Malumunuz bu aralar seçim anketleriyle ilgili tartışmalar revaçta.

Hem, araştırma şirketlerinin 31 Mart ile ilgili elde ettiği ya da elde etmiş gibi yaptığı (bir kısmı için bu geçerli) sonuçlar tartışılıyor, hem de bu verilerin ne kadar sıhhatli olduğu meselesi.

Ben size bu defa yerel seçimler bahsine doğrudan girmese de, dikkatimi çektiği için bir başka anketten söz edeyim.

ABD’de Başkan Trump’ın da partisi olan Cumhuriyetçi Parti’nin Türkiye temsilciliği ekonomi konulu bir anket yaptırıyor.

Ankette, ekonomiyle ilgili sorunları neye bağlıyorsunuz anlamında bir soru soruluyor.

Cevap verenlerin yarısı sorunların kaynağı olarak ‘dış güçlerin etkisini’ adres gösterirken, geri kalan yarısı iş başındaki iktidarı sorumlu tutuyor.

Gayet anlaşılabilir bir sonuç…

Aynı araştırmada CHP seçmeni hedef alınarak sorulan ikinci bir soru daha var:

“Partinizin işbaşında olması halinde, ekonomiyle ilgili sıkıntıları aşabileceğine inanıyor musunuz?”

“Oyumu CHP’ye veriyorum” diyen kitlenin üçte biri bu soruya “Hayır” cevabını veriyor.

Türkiye siyasetinin dinamiklerini derinlemesine bilenler açısından işin burasında da bir sürpriz görünmüyor.

Öteden beri bilinegelen, alternatif oluşturamama hali, ya da muhalefetin ‘Umutsuz vaka’ ifadesinde karşılığını bulan durumu.

Şimdi, Amerikalıların yaptığı bu araştırmanın 31 Mart ve ötesine ilişkin ne tür çağrışımlar ürettiği sorusu üzerinden ilerleyebiliriz.

PARTİLER ARASI GEÇİŞKENLİK HALA ÇOK ZAYIF

Konda’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Hürriyet gazetesine verdiği demeçte, “Her partinin, her adayın öncelikli sorununun kendi seçmenini sandığa götürüp, oyunu yeniden alıp alamayacağı” olduğunu dile getiriyor.

Devamında da, “Seçmenin büyük kısmı, kendi partisine eleştirel bakıyor ama henüz karşı bloka geçecek bir şey göremiyor” diyor.

Sanıyorum, 31 Mart tahminlerini de bu sözler üzerinden yürütmek bu işler için kafa yoranları sağlıklı bir fikir sahibi olmaya yöneltebilir.

Araştırmalarda daha önceki seçimlerde olmadığı kadar, “Kararsızım” ya da “Oy vermeye gitmeyeceğim” diyenlerin sayısının yüksek oranda olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

Yüzde 20 civarında seçmen, tercihi sorulduğunda bu iki şıktan bir tanesini işaretliyor.

Bu durumda, özellikle kritik yerlerde seçim sonuçlarının kararsızların vereceği nihai karar ve sandığa katılım oranı üzerinden şekilleneceğini öngörmek mümkün hale gelebiliyor.

Bu seçimde ‘tabanmotivasyonunu’ sağlama konusunda bütün partiler sorun yaşıyor.

Bunun bir gerekçesi de, ittifaklar nedeniyle seçmenin bir bölümünün oy pusulasında kendi partisinin amblemini göremeyecek olması.

31 Mart için esaslı bir tahminde bulunmayı zorlaştıran temel faktörlerden bir tanesi bu.

Önceki seçimlere baktığımızda sandığa katılım oranının yüksek olmasının Ak Parti’nin işine yaradığı yönünde yaygın bir kanaat var.

Mesela, 24 Haziran seçimlerinin son haftasında CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’de büyük kalabalıklar toplayabilmesi nedeniyle sandığa gidip gitmemekte tereddüt gösteren bir kısım Ak Parti seçmeninin seçimlerin ikinci tura kalma korkusuyla oy vermek için hücuma geçtiği yorumlarıyla bol bol karşılaşıyoruz.

KAMPANYASIZ KAMPANYA…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha şimdiden 30’u aşkın şehir, büyükşehirde büyük kalabalıklara hitap ederken, ne Kılıçdaroğlu, ne Meral Akşener henüz bir tane bile miting yapmış değil.

Bunun bir sebebi, daha az kalabalıklar bulma ihtimali karşısında Erdoğan’ın yürüttüğü miting kampanyasının altında ezilme korkusu olabilir.

Ama asıl gerekçenin bu olduğunu sanmıyorum.

Özellikle seçim propagandasını ‘salon toplantılarıyla’ yürütmekte olan Kılıçdaroğlu’nun seçmen algısının iki türlü oluşması için böyle bir tutum belirlediğini düşünüyorum:

1-“Bakınız, üzerimizde o kadar çok baskı var ki, ancak salon toplantılarında sesimizi duyurabiliyoruz” havasını yaymak.

2-Kararsız durumdaki Ak Parti seçmenini rehavet ikliminde tutma çabası.

Her ikisinin de suni bir algı operasyonu olduğu açık tabii.

Miting yapma konusunda Kılıçdaroğlu’nun elini tutan yok.

Öyle bir karar vermeleri halinde Türkiye’nin 81 vilayetinde özgürce kampanyasını yürütebilir.

Ama dediğimiz gibi yeni bir durumla karşı karşıya gibiyiz.

Bir tür ‘Kampanyasız kampanya hali’ diyebiliriz buna.

Bu durumun sandık sonuçlarına yansıması bakalım nasıl olacak.

  • Abone ol