Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir


14.12.2018 - Bu Yazı 843 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de farklı kesimden insanların terörizm suçlanıp tutuklanması karşısında pek çok kişi hemen bazı çelişkileri hatırlatıyor.

Tutuklanan insanlara yöneltilen suçların hemen hepsini daha önce devlet onaylamıştı hatta bazılarında ortaklık yapmıştı. 

Hal böyle olunca insanlar, ‘dün devletin onayladığı hatta ortak olduğu şeyleri yapanları bugün terörist suçlaması ile hapse atmak büyük çelişkidir’ mealinde yazılar yazıp duruyorlar.

Örneğin, Karar gazetesinden Yıldıray Oğur köşe yazısında yürütülen Çözüm Süreci’nde devlet ile yola çıkan, pazarlıklara katılan Kürt siyasilerin tutuklanmasının büyük bir çelişki olduğunu ifade ediyor.

Devletin bir zaman sonra fikrini değiştirip daha önce onayladığı işler ve düşünceler yüzünden insanları bugün suçlu görmesi ve tutuklatması elbette çelişkili bir durum olmakla birlikte, bunu hatırlatıp durmak Türk devlet geleneğini bilmemekten kaynaklanıyor.

Dahası, bu çelişkileri konuşmanın bir anlamı yok çünkü bizlerin çelişki olarak nitelediğimiz bu durumlar, Türk devlet geleneğinin tarihsel olarak kodlarında en üst düzeyde meşru olarak tanımlanmış tavırlar.

Durumu anlamak için Türk devlet geleneğini biraz tartışmak gerekiyor.

Normal şartlarda hukuk düzeninde içine devleti de alacak şekilde herkes hukuk önünde eşittir. Bireyler gibi devletin de mevcut hukuka uyması gerekir.

Yani hukuk düzeninde, devlet hukukun kendini bile bağlayan otonom bir alan olduğunu kabul eder. Hukuka karışamaz. Hukuk devletinde evrensel ilke açıktır: Hiç kimse hukukun üstünde değildir.

Hâlbuki Türk devlet geleneğinde her şeyin hatta hukukun da üstünde devlet vardır. Yani hukuk her şeyin üstünde değildir.

Durum sadece hukukla ilgili bir konu değildir: Türk devlet geleneği, hiçbir alana otonomi vermez aksine her alanın bir şekilde kendine bağlı olmasını ister.

Tıpkı hukuk gibi Türk geleneğinde otonom bir ekonomi alanı yahut entelektüel alan hatta dini bir alan bile yoktur.

Böylece piyasa, üniversite, medya, din ve elbette hukuk kendini sürekli olarak devletin istediği gibi düzenlemek zorundadır.

O nedenle asla bir piyasa düzeni, özgür üniversite veya sivil dindarlık olmaz.

Tıpkı bunlar gibi devlet, hukuka asla otonom bir alan vermez, kendini onunla bağlı kılmaz.

Bunun sonucu devletin taraf olduğu bir davada mahkemeler adalete göre değil maslahata yani hikmet-i hükümete göre karar alır.

Vatandaşların kendi aralarında söz konusu olan miras, kız kaçırma, ticari husumetler gibi konularda Türk mahkemeleri adalet dağıtır. Bu düzeyde bildiğimiz ilke geçerlidir: Adalet mülkün temelidir.

Ancak devletin bir şekilde karıştığı yahut taraf aldığı dava hemen nitelik değiştirir ve orada hâkimden adalete göre değil maslahata göre karar vermesi beklenir. Bu düzeyde mahkemelerde geçerli ilke şudur: Maslahat mülkün temelidir.

Bu alla Turca hukuk geleneğinin kökeni ise Türk devletinin aşkın doğasıdır. Hristiyan düşünür Augustinus’un bir kitabından esinlenerek ifade edersek Türk devleti, Tanrı-devlettir.

Dolayısıyla Türk devleti ile vatandaşları arasında, Batılı bazı ülkelerde olduğu gibi, karşılıklı hukuka dayalı bir sosyal mukavele yoktur.

Bir mukavele olmadığı için devleti sorgulamanın Türk devlet geleneğinde bir karşılığı yoktur.

Tam aksine bir kulun Tanrı karşısında durumu ne ise Türkler de devletleri karşısında öyledirler.

Tanrı, kullarının mutlak sahibidir. Onları zengin yahut fakir kılabilir. Tanrı ne yaparsa yapsın kullarına düşen O’na şükretmektir. Kullar, kendi mantıklarına göre Tanrı’yı sorgulayamaz O’nun bir icraatını eleştiremez. O’nun her tasarrufunda bir hikmet olduğunu kabul ederler.

Çünkü Tanrı’yı bağlayan otonom bir mantık çerçevesi yoktur ve Tanrı’nın yaptığı kendiliğinden en doğru olandır. 

Tıpkı bunun gibi Tanrı-devlet de vatandaşlarından kendi mantıklarına ve hukuklarına göre kendini sorgulamasına razı olmaz. Vatandaşların elinde Tanrı-devletin tasarruflarını değerlendirecek bir hukuksal mukavele yoktur.

Dolayısıyla devlet, dün doğru dediğine bugün yanlış diyebilir, dün kahraman ilan ettiğine bugün terörist diyebilir.

Tıpkı Tanrı gibi, devletin yaptığı kendiliğinden doğrudur. Devlet ne yapıyorsa o an doğru olan odur.

Vatandaşlara düşen devletin çelişkili görünen bu değişikliklerinde muhakkak bir hikmet olduğunu düşünmek ve devleti savunmaktır.

Bu nedenle devlete bugün ‘dün Barış Sürecinde beraber masaya oturduğun insanları bugün tutukluyorsun’ yahut ‘dün Gülen cemaatini sen övüyordun bugün uzaktan selam verenleri bile terörist ilan ediyorsun’ gibi çelişkilerini hatırlatıp durmak boşuna bir uğraştır.

Bu uğraşıların kök nedeninde Türkiye’de bir sosyal mukavele olduğunu düşünmek yanılsaması vardır.

Hâlbuki insanlar ve devlet arasında sosyal mukavele fikri Batılı bir düşüncedir.

Ortadoğu’da ise sosyal mukavele kavramı anayasa hareketleriyle kopyalanmış bile olsa sadece şeklen taklit edilmiştir. Vatandaşlık Batılı bir kavramdır, Şark’ta henüz tam karşılığı yoktur.

Dolayısıyla, biz aciz kullara düşen mevcut ‘sultanın’ adalete döneceği günü sabırla beklemek yahut şansımız yaver giderse hayatımızın kalan döneminde Allah’ın bizlere adil ‘sultanlar’ lütfetmesidir.

Nitekim Al-i İmran suresinde şöyle buyurulmaktadır: “Mülkü (iktidarı) dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın.”

.

Facebook Yorumları

Emlak8
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8
Emlak8.Net