Viral günlerinde dostlara tutunmak


31.03.2020 - Bu Yazı 428 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kişisel yazmak âdetim değil. Bencilce geliyor. Sevgili Aydın Engin mesaj atmış dürtüyor: “Fehim bi ses ver… Tamam yataktasın ama bu kısa da olsa bilgi vermene engel değil. Senin için kaygılanan epey kişi var burada.”

Her zamanki babacanlığıyla. Hasan Cemal daha kırılan ayağındaki alçıdan yeni kurtulmuş, telefona uzanıp soruyor: “Fehimmm, oğlummm, nasılsın, bir haberdar et bizi?”
Derinlerde, “Oğlum, bu haberin spotu nerde” diye seslenen babacan sesler kulaklarımda çınlıyor. Özlemle andığım eski günler; yazı işlerinin ‘mutfak’ olduğu o günler: “Oğlum bakıver karanlık odaya, diaların çıkmış mı?”
En babacan günlerdi, ne günlerdi. Çaylar sigarayla tellenirdi!
Mademki sual var, yazmalı! Duçar olduğumuz virüs kürenin sorunu. Merak çok, arayan yüzlerce dost, soran binlerce okur.
Ben yatağa bütün Paris eve hapsedilmeden bir hafta önce düştüm. Sonra uçuşlar durdu, sınırlar kapandı, Nezihe yanıma gelemedi. Tek başına insan gece ateşler içinde kıvranırken, “Ulan ne olacak şimdi” diye kaygılanmıyor değil. Savaş ortamlarında kaygılanmadığım kadar. Bazen kendime de şaşıyorum ya. Ama Nezihe’ye, “İyi ki gelmedin, seni de hasta ederdim” diyorum. “Sen de iyi ki Paris’tesin, güvendesin” diyor, her zamanki tesellisiyle.
“Güvendesin!”
Yazmadım şimdiye dek, sadece geçen sene İstanbul’daki evimin 5 kez basıldığını. Sabahın köründe, rap rap!!! Fehim Taştekin yine bir şeyler yazmış, devletin yüceliğini tezyif eylemiş!
“Almaya geldik.”
Yazı biter gecenin bir saatinde, Raspail neredeyse boştur Saint Michel’e kadar. Seine boyunca yürürsün, öfkeyle taşları döversin, ahını dökersin kaldırımlara, en nadide kelimeleri nehre serpersin. Notre-Dame anlamaz, Hôtel de Ville’in bütün heykelleri yan yan bakar, tepeden, en tepeden. “Yarın altıncısı geliyor” dersin, rap rap!!!
Buna “Sürgünde yazarlık” diyorlar. Kendi hücreni yanında taşıyorsun, uzakta, uzaklarda.
Gece yatıyorsun endişeyle; sabah kalkıyorsun, “Bugün de basmamışlar evi şükür, çocuklar güvende!”

Ara sıra Jean-Jacqueline Kandemir’in mekânı Antioche’a uğruyorum, dost masasına ortak oluyorum. Dedim ki, bir gün, “Buraya gelince görüş günüymüş gibi hissediyorum.” Herkes sustu, yutkundu, demez olaydım!
Bu viral günlerimde dostluklarım ilaç gibi geldi. Evde tek başıma virüsle baş başaydım ve fakat yalnızlık içinde değildim. Telefonum hiç susmadı, “İhtiyacın var mı” diyenlerim eksik olmadı. Ahmet İnsel, Mehmet Uğur, Yavuz Baydar, Nora Şeni, Duvar işçileri ve daha niceleri. Tele doktorlarım da oldu. Hepsine müteşekkirim! “Asıl ilaç buymuş” dedim. “Dostlar, ah dostlar.” Hiç eksik olmasınlar.

***

Virüs kapmak nasıl bir şey? Ne yaşıyorsun? Ne hissediyorsun?
Boğaz yanmasıyla başlıyor. Yüksek ateşle kavuruyor. Öksürükle boğuşuyorsun. Bunlar olurken zaten kendi derdindesin. Ne hissettiğinin önemi yok; öteki, sosyal mesafe, insan etkileşimi zaten kapının dışında. Bu bir self-karantina. Sadece kendini virüsleyebilirsin, yeniden ve yeniden.
İlk günlerde saat başı çamaşır değiştirdim. Üşüme-titreme-terleme ve rahatlama. Sonuncusu olmasa koma. Sonra yeniden aynı döngü.
13 Mart’ta Korona Hattı 15’i düşürmeyi başardığımda ateşim de 38’in, 39’un altına artık iner olmuştu. Doliprane ile. En kritik günlerinde 15’deki tele doktor “Hadi yine iyisin” der gibiydi:
– “Ateşin ilaçla 38’in altına iniyorsa ve nefes darlığı çekmiyorsan endişelenme. Evde kal ve dinlen. Paracetamol al, şimdilik bu yeterli.”
Ben Covid-19’la enfekte miyim, test yapmayacak mısınız?
– “Hayır, testi tedavi altına aldığımız hastalara yapıyoruz.”

Hastanelerin acil servislerine gidebilirsiniz ama bunu istemiyorlar, sizi yönlendirdikleri yer 15.

Hastaları değil hastaneleri kurtarmaya yönelik bir hassasiyet bu. Sistem çökmesin, devlete zeval gelmesin! Şirketlere, büyüklere. Fransızlar “Herkese sağlık” diyerek gurur duydukları sağlık sisteminin çöküşünü affetmezler. Ayıp değildir sokağa çıkmak, yakıp yıkmak. İtalyanlar da öyle, İspanyollar da. Siyasetin pabucunu ters çevirmesini bilirler.
“Korona’dan sonraki dünya nasıl olacak” derken Akdeniz hattının yukarısıyla hesaplaşması kaçınılmaz gözüküyor. Halkların sistemle, sistemin de daha büyük sistemle (yani AB ailesiyle) kavgası. AB bir birlik olarak fiilen çöküyor, anlamını yitiriyor. İnsanların zihninde AB artık bir aile falan değil. Sınırlar yeniden beliriyor, ulus devlet refleksi kararları belirliyor. İlk bakışta aşırı sağın yelkenleri rüzgâr toplarsa diye endişeler oluşuyor. Ama bu virüs insanlar ve toplumlar arası ilişkilerde peşinen tanımlanması zor bir dönem başlatacak sanki. Esasen virüs “Sınırları yıkın” diyor, “Yardımlaşın”, “Şeffaflaşın”, “Sigorta ve ilaç şirketlerinin rehinesi haline gelen sağlık sistemini değiştirin.” Ama felaketler iki taraflı sonuç doğurabiliyor. Zorbaların eli özgürlükler aleyhine güçlenebiliyor; yeni zenginler, tekeller, karteller türüyor ya da tersi; halktan yana yeni koşullar doğuyor. Tersi için kafa yormalı.
Roma’ya yardım ekipleriyle evvela Çinliler indi. Sonra Kübalı doktorlar. Ardından Ruslar. Almanya’nın bencilliğinden sıyrılıp İtalya’ya ambulans uçak göndermesi haftalar sonra geldi. AB’nin motor güçleri kendi risk ve kapasite dengesinden emin oluncaya kadar kıllarını kıpırdatmadılar. Avrupa medyası İtalya’ya uzanan yardım elini görmüyor, dahası küçümsüyor. “Kapalı, despot, şeffaf olmayan rejimlerin yardımından ne çıkar” kibriyle bakıyor. “İtalyanlar zaten Rusların dostu değil miydi? Rusya’ya ambargoya karşı çıkmamışlar mıydı?”
Bir hesaplaşma yaşanacak AB içinde. Hiçbir sistem aynı kalamayacak! Sadece siyasi kurumlar değil sağlık sistemi, sigorta şirketleri, ilaç firmaları, araştırma kuruluşları, hepsi sorularla karşılaşacak.

Çin’in şehirleri kapatan önlemini zorbalık kapasitesine bağlayan özgürlükçü Batı demokrasileri şimdi kendi sistemlerini kurtarmak için halklarını demir yumruk olmanın faziletlerine inandırmaya çalışıyor.

***

Ateşle yanarken bunları da dert ediniyoruz işte. Yanmaktan kasıt gerçek yanma. Sırtımın derisine bir deri daha eklendi. Kavruldum, pütür pütür. Sırt üstü yatamaz oldum.
Üçüncü haftanın sonunda artık deri soyulmaya başladı. İyileşme alameti. Bu arada tat ve koku alma duyuları da geri döndü. Bu da iyileşme alameti. Test yok ama tele doktora bakılırsa bunların hepsi birer korona emaresi; ateş, öksürük, bitkinlik, tat ve koku duyularını kaybetme.
Tele doktorla olmuyor. İlla bir doktora görüneceksin. Nation metrosuna bineceğim, önce “Maskeleneyim” dedim. Eczane hemen karşıda. Satmadılar. “Doktor verebilir ancak” dediler. “Nasıl yani? Hapşırsam hepiniz enfekte olacaksınız aha buracıkta.”
Kural kuraldır! Metroda kimsenin yanına yaklaşmadım, öksürmemek için ter döktüm. Artık dayanamadım, bir durak önce indim. Dr. Pierre Burtschell’in kapısına vardım. Dost masasında buluşmuşluğum var kendisiyle. Zile bastım, kapı açıldı. Antrede bir hasta bekliyor. Bir kişi muayene katına alırken sıradaki aşağı katta, ondan sonra gelen kapının önünde. Kural kuraldır. Çıktım dışarı, ayazda bekledim sıramı. Pierre indi aşağıya, kapıyı açtı, “Sen bir yerlere dokunma” dedi, “Doğrudan odaya geç.” Koridorun genişliği en fazla 1 metre. Sosyal mesafe daralıyor. Sırtını duvara vermiş Pierre; maskesiz, endişeli, “Hapşırmasan bari” der gibi bakıyor. O zaman anladım meselenin sosyal boyutunu. “Taşıyıcısın sen”, “Cüzzamlısın…” Acayip bir his bu.

“Tehlikeli aşamayı atlatmışsın” dedi Pierre. “Ciğerlerin sorunsuz. Nefes almadaki sıkıntı ciğerlerden değil öksürükten kaynaklanıyor. Eğer nefes darlığına dönüşürse hastaneye yatırmamız lazım ama iyi gidiyorsun, endişelenme. Biraz zaman alabilir. Bol sıvı tüket, C vitamini al, iyice uyu, kendini yorma, bolca dinlen.”
Sağlıcakla Pierre.
İlaç tedavisi yok gibi; paracetamola devam. Bir de öksürüğe karşı şurup. Geçen de yazmıştım kendi kişisel önlemlerimi, onlardan da taviz vermedim:
Her daim su. Limonlu ılık su. Ve yine limon ve balla karıştırılmış ılık su. İlaç niyetine dilimlenmiş soğanları balla karıp 12 saat beklettikten sonra oluşan su. İllaki su! Vücudun ısı dengesi ve bağışıklık sistemi için zerdeçal, zencefil, tarçın ve karabiberi balla karıştırıp oluşturduğum karışım. Evde yaptığım kefirden günde bir bardak. Anadolu’dan pekmez, günde iki-üç kaşık. Abhazya’dan bal, kaşıkla boğazın gıdıklanıncaya kadar. Ve yine Abhazya’dan ıhlamur, günde 2-3 bardak. Ve vitamin takviyeleri, en doğalından ve kaçınılmaz olarak tabletinden.

Pierre’in muayenesinden sonra Jean karantina altında ne ihtiyaç varsa yüklenmiş gelmiş. Kapı önünde 2 metre mesafede bekletiyorum, içeri almıyorum: “Aman sana da bulaşmasın.”
Garip bir duygu. Maskeli ve mesafeli hayat.

***

Bir süre sonra ateş yakmaz oldu, sadece akşamları çıkıyor, bir paracetamol üstesinden geliyor. Ayrıca burun içinde çıkan yaralar da geçti. Boğazda yanma bitti. Üşüme-terleme seansları geçti. Eklem ağrıları azaldı. Ama öksürük yok mu o öksürük, illetin önde gideni! Üçüncü hafta biterken o da hafifledi ama hâlâ ondan mustaribim. “Az kaldı” diyorum, “Gıdım gıdım iyileşiyorum.”

Son üç gündür Paris’te kalp cerrahı sevgili dostum Prof. Dr. Emre Belli’nin yönlendirmesiyle antibiyotiğe de başladım. Günlerdir vücut direniyor, bağışıklığım hâlâ güçlü ama virüsle savaşırken vücudu başka semptomlarla yormamak için antibiyotik bir ara yol, yoksa temel bir tedavi aracı değil.
“Penisilin içerikli antibiyotikler beni öldürüyor, kullanamam.”
Gerçekten iki kez az kalsın gidiyordum.
“Sadece Sefalosporin grubundan ilaçları kullanabiliyorum.”
Yazdı günde iki kez 250 mg’lik Cefuroxime’i, faydasını gördüm.

Bir doktor çiftle yazışmalarım da hastanelere dair iç karartan tabloyu biraz aydınlattı. Frederique ve Français benim bölgemde gidebileceğim hastanelere bakıyordu. “Hopital Cochin seni kabul edebilir” dedi Frederique. Ardından tereddütle ekledi: “Yok, yok en iyisi sen evde kal. Hastaneler virüs kaynıyor, tehlike büyük. Biz de korkuyoruz. Sen zaten epey ilerleme kaydetmişsin.”
Üçüncü hafta içinde başka bir dostumuzun ısrarlı yoklamaları sonucu Korona Hattı 15’ten bir doktor beni geri aradı. Telefonda solunum kontrolü yaptı, semptomları ve yaşadıklarımı yeniden sordu. İlk doktorun söylediklerini tekrarladı:
– “Ateşin yükselir ve sonulum sıkıntısı çekersen bizi ara. Ama şu anki göstergeler iyi, evde kalmaya devam edin.”
Peki, sizce ben enfekte miyim? Hâlâ test olamayacak mıyım?
– “Tüm göstergeler Korona’ya işaret ediyor. Ama tedavi altına alınmış bir hasta olmadığınız için test yapamayız.”
Aslında bu test işini önemsediğim falan yok. Sadece enfekte isem, vücut antikor geliştirdiyse dışarda virüs kapma endişesi taşımam artık, öyle değil mi?
Gerçi dışarısı da hâlâ sorun. Öyle Seine’e kadar yürüyemem mesela. İçişleri Bakanlığı’nın sitesinden izin kâğıdı basıp dolduruyorsun. Yazıcın yoksa eyvah! Kimlik ve adres bilgilerini, dışarı çıkacağın tarihi ve saati yazıyorsun. Mazeretini seçiyorsun. Benim durumumda birisi dışarda evinin etrafında bir saat kalabilir, market ve fırından alışveriş-veriş yapabilir ya da eczaneye uğrayabilir. Ve bir de spor amaçlı evden 1 kilometre mesafeye kadar yürüyebilir. Gerçi basın kartım var ama iş göremez haldeyken bunu çıkarıp polise uzatmak da etik değil.

Benim için bütün kapılar aynı yere çıkıyor: “Evde kal, başkalarına virüs taşıma!”
İyi ama ihtiyaçlar ne olacak?
“Endişelenme, belediye yemek servisi yapıyor. İsmini ve adresini verirsen gelirler.”
Gelmezler efendim, yaş 60’ın epey altında.
“O zaman Croix Rouge (Kızıl Haç) imdadına yetişir.”
Elbette yetişir. Lakin ilk sual; “Kredi kartınız var mı? Online sipariş vermeyi denediniz mi? Bir deneyin olmazsa elbette size yardımcı olacağız.” Çok nazikler!
Kalsın efendim, ben turp gibiyim! Takarım maskemi, markete de giderim eczaneye de. Zaten kasa yoluna şeritler çizilmiş, 1,5 metre aralıklarla. Sosyal mesafe kuralı işliyor. Herkes durumun farkında. Herkes birbirinin gözünün içine bakıyor. Kasiyerin bulunduğu alan da plastikle bariyerlenmiş. Ben maskeliyim, çalışanlar maskeli. Hapşırmazsan, öksürmezsen vaziyet berkemal sayılır.

***

Bu önlemler kent yaşamını bitirdi. Paris, Paris olalı bu kadar ıssızlığı görmemiştir sanırım. Geceleri bakıyorum Balzac’ın heykeline; o da Raspail ve Montparnesse bulvarlarının kesişme noktasını dikizliyor, yandan yandan, kimsecikler geçmiyor. Emmanuel Macron’un gözde lokantası La Rotonde zaten kararmıştı. Karşısında Dôme’un ışıltıları yetiyordu. Ortam pek dramatik. Bu heykelin hikâyesi gibi. Société des gens de lettres de France geçen yüzyılın başında Émile Zola’nın ısrarları sonucu Balzac’ın anısına heykel projesini Auguste Rodin’e verir. Rodin 18 ayda bitirmesi gereken eseri, Balzac’ın hayatı ve eserlerini didik didik incelemeye kalkışınca ancak 7 yılda tamamlar. Beğenilmez, reddedilir, sanatçı incitilir. Balzac’ı fiziken değil karakter olarak resmetmeye çalışmıştır. İddialıdır. Ölümünden 22 yıl sonra 1939’da heykel Rodin’in evinden alınıp Vavin kavşağına dikilir. Tamamlanmamışlık hissi verir, modern heykelciliğin başlangıç noktalarından biri sayılır. Bugün ziyaret edilen bir eserdir.

Tamamlanmamışlık modern hayatın temel hissidir. Bakıyorum, mahallenin en efendi evsizi heykelin yanındaki bankta oturuyor. Tek başına. Para kutusu boş, bir şey atan olmamış. Bütün yuvası bir marketten yürüttüğü alışveriş arabasına yüklü. Heykeli koruyan demirliklere bağlı, rüzgarda yürümesin diye. Geceye doğru az ilerde bulvarın tenha bir yerinde park ediyor, uyuyor. Gündüz düşen yaprakları süpürmek onun işi. Molada küçük kâğıt kutusunu göğsüne dayıyor, üç beş kuruş için. Sessizce, kibarca. Karantina günlerinde bir tek o dışarda.
Evsizler ve evde hapsedilenler. Karantina z-raporu budur.

***

“Orta Doğu’yu yine atladın hocam!”
Kazıklandık bir virüs tarafından, durdurulduk, oyalandık. Oraya da gelecek sıra. Ya sabır, ey tahammül!

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
6.08.2020
Beyrut’un ölümü ve Lübnan’ın dirilme şansı
4.08.2020
Petrol anlaşması, Kürtler ve hayli karışık hesaplar
27.07.2020
Çin, İran’la bu dansı oynar mı?
25.07.2020
10 olmazın elinde bir olura bakan Libya
21.07.2020
Kafkas ötesinde ‘tehlikeli fırsatlar’
16.07.2020
Ermenistan ve Azerbaycan savaşa mı giriyor?
14.07.2020
Kırılan zincir ve alttakilerin matemi!
9.07.2020
Bir cinayet kaç strateji eder?
7.07.2020
Melez koalisyon için sevimsiz çıktılar
3.07.2020
Yahudi itirazı da olmasa
30.06.2020
Rus zehirlenmesi
24.06.2020
Mısır’la savaş mı?
17.06.2020
Suriye’nin başına Sezar kesilmek ve mali ilhak
16.06.2020
Sezar, açlık oyunları ve Kürtler
12.06.2020
Yaptırım silahı, dolar fişeği: Şam için alarm zamanı mı?
9.06.2020
Trablusgarp 2.0. Ya sonrası?
5.06.2020
Direnen insanlık ve bizim siyahlarımız
2.06.2020
Türk’ün hevesi, Rus’un kalibresi
29.05.2020
Ruslar Libya’da ne yapmaya çalışıyor?
27.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
26.05.2020
Dış siyasetin ne bayramı var ne seyranı
22.05.2020
Titanlar savaşı ve Rus-Amerikan çelmeleşmesi
19.05.2020
1864: Soykırım ve sessiz miras
17.05.2020
Cihadın kutsal olmayan rant döngüsü
15.05.2020
Kürtlerin gözünde vaziyet: Elde var umut!
12.05.2020
Ya kırk katır ya kırk satırdan çıkarsa başbakan...
10.05.2020
Rus-Amerikan-İran tangosu ve Kürt düğümü
5.05.2020
Türkiye yansın, ABD ısınsın!
1.05.2020
Toz dumanda Şam’ın halleri
28.04.2020
Yemen ölüyor, ölürken bölünüyor
26.04.2020
Putin, Esad’ı gözden çıkarıyor mu?
21.04.2020
Fesin emirlerle imtihanı
18.04.2020
Bekleyin, yeni ‘paralel ordu’ geliyor!
14.04.2020
Katranlaşmış hevesler için...
12.04.2020
Kürdistan’a üs, Irak’a dizayn
6.04.2020
Virüs fırsatçılığıyla kirli müdahaleler
2.04.2020
Bir IBAN, iki sonsuz savaş
31.03.2020
Viral günlerinde dostlara tutunmak
16.03.2020
Korona ile hasbihal
10.03.2020
‘İdlib Başkomutanlık Muharebesi’ ve üç maddelik çıktı!
6.03.2020
İdlib'de hezimet tescil edildi
3.03.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
2.03.2020
Bu ateş Türkiye'yi ‘vekil devlet’ yapar
28.02.2020
Serakıp’ta ‘tekbir’ ve fakat…
25.02.2020
Kaçak savaştan kaçırılan cenazelere
21.02.2020
Halep’in coşkusu İdlib’e ne söylüyor?
18.02.2020
Cihatçı yığınlarla baş başa
14.02.2020
Amerikalılar Erdoğan’ı neden tutuyor?
11.02.2020
Büyük İdlib’den Küçük İdlib’e büzülen hesaplar
9.02.2020
Ateş bizi çağırıyor
4.02.2020
İdlib seferi: Öfkeli ve tehlikeli
28.01.2020
Hesap Bağdat’tan dönerse yedekteki savaş
21.01.2020
Berlin dönemeci
16.01.2020
Hezimetin kaç tonu olabilir?
14.01.2020
Rüya çalan!
10.01.2020
Evet evet her şey yolunda!
7.01.2020
Yastan sonra tufan mı?
3.01.2020
Amerikan salvoları: Tükenmişliğin emareleri
31.12.2019
Libya’ya cihatçı koridoru ve müstakbel felaketimiz
28.12.2019
Bataklık seferi ve asık suratlar
24.12.2019
Kimyasal tezgâhtan BM tezgâhına
20.12.2019
Petrol sarhoşluğu yeniden
17.12.2019
Türk askerine Libya seferi yazılırsa...
13.12.2019
Kürt yakasındaki eller
11.12.2019
Amerikan-İran kapışmasından Irak’a düşen
3.12.2019
Ortaya karışık ‘vezir’ hamlesi
28.11.2019
Kürdistan’da Pence’in pençe değeri
23.11.2019
Irak silbaştan: Kürtler sıfırlanır mı?
19.11.2019
İran’ın öfkeyle imtihanı: Komplodan ötesi
17.11.2019
Hırdan ne çıkar?
14.11.2019
Ateşe doğru ‘diplomatik’ safari
8.11.2019
CHP için okuma parçası: Afrin aynası
5.11.2019
Lübnan’ı çekiştirmek: Hizbullah'ın başı belada mı?
1.11.2019
Dikenli sarmaşık: ‘Barış Pınarı’ndan Bağdadi’ye
29.10.2019
Trump The Oil: Suriye cehenneminde petrolün yeri
26.10.2019
Kürtlere petrol görevi mi? Ne sefillik!
24.10.2019
Muhtıranın şifreleri
20.10.2019
Haşince aşk ile mükemmel bir çıkmaz!
18.10.2019
Hezimet evvela hakikati söyletir
15.10.2019
Bataklık senaryosu tetiklenir mi?
9.10.2019
Fırat’ın doğusunda Türkiye’yi ne bekliyor?
7.10.2019
Irak yine bir komploya kurban mı gidiyor?
4.10.2019
Iraklılar Irak’ı geri isterken…
1.10.2019
CHP’nin Suriye açılımı ve açmazlar
28.09.2019
Cepte kalan sermaye ateş ve barut
22.09.2019
İran savaşı kaç para eder?
16.09.2019
Üçlü zirve: Hezimetin beşinci taksidi
11.09.2019
Cihatçının gönlü Türkiye’den ne ister?
26.08.2019
Milisin var derdin var
23.08.2019
Kayyımlı muhalefet, kayıtsız muhalefet ve İdlib’in laneti
30.07.2019
Şam’la Kürtler arasında kalan aşiretler ve petrol kavgası
28.07.2019
İktisadi vaziyet: Savaş ekonomisinden halk ekonomisine
26.07.2019
Amude’de gündem hassas: IŞİD mahkemesi
2.07.2019
Türkiye’nin Libya savaşı: Kesinlikle tombaladan çıkmadı
28.06.2019
Kürt dersi alındı mı?
24.06.2019
Yufka yürekli Trump ve kibrin sınırları
18.06.2019
S-400’ü bağlarsın İdlib’e, gerisi Allah kerim!
11.06.2019
İran kuşatması ABD’nin de çıkmazı
8.06.2019
Kandaka devriminden milis devletine
1.06.2019
İran’a karşı Arap cephesi: Biraz öfke biraz serap
31.05.2019
Kürdistan’da oğullar dönemi ve çıkmazlar
27.05.2019
Yeni Amerikan kumpası: Film başa sarsın, Türkiye rolünü alsın!
24.05.2019
Komşulukta Kürtler 'sıfır çarpan' olmak zorunda mı?
21.05.2019
Savaş mı? Tevbe neuzubillah!
16.05.2019
Alooo Ağayi Donald!
14.05.2019
İdlib seçimi: Cehennemden cehennem beğen
7.05.2019
Büyük düşün küçük kırıntıları: Tel Rıfat hesapları
30.04.2019
Çekiştirilen Sudan: Vekâlet savaşı çıkar mı?
27.4.2019
Petrolle ya terbiye ol ya terörize!
22.4.2019
Kuzey-Doğu Suriye’nin Élysée çıkarması
18.4.2019
Cendere
16.4.2019
Tezgâhlık işler ve Sudan gerekçeleri
12.4.2019
Devrim Muhafızları’nın adamı Trump!
9.4.2019
Libya’nın laneti: Din için petrol, petrol için din
7.4.2019
Yeni Osmanlı’dan yenik İttihatçıya: Kükreyesin var mı?
3.4.2019
Yerelin aynasında küreselimiz: Kasırga yaklaşıyor
28.3.2019
Şeytani ısrar: Golan’dan sonraki senaryo
20.3.2019
Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına
19.3.2019
Bir ziyaretin kodları: Şeytan çarpacak ama…
12.3.2019
Devrimin Kudüs’ü geri mi dönüyor?
7.3.2019
Üç ziyaret, çok kurgu
1.3.2019
Kral ve prensin çalımları: Asıl tecrit olan kim?
25.2.2019
Bu tampon o tampon değil!
21.2.2019
IŞİD bitmiş, teşekkürler Trump!
11.2.2019
İstihbarat rejimi olmak
6.2.2019
Irak’ın Amerikan sancısı depreşirken…
4.2.2019
ABD’nin Hizbullah hesabı neden tutmadı?
1.2.2019
Uyanık kalın, piyangodan bir darbe vurabilir
28.1.2019
Basılan Türk karargâhının anlattıkları…
23.1.2019
Cehennemin kapıları tıklanırken…
16.1.2019
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ’den bahçeli evler, iki kat olanından...
15.1.2019
Tampon fakat kime?
14.1.2019
İdlib, buyurun eseriniz!
10.1.2019
Yeni Sykes-Picot ve Suriye’de jandarma olmak
2.1.2019
Orta Dünya’nın simsarları nereye gidiyor?
27.12.2018
İki nehir arasında boğulmak
26.12.2018
Pimi çekilmiş bir çuval el bombası
20.12.2018
ABD’nin çekilmesi ne anlama geliyor?
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive