Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'


23.10.2018 - Bu Yazı 647 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 40 yıl dışişleri bakanlığı, 3 yıl başbakanlık yaptıktan sonra 12 yıldır da emirlik koltuğunda oturan Şeyh Sabah, 33 yaşında ‘dehlenmiş’ bir delikanlıyla sınav veriyor. Ve bu adam Kaşıkçı cinayetinin de baş sorumlusu. Cinayeti örtbas etme oyununda orkestra şefi ABD başkanı. Şeyh Sabah o yaşı ve tecrübesiyle korkmasın da ne yapsın!

Suudiler kendilerini Arap dünyasının lideri sayarlar. Suud silsilesinin çıkarlarına göre çevreye düzen vermeyi bir hak olarak görürler. Körfez’in diğer ülkeleri Arabistan’dan yayılan Arap kabilelerin gittiği yerlerdir; bu yüzden Suudi Kralı’nın buralara el uzatmasından doğal ne vardır! Coğrafi olarak da onlar için Suudi Arabistan Arap Yarımadası’nın kalbidir. Bu kalp attıkça Bahreyn vardır, Kuveyt vardır, BAE vardır, Katar vardır vs. Hatta Katar ülke bile değildir. Şöyle demişti eski İstihbarat Şefi Turki bin Faysal: “Katar 300 bin kişilik bir aile.”

Liderlik iddiasını Arap Yarımadası’nın ötesine taşırken söze “Arabistan İslam’ın anavatanıdır” diye başlarlar. Haliyle biri İslam dünyasına liderlik edecekse o da Suudiler olmalıdır. Kral’ın böbürlenmesine sebep Hadim’ul Harameyn olmasıdır, yani ‘iki kutsalın (Mekke ve Medine) hizmetçisi!

Kendini Arap ve İslam aleminin merkezine koyan Suudilerin etki alanına Türkiye gibi emperyal bir geçmişi olan ülkenin girmesi sinir hatlarında kısa devre yapıyor. 2017’de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) diğer üyelerini de yanına alarak Katar’ı halletmeye yeltendiğinde Türkiye’nin devreye girip adeta Hammad hanedanına kalkan olması affedilemez bir hamle olarak kara kaplı deftere yazıldı. Ankara’nın 2013’te Mısır’daki darbeden sonra Müslüman Kardeşler’e himaye sunması zaten alttan alta bir hınç biriktirdi. (Malum Suudi-Emirlikler Müslüman Kardeşler’i çok tehlikeli siyasi bir alternatif olarak görüyor.)

Katar, Türkiye ve Müslüman Kardeşler’le bağlantıları yüzünden üstü çizilen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’da kendi konsolosluklarında öldürmeleri bu hesaplaşmaların gölgesinde gelişti.

KATAR’DAN SONRA KUVEYT’E ÜS KURULUR MU?

Kaşıkçı olayının Türkiye-Körfez ilişkilerine olası yansımalarını tartışırken Türkiye kaşların kalkmasına neden olan başka bir adım attı. Kritik bir zamanlama ile Kuveyt’le askeri işbirliği anlaşması imzalandı.

9-10 Ekim’de beşincisi düzenlenen Türkiye-Kuveyt Askeri İşbirliği Komitesi toplantısında iki ülkenin genelkurmay başkan yardımcılarının imza koyduğu anlaşmaya göre askeri alanda deneyimler paylaşılacak ve koordinasyon sağlanacak.

Bu ortaklık nereye gider? Kaçınılmaz olarak akla Türkiye’nin üs kurduğu Katar örneği geliyor. Suudiler kaşlarını kaldırırken Abdülbari Atvan, Rai el Yevm’deki köşesinde Kuveytli kaynakların, “Anlaşma Türk askerlerinin Kuveyt’te konuşlanmasının önünü açabilir” dediğini aktardı. “Anlaşma, Doha’yı kendisine abluka ve ambargo uygulayan dört ülkenin işgalinden koruyan Katar-Türkiye anlaşmasına benzer şekilde Türk askerlerinin Kuveyt’e konuşlanmasını ve zırhlı araçlar dahil Türk silahlarının satın alınmasını dışlamıyor” dedi.

Suudiler de Türkiye’nin Katar’dan sonra Kuveyt’e el atmasını ucu açık bir açılım olarak görmüş olmalılar ki Kuveyt Emiri Şeyh Sabah’a dersini vermek için bu ülkeyi işgal çağrısı yapanlar çıktı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman hesabına trollük yapan Prens Halid bin Abdullah bin Faysal bin Turki (I) el Suud, Twitter’dan Yemen’e karşı yürütülen Suudi-Emirlik operasyonuna atfen, “Kuveyt, İhvan’ın ve Hamad’ların necasetinden kurtulmak için yeni bir ‘Kararlı Fırtına Operasyonu’na muhtaç” diye yazdı. Suudiler, Katar’ın Müslüman Kardeşler’i kullanarak Kuveyt’i etkilediğini öne sürüyor. Katar ise Suudi Arabistan’ın Medine Üniversitesi’nden mezun Kuveytli Selefileri ‘etki ajanı’ olarak kullandığını savunuyor.

Kuveyt kendisini kıskaca alan komşulardan farklı olarak parlamento seçimleri düzenleyen ve iç dinamikleri bu şekilde teskin eden siyasal bir mekanizmaya sahip. Siyasal İslamcılar da Şiiler de Kuveyt’te göreceli olarak sisteme nüfuz etme kanallarına sahipler.

Kuveyt’teki kavga Müslüman Kardeşler-Katar bağlamına oturduğunda ucu dönüp dolaşıp Türkiye’ye ulaşıyor.

Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı Halid el Carallah aba altından sopa gösterilince, “Türkiye ile ilişkilerimiz Suudi Arabistan’la dostluğumuza halel getirmez” minvalinde açıklama yaptı.

Kuveyt öyle bir sarmal içinde ki, “Suudilerle sorun yaşıyoruz” deme lüksü yok. Katar’ın Türk askerini dengeleyici faktör olarak evine almasının Suudi Arabistan ve BAE’de yarattığı kızgınlık ortadayken son derece yutulası bir pozisyonda duran Kuveyt neden şimşekleri üzerine çekecek bir askeri ortaklığa kapı aralıyor?

İlişkilerin dış görünüşüne bakanlar Suudilerle Kuveytlileri pek çok konuda uyumlu görür. Ama hakim psikoloji tam tersi. O uyumun arkasında Kuveytlinin korkusu yatıyor.

Neden korkuyorlar? İşgalden.

TARİHTEN MİRAS KORKULARA BİR İLAVE: KÜÇÜK SADDAM

Tarihsel olarak Irak’ın milliyetçilerinden, dün İran’ın Pers heveslerinden bugün Şii ajandasından, Suudi Arabistan’ın kılıç yarası ağabeyliğinden mütevellit bir korku. Bu ülke üzerinde hak iddia eden Irak’tan gelen tehlike 1961’de işgale niyet, 1973’te işgal girişimi ve 1990’da resmen işgal ile kendini gösterdi. Kuveyt’in nüfusunun yüzde 35-40’ı Şii ve hanedan İran’ın bu kanaldan etki alanı açmasından çekiniyor. Suudilere gelince orada tarihsel çakışma, çatışma ve güncel olarak da çıkar uyuşmazlıkları mevzubahis.

İki ülke Osmanlı hakimiyetinden çıkarken iyi bir başlangıç yapmıştı. Osmanlı’nın ortağı Raşid hanedanı ile Suudi ailesi arasında çatışmalar olurken Kuveyt emiri, Raşid’e karşı Suud’a kucak açmıştı. Suudilerin minnetle andığı kritik olaylardan biri Kuveyt limanını kapatarak Osmanlı’nın Raşid’e silah gönderilmesini engellemesi, diğeri Raşid hanedanı üstün geldiğinde Necd’i terk eden Suud ailesine sığınma hakkı vermesiydi. Ancak komşuluk 1913’te sınırlar belirlenirken bozuldu. Suudiler Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Şatt’ul Arap’ın sınırlarını çizen İngiliz-Osmanlı Anlaşması’nı kabul etmeyip Kuveytlilerle savaşa tutuştu. Sonunda İngilizler 1922’de Ukeyr Anlaşması’yla Suudileri memnun ederken Kuveyt’e verilmiş toprakların üçte ikisi geri alınmış oldu. Kuveytliler adına İngiliz askeri temsilci Persy Cox’un imza atması ne tür bir dayatma olduğunu anlatmaya yetiyor.

Güncel tabloda ise Muhammed bin Selman’ın saray darbesiyle veliaht prensliğe terfi edip ipleri eline almasından sonra Suud dış politikasındaki saldırganlığın dozu arttı. Kuveyt bağımsızlığını kazandığı 1961’den bu yana belalardan beri olabilmek için tarafsızlık ya da arabuluculuğu diplomasisinin eksenine oturtmuş bir ülke. Suudi-Emirlik ittifakının Katar’la yaşadığı krizde hemen tarafsız pozisyon alıp arabuluculuk rolüyle devreye girdi. 2014’teki ilk krizde bu hamle iş gördü. Ama Haziran 2017’deki krizde ters tepti. Çünkü bu sefer amaç Katar’ı Müslüman Kardeşler ve Cezire TV konusunda uslu hale getirmenin ötesinde Hammad hanedanını çökertmekti. İddia o ki iş işgale kadar gidecekti. Kuveyt’ten arabuluculuk değil Katar’a ablukaya eşlik etmesi istendi. Bunu yapmayınca da çizik yedi.

İkinci kriz ortak petrol alanı Hafci ve Vafra’da yaşanıyor. İki ülke çıkan petrolü yarı yarıya paylaşıyor. Fakat Suudiler teknik anlaşmazlıkları bahane ederek 2014’te Hafci’de, 2015’te Vafra’da üretimi durdurdu. Kuveyt tek taraflı adıma 18 milyar dolar gelirden mahrum bırakıldığını söyleyip zararının tazmin edilmesini istiyor. Muhammed bin Selman 30 Eylül’de bir hışımla Kuveyt’e gidip cüssesini gösterdi. Üretime tekrar geçilmesi için bastırdı. Çünkü büyük patron Donald Trump, kasımdan itibaren İran’ın petrol satışını sıfıra indirmek için tüm gücünü kullandığında uluslararası fiyatları tutmak için Suudilerden daha fazla petrol üretmesini bekliyor. Suudi yönetiminin sözü var, ‘Yeter ki İran’ın tepesine bin, petrol benden’ diye! Muhammed bin Selman’ın Emir Şeyh Sabah’la görüşmesi çok ters gitti ve komşuya ilk ziyaret 2 saat içinde sonlandırıldı. Hakim korku o ki eğer Suudiler Yemen ve Katar’da başarırsa sıra Kuveyt’e gelecek. ABD, Kuveyt’i Saddam’ın elinden kurtardı ama Trump bölgesel hesaplarını Muhammed bin Selman üzerine kurduğu için Kuveytliler hop oturup hop kalkıyor.

Kuveyt geçen bahar BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üye sıfatıyla İsrail’in estirdiği teröre karşı Gazze’ye uluslararası koruma önerisini gündeme getirdiğinde Amerikan yönetimi çılgına dönmüştü. Trump’ın damadı Jared Kushner’in Ortadoğu’daki düzenbazlıktan sorumlu Beyaz Saray özel elemanı olarak duruma el atmış ve görüştüğü Kuveyt Büyükelçisi Salim Abdullah’ı Katar örneği ile tehdit etmişti.

40 yıl dışişleri bakanlığı, 3 yıl başbakanlık yaptıktan sonra 12 yıldır da emirlik koltuğunda oturan Şeyh Sabah, 33 yaşında ‘dehlenmiş’ bir delikanlıyla sınav veriyor. Ve bu adam Kaşıkçı cinayetinin de baş sorumlusu. Cinayeti örtbas etme oyununda orkestra şefi ABD başkanı. Şeyh Sabah o yaşı ve tecrübesiyle korkmasın da ne yapsın!

Körfez üzerine çalışan Lübnanlı araştırmacı Ali Murad’ın bana aktardığına göre Kuveyt’teki siyasi kulislerde Muhammed bin Selman artık ‘Küçük Saddam’ diye anılıyor.

KUVEYT’İN DENGE ARAYIŞI VE ÇARESİZLİĞİ

Şimdi Kuveytlilerin Çin’le yakınlaşma ve Türkiye ile ilişkilere askeri boyut katma çabası biraz daha anlaşılır hale geliyor. Bunu tehdit algısı yükselirken güç dengesi oluşturma çabası olarak görmek mümkün.

Araştırmacı Ali Murad, “Suudilerin kötü niyetleri karşısında Türkiye gibi bölgesel bir güce ihtiyaçları var” deyip ekledi:

“Açıkçası Suudi işgalinden korkuyorlar. Bu korku yüzünden Eylül 2017’de Emir Şeyh el Sabah, Trump’la ilişkileri güçlendirmek üzere Washington’a gitti. Washington’daki büyükelçi üç yıldır Kuveyt Milli Günü resepsiyonunu Trump International D.C. Hotel’de veriyor. Geçen ay da Çin’le ekonomik anlaşmalar yaptılar. Bir arayış var. Elbette tarihsel olarak Suudi hegemonyasından çıkmaya dönük adımları oldu. Fakat bu kez durum farklı. Suudi Arabistan’da kontrol dışı bir yönetimden gelebilecek kritik bir tehdit hissediyorlar. Muhammed bin Selman’a ‘Küçük Saddam’ demelerinin nedeni bu. Emir Şeyh Sabah çok aciz durumda. Erdoğan’la müttefik olma arayışı işte bu çaresizliğin sonucu. Aslında bu, çok da tercih ettikleri bir seçim değil ama başka şansları yok. Bölgesel güç olarak İran’dan yardım isteyemezler. Türkiye’den başka bölgesel güç de yok.”

Türkiye’nin Arap dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesi değil bunu yaparken Körfez’deki gerilim ve çatlaklar üzerinden yol alması temel bir problem. Bunun riskleri Suriye, Libya, Mısır, Irak’ta feci dersler bıraktı. Kuveyt’le açılan sayfa da benzer sapmalar barındırıyor.

YAŞAR YAKIŞ’A GÖRE TÜRKİYE’NİN YAPMAMASI GEREKEN İKİ ŞEY

Sözümü AKP döneminin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’a bırakarak noktalıyorum:

Yaşar Yakış, 1881’de Osmanlı’nın desteklediği Raşid ailesine yenilen Suud ailesinin Necd bölgesini terk edip 20 yıllığına Kuveyt’e sığındığını, bunun tarihi bir miras olduğunu ve bugün her konuda olmasa da Kuveyt’in Suudi Arabistan’la birlikte hareket ettiğini hatırlattı. Yakış “İran, Irak ve Suudi Arabistan’la ilgili belli kaygıları olan Kuveyt’in Türkiye ile yakınlaşması bir denge ya da koruma arayışı mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Evet, denge ve korunma arayışı. Her devletin kendi güvenliğini sağlamak için gerekli gördüğü her türlü ittifakı yapması doğaldır. Kuveyt de kurmayı başardığı refah düzenini korumak için uygun gördüğü önlemleri almaktadır. Ama Osmanlı mirasının olumsuz etkilerinin Kuveyt’te halen mevcut olduğunu tahmin ediyorum. Dolayısıyla ilişkiler sıfır noktasından değil, eksiden başlayacak demektir. Ama Kuveyt, İran tehdidi ve bir ölçüde de Rusya’nın Ortadoğu’ya yerleşmekte olmasının yaratabileceği tedirginlik nedeniyle Türkiye’ye bir dengeleyici unsur olarak bakabilir.”

Yakış, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde çekingen davranmaması gerektiğini söylerken olası tuzaklara da dikkat çekti:

“Bunu ‘yeni-Osmanlıcılık’ çerçevesinde yapmaması lazım. Çünkü Osmanlı dönemi Arap ülkelerinde, nüanslar olmakla birlikte, nadiren hayırla hatırlanan bir dönemdir. ABD, askeri varlığını Ortadoğu’dan Uzak Doğu’ya kaydırırsa Körfez’de oluşacak yeni dengeye Türkiye’nin de katkıda bulunması yararlı olur. Ancak bunu iki kritere uygun yapmalıdır: Birincisi hegemonik bir amaç gütmemesi lazım. İkincisi bir Körfez ülkesiyle ilişkilerini başka bir Körfez ülkesiyle veya bölge-dışı ülkeyle ilişkileri germe pahasına geliştirmemelidir. Bu da ince diplomasi gerektirir. Türkiye, Cumhuriyet kurulduğundan beri Ortadoğu ülkeleriyle kurduğu dengeli diplomasiyi Arap Baharı’ndan sonra koruyamamıştır. Eski dengeli politikaya dönülmelidir. En sağlıklı dış politika, Araplar arası çekişmelerin tarafı olmaksızın tüm Arap ülkeleriyle eşit mesafede ilişkilerin sürdürülmesidir. Arap’ın Arap’a yaptıkları unutulur, Türk’ün Arap’a yaptıkları unutulmaz. Türkiye, İran ile Arap ülkeleri arasındaki çekişmelere de taraf olmaksızın, her iki tarafla iyi ilişkiler sürdüren bir politika izlemelidir”

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8