Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo


25.2.2019 - Bu Yazı 1011 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krizin üç olası sonucu bulunuyor.

Birinci olasılık: IMF ile anlaşmak.

1854 Kırım Savaşı’ndan bugüne bakarsak hem Osmanlılar hem Cumhuriyet döneminde Türk devletinin aralıklarla iflas ettiğini görürüz.

Osmanlı döneminden beri, iflas edilince dış kaynak sağlayarak toparlanmak için Batı’ya yönelmek tercih edilen bir yöntemdir. Batı’dan yardım istemenin bugünkü yansıması IMF ile “Yapısal Uyum Programı” yapmaktır.

Bugünkü krizden çıkmak için Türkiye yeniden IMF kapısını çalabilir. IMF ile anlaşma yapmanın iki sonucu bulunuyor: Birincisi dış kaynak bulmak yani borçlanmak. İkincisi ise IMF üzerinden küresel ekonomik sistemin şöyle yahut böyle denetimini kabul ederek olumlu bir imaj sağlamak.

IMF, Türkiye’nin sorunlarını çözer mi? Elbette hayır. Türkiye’nin Batı destekli konsolidasyonu ekonomik bir rahatlama sağlayabilir bir de uluslararası sistemin IMF pazarlığı üzerinden talep ettiği bazı düzeltmeler kısa süreli bir uluslararası olumlu algı üretebilir.

Ne var ki, devletinin ve toplumunun temel alışkanlıkları devam edeceği için bir zaman sonra Türkiye yeniden iflas edecektir.

Ancak hakkını da yemeyelim: Önünde iflas etmiş bir dış politika varken gübre nasıl ucuza satılır diye zihni sinir konuşmalar yapan bir Dışişleri Bakanı’nın olduğu hükümetin yanında IMF daha mantıklı görülebilir.

Öte yandan IMF konusunun politik boyutu da var: Dış dünyadan büyük paralar isterseniz önünüze politik şartlar da konulur. Peki, AKP dış ekonomik kaynak için çok kısıtlı bile olsa adalet ve demokrasi konusunda reform yapacak imkâna sahip midir?

AKP şunu çok iyi bilmektedir ki Türkiye tarihinde büyük ekonomik krizler iktidarı hatta yumuşak açıdan bakarsak siyasi rejimi değiştirmiştir. Nitekim kendisi de 2001’de iflas eden Türkiye’nin IMF ile yaptığı bir anlaşmanın sonrasında iktidara oturmuştur. Bunun sonucu AKP’nin açıkça otoriterleşmeye başladığı 2009’a kadar İslamcı ve neo-liberal bir siyaset takip edilmiştir.

Ancak bugün AKP o kadar otoriter bir rejime savrulmuştur ki kısıtlı bir normalleşme bile AKP’yi sarsabilir. Başka türlü ifade edersek AKP ayakta kalmak için sürekli otoriterleşmek zorundadır.

O nedenle bugünkü AKP’nin IMF ile bir anlaşma için bile gerecek asgari düzeyde normalleşmeyi sindirebileceği konusunda ciddi şüpheler bulunmaktadır.

İkinci olasılık: Ulusal uzlaşma.

Sadece ekonomik değil pek çok diğer alanda yaşanan büyük krizleri aşmak için her kesimden seçkinler ve toplum bir araya gelerek bir uzlaşı sağlayabilir.

Türkiye’nin ciddi sorunları olduğu makul bir dille halka anlatılır. “Türkiye’nin süper bir ülke olduğu” gibi palavraların halkı uyuşturmasının önüne geçilir. Daha sonra seçkinlerin sağladığı bu uzlaşı ile on yıllık, on beş yıllık bir toplumsal ve ekonomik reform dönemine girilir. Herkes eşit biçimde fedakârlık yapar.

Bu süreçte Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre piyasa kuralları yeniden tartışılır. Piyasanın yetersiz olduğu yerde devlet üzerine düşeni yapar. Kısacası Türkiye’nin özgün koşullarına göre bir politik ve ekonomik yol haritası takip edilir. Bu yapılırken ideolojik kaprislere kapılmadan gerekirse sol gerekirse liberal yöntemlerden yararlanılır.

Ulusal uzlaşma ihtimali Türkiye’de çok düşüktür. Her siyasi grup en az iki diğer siyasi grubu terörist olarak görmektedir. Öte yandan, “Anadolu’da hoşgörü ve irfan edebiyatı” altında gizlenen ve gündelik hayatta başkasının tercihlerini yargılamak gibi mikro-faşizan bir anlayış yaygınlaşmaktadır.

Üçüncü olasılık: İslami devletçi yeni bir rejimin kurulmasına hız vermektir.

AKP, 21-23 milyon arası insanın desteğini aldığı sürece devletin bütün imkânlarını ve gücünü kullanacak pozisyonda kalmaktadır. Bu grubun kendisine desteğini devam ettirmek için AKP, kalan vatandaşların birikimini sistematik olarak aşağı doğru aktaran bir yönteme geçecektir.

Bir anlamda bu vatandaşları daha alt düzeyde bir ekonomik refahta eşitlemektir. Hâlbuki normal şartlarda bir ekonomi siyasetinin vatandaşları daha üst bir gelir düzeyinde eşitlemek olduğunu herkes bilir.

Bir yıl önce fırıncılar ağlamaktaydı unutulup gittiler. Altı ay sonra pazarcılar da unutulur. Daha sonra süpermarketler, bankalar, kargo şirketleri, benzinciler, büyük şirketler AKP’nin hedefine girecektir.

AKP her seferinde devleti araya sokarak bu saydığım alanlardaki ekonomik ilişkileri kendi seçmen tabanı lehine bozacaktır.

Pratikte fakirlik üzerinden kurulan bu yeni sözleşme, AKP’ye sandığımızdan uzun yıllar bir destek sağlayabilir. Bu fiilen bir tür “Robin Hood” siyasetidir.

Elbette bu siyasetin sonucu, AKP’nin 21-23 milyon vatandaşın desteğini sağlaması karşılığı fakirleşmek, ekonomik ilişkilerin yapısal olarak bozulmasıdır.

Bu denklem de her seferinde AKP kahraman olacak ama pazarcı, fırıncı, aracı, halci, nakliyeci, bankacı, süpermarket sahibi ise düşman olacaktır.

Buradan çıkan sonuç şudur: Birikimi ve işi olanlar bu ikisini AKP iktidarı için feda etmek zorundadırlar.

Çünkü, AKP ayakta kalmak için düzenli olarak bedava yahut ucuza hizmet ve mal dağıtmak/satmak zorundadır.

AKP’nin bir fabrika ve tarla olmadığını düşünürsek bedava dağıtılacak yahut ucuza satılacak mal başka birilerine ait olacaktır.

Böyle bir yaklaşım ise nihayet Türk tipi bir İslami devletçilik ile “taçlanacaktır.”

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive