Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak


15.8.2018 - Bu Yazı 401 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin ekonomik krizi derinleşiyor ve gittikçe politik bir karakter de kazanıyor.

Ancak bu krizi anlamak ve siyasi aktörlerin nasıl bir yol haritası takip edeceğini kestirmek konusunda başta uluslararası analistler olmak üzere pek çok uzman ciddi biçimde yanılıyor.

Örneğin Rahip Brunson krizinin başına dönelim.

Pek çok uluslararası uzman – ki içinde önemli finans çevrelerine danışmanlık yapan ünlü isimler de olmak üzere – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik menfaat gerekçesi ile ABD ile anlaşacağını bekledi.

Halbuki süreç böyle gelişmedi ve Erdoğan, ABD’nin istediklerini yapmadı.

Burada kritik nokta şudur: Türkiye’yi anlamaya çalışan pek çok yerli ve yabancı uzman rasyonel tercih teorisine saplanmış durumdadır. Bu saplantı ile sürekli olarak Türkiye’de aktörlerin mutlaka belirli tipte davranacağı varsayılmakta ve beklentiler ona göre gelişmektedir.

Rasyonel tercih teorisi saplantısı ile siyasi aktörlerin mutlaka belirli bir biçimde karar alacağı varsayımı ise sonuçta Türkiye siyaseti hakkında sürekli yanlış okuma biçimleri üretmektedir.

Kısaca özetlersek rasyonel tercih modeline göre, aktörler farklı seçenekler arasında kişisel çıkarlarına en uygun olanı tercih etmek durumundadır.

Mesela buna göre pek çok uzman, en başından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rahip Brunson krizinde bir şekilde ABD ile anlaşacağını bekliyordu. Çünkü rasyonel tercih modeline göre Erdoğan’ın menfaati ABD ile krizi kısa sürede bitirmeyi gerektiriyordu.

Ama böyle olmadı, Erdoğan ABD ile krizi ciddi ekonomik faturasına rağmen devam ettirdi. Türk Lirası tarihinin en büyük değer kaybını yaşadı.

Erdoğan, Brunson’un iadesine bundan sonra elbette yeşil ışık yakabilir. Ancak bu olaydan çıkarılması gereken derslerden birisi de Türkiye’yi açıklamak için rasyonel tercih modeline saplanmanın yanlış olduğudur.

Bu teori şüphesiz önemli yaklaşımlardan birisidir ancak bütün analizlerin buna dayanılarak yapılması ciddi yanlış beklentilere yol açmaktadır.

Burada hemen hatırlatmak gerekiyor: Son derece iyi eğitim almış güçlü CV’leri olan ekonomi uzmanları, temsil ettikleri kurumların Yunanistan krizinde milyarlarca Euro para kaybetmelerine engel olamamıştı.

Kanaatimce benzer bir sorun Türkiye örneğinde de geçerli: Parlak kariyeri olan uzmanlar Türkiye siyasetini okumakta zorlanıyorlar ve bu büyük ihtimalle onların temsil ettiği kurumların para kaybetmesine yol açacak.

Böyle ürkütücü bir olasılığın nedenlerinden bir tanesi de burada altını çizmeye çalıştığım rasyonel tercih teorisine bazı ekonomi uzmanlarının neredeyse saplantı düzeyinde bağlanmış olması.

Rasyonel tercih saplantısı yüzünden uzmanlar sürekli olarak Türk siyasi aktörlerinin günün sonunda ekonomik menfaatlere göre ‘doğru’ karar alacaklarını var sayıyor.

Mesela ‘Türkiye asla sermaye kontrolü yapmaz’, ‘Türkiye asla Batı’da kopmaz’ gibi beklentiler bu saplantının tipik yansımaları.

Halbuki bu okumada ciddi teorik ve pratik yanlışlar var.

İlk olarak, şunu unutmamak gerekiyor ki Türkiye gibi ülkelerde ideoloji, kültür gibi kavramlar aktörlerin farklı rasyonalite algılarına sahip olmasına neden olur.

Daha açık yazarsak Türkiye’de siyasi aktörler, açıkça ekonomik zararlara yol açacağına bildikleri halde ideolojik nedenlerle başka türlü karar alabilirler.

Hal böyle olunca özellikle finans çevrelerine danışmanlık yapan uzmanların Türkiye’de siyaset, kültür, sosyoloji ve ekonomi ile olan karmaşık ilişkileri anlamakta zorlandığı görülmektedir.

Örneğin, rasyonel tercih kuramına göre Erdoğan’ın son Bayburt konuşması tamamen irrasyonel bir tavırdır. Halbuki, Erdoğan siyasi geleceği için ideolojik öğeleri ekonomik faktörlerin önüne nasıl koyduğunu bu konuşmada açıkça göstermiştir.

İkincisi, evrensel bir rasyonalite yoktur.

Rahip Brunson örneğine dönelim: Standart Batılı rasyonaliteye göre ekonomik sorunları büyütmemek için bu krizi hızla bitirmek Erdoğan’dan beklenen bir karardır.

Ancak Erdoğan burada farklı bir rasyonalite tercihinde bulunabilir: Yaklaşan büyük bir ekonomik krizi halka ABD’nin emperyalist saldırısı olarak sunmak için Rahip Brunson konusu büyük bir fırsat olabilir.

Böylece Erdoğan ‘biz hata yapmadık, ekonomik sorunları ABD saldırıları yüzünden yaşıyoruz’ demek fırsatını kazanmış olacaktır.

Hatta hükümeti ekonomik başarısızlığından dolayı eleştiren muhalefeti bile böylece ‘siz ülkeye saldıran emperyalistlerin tarafındasınız’ diyerek sindirilebilir.

Böylece Erdoğan, ekonomik krizin sorumluluğunu Batılı düşmanların üstüne atmak fırsatını kazanabilir.

Rasyonel tercih teorisi saplantısı yüzünden, gerek ulusal gerek uluslararası bazı uzmanların Türkiye siyasetini takip ederken daima bir makulleşme beklentisi içinde olması bütün bu faktörler göz önüne alındığında bir iyimserlik oyunudur.

Venezuela, İran hatta Macaristan ve Filipinler örneklerine bakacak olursak şunu çok açık görürüz: Bir siyasi grup, iktidarını devam ettirmek için sistemde kalmak yolunu artık imkansız görünce bilinçli olarak bütün ekonomik maliyetine rağmen sistem dışına çıkmayı tercih edebilir.

Türkiye henüz Batılı sistemin dışına çıkmamıştır. Ancak, Türkiye’nin bu sistemin merkezinden uzak sınırlarda gezdiği artık açıktır.

Eğer, Erdoğan siyasi geleceğini Batı ile kavga üzerinden tanımlarsa kararlarında birincil etmen ideolojik rasyonalite olacaktır.

“Bu çağda ideolojik rasyonaliteye yer var mı?” diye entelektüel eleştiri yapan iyi eğitim almış ekonomistler de bu soruları sormayı bırakıp Yunanistan ve Türkiye gibi yerlerde gelişmeleri yanlış okudukları için batırdıkları paraların açıklamasını yapmalılar.

.

Facebook Yorumları

Kod8
19.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8