Aranan işaret henüz görünmüş değil!..

MHP büyük kongresinden, bizzat Devlet Bahçeli’nin ağzından “Erken seçim için bir işaret fişeği görebilir miyiz?” diye bakılıyordu… Olmadı… Bahçeli “Seçim 2023’te”yi tekrarladı… Ancak, Ankara’nın siyasi kulislerinde, bitmek tükenmeyen erken seçim tarihi atışlarının yine de önüne geçilemedi… Neden?.. Nedeni; HDP’ye açılan kapatma davası ve saray iktidarının HDP’li milletvekillerine yönelik atakları… Bu yılın ağustos ayında erken seçim bekleyenler var… 2022 Mart, 2022 Haziran diyenler var… Var da var!..

Sarayın son HDP hamlelerine farklı bir bakış açısı getirmeye çalışalım;

-HDP’yi iyice terörize ederler. Seçmenini CHP’nin kucağına iterler

-CHP’yi iyice açık ederler. Kürt Alevi propagandasını tuttururlar.

-Yüzde 65’lik sağ Sünni Türk seçmenini konsolide etmeye uğraşırlar.

Bu hesaplar, İYİ Parti’yi denklem dışında tutmadan olur mu?.. Asla olamaz!..

-Mevcut göstergeler yüzünden, Cumhurbaşkanının 40 artı 1 ile seçilmesinden ve bu konuda anayasa değişikliği yapılmasından başka AKP’nin ve küçük ortaklarının şansı kalmadı. Koltuk riske atılamaz!..

-Meral Akşener’i ikna etmek için her yolu denerler. Olmaz ise İYİ Parti TBMM grubunu dağıtmak için faaliyetler sürer. Kongre sonrası yaşanan tartışmalarda bunu test ettiler. 18 milletvekili muhalifti 2’si ayrıldı. Surdaki gedikten çalışmaya devam ederler…

Olmadı mı?..

Bu iş taa İYİ Parti içinde bir kapatma davasına kadar gidebilir;

-Uzun zamandır altyapısını hazırladıkları FETÖ dosyasını raflardan indiriverirler…

Ancak hesaplayamadıkları ve sonucunu kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey var; İYİ Parti lideri Meral Akşener, bir süredir ezber bozan çıkışlar yapıyor, tekmeye kafa atıyor!.. Ya bu oyunları bozarsa…

???

Sonucun ne olacağı kestirilemeyecek bir durum daha var;

Anayasa Mahkemesi HDP’yi kapatır mı?.. Kapatırsa sandığa nasıl yansır?..

-HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde 10 oy gerekiyor. Denge 8’e 7’i Tayyip Erdoğan’ın lehine (üyelerin 8’i Erdoğan 7’si Gül döneminde atandı). Abdullah Gül, HDP’nin kapatılmasına karşı olduğunun açık mesajını verdi. Peki, 2 üyeyi daha ikna etmek çok mu zor?.. Sarayın zorlanacağını sanmıyorum. Devlet güçleri sınırsız ellerinde!..

-Havuç-sopa; ellerindeki en büyük silahlardan biri. 7 Haziran, 1 Kasım 2015 seçimlerinde tuttu!..

Millet iradesi bu sefer ne der?..

Yaşayarak görmekten başka şansımız yok!..

???

Yukarıdaki satırların tümü, fikir jimnastiği ürünü… Tartışmalara zenginlik katmak için sunduğumuz çalışmalara devam edelim;

“Serbestiyet.com” adlı internet sitesinde ilginç bir çeviri makale okudum. Hollanda’da yapılan genel seçimlerde, seçimin yıldızı, büyük oy patlamasıyla seçimi ikinci sırada bitiren sosyal liberal D66 partisi oldu. Partinin kadın lideri Sigrid Kaag’ın eşi Filistinli bir doktor.

 

Makale, “Kaag, kendince doğru bildiği her şeyi çok net şekilde ortaya koydu, herkesle tartıştı, herkesi ve bütün siyasi partileri eleştirdi ve kamuoyu yoklamalarında yedinci sırada gözüken partisini Hollanda’nın ikinci partisi haline getirdi” diye başlıyor. Uzun bir yazı ama ısrarla okumanızı öneririm. Bazı kısa alıntılar yapacağım;

-Kişiliği, ailesi ve söylemi ile hem Hollanda hem de bütün Avrupa için ilginç bir figür olan Sigrid Kaag kimseden çekinmedi, kendince doğru bildiği her şeyi çok net şekilde ortaya koydu, savundu, tepkileri hiç umursamadı ve insanları etkilemeyi başardı. Net ve cesur olmayınca iki arada bir derede kalmak kaçınılmaz; Sigrid Kaag popülizme karşı sessiz kalmanın asla bir seçenek olmadığını belirtti, “otoriter ve popülist siyasetçilere karşı itirazları yüksek sesle ifade ederek bunların meşrulaşmasının muhakkak engellenmesi” gerektiğini söyledi. Neredeyse herkesle tartıştı, herkesi ve bütün siyasi partileri eleştirdi.

-Çevreci politikaları net ve güçlü şekilde savundu, ama Yeşil Sol ile tartıştı. “Siz ekonomik gerçekleri yok sayarak çevrenin korunabileceğini zannediyorsunuz. Hem ekonomiyi güçlü şekilde gözetmek, hem de çevreyi gözümüz gibi korumak zorundayız, bunun bir sentezini yapmak zorundayız” dedi.

–Klasik liberalizmin (ve iktidarın büyük ortağı başbakan Rutte’nin partisinin) laissez faire laissez passer tutumunu eleştirdi –bu ifade minimum kamu müdahalesinin savunulması anlamında “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” demek oluyor. Dezavantajlı toplumsal kesimlerin sorunlarının piyasa mekanizmasıyla çözülemeyeceğini savundu, fırsat eşitliğini sağlayacak sosyal destek programlarının şart ve elzem olduğunu belirtti. “Yardıma ve desteğe ihtiyacı olan herkese elimizi uzatmak zorundayız, gerek sosyal politikalarla gerekse eğitime çok güçlü yatırım yaparak yarışa çok gerilerden başlayan dezavantajlı toplumsal kesimler açısından eşit rekabet şartlarını sağlamalıyız” dedi. Liberalizmin klasik sloganına atıfla Laat iedereen vrij, maar niemand vallen diye başka bir sloganı öne çıkardı. “Herkes özgür olsun, ama kimse düşmesin” anlamına gelen bu ifade rekabetçi/bireyci bir anlayışı benimserken yarışta geri kalanların da ellerinden tutulması tutumunu yansıttı.

-Ailesine ilişkin değişik saldırı ve eleştirilere maruz kaldı. Sigrid Kaag’ın kocası Filistinli diş hekimi bir Müslüman, Arafat’ın ilk kabinesinde sağlık bakan yardımcılığı yapmış olan Enis El-Kak. Çiftin 4 çocuğu var; çocuklarına hem Hıristiyan/Batı hem de Müslüman/Doğu kültürlerinde ortak olan Meryem/Mariam ve Adem/Adam gibi isimler vermişler. Sigrid Kaag ailesine laf edenlerin hepsinin ağzının payını verdi; tartışmaların tamamında kibar ve nazik ama dimdik ve çok netti.

  • Abone ol