfkeyle imtihanı: Komplodan ötesi
17.11.2019
Hırdan ne çıkar?
14.11.2019
Ateşe doğru ‘diplomatik’ safari
8.11.2019
CHP için okuma parçası: Afrin aynası
5.11.2019
Lübnan’ı çekiştirmek: Hizbullah'ın başı belada mı?
1.11.2019
Dikenli sarmaşık: ‘Barış Pınarı’ndan Bağdadi’ye
29.10.2019
Trump The Oil: Suriye cehenneminde petrolün yeri
26.10.2019
Kürtlere petrol görevi mi? Ne sefillik!
24.10.2019
Muhtıranın şifreleri
20.10.2019
Haşince aşk ile mükemmel bir çıkmaz!
18.10.2019
Hezimet evvela hakikati söyletir
15.10.2019
Bataklık senaryosu tetiklenir mi?
9.10.2019
Fırat’ın doğusunda Türkiye’yi ne bekliyor?
7.10.2019
Irak yine bir komploya kurban mı gidiyor?
4.10.2019
Iraklılar Irak’ı geri isterken…
1.10.2019
CHP’nin Suriye açılımı ve açmazlar
28.09.2019
Cepte kalan sermaye ateş ve barut
22.09.2019
İran savaşı kaç para eder?
16.09.2019
Üçlü zirve: Hezimetin beşinci taksidi
11.09.2019
Cihatçının gönlü Türkiye’den ne ister?
26.08.2019
Milisin var derdin var
23.08.2019
Kayyımlı muhalefet, kayıtsız muhalefet ve İdlib’in laneti
30.07.2019
Şam’la Kürtler arasında kalan aşiretler ve petrol kavgası
28.07.2019
İktisadi vaziyet: Savaş ekonomisinden halk ekonomisine
26.07.2019
Amude’de gündem hassas: IŞİD mahkemesi
2.07.2019
Türkiye’nin Libya savaşı: Kesinlikle tombaladan çıkmadı
28.06.2019
Kürt dersi alındı mı?
24.06.2019
Yufka yürekli Trump ve kibrin sınırları
18.06.2019
S-400’ü bağlarsın İdlib’e, gerisi Allah kerim!
11.06.2019
İran kuşatması ABD’nin de çıkmazı
8.06.2019
Kandaka devriminden milis devletine
1.06.2019
İran’a karşı Arap cephesi: Biraz öfke biraz serap
31.05.2019
Kürdistan’da oğullar dönemi ve çıkmazlar
27.05.2019
Yeni Amerikan kumpası: Film başa sarsın, Türkiye rolünü alsın!
24.05.2019
Komşulukta Kürtler 'sıfır çarpan' olmak zorunda mı?
21.05.2019
Savaş mı? Tevbe neuzubillah!
16.05.2019
Alooo Ağayi Donald!
14.05.2019
İdlib seçimi: Cehennemden cehennem beğen
7.05.2019
Büyük düşün küçük kırıntıları: Tel Rıfat hesapları
30.04.2019
Çekiştirilen Sudan: Vekâlet savaşı çıkar mı?
27.4.2019
Petrolle ya terbiye ol ya terörize!
22.4.2019
Kuzey-Doğu Suriye’nin Élysée çıkarması
18.4.2019
Cendere
16.4.2019
Tezgâhlık işler ve Sudan gerekçeleri
12.4.2019
Devrim Muhafızları’nın adamı Trump!
9.4.2019
Libya’nın laneti: Din için petrol, petrol için din
7.4.2019
Yeni Osmanlı’dan yenik İttihatçıya: Kükreyesin var mı?
3.4.2019
Yerelin aynasında küreselimiz: Kasırga yaklaşıyor
28.3.2019
Şeytani ısrar: Golan’dan sonraki senaryo
20.3.2019
Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına
19.3.2019
Bir ziyaretin kodları: Şeytan çarpacak ama…
12.3.2019
Devrimin Kudüs’ü geri mi dönüyor?
7.3.2019
Üç ziyaret, çok kurgu
1.3.2019
Kral ve prensin çalımları: Asıl tecrit olan kim?
25.2.2019
Bu tampon o tampon değil!
21.2.2019
IŞİD bitmiş, teşekkürler Trump!
11.2.2019
İstihbarat rejimi olmak
6.2.2019
Irak’ın Amerikan sancısı depreşirken…
4.2.2019
ABD’nin Hizbullah hesabı neden tutmadı?
1.2.2019
Uyanık kalın, piyangodan bir darbe vurabilir
28.1.2019
Basılan Türk karargâhının anlattıkları…
23.1.2019
Cehennemin kapıları tıklanırken…
16.1.2019
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ’den bahçeli evler, iki kat olanından...
15.1.2019
Tampon fakat kime?
14.1.2019
İdlib, buyurun eseriniz!
10.1.2019
Yeni Sykes-Picot ve Suriye’de jandarma olmak
2.1.2019
Orta Dünya’nın simsarları nereye gidiyor?
27.12.2018
İki nehir arasında boğulmak
26.12.2018
Pimi çekilmiş bir çuval el bombası
20.12.2018
ABD’nin çekilmesi ne anlama geliyor?
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive